Serkan Mutlu, Nuri Bilge Ceylan Sineması'ı inceledi.
11 May 17:53 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

Nuri Bilge Ceylan Sineması – Türkiyeli Bir Sinemacının Küresel Hayal Gücü

Bir Nuri Bilge Ceylan hayranı olarak kitabı çıktığı gibi edindim. Kitabın yazarlarından Bülent Diken’i Doğu-Batı dergisi için özel hazırlanan Sinema Tutkusu serisinin ikinci kitabındaki Kış Uykusu filmi üzerine yazdığı incelemeyle tanımıştım. Filmi derinlemesine inceleyen şahane bir yazıydı. Bu kitapta da yönetmenin bütün filmlerinin belli bir çatı altında incelemesi yapılmış. Ve yine doyurucu, her satırı bilgi veren bir eser ortaya çıkmış.

Bölüm bölüm incelemeye başlayalım.

GİRİŞ

Filmler incelenirken izlenen yollar ve kavramların açıklamasının yer aldığı bu bölüm es geçilmemeli.
Filmlerin analizi için beş temel tema seçilmiş. Bunlar:
1-Yersiz yurtsuzluk (…)
2-Sürekli bir ‘yokluk’ duygusu (…)
3- (…) yas, melankoli ve can sıkıntısı (…)
4-Yerinden edilmiş “sürgünler” ve dışlanmışlar(…)
5-Uluslararası bir bakışla incelemek

1-İMOGALARIN KÖKENİ-AÇILAN KOZA

Analizlere yönetmenin kısa filmiyle başlanılıyor. Bulut Dörtlemesi adı verilen (Koza-Kasaba-Mayıs Sıkıntısı-Uzak) serinin ilk filmi Koza; bireysel bellek, insan faniliği, belirsizlik, yas ve yaşam çerçevesinde analiz ediliyor.
Analizde özellikle Walter Benjamin'in çalışmalarından yararlanılmış. Koza filmini izlemememe rağmen film hakkında detaylı açıklamalarıyla kitabın anlatmak istediği net bi şekilde anladım.

2-KASABAMIZ:KASABA VE MAYIS SIKINTISI’DA SILA HASRETİ

Bölümde yer alan Koza ve Uzak bağlantıları gayet aydınlatıcıydı. Bölümün alt bölümlerinden biri olan ‘Toplanan Bulutlar’da Mayıs sıkıntısı ve Kasaba filmleri arasındaki bağ vurgulanırken, yönetmenin kendi filmini nasıl yapıbozuma uğrattığı anlatılıyor.

Bölümün en sevdiğim kısmı Uzak filminde Mahmut’un Tarkovski’nin Stalker filmini izlediği sahnenin analiziydi.

<<<Uzak’taki haliyle güler misin ağlar mısın dedirten Mahmut figürü akşamları evde televizyonda porno izleyerek geçirir; fakat sinir bozucu Yusuf İstanbul’daki amaçsız gezintilerinden, hiçbir sonuç getirmeyen aylaklıklarından döndüğünde kanalı değiştirir. Gene böyle durumların birinde, Yusuf sohbet umuduyla odada oyalanırken, Mahmut büyük Rus sinemacı AndreyTarkovski’nin Stalker/İz Sürücü filmini izler gibi yapar ve istenmeyen misafiri en sonunda yatağa gider gitmez gene tercih ettiği kanala döner. Tarkovski’nin 1979 tarihli filminden anlık görüntüler tesadüfi değildir. Hatta iki kez ironiktir: Mahmut’un sinema sanatının şaheserleri yerine gizliden gizliye pornografiyi tercih den bir sözümona sinemacı ve estet olduğunu anlamamızı sapladığı için, ve Tarkovski birçok açıdan Ceylan’ın örnek auteur’ü olduğu için. >>

3-UZAK:KIŞ MASALI

Koza hariç diğer tüm filmlerini izlemiş biri olarak benim en sevdiğim filmi ‘Uzak’ olmuştur. Nedenini tam da bilmiyorum. Bazı filmler unutulmuş bir şeylere değiyor ve hafızada kalıcı yer ediyor. Uzak hakkında çok fazla inceleme, eleştiri okudum. O yüzden bu bölüm benim için daha anlamlıydı.
Kitabın başında değindiği temalar dışına çok da çıkmadan bir analiz yapıldığından bazı şeyler yarım kalabiliyor. Zaten sadece bir filmi üzerine analiz yapılsa bu kitabın boyutu kadar her film için kitap yazmak gerekirdi.

