• Gözlerimi açtım, hep oradaymışım, oraya aitmişim sanki. Ama değilmişim de. Evhamlanmam gerekiyor gibi.. Hem de değil gibi. Korkunçtu, ama hiç korkmuyordum, niye korkunç bilmem, niye korkmam, onu da bilmem. Bildiğim birçok şey olduğunu bilerek fakat neyi bildiğimi bilmeyerek bakındım çevreme. Oraya aittim...ve değildim...her ikisinden de aynı derecede emindim.

    Karanlıktı, gölgeleri öldürecek kadar karanlıktı.

    Zaman diye bir mefhum yok. Bir insanlık masalı o. Anlayacaksın yakında.

    Bedenin algısı kapandıkça ruhun algısının açıldığından bahsetti.

    Beden, ruhun üstüne kapatılmış zırhlı bir kapak gibiymiş. Körlük, sağırlık gibi bedensel arzular ise o kapakta açılmış mermi delikleri. İnsan duyularından ne kadar çoğunu kaybederse o kadar üstün özellikle tanışırmış.

    Ölüm hali hayatta olma halinden farklı olarak ne olduğunu bilme haliydi. Öte taraf değildi, ölüm tarafı, ara taraftı. Bu nedenle ölülerle diriler kesin olarak ayrılmazdı birbirinden. Birinin bedeni toprağın üstünde olurdu, diğerininki altında. Ama ölünün ruhu dirinin ruhundan yüz bin kere daha diri oluyordu. Belki çok daha diri.

    Hükmü yoktu zaman denen şeyin, hükmü olmayan şeyin varlığı zaten anlamsız varlığı anlamsız olan şeyin yokluğu zaten önemsizdi.

    Ölüm, ‘’Yaşıyorum’’ iddiasında olan kısacık dünya uykusundaki insanoğlunun bilmediği bu tarafa geçmedikçe de bilemeyeceği upuzun bir yaşama şekliydi mesela.

    Hiç aşık olmamışsa tam olur mu boş adam?

    Delirmek gerçekliğe verilebilecek en uygun tepkidir.

    Kişinin kendine ettiğini, edemez kişiye hiçbir fani..

    Şu insanlardna hangisi benim? / Hele sen şu kavgayı gürültüyü dinle/ Bakma ağzıma hem, sözüme kulak asma/ Hem sen beni elden çıktı bil..

    Kendini iyi hissetmiyordu ama kendini iyi hissetmenin nasıl bir şey olduğunu bilmediği için kendini iyi hissetmediğini de bilmiyordu.

    Haraba kul olduk bezm-i elemde/ Abad olsak da bir, olmasak da bir/ Düştük, çare nedir, dama alemde/ Azad olsak da bir olmasak da bir..

    Kendi hasretinin sebebi kendin oluyordun, başkası değil.

    Ah nice uyursun, uyanmaz mısın? Çağrışır dellallar, inanmaz mısın?

    Senin baktığına herkes bakar, gördüğünü ise bir sen görürsün.

    Diyar-ı masivadan geliriz biz/ Evvel tek idik, şimdi bir olduk biz..

    Uyan ey gözlerim, gafletten uyan/ Uyan uykusu çok gözlerim, uyan.

    Gün içinde kati delil gündür yine/ Görsen ışık nasıl vurur çehrene..

    Dibini görmediğin bir ırmağın derinliğini, düşünmekle anlayamazdın, ya oturup manyak gibi düşünecek ya da gözünü karartıp yürümeye başlayacaktın karşı kıyıya doğru. Düşüncelerin ırmağın görünmeyen yüzünü açıklayamazdı sana. Biraz bahtına biraz da hislerine güveneceksin.

    Allah’ın hayırsız işi olmaz.

    Duayı bırak, ağaç istiyorsan tohum ekeceksin.

