Keşke yine genç, cahil, özgür, pervasız olsam da dünyaya merakla adım atsam, aç kalıp yol kenarında kiraz atıştırsam, dört yol ağzında “sağa mı sola mı” diye karar vermek için ceketin düğmelerini saysam! Keşke
Sanki tüm gizli köklerimle birlikte beni de yerimden söküp almışlar, acımasız çiğlikteki günışığına tükürüp atmışlar gibi hissediyordum. Etrafta günlerce dolandım ama bildiğim tanıdığım tek bir orman patikasına, aşina olduğum tek bir fındık ağacı gölgesine, haylaz oğlan günlerimden kalma tek bir meşeye rastlamadım, şehrin etrafında sadece enkazlar, çukurlar, çayır gibi biçilip geçilmiş orman yamaçları, çıplak kökleri feryat eder gibi güneşe bakan ağaç cesetleri vardı. Benimle çocukluğum arasında uçurum açılmış, yurdum eski yurt olmaktan çıkmıştı. Geçmiş yılların tatlılığı ve toyluğu pul pul döküldü üstümden, çok geçmeden de, erkek olmak ve ilk gölgeleri beni o günlerde yalayıp geçen hayatın üstesinden gelebilmek için şehri terk ettim.
Kendimi kısırdöngüdeymişim gibi hissediyorum. Sanki sürekli aynı şeyleri okuyormuşum gibi.. Sıradışı bulduğunuz birkaç kitap önerisi verebilir misiniz?