Bölümde özellikle vurgulanan Ceylan’nın mekan tasarımıyla, insan duyguları arasında sürekli zıtlığı tercih etmesi. <<< Ceylan’ın sinematorafisinin yakaladığı şehir manzaralarının nefes kesici görsel güzelliği hem Yusuf’un ümitsiz arayışıyla hem de Mahmut’un o acınası içselleştirilmiş varoluşuyla tezat oluşturur.>>>

İki başkarakterin Yusuf ve Mahmut ‘un ortak ve farklı yerleri detaylıca vurgulanmış, birbirlerini etkisi(etkilememesi) dahilinde derinlemesine karakter analizleri yapılmıştır.
Filmin görme edimi üzerine bir ansiklopedik bilgiler içerdiği savı, birçok örnekle desteklenmiş ve iki karakter üzerinden ‘cinsiyetçilik’ kavramı analiz edilmiştir.
<<<Uzak, gizli gizli bakan, gözetleyen erkekler, baştan aşağı süzülüp gözetlenen kadınlar hakkındadır.>>>

4-İKLİMLER VE NİHİLİZM SORUNU: EKSİK MEVSİM

Bence kitabın en iyi bölümü. Özellikle son zamanlarda Nietzsche okumaları fazlasıyla yaptığımdan dolayı bölüm bana ayrı bir tat verdi. Nietzsche’nin felsefesi filmden örneklerle anlatıldığı için hem filozofu hem de filmi daha iyi anlamamı sağladı.
Nietzsche’nin aktif ve pasif nihilizm tanımlarından yola çıkarak iki başkarakter İsa ve Bahar’ın birer düşünce olarak filmde nasıl yer ettiği, Freud ve Baudrillard gibi iki büyük dehanın düşüncelerine de yer vererek anlatılıyor.

Nuri Bilge Ceylan’ın edebiyatla ilişkisi Çehov bağlamında anlatılarak, Çehov’un “Aşk Hakkında” adlı öyküsüyle İklimler filmi üzerinden karşılaştırma yapılıyor.

5-ÜÇ MAYMUN VE HAYALETSİ DÖRDÜNCÜNÜN UNUTULUŞU

Nietzsche bağlamında film incelemesi bu bölümde de devam ediyor. Üç maymun’u temsil eden karakterler detaylıca analiz ediliyor. Bloch’un “Henüz-Değil” öğretisi açıklayıcı bir anlatımla aktarılırken filmin anlatısına katkısı iyi bağlanarak, felsefe teorileri sıkmadan ele alınmış oluyor.
Kapana sıkışmışlığın anlatıldığı İsmail’in eve dönüşünü gösteren sahne incelemesi en sevdiğim kısımlardan biri oldu.
<<<İsmail sivri kısımları eve dönük tel örgüyü tırmanıp aşsa da, ima edilen kaçışı gelen bir tren tarafından engellenir. Burada tren, kısıtlı ve sıradan yaşamının demirlenmiş olmasının güçlü bir metaforudur.>>>


6-BİR ZAMANLAR ANADOLU’DA: ANTE REM, ÖÇ, HİNTERLANT VE DEDEKTİF KİŞİ

Filmlerdeki karakterlerin isimleri üzerinde en fazla durulduğu bölüm. Kenan-Kabil-Habil isimleri çerçevesinde Eski Ahit referanslarıyla film arasında ilgiler kurulmuştur. Benim açımdan önemli verilerdi çünkü filmi izlerken hiç o gözle bakmamıştım.
Cemal karakteriyle modern insan simgesi, Nusret karakteriyle de gizem ve umut arayan insan simgesi karşılaştırılmıştır.

Bu bölümde Nietzsche özellikle Deleuze’un yazdığı Nietzsche ve Felsefe kitabında belirtilen Hınç kavramıyla verilmiş. Cemal ve Nusret arasında geçen uzun bir diyalogla bu kavramlar detaylıca anlatılmıştır.