    Ve insan, aşık olması gerektiğini akıl ettiği için aşık olmazdı. Aşık olabildiği için aşık olurdu. Aşık olmayı becerebilecek bir ruha, aşkın külfetlerini nimet bilecek bir yüreğe sahip olduğu için aşık olurdu. Diyelim cennet bu olsun… Aşık olamayan insan da buna ihtiyaç duymadığı, aşık olmayı aklıyla reddettiği için değil, olamadığı için aşık olmayı beceremediği için olmazdı. İşte bu da cehennemdi.Aşk ateşinde yananların gözünde aşk cennet, ötesi ise cehennemdi. Asıl yanmak buydu.. Neyi kaybettiğini bilmekten daha büyük bir cehennem ateşi olabilir miydi?

    Zeka neyi şad etti istikamet bozuksa? / Ölümün ötesine bakışımız var bizim.

    Hissiz olmak acı çekmekten daha iyi değil midir?

    Acı çekmek iyidir; varlığını farkında olmasını sağlar. Cehennem bile hiç olduğunu bilmediğin bir hiçliğe yeğdir.

    Hayır. İmkansız imkansızdır, mucize ise mucize. İkisinin arasında dağlar kadar fark var.

    Elinden tutup çekeceğiz seni/ İyiden de kurtulacaksın, kötüden de..

    Güneşin doğması tabiat kanunu, senin doğman eşeyli üreme, ölmen eşyanın tabiatıydı, öyle mi? Hala mucizeye inanmıyordun ya, işte mucize oydu.

    Tıpatıp sana benzeyenim ben, ağlarsan ağlayan gülersen gülen..

    Kaza ve kaderden kaçmanın tek yolu vardır: kaza ve kadere kaçmak

    Düşünmek demek akıl yürütmek demekti ve aklın uymak zorunda olduğu kurallar vardı. Bu kuralları sen icat etmediğine, her bir kuralın da ayrı bir müellifi olduğuna göre, demek ki akıl yürütürken başkalarının kurallarına göre ölçüp biçmek zorundayın. Düşünüyorum, o halde yokum! Diye acı acı alay etti kendisiyle. Demek ki düşündüğüm sürece ben ben olmamış oluyorum.

    Olacak olan oluyordu, Kader , Zül Celal’in; ‘’Böyle yazdım, böyle yapacaksın.’’ Dediği şey değildi. Senin ne yapacağını biliyorum aha da şuraya yazdım’ dediği şeydi.

    Susuzluk belki de senin canın su çekti diye değil, suyun canı sen çekti diye gelip yapışıyordu gırtlağına, suya kavuş diye susatmıyordu Allah seni, su sana kavuşsun diye susatıyordu belki de. Kahır sen hayra er diye değil, hayır sana ersin diye kahırdı demek.

    Uyuyabilseydi uyurdu, ne güzel, basar giderdi o rüyadan o rüyaya, gözünü bir açardı ki sabah olmuş, zamanda yolculuk eder gibi. Ama uyuyamayacaktı. Cin gibidydi. Canı sıkkın bir cin gibi.
    Yalnızca, içinizdeki iyilikten bahsedebilirim; kötülükten değil…

    Çünkü kötülük nedir ki, kendi açlık ve susuzluğu içinde azap çeken iyilikten başka..

    Benim ne geçmişim, ne de geleceğim var… eğer kalırsam, kalışımda bir ayrılış vardır.. Gidersem; ayrılışımda bir kalış…

    Vuslattır, terhistir, hasrettir ölüm, ak kefen giyinmiş kesrettir ölüm..

    Binlerce yıllık yolculuktan sağ çıkmış eşsiz bir kromozumun mahsülüydü o. Öyle ki, kıytırık kromozomların yanında, akıllara ziyan cüssesiyle salapuryaların arasında kendine yol açan bir buzkıran gemisi sayılırdı. Tekti. Tekten de tek. Yegane. Biricik. Eşsiz. Mahsulü de öyle olacaktı elbet.

