İnsan insanın sadece sevgisine ve alakasına muhtaç.
Çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz.
Yaşarken anlaşılmaya mecburum.
Bulamadığım, bulamayacağım bir şeyi daima arıyor gibiyim.
Nedir beni mesut edecek, ne gibi bir şeydir, onu da bilmiyorum.
Unut, unutamam dediğin ne varsa hepsini unut.
Hatırlamak yorar insanı.
“Herkese bir pencere lazım, önünde oturup her şeyi unutabileceği.”
“Unut ne yaptı sana?
Unut ne söyledi?
Unut ne varsa vazgeçtiğin?
Yüzünde korkularla .
İçinde çığlıklarla.
Kalbinde simsiyahlar.
Nereye gidiyorsun?”
Yatağımın karşısında bir pencere var.
Odanın duvarları bomboş.
Nasıl yaşadım on yıl bu evde?
Bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden?
Ben ne yaptım? Kimse de uyarmadı beni.
İşte sonunda anlamsız biri oldum. İşte sonum geldi.
Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım.
Kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.
Vakit bol bundan sonra.
Vakit çok. Ölmek için de, bir şeyler yapmak için de, vakit bol, çok, çok bol.