“Biri sezgiden korkar, öteki soyutlamayı hor görür; birincisi sanata ne kadar uzaksa, ikincisi de akla o kadar mesafelidir: İkisi de yaşama hükmetmeyi arzular: biri yaşamın en büyük felaketleriyle nasıl başa çıkılacağına dair bilgisiyle, bugünün yarınını da düşünerek, ihtiyatlılığı ve düzenliliğiyle, diğeri ise bu felaketleri görmeyen, hayatı ancak güzellik ve görünüm kisvesi altında gerçek addeden bir “coşkulu kahraman” olarak.” (Nietzsche- Şen Bilim )

7-KIŞ UYKUSU: TOPLUMSAL TOPOLOJİ OLARAK KAYBOLUŞ

Filmi izleyenler bilir, filmde en önemli kavramlardan biri ‘sınıf’ kavramıdır. Bu kavram etrafında para, borç ilişkisi filmde sürekli işlenir. Bir de din adamının olduğu bölümleride aklımıza getirirsek, kitabın bu bölümünde bize yardımcı olacak filazoflar kendiliğinden ortaya çıkar.
Marx veEngel’in meta kavramları, Weber’in kapitalizm ruhuna dair tartışmaları, Benjamin’in din ve kapitalizm üzerine düşüncelerine (kitabın her zaman yaptığı gibi) filmden örnekler verilerek detaylıca anlatılıyor.
Aydın karakterine odaklanan bir çok incelemenin aksine bölüm daha yan karakterlere Necla, İsmail, İlyas, Hamdi, Nihal karakterlerine odaklanıyor. Özellikle İsmail’in Necla ile olan diyalog sahnesi detaylıca anlatılmış.

Film hakkında altyazı dergisinin Nuri Bilge Ceylan’la yaptığı enfes röportajı okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
http://www.altyazi.net/...-kis-uykusu-uzerine/

Kitap bu işte. Baştanbaşa bir sinema ve felsefe ilişkisi üzerine Nuri Bilge Ceylan filmlerinin analizleriyle dolu. Tek eksik yanı Avrupa edebiyatı ve felsefesi çerçevesindeki incelemeye Avrupalı yönetmenlerle benzerlik ve farklılıkları da içeren bölümler konulmamış olması.
Öncelikle kitabı bütün Nuri Bilge Ceylan sevenlere tavsiye ederin. Bunun yanında yönetmen ve filmleri hakkında detaylı bilgi almak isteyenler ile sinema-felsefe-sosyoloji düzleminde okuma yapmak isteyenler de bu kitabı okumalı.

Serkan Mutlu, Varoluşçular Kahvesi-Özgürlük, Varoluş ve Kayısı Kokteylleri'ni inceledi.
19 Nis 12:35 · Kitabı okudu · 19 günde · Beğendi · 9/10 puan

'Sahi nedir bu varoluşçuluk"? sorusuyla başlayan kitap ünlü varoluşçu filozofların düşüncelerini onların hayatlarıyla birleştirerek anlatıyor. Hem ayrı ayrı biyografi tadında sıkmadan okunan bölümler hem de anlaşılması karmaşık gelebilecek kavramların özenle, sade bir dille anlatılması kitabı varoluşçuluk hakkında bilgi sahibi olmak isteyen kişiler için öncelikle okunması gereken bir konuma getiriyor. Sofi'nin Dünyası'nı andırdığını söyleyebilirim.

Kitapta ana hatlarda sürekli var olan filozoflar: Sartre, Simone de Beauvoir, Albert Camus, Martin Heidegger, Edmund Husserl, Karl Jaspers, Merleau Pounty .

Bu kitabı okursanız varoluşçuluk hakkında ve bu filozoflar hakkında her şeye hakim olursunuz, şeklinde bir iddia da bulunamayız. Zaten yazarın kendisi de bunu söylüyor.

Kitabın en iyi yaptığı şey: bir filozofu kavramaya çalışırken onun yapıtlarını hayat hikayesinden bağımsız ele almamamız gerektiği.

Kitap 14 bölümden oluşuyor arkasında kitapta adı geçen karakterlerin kısa bir şekilde kim olduğu anlatılmış. Kitabın en sonunda çok detaylı, gerçekten emek verilerek hazırlanmış bir dizin bulunuyor. Yani ilerde kitabı açıp Sartre'nin atom bombası hakkındaki düşüncelerini tekrar okumak isterseniz dizin bölümüne bakmanız yeterli olacaktır. (Sarte, Jean-Paul, nükleer silahlar, 242,243)
Genel anlatım şu şeklide: Filozofun hayat hikayesi-Ortaya attığı kavramların ne olduğu-Eserleri-Hayatındaki dönüm noktaları- Diğer filozofların konu hakkında görüşleri.