    Belki kavuşursam üzerim dedim/ Ben senin uğruna senden vazgeçtim.

    Her kendime gelişim biraz daha acılı oluyordu, bu nedenle kendime gelmek de istemiyordum artık. Artık ne olacaksa olsun istiyordum, istiyordum ki nereye gideceksek gidelim, nerelerde kaybolacaksak kaybolalım, yanalım tütelim, nasıl biteceksek bitelim.

    Açıldık.. Yol verdik… Yol olduk.. Geçtikleri yerden kapanıp yollarının izi olduk tozu olduk, geçecekleri yerden ayrılıp yordam olduk, yön olduk.

    Bir olmanın ne olduğunu öğrenmeden Bir’e gidilemeyeceğini öğretiyordu o varlıklar bize sessizce. Biz bir olmayı öğreniyorduk. Sessizce. Dönenerek, devinerek yere basarak ve basmayarak bir yol açmaya başladık aramızda, bir gelene açar gibi. Bir ziyaretçiyi değil de bizden birini bekler gibi beklemeye başladık.
  • 200 syf.
    ·12 günde·8/10
    Doğmak; bütün acıların, mutlulukların, her türlü varoluşsal ve eylemsel duyumların nedeni, başlangıcı. Var olmanın bir üst aşaması. Sorumlusu kim bunun? Cioran şöyle diyor : Bütün suçları işlemiş olmak- baba olmak suçu dışında. Cioran bu kitabında en çok ''doğum'' konusunda düşüncelerini belirtse de ölüm, tanrı, bilinç, devlet ve uluslar hakkında da bir şeyler söylüyor. Genel olarak kısa paragraflardan (en fazla 4-5 cümle) oluşan bir kitap. Ancak cümlelerin ağırlığı kendini hissettiriyor. Oturup 10 dakika belki de tüm gün boyunca bir cümleyi düşünebiliyorsunuz kitapta. Ayrıca o kadar çok altı çizilecek cümle var ki burada alıntı olarak tüm altını çizdiklerimi paylaşmaya üşendim. 1973'te basılan kitap Cioran'ın sondan bir önceki kitabı, son kitabı Ezeli Mağlup da zaten söyleşi ve röportajlarını içeriyor. Bilmiyorum, ben tersten ilk kitabına doğru gidiyorum bakalım nasıl olacak.
  • 88 syf.
    ·18 günde·Puan vermedi
    Franz Kafka merak ettiğim bir yazardı ve en çok merak ettiğim kitabından başladım.Hamam böceklerinden çok korktuğum için ilk sayfalardaki betimlemeler tiksindirici geldi fakat anlatılanın ötesindeki mesaj acı ama gerçek hepimizin hikayesiydi. Yazarın babasıyla yaşadığı olumsuz iletişim kitabına da yansımış gibi geldi bana. Çalışkan ve aileyi ayakta tutan kahramanımız birgün işe yaramaz bir böceğe dönüşünce ailesinin onu nasıl yok saydığı ve görmek istemediği anlar üzücüydü. Bu durum bana hayatı boyunca başkaları için çalışmış çabalamış insanların üzücü hayat hikayelerini anımsattı. Belkide birçoğumuz etrafındaki yaşlı büyüklerinin işe yaramadığını düşünen, onları yok sayan ve artık onlardan kurtulmanın gerekliliğine inanan insanlara tanık olmuşuzdur. Franz Kafka işe yaramayan bir gencin kendini böcek gibi hisset(tiril)mesini anlatsa da benim aklımdan yaşlı dedeler ve nineler de geçmedi değil. Biz insanoğlu gerçekten çok acımasızız. Özellikle en yakınlarımıza karşı...
  • İnsanın kendi iç dünyasına bakmak istemediği zaman bahaneler bulması dünyanın en kolay şeyidir. Dıştan bir suçlu her zaman vardır. Suçun -ya da daha iyisi sorumluluğun- yalnızca bize ait olduğunu kabullenmek çok cesaret ister. Gene de sana söylemiş olduğum gibi, ilerleyebilmek için tek yol budur.
  • 448 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Ayfer Tunç yaratıcı yazarlık konusunda okuduğum yüzlerce Türk romancısı içerisinde çok özel bir yere sahip. Öykücü yönüyle öne çıksa da birçok öyküyü birbirine zincirleyerek oluşturduğu romanları da inanılmaz güzellikte.
    Yeşil Peri Gecesi isimli roman sayesinde tanışmıştım Ayfer Tunç’la. Roman o kadar güzeldi ki diğer tüm romanlarını da okudum sırayla. Sahip olduğu standart bir tarzla sayısız kitap yazanlardan farklı olarak neredeyse her romanında hikâyeyi farklı bir dille anlatan bir yazar buldum hep.
    Aşıklar Delidir, umduğumdan da başarılı bir roman diyebilirim. Tedavisi olmayan bir hastalığa yakalanan bir erkeğin yaşadığı aşkın hikâyesi diye yapılabilecek tanımlama aslında çok sığ kalıyor. İçindeki vurucu öyküler okuyanı oldukça etkiliyor. Yazarın sızıyı okuyucuya aktarma becerisi de ayrı bir konu. Sanki acıyı şırıngaya koymuş da okuyucunun damarına akıtıyor.
    Sonuç olarak bu romanı çok başarılı buldum. Aslında çok uzun zamandır bu kadar çarpıcı bir roman okumamıştım. Bana göre Ayfer Tunç, Türk romancıları arasında en başarılardan biri ve bu kitabı da en başarılı romanı.
  • 308 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Kitap İnceleme Yazısı
    Kitap Adı : Hukuk Politikası
    Yazarı : Kolektif Çalışma
    Editör : Prof. Dr. Ali Şafak Balı
    Yayınevi : Astana Yayınları
    Baskısı : 2016 / 301 Sayfa /16x24 Cm
    Barkodu: 9786059623032


