• Sahi siz KADINLARI sevdiniz mi...? % 40 ını döverek %45 ine duygusal şiddet uygulayarak %16 sına zorla sahip olarak mı sevdiniz kadını.. Siz kadını severken saçına,yüreğine,ruhuna dokunabildiniz mi sahiden... Keşfedebildiniz mi saklı dünyasını,hayallerini,umutlarını ...
    "Ben Kadındım oysa ve öncelikle İNSAN dım ".. Ve yaşamın en güzel rengiydik siz rengimizi soldurmadan.. Papatya kokardı umutlarımız sizler pörsütüp çöpe atmadan.. Erkeğin canına can,yoluna yol,ruhuna yoldaştık sizler güvensizliği aşılamadan..
    -Çanakkale de Nezahat Onbaşı idim, -"Türk halkı Öksüz yurtsuz kalmaz" diyen ve bebeğimi emzirip size emanet eden NENE HATUN bendim
    -Sevdiği adam tarafından kafası kesilen Münevver benim...
    Bir erkeğe kadına vurmak değil vurulmak yakışır diyordu oysa şair... Siz bizi hiç sevmediniz oysa... Ya yaraladınız,ya hırpaladınız
    -bir kadını ortadan ikiye böl… yarısı annedir, yarısı çocuk, yarısı sevgili yarısı aşk...diyordu Cemal Süreyya..
    - ne çok kişi yok ölür aslında, bir kadın gittiğinde... Diyordu Bekir Coskun.
    Siz Şiirleri hiç okumadınız ve kadını hiç anlayamadınız...
    Kadınların yürekleri,dile gelmeyen mezarlık gibi bilin istedim..!!

    Alıntı
  • Sen kendinden önce kadını bil,

    Kadını bil ki toprağı bilesin.

    Özün topraktır, onun koynunda nasıl doğduğunu bil

    Seni ilk kucaklayanın kim olduğunu,

    İlk neyle doyduğunu, ağladığında nasıl sustuğunu bil.

    İçindeki merhametin kaynağı nedir,

    Bir garibe uzanan elin kıymetini bil,

    Dizindeki yaraya nefesini süren tabibini;

    Tepeden tırnağa kirlerini temizleyeni bil...

    Bir bak ömrüne, bir eteği tutmadan geçti mi?

    Bir kadının eli değmeden bir işin bitti mi?

    Kadın annedir, en çok eşindir, hakkını bil;

    Kadın dünyada beşik, ahirete eşiktir,

    İkisine uğramadan sırat bile geçilmemiştir…
  • Çünkü insanlar çevresini de kendine uygun olarak seçer. Mösyö daha akıllısını, daha gururlusunu çevresinde göremediği için tüm kadınları öyle sanıyor. Kadınların zekâ ve yetenek isteyen ve hatta tüm mesleklerde ünlü olmamasına gelince, Kadın her şeyden önce annedir. O hayatını ve tüm dikkatini büyüteceği çocuklara adamıştır. Her iş yavrusundan sonra gelir. Daha fedakâr, daha sevecendir. O dünyada en çok ihtiyaç duyulan değerlerin üreticisidir. Sevginin, özverinin ve sabrın. Eğer bir anne ise, şanda, söhrette gözü yoktur. Diğer sahalarda erkeklerle yarışmamasının, bakın yarışamamasının demiyorum, yarışmamasının sebebi de yine aynıdır. Her şeyden önce dünyanın en zor işi olan annelik görevini yüklenmiş olmasındandır.
  • Sahi siz KADINLARI sevdiniz mi...? % 40 ını döverek %45 ine duygusal şiddet uygulayarak %16 sına zorla sahip olarak mı sevdiniz kadını.. Siz kadını severken saçına,yüreğine,ruhuna dokunabildiniz mi sahiden... Keşfedebildiniz mi saklı dünyasını,hayallerini,umutlarını ...
    "Ben Kadındım oysa ve öncelikle İNSAN dım ".. Ve yaşamın en güzel rengiydik siz rengimizi soldurmadan.. Papatya kokardı umutlarımız sizler pörsütüp çöpe atmadan.. Erkeğin canına can,yoluna yol,ruhuna yoldaştık sizler güvensizliği aşılamadan..
    -Çanakkale de Nezahat Onbaşı idim, -"Türk halkı Öksüz yurtsuz kalmaz" diyen ve bebeğimi emzirip size emanet eden NENE HATUN bendim
    -Sevdiği adam tarafından kafası kesilen Münevver benim...
    Bir erkeğe kadına vurmak değil vurulmak yakışır diyordu oysa şair... Siz bizi hiç sevmediniz oysa... Ya yaraladınız,ya hırpaladınız
    -bir kadını ortadan ikiye böl… yarısı annedir, yarısı çocuk, yarısı sevgili yarısı aşk...diyordu Cemal Süreyya..
    - ne çok kişi yok ölür aslında, bir kadın gittiğinde... Diyordu Bekir Coskun.
    Siz Şiirleri hiç okumadınız ve kadını hiç anlayamadınız...
    Kadınların yürekleri,dile gelmeyen mezarlık gibi bilin istedim..!!