Kitabın içeriği yoğun olabilir ama bunu asla sıkmayan bir anlatıyla aktarıyor. Heidegger 'in Nazi yanlısı düşünce ve eylemleri , buna karşılık diğer filozofların sert tepkileri; Beauvoir'in şu anda bile cesur sayılabilecek hayatını, sürekli başkaldıran ve toplumun sinir uçlarına dokunan her konuya çomak sokuşunu merak ederek okudum. 2. Dünya Savaşının düşünce dünyasında ne gibi yenilikler ve yıkımlar getirdiğini görmek ve bir X işareti gibi düşünürlerin nasıl yer değiştirdiğine tanık olmak ilginç bir deneyimdi. Camus her zaman en sevdiğim yazarlardan olmuştur, onun Sartre ve Beauvoir'le özellikle idam konusundaki tartışmaları çok açıklayıcıydı. Casus oldukları için öldürülen Rosenberg çifti etrafında dönen protestoları okurken Sunay Akın'nın konu hakkındaki yazısını da okumanızı tavsiye ederim. Kitabın temposunun doruk noktasına çıktığı nokta Husserl 'in 40.000 sayfalık el yazmalarının Nazilerden saklanmasıydı . Arşiv oradan oraya taşınırken yaşanan anlar bir bir film tadı bırakıyor.
Kitap sonunda elimde uzunca bir okunacaklar listesi ve izlenecek filmler listesi oldu.

Nuh, Sahilde Kafka'yı inceledi.
 18 Nis 17:03 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Yaklaşık iki yıldır zaman zaman aksatsam da her gün bir film izliyorum. Tabi ki bu iki yılın öncesinde önüme gelen her filmi sorgusuz izliyordum. Ne olduğu önemli değil. Film olması yeterliydi. Varın siz düşünün ne kadar gereksiz film izlediğimi. Fakat geçen zamanla seçici olmayı öğrendim. Boşuna film izliyorum diyerek pişman olmaktansa seçici olmayı kendimce öğrenmeye çalıştım.

Şimdi dediklerinizi duyar gibiyim:"Kitap incelemesi adı altında bize niye bunları anlatıyorsun? Biz kitabı merak ediyoruz."

Bunu biliyorum ve elimden geldiğince en iyi şekilde anlatmak için bu şekilde yazıyorum. Kimi filmler vardır sadece görsellikle ön plana çıkar. Gişe rekorları kıran Avatar filmi. İnsanı yakalayan repliklerinin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Ama bize yaşattığı görsel şölen kusursuzdur. Bir de görsellikten ziyade doğallıklarıyla ön plana çıkan filmler vardır. 'American History X' gibi. CGI efektleri yoktur ama film boyunca gözünüzü bile kırpmadan izlersiniz. Son olarak bunun ikisini birden barındıran filmler vardır. Christopher Nolan'ın Kara Şovale üçlemesi gibi.
Kimisi için sadece süper kahraman filmdir. Kimisi için alt metninde felsefik temalar vardır. Sosyal mecralarda paylaşılacak onlarca replik barındırır içerisinde.
Benim en sevdiğim ise "Neden düşeriz?". İzlediyseniz bu sorunun cevabını verirken duygu patlamasına benzer hisler yaşayabilirsiniz.

Ve işte şimdi kitaba dönebiliriz. Bu kadar şeyi bir kitaba nasıl bağlayacağım? Kitap okuma alışkanlığım daha eskiye dayanır filmlere göre. Ama filmleri izledikçe
hem görsel hem de konu olarak beni sarsacak bir kitap hayal edip durdum. Burada kıyaslama yapmayacağım fakat Chuck Palahniuk beni tatmin eden yazarlardandı. Fakat Haruki ile aynı kefeye konulmayacağını biliyorum. Demek istediğim beni yakalayacak kitaplar arayışındaydım. Ta ki o kitapevine girinceye kadar. Popüler kültürün ürünlerinden olan vampir serilerinin yanından hızlı adımlarla uzaklaşıp Haruki'nin eserlerinin bulunduğu rafa geldiğimde elime aldığım ilk kitap buydu.
Sebepsizce. Ne kapağını beğenmekle ne de sayfa sayısıyla ilgisi vardı. Sadece okumam gerektiğini hissediyordum. Beni çağırdığını duyabiliyordum.
Elbet almadım o gün. Çünkü gereksiz birçok şeyde vergi indirimi yapılırken kitaplardan hiç söz etmeyip yayınevlerini cebini doldurmaya devam etmemizi istiyorlardı. O an için o miktar fazla olduğundan beklemeye istemeyerek de olsa karar verdim ve bir hafta kadar önce ikinci el olarak aldım ve beklemeden okuyup bitirdim. Beni çağırmasının sebebini anlayabilmiştim

