öylesine “hünerli" tarihçiler gördük ki bu imkânsız görevi yerine getirmeyi başarabildiler. Adeta şaka gibi, Öklid'den sonra doğrudan Avrupa matematiğinin başlangıcına geçerek bin yılı aşkın bir dönemi atlıyorlar. Yüzeysel bakan bir okuyucu, bu “ölümcül atlayışı" fark et miyor ve fark etse dahi ona hak ettiği önemi vermiyor; zira zihnen sözde Orta Çağ'ın karanlık olduğuna önceden hazır lanmış oluyor. İspanya'dan Hindistan'a uzanan geniş sahada Orta Çağ karanlığının yaşanmadığını bilmiyor.
Bu yöntemin esası, İslam'ın bugünü ve geçmişine ilişkin pozitif şeyler ve geliş melere sistematik bir şekilde sessiz kalınırken tüm olumsuz gelişmelerin düzenli ve detaylı bir şekilde kayıtlara geçilerek ısrarla tekrarlanmasıdır.
İşte İslam'ın bilimsel düşüncenin gelişimine katkılarına yöne lik "sessizlik kumpasına" ilişkin bir örnek.
İslam'a ilişkin bu bozuk imaj, Orta Çağ'da yaratıldı ve o dönemde Avrupa'daki çeşitli ideolojik ve siyasi güçlerin menfaati için yaşatıldı ve bugün de yaşatılmaya devam edi liyor. Başka meselelerde genellikle farklı taraflarda yer alan bu güçler, konu Islam ve Müslümanlara zarar vermek ol duğunda aynı noktada birleşiyorlar. Sözde "ilerlemecilerin" de Kilise'nin de kendilerine mahsus sebepleri vardi; impa ratorluklar ise işgal ve yağma amacıyla Doğu'ya yaptıkları seferleri barbarları medenileştirme misyonu olarak göstere biliyordu
Müslümanlar hiçbir yerde yıkım yapmadılar ve karşılaştık lan bilgi ve becerileri benimseyerek zenginleştirdiler, ileri taşıdılar. Bu genel geçer tutumun İslam'ın açık kaidelerinin ve islam'in ruhunun bir eseri olduğu kesindir. Bir Bizans hükümdarı, muzaffer bir barbar tarafından dikte edilen barıs şartlarından birinin Yunan elyazma eserlerini satın alma hak kı olduğunu gördüğünde şaşkınlığa uğramıştı. O “barbar," bir Arap komutandi.