    Alıntı
  • 295 syf.
    ·10 günde·Beğendi·9/10
    Merhaba 1K... Öncelikle bu kitabı, yavaş yavaş, sindire sindire okuduğumu belirtmek istiyorum. Bunun nedeni, böylesine güzel bir dünya klasiğini kafamda tam olarak kavrayıp, algılayabilmekti.

    Dipnot: Kitabın sayfa sayısı 342 idi.

    Dipnot: Bu eşsiz dünya klasiğini yarım saat içinde iki kere inceledim :) Nedeni; incelememi yaptım tam kaydedicem. Telefonum çaldı. Telefonu açmadım, telefon o an da, uygulamadan çıktı. Küçük bir hayal kırıklığına uğradım. Ama sonra kitabı konsantremi bozmadan ikinci kere inceledim. Bunu dipnot olarak sizle paylaşmamın amacı, nolursa olsun hayatınızda başınıza küçük ya da büyük aksilikler de gelse, pes etmemek... "Altın kural bu".

    Romanın içinde bulunan dönemine bakacak olursak, 1815 -1830'lu yılları kapsayan Fransa'da Bourbon Hanedanlığının aristokratik yönetim anlayışını ele alıyor.

    Roman, Felix'in "yasak aşkı" olan Henriette'ye mektup yazmasıyla başlıyor.

    Romanın karakterlerinden ilki: Felix, zengin bir ailenin çocuğu. Ancak cocukluğundan beri ailesinden sevgi ve şefkat görmemiş, devamlı yatılı okullarda büyümüş bir gençtir. Çocukluğu böyle karamsar, üzücü, endişeli bir şekilde üstüne üstelik kocaman derin bir boşlukta geçmiş.

    İkinci roman karakterimizin adı, Henriette, bu karakterde tıpkı Felix gibi zor bir çocukluk geçirmiş. Ve Felix gibi ailesi tarafından aile sevgisi ve şefkatiyle yetişememiş evli bir kızı olan bir kadın karakterdir.

    Üçüncü roman kadın karakterimizin adı da; Leydi Dudley, Felix ve Henriette'den farklı olarak bir yaşam sürmüş. En azından diğer karakterlerimiz gibi zor bir yaşam sürmemiş.

    Romanın ana konusu, Felix ve Henriette'nin yasak aşkı. Çünkü Henriette evli ve bir kızı olan annedir. Ancak Henriette, evliliğinden mutsuz olan bir karakterdir. Romanda, Felix'in daima kitabın başından sonuna kadar gece ve gündüz, karanlık ve aydınlık gibi hem Henriette'ye hem de Leydi Dudley'e bölünen ikircikli sevgisi anlatılıyor.
    Yazar, kitapta çoğunlukla yasak aşkı anlatıyor. Ancak içten içe de kitabın sayfalarında o dönemin Parisiyle ilgili göndermelerde de bulunuyor. Romanda yazar, aşkın yanında; o dönemin toplumsal yapısından, insanların yaşayış tarzından, aristokrasiden, ticaret hayatından da bahsediyor.