Yukarda bahsettiğim üçüncü kategorideki filmler gibiydi. Aradığım, istediğim her şey içerisindeydi. Beethovendan Budaya, resimden dünya savaşına, felsefeden müziğe, sevgiden nefrete, özlemden acıya kadar birçok konu Harukinin kalemiyle belirli bir kurgu içerisine işlenmişti. Ana karakterimizin adı Kafka Tamura. 15 yaşında evden kaçmaya karar veriyor ve sonrasında gelişen olaylar. Elbet konu olarak bu kadar basit bir cümleyle anlatılamaz fakat size 'spoiler' vermemek adına kısaca bunu diyebiliyorum. Ayrıca Kafka'nın öyküsüne paralel olarak Nakata adlı yaşlı bir amcamızda var. Özetle iki ana karakter ve diğer yan karakterler. Birbirine paralel ilerleyen iki öykü ve bu öyküye eşlik eden yukarıda bahsettiğim konular. Hem görsel bir şölen hem de zihninize kazınacak kadar güzel alıntılar.

Ben Hüseyin Can Erkin'in çevirisiyle okudum ve son derece memnun kaldım. Yanlış bilgi vermemek adına kesin olarak demiyorum ama sanırım Haruki'nin eserlerini
sadece Hüseyin Can Erkin çeviriyor ve elbette çok da iyi yapıyor bana göre. Haruki'nin hayal gücü inanılmaza oldukça yakın. Kitapta gelişen bazı olaylar fantastik sınırları içinde fakat bu size hiç öyleymiş gibi gelmiyor. Aksine sanki normal hayatta her an yaşanabilecekmiş gibi hissediyorsunuz. Elbette bu Haruki'nin ustalığından kaynaklanıyor.

Haruki kitap boyunca bize özel bir müzik keyfi de yaşatmayı ihmal etmiyor.
Dinlemek isterseniz listeyi şuraya bırakıyorum.

- Duke Ellington
- Led Zeplin
- Beatles, Sergeant Pepper's Lonely Hearts Club Band
- Prince, Little Red Corvette, Greatest Hits
- Bob Bylan, Blonde on Blonde
- Otis Redding, Dock of the Bay
- Stan Getz, Getz/Gilberto
- Rubinstein-Heifetz-Feuermann Üçlüsü
- Beethoven, Arşidük Üçlemesi
- Mozart, Posthorn Serenadı
- Radiohead, Kid A
- John Coltrane, My Favourite Things

İnceleme gibi görünmeyen incelemenin sonuna gelirken sevdiğim yazarlar arasına Haruki Murakami'yi de eklemenin mutluluğunu yaşıyorum.
Umarım sizde benimle aynı fikirde olursunuz.

"Bendeniz Nuh, inceleme konusunda pek iddalı değilim ve okurken sizi sıktıysam kitabı okuduktan sonra bağışlayabilirsiniz."

Kitap ve en önemlisi sevgiyle kalın.

İngilizce öğrenmek isteyenler için kapsamlı bir liste.
1-Ücretsiz çevrimiçi İngilizce dersleri ve ESL / EFL kaynakları bulunan.Bunun yanında çevrimiçi egzersiz imkanı bulunduran kapsamlı bir site.
https://www.englishpage.com


2-Dünya çapında ki değerli konuşmaların yer aldığı https://www.ted.com adresinde ise altyazı seçeneği ile konuşmaları takip edebilme imkanınız bulunmaktadır. Hem İngilizce öğrenmek için hem de yeni birşeyler öğrenme açısından güzel ve kullanışlı bir site



3-Ekonomik düzeye bakılmaksızın herkesin kaliteli eğitime eşit erişimi olması gerektiğine inanan http://sozoexchange.com sitesi ise temelde telaffuz üzerine olsa da kelime öğrenilmesi için de güzel bir site.



4-İngilizce sorularla konuşma ve yazmanızı geliştirmek için http://iteslj.org/questions/ adresi tam biçilmiş kaftan.