    Politika deyince, günlük yaşamda hatıra ilk gelen siyasi çekişmeler, seçim, muhalefet ve iktidar söylemleridir. Oysa politika; bilimsel metodoloji gibi, yol, yöntem, planlama ve devamında harekete geçecek eylemleri içerir. Çok farklı kavramsal tanımları olsa da kısaca böyle özetleyebiliriz.
    Sosyal politika da, toplumsal planlama ve uygulamada çok önemlidir. Fakat, bu kavramın da içi boşaltılmış ve ilk hatıra gelen tanım, “muhtaçlara yardım” dır.
    Hukuk politikası ise, hukuk metodolojisi, felsefesi, tarihi ve sosyolojisinin uygulamaya dönüştüğü
    adeta meyvesidir. Hukuk politikası; yasaların yapımı ve uygulamasında izlenecek yol, yöntem ve ölçüler bütünüdür. Hukuk ve adalet anlayışının mutfağıdır.
    Kolektif çalışma kitaplar dikkatimi çekmiştir hep. Çünkü bir kitapta farklı kalemlerden farklı konuları toplu şekilde öğrenme imkanını buluyorsunuz.
    Bu kitapta, 11 farklı yazar, 11 konuyu detaylı şekilde anlatmış. Her konunun bitiminde ve kitabın en sonunda dikkatinizi çekebilecek, yararlanılan kaynaklar listesi var. Editörün 7 sayfalık önsözü ise kitabın özü, özeti ve amacını açıklayan nitelikte.
    Adalet kavramı, hukukun yaklaşık on amacından en önemlisidir, damarlarındaki kandır, kalbindeki duygudur, beynindeki nöronlardır. Hukuk politikası da öncelikle bu yolu düzenlemeyi, tamir etmeyi
    gaye edinmiştir. Kitabın muhatap alanı çok geniş; öğrenen-öğreten, seçen-seçilen, yöneten-yönetilen,
    suçlayan-savunan, suçlanan-hüküm veren gibi liste oluşturabiliriz.
    Ulusal ve evrensel ölçekte kanunun yapılışı, uygulanışı, toplumsal yansımaları, çelişkileri, çatışma alanları ve çözüm önerilerini bulacaksınız. Anayasa ve yasa yapımında; asli kurucu iktidar ve tali kurucu iktidar tanımları, denge-denetim mekanizmaları, toplumsal dayanışma ve ahenk arayışları
    dikkate alınarak yazılmış 11 farklı makale sizleri bekliyor kitapta.
    Kitap satışı yapılan mağazaları, kitabevlerini zaman zaman dolaşır, dikkatimi çeken kitapları alırım.
    Kitap stantlarında; edebiyat, tarih, roman, kişisel gelişim, sosyoloji, psikoloji, felsefe.. ve benzeri şekilde isimlendirilmiş raflar görebilirsiniz. Fakat “Hukuk” diye özel bir rafın olmamasına üzüldüm.
    Sordum ve mantıklı bir cevap verebilen çıkmadı. O kitapları, diğer raflara serpiştirmişler.
    Oysaki hukuk; ana bir sosyal bilim dalıdır.
    Onun da alt birimleri vardır. Hukuk sadece, Resmi Gazete’de yayınlanan kanunların kitaplaştırılmış şekli değildir. Yemek tariflerinin yapıldığı kitapların bile özel rafı var iken, “hukuk” için özel kitap rafı açılmamasına üzüldüm doğrusu. Ben çok farklı alanlarda yüzlerce kitap okuduktan sonra, 2019 yılını
    Kendime “hukuk ve adalet yılı” olarak belirleyip, okuma tercihlerimde buna yoğunlaştığımdan belki de bu hassasiyeti gösterdim. Yanılıyorsam düzeltiniz lütfen.
    Üçüncü kitabım yayınlanmak üzere ve dördüncü kitabımda ana tema; hukuk ve adalet olacak.
    İyi okumalar

