• Cennet İle İlgili Ayetler

    أَعُوذُ بِاللهِ السَّمِيعِ الْعَلِيمِ مِنَ الشَّيْطاَنِ الرَّجِيمِ مِنْ هَمْزِهِ وَنَفْخِهِ وَنَفْثِهِ
    بِسْمِ اللَّهِ الرَّحمن الرَّحِيم
    1) “İman edenleri ve salih amel işleyenleri müjdele ki, onlara altından nehirler akan cennetler vardır. Orada her defasında kendilerine rızık olarak bir meyve verilişinde “bu daha önce bize verilmiş olan meyve” diyecekler. Onlara benzeri verilecek. Onların tertemiz eşleri bulunacak ve orada ebedi kalacaklar.”

    Bakara 25

    2) “Demiştik ki: “Ey Âdem! Sen ve eşin cennete yerleşin ve dilediğiniz yerde onun nimetlerinden yeyin. Şu ağaca yaklaşmayın; yoksa zalimlerden olursunuz.”

    Bakara 35

    3) “İman edenler ve salih amel yapanlar ise, onlar da cennet ehlidir ve orada ebedi kalacaklardır.”

    Bakara 82

    4) “Yoksa siz sizden evvel gelip geçen, hatta Rasulleri, beraberindeki mü’minlerle birlikte “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek kadar sıkıntılara ve acılara maruz kalıp sarsılanların hali, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sanıyorsunuz? Dikkat! Allah’ın yardımı yakındır.”

    Bakara 214

    5) “İman etmedikçe müşrik kadınlarla evlenmeyin. Mü’min bir cariye, hoşunuza gitse bile, müşrik bir kadından hayırlıdır. İman etmedikçe müşrik erkeklerle evlendirmeyin. Mü’min bir köle, hoşunuza gitse bile, bir müşrikten daha hayırlıdır. Bunlar cehenneme çağırırlar; Allah da, izniyle cennete ve mağfirete çağırır. İşte Allah, düşünüp ibret alsınlar diye ayetlerini insanlara böyle açıklar.”

    Bakara 221

    6) “…Takvaya erenler için, altından ırmaklar akan içinde ebedi kalacakları cennetler vardır. Tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır. Allah kullarını hakkıyla görendir.”

    Âl-i İmran 15

    7) “Yüzleri beyazlaşanlar ise, Allah’ın rahmeti içindedirler. Orada onlar daimidirler.”

    Âl-i İmran 107

    8) “Rabbinizden gelecek olan mağfirete ve takva sahipleri için hazırlanan genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun.”

    Âl-i İmran 133

    9) “…Rableri tarafından bağışlanmak ve altlarından ırmaklar akan daimi kalacakları cennetlerdir. Böyle amel edenlerin mükâfatı ne güzeldir!”

    Âl-i İmran 136

    10) “Her nefis ölümü tadacaktır. Kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı mutlaka verilecektir. Kim ateşten kurtarılıp cennete sokulursa, o muhakkak kurtuluşa ermiştir. Zaten dünya hayatı aldatıcı bir metadan başka bir şey değildir.”

    Âl-i İmran 185

    11) “…Hicret edenlerin, ülkelerinden sürülüp çıkarılanların, benim yolumda eziyet çekenlerin, savaşanların ve öldürülenlerin Allah katında sevabı olarak, kusurlarını mutlaka örteceğim ve onları, altından ırmaklar akan cennetlere sokacağım.”buyurur. Mükâfatın en güzeli Allah katındadır.”

    Âl-i İmran 195

    12) “Oysa Rablerinden sakınanlar için Rableri katında bir ikram olmak üzere, içinde daimi kalacakları altından ırmaklar akan cennetler vardır. İyiler için Allah katında mükâfat daha hayırlıdır.”

    Âl-i İmran 198

    13) “...Kim Allah’a ve Rasulüne itaat ederse, O da onu içinde daimi kalacağı altından ırmaklar akan cennetlere sokar, bu da en büyük kurtuluştur.”

    Nisa 13

    14) “İman eden ve salih amel işleyenleri ise, altından ırmaklar akan, içinde daimi kalacakları cennetlere sokacağız. Onlar için orada tertemiz eşler vardır. Onları koyu gölgeliklere sokacağız.”

    Nisa 57

    15) “Erkek olsun, kadın olsun her kim, mü’min olarak salih amel işlerse, işte böyleleri cennete girerler ve zerrece haksızlığa uğramazlar.”

    Nisa 124

    16) “Allah, İsrailoğullarından da söz almıştı. İçlerinden on iki kefil göstermiştik. Allah şöyle demişti: Ben muhakkak sizinle beraberim. Namazı kıldığınız, zekâtı verdiğiniz, rasulüme iman ettiğiniz ve onlara yardımda bulunduğunuz, Allah’a güzel borç verdiğiniz takdirde günahlarınızı mutlaka örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Fakat sizden her kim de bundan sonra küfrederse, dosdoğru yoldan sapmış olur.”

    Maide 12

    17) “Hâlbuki kitab ehli iman etmiş ve sakınmış olsalardı kötülüklerini örter ve muhakkak onları nimeti bol olan cennetlere sokardık.”

    Maide 65

    18) “Rabbimizin bizi salih kişilerle birlikte (cennete) sokmasını dileyip dururken, neden Allah’a ve hak olarak bize gelen şeylere iman etmeyelim?” İşte onların bu söylediklerinden dolayıdır ki, Allah onları, içinde daimi kalacakları altından ırmaklar akan cennetlerle mükâfatlandırmıştır. Zaten iyi davrananların mükâfatı da budur.”

    Maide 8485

    19) “Allah buyurdu ki: “İşte bugün, doğrulara doğruluklarının fayda sağlayacağı gündür. Onlar için, içinde ebediyyen kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler vardır...”

    Maide 119

    20) “(Rabbi şeytana şöyle) buyurmuştu: “Yerilmiş ve kovulmuş olarak cennetten çık. İnsanlardan her kim sana uyarsa, muhakkak cehennemi hep sizlerle dolduracağım.”

    A’raf 18

    21) “Böylece onları (şeytan) hile ile indirmişti. Âdem ve eşi, ağacı tattıkları anda, avret yerleri kendilerine görünmüş, onlar da cennet yapraklarından üzerlerine örtmeye başlamışlardı. Rableri onlara şöyle hitap etmişti: “Bu ağaçtan sizi men etmedim mi? Şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?”

    A’raf 22

    22) “Ey Âdemoğulları! Şeytan