5-Belki de benim en çok sevdiğim sitelerden biri VoScreen'dir. Yerli oluşu da bu sitenin gerçekten desteklenmesi için yeterli :) Film Skit'leri ile konuşma ve dinleme yeteneğinizi geliştirebilirsiniz aynı anda ki test seçeneği ile biraz cesaretlendiriyor.
http://www.voscreen.com


6-Rusya menşeli olan http://ororo.tv ise filmler ile birlikte İngilizce öğrenilmesi için güzel bir platforma sahip.


7-Kısa İngilizce hikayeler için ; http://www.rong-chang.com/qa2/


8-Hacettepe İngiliz dili ve edebiyatı bölümünden mezun olmuş Özer Kiraz'ın kendisinin çektiği interaktif videolar yer almaktadır. Hem sınav için hem temel dilbilgisi konularının derlemesi mevcut harika bir site. http://www.xn--konuanlatm-5ubb.comkonuanlatımı.com


9-Seviye seviye videoların listelendiği hem dilbilgisi hem de YDS için çok değerli ve güzel bir site. Özkan Çelen'e ait olan bu site bulunmaz bir kaynak. http://www.ozkancelen.com


10-İngilizce'yi İzleyerek ve Konuşarak öğreten güzel bir site.
http://tr.englishcentral.com/videos



11-Dilbilgisi, telaffuz, okuma ve dinleme uygulaması ve interaktif bir resim sözlüğü içeren kullanıcı dostu bir web sitesi. http://easyworldofenglish.com


12-Tamamıyla interaktif bir site daha çok güzel bir tarafı günlük bir programa dahil olup çalışmalarınızı düzenli şekilde yapmanıza olanak sağlıyor. http://www.manythings.org


13-Dünya çapındaki öğrenciler için bir forum. Sınavlar, dilbilgisi açıklaması ve öğrenciler için tartışma forumları içerir. Öğretmenler için, tartışma forumlarının yanı sıra tüm konularda sınıfların fikirlerinin tartışıldığı bir ortam.
http://www.eslcafe.com


14- Günümüz iş kolları/meslekler ile alakalı kısa kısa hikayelerin yer aldığı bazılarında da videoların bulunduğu güzel bir site. Özellikle YÖKDİL için kayda değer bir site. http://cdlponline.org



15-Yeni başlayanlar için pek çok dil sınavları da dahil olmak üzere her seviyedeki dilbilgisi ve kelime uygulamalarını barındıran çok güzel bir site. http://a4esl.org


16-Burası ise çocuklar için bir site, ancak yetişkinlerin de kullanamayacağını kim söyledi? Site 1'den 5'e kadar sınıf seviyesinde düzenlenen eğitim oyunları içerir ve özellikle yazım ve ses bilgisi için çok eğlenceli bir site.
http://www.abcya.com


17- Sözcük dağarcığınızı genişletmenize, matematik vb. bir çok bilim alanını kavramaya ve bilimsel araştırmaları İngilizce öğrenmenize yardımcı olacak site.
http://www.tv411.org



18-Birçok şey için etkileşimli öğreticilere sahip iyi tasarlanmış bir site. İngilizce dil öğrenenler için de, dinlemek ve okumak için hikayeler ve resim sözlükleri de dahil olmak üzere kaynakları barındırır.
http://gcflearnfree.org/everydaylife



19-Alfabeden vücut parçalarına, çiftlik hayvanlarına kadar her şeyin bulunduğu çevrimiçi bir resim sözlük. Sıradan bir sözlük değil interaktif bir sözlük bunun yanında grammer notları da bulunmakta.
http://www.languageguide.org/english



20- Dil kursuna gitmeyi zaman kaybı olarak görenler ya da vakti olmayanlar için İngilizce kursunun tamamını internete yüklendiği güzel bir site :)
http://www.free-english-study.com



"Scherlockkizm" den alıntıdır.