    Samsun, 23.01.2019
    Ali Rıza Malkoç
    http://www.arm.web.tr
    #armozdeyis
  • 80 syf.
    "Çünkü zaten söylediğim gibi doğrudan kendimi ilgilendiren şeylere karşı bile büyük bir kayıtsızlık içindeydim."
    İşte böyle diyor kahramanımız.Etrafındakı herşeye karşı kayıtsız, insanlara ve olaylara sahte bir ilgi gösteren biri.
    "Toplum içinde olduğum zamanlarda da hayranlığımı ifade ederken yapay bir heyecan sergileyip etkileyici şeyleri abartarak içimin ne kadar hissiz ve kayıtsız olduğunu gizlemek için bir anlamda gösteri yapıyordum."

    Okuduğum kitaplarda hep kendimden bir parça ararım, beni ve duygularımı yansıtacak bir karakter...Ve o karakter işte bu.Yani önceki kayıtsız, duyarsız, bir anlamda ruhsuz adam.Okuduğum her satırda kendimi buldum adeta.

    Yazar konuyu çok güzel işlemiş. Anlatım tarzı oldukça iyi ve her satırında insanın ruhsal durumuna etki ediyor.Zaten bu yazarın en beğendiğim özelliği insan psikolojisine kitaplarında fazlasıyla yer vermesi.
    Konusu da etrafındaki herşeye kayıtsız olan birinin olağanüstü bir geceden sonra nasıl değiştiği, yaşamı, insanları nasıl sevmeye başladığıdır. Ve şöyle diyor yeni hayatında kahramanımız:Bir kez kendini bulmuş olan kişinin yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar...

    Keyifle okudum, çok sevdim ve şiddetle tavsiye ediyorum.


    Keyifli okumalar:)