    Yazarın üslubuna değinecek olursam; Akıcı, sade, anlaşılır bir dile hakim. Ancak beni romanda çok etkileyen durum, yazarın betimleme gücü... Yazar şahsımca, romanın içinde olan olağaniçi olayları kendine özgü harikulade betimlemesiyle olağanüstü bir şekilde anlatmış. Yazarın edebi dili çok sağlam ve yazarın bu dilinin bu şekilde sağlam olması da; Felix karakterinin yasak aşkı olan Henriette'yi Vadideki Zambaklara benzetmesi ve o vadinin görseliyle, gözlem gücünü muhteşem bir şekilde, hem Felix karakteriyle yasak aşkı olan Henriette'ye aktarması, hem de okuyucuya aktarması çok çok güzeldi.

    Romanın betimlemeden sonra, cazip gelen bir yanı da; bana göre aşk mektupları oldu. Romanın içinde olan aşk mektuplarını okuyunca, etkilenmemek elde değil.
    Romanın sayfaları akıp gidiyor okurken, o okuduğum sayfalarda kitabın başından sonuna kadar, küllerimden doğdum adeta:) Çünkü roman beni çok etkiledi. Hem olay örgüsü bakımından hem yazarın edebi dili hem de, kitap bende kafama balyoz yemiş etkisi bıraktı. Kitabın bende etkisi böylesine derin ve güçlüydü. Romanın şu yanını çok sevdim. Roman sayfalar içinde okuyucuyu bolca düşündürüyor, merak ettiriyor ve şaşırtıyor. Yazar şahsımca, romandaki karakterler aracılığıyla, okuyucunun empati yeteneğini daha çok geliştiriyor.

    Harikulade bir dünya klasiği okudum. Romanı okurken hiç sıkılmadım, kitap yormadı beni. Yazarın gözlem gücüne, betimleme tasvirine hayran kaldım. Siz değerli 1K okuyucularına bu muhteşem dünya klasiğini dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. Okuyalım, okutalım, efendim! Kitapla kalın :)
  • 208 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Nazan ve Kenan birbirlerini severek evlenmişlerdir. Her şey çok güzel ilerlemekteyken Kenan işten çıkartılır ve evin geçimini Nazan üstlenir fakat oda hamiledir ve bir kaç ay sonra işten ayrılmak zorunda kalır bu arada Kenan İzmir'de maaşı güzel olan bir iş bulur ve çalışmak için oraya gider Nazan bir süre Kenan'ın ailesiyle yaşar bir süre sonra Kenan evini taşır ve aile olarak kaldıkları yerden hayata devam ederler günlerden bir gün Nazan kızı rahatsızlanınca doktordan randevu alır ve kızını götürür yapılan tahlil ve tetkikler sonucu Şevvalin tedavisi olmayan böbrek hastalığına yakalandığı anlaşılır. Karı koca bunu kızlarına konduramaz ve başka bir doktora giderler o doktorda aynı teşhisi koyunca Şevval iyi bir tedavi ve bakıma alınır bu süreçte hastalığın seyrine göre hastanede yatmaları gerekir
    Günler bu şekilde geçerken Kenan bir anda değişmiş değişik huy ve adetler edinmiştir eve geç gelmekte ne çocukla ne Nazanla ilgilenmektedir evi otel gibi kullanmakta Nazan bir şey diyecek olsa ona şiddet uygulamaktan çekinmemektedir.
    Yine hastaneden taburcu oldukları bir gün eve geldiğinde Nazan Kenanın kumar borcu için bileziklerini ondan habersiz ve izni olmadan sattığını öğrenir ve büyük kıyamet kopar
    Bakalım Nazan tüm çabalarına rağmen evliliğini kurtarabilecek mi En önemlisi bundan sonraki süreçte Nazan nelerle karşılaşacak

    Hayatın en büyük gerçeklerinden bahseden bir kitap okudum gerçekler ama malesef o gerçekleri kimseler görmüyor duymuyor duysa görse bile kimse kılını dahi kıpırdatmıyor Şiddet tasvip edilebilir bir olgu değildir hiç bir kadın çocuk hayvan şiddeti tacizi asla haketmiyor erkekler bu hakkı kendilerinde görüyorlar evet ama her şey biz kadınların annelerin elinde bitiyor çocuklarımıza sevgiyi yardımlaşmayı saygıyı öğretelim onları eğitelim aman erkektir yapar zihniyetinden vazgeçelim unutmayalım ki kadın annedir sevgidir en büyük saygıyı hakedendir. Bu kitabı herkesin okumasını tavsiye ederim özellikle erkeklerin ...