Büşranur Yıldırım, Harry Potter ve Azkaban Tutsağı'ı inceledi.
21 Oca 01:29 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

"Sanıyor musun ki sevdiklerimiz ölünce bizi gerçekten de terk ederler?" •
#profesordumbledore
Bazı kitaplar ya da filmler insanların içine işler. O insanlar için çok farklı bir yer eder içlerinde ve bunu kimse anlamaz ki azkaban da benim için aynı değeri taşıyor. Çok önceden filmini defalarca izlemişliğim vardı, kitap okumayı sevsem de hiç aklıma gelmemişti bu seriye başlamak. Bana göre resmen büyük bir eksiklik bu seriyi okumamak Çünkü her ne kadar çocuk kitabı görünse de, içerisinde çok şey barındırıyor. Ben bile bazen okurken şaşırıp kalıyorum. İyi ki okumaya başlamışım bu seriyi Gelelim konusuna; bu kitap da Harry, Ron ve Hermione'yi yeni bir macera bekliyor, azılı bir katil olan Sirius, Azkaban kaçmıştır ve eskiden yarım kalan işini yani Harry'i öldürmek istiyordur. İnsanlar Sirius'un Lord Voldemort'un yardımıcısı olduğunu ve Harry'in ailesini öldürmekte yardım ettiğini zannediyorlar. Fakat herşey görüldüğü gibi değil ne yazık ki, Sirius aslında Harry için çok anlam ifade eden biri ve bunu çok yalnış bir zamanda öğreniyor. Öyle güzeldi ki kitap elimden hiç bırakmadım, bitsin diye o kadar uğraştım ama keşke bitmeseydi Azkaban Tutsağı mükemmel bi kitap. Ben en sevdiğim kitaplardan biri diyebilirim tabi Sırlar Odası'ndan sonra

Sevdiğim Filmler / Ayla
Ayla
https://www.youtube.com/watch?v=ytBXzoVmiLU

"TÜRKİYE İLK DEFA OSCAR'A BU KADAR YAKIN"
Oscar'dan çok umutlu olduklarını ifade eden Uslu, "Belki de Türkiye ilk defa Oscar'a bu kadar yakın. Bu sene Oscar'a katılan filmlerde gerçek hikaye olmaması konjonktürel olarak da Ayla filminin dünyanın kanayan bir yarasına parmak basması bizi daha da şanslı yapıyor. Ben Oscar heyetinin bunu gözardı etmeyeceğini, bu insanlık hikayesi ile bütün dünyayı konuşturacağını düşünüyorum. Bu hikayenin bir milliyeti yok. Bugün dünyanın her yerinde bir savaş yaşanıyor. Savaşın mağduru binlerce çocuk oluşuyor. Ayla filmini izleyen dünyanın bütün bölgelerinden güzel yorumlar alıyoruz. Filmi Los Angeles'te izleyen bir çift Gaziantep'e gelerek savaş mağduru bir çocuğu evlat edindi. Bu kadar etkili oldu film" şeklinde konuştu.
Film, Kore Savaşı'nda yaşanan gerçek ve çok dramatik bir hikayeyi beyazperdeye taşıyacak. 1950 yılında savaşta yer alan Süleyman Astsubay savaş meydanında küçük bir kız bulur. 5 yaşındaki bu Koreli kız yetimdir ve nereye gideceğini bilmemektedir. Astsubay kızı yanına alır ve Ayla ismini verir. Birliğin neşesi haline gelen Ayla ile astsubay kısa sürede baba-kız gibi olurlar. Ancak 15 ay sonunda birliğin Türkiye'ye geri dönme kararı çıkar. Ayla'yı bırakıp dönmek istemeyen Süleyman Astsubay her yolu denese de Kore kanunlarını aşamaz. Küçük kızı geride bırakmak zorunda kalan Süleyman ve yetimlere uygulanan sisteme dahil olarak yetimhaneye verilecek olan Ayla son vedalarında tekrar bir araya gelmeye söz verirler. Yıllar ikiliyi yeniden buluşturacak mıdır?...
Yönetmen koltuğunda reklam filmleriyle dikkat çeken Can Ulkay'ın oturduğu dram filmi Ayla'nın senaryosunda ise Sınav, Uzun Hikaye, Kavak Yelleri, Doludizgin Yıllar'ın da senaristliğini yapmış Yiğit Güralp'in imzası var. Başrollerini Çetin Tekindor, Taner Birsel, İsmail Hacıoğlu ve Ali Atay'ın paylaştığı filmin kadrosunda Duygu Yetiş, Büşra Develi, Erkan Petekkaya, Esra Dermancıoğlu, Deniz Seviyesi filmindeki performansı ile Milano Uluslararası Film Festivali’ndenEn İyi Kadın Oyuncu’ ödülünü alan oyuncu Damla Sönmez, Altan Erkekli, Sinem Öztürk Uslu gibi önemli oyuncular yer alıyor. Filmin müziklerini ise Fahir Atakoğlu üstleniyor.

Sevdiğim Filmler (Fellini)
SONSUZ SOKAKLAR - LA STRADA - (1954)
http://tamfilmizle.com/...klar-la-strada-1954/

“Sonsuz Sokaklar”ı arşınlayan iki kişiden baskın olanı gösteri sanatçısı Zampano’dur. Vücuduna sardığı zincirleri kırarken, kendisine yardımcı olması için ailesinden satın aldığı Gelsomina onu asiste eder, gösteri sonrasında para toplar. Cahil, kaba saba bir adamdır Zampano, genç kadınla iletişim kurmaz, duygularını anlamaya çalışmaz, gösterilere katıldığında bile onu takdir etmez, hatta “ıssızlığın ortasında” bırakıp gider. Gelsomina’nın onsuz yaşayamadığını öğrendiğinde, Zampano’nun da hayatını sürdüremeyeceğini hissettirir Fellini; “yol arkadaşını” ve onunla arasındaki bağın gücü anlayamamasının bedelini ödeyecektir… Birbirine hiç benzemeyen, birbirini çok az tanıyan iki insan arasındaki garip bağın hikayesidir “La Strada”. Aşk mı dostluk mu olduğu belirsiz, ama güçlü bir bağlılık, hatta bağımlılık olduğu kesin bir ilişkinin analizidir. Genelde şiirsel olduğu tespiti yapılır, oysa düpedüz ağıttır…
Sinema Tarihinin En İyi 1000 Filmi” listesinde 52. sırada
Ödülleri:
En İyi Yabancı Film dalında Oskar; Özgün Senaryo dalında Oskar adaylığı
Ayrıca 6 ödül, 3 adaylık
Oyuncular: Anthony Quinn (Zampano), Giulietta Masina (Gelsomina)

Selin, Açlık Oyunları'ı inceledi.
20 Tem 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 7/10 puan

Çoğumuz Açlık Oyunları'nın ya filmini izledik ya da kitabını okuduk. Neredeyse hepimizin bu kitap serisi hakkında doğru veya yanlış bir fikri var. Bu nedenle uzun zamandır nasıl bir yorum yazsam diye kıvranıyorum.
Açlık Oyunları'nı ilk olarak birkaç yıl önce okumuştum. O zamanlar bu tür kitaplar okumaya yeni başlamıştım ve bu kitap sayesinde fantastik-distopya türünde okumaya devam ettim. (Bunu aklınızda tutun çünkü ileride bu konuya değineceğim.) İlk olarak sadece filmleri izlemiş olanlar için şunu söylemek istiyorum:

Eğer filmleri beğendiyseniz, kitapları da okumalısınız çünkü filmler, kitaplarla kıyaslandığında kesinlikle çok eksik ve berbat. Bana göre en kötü film uyarlamalarından biri. Ama lütfen kitabın Pegasus basımını alın. Çünkü Dex Yayınları, muhtemelen bütün yayın hayatı boyunca basacağı en kötü çeviriyi basmış ki, bu da beni bir diğer konu başlığına getiriyor.
Üzüntüyle söylemek zorundayım ki, altı yıllık okuma hayatım boyunca gördüğüm en kötü çeviriydi. Üzüntüyle söylüyorum çünkü bu çeviri isimlerinin üstünde büyük bir leke olarak kalacak. Yazının başında bu kitap sayesinde fantastik-distopya türünü okumaya devam ettiğimi söylemiştim. Hatırladınız mı? Ama çeviri öyle kötü ki, kitaptan nefret ettim. Kitap benim için öyle bir yere geldi ki, bir anda Açlık Oyunları ve Dünyanın En Şanslı Kızı benim için aynı değere sahip oldu. Kitabı okurken çeviri yüzünden resmen acı çektim. O anda hissettiklerim gerçekten tarifsiz. Bu konu hakkında daha fazla konuşmayacağım çünkü bu konunun üstünde ne kadar durursam, yazının nefret yazısına dönme ihtimali o kadar artıyor.
Kitaba dönecek olursak kitabın en sevdiğim yönü Katniss'in soğukluğunu çok net bir şekilde hissedebilmemiz. Favori karakterim her zaman Haymich olmuştur hatta Katniss'ı pek sevmem. Ne kadar bu kitapta göremesek de Başkan Snow'da sevdiğim karakterlerden biridir. Kitabın hoşuma gitmeyen tek tarafı biraz fazla basit yazılması. Sonuçta karakterler benden büyük değil ama bana göre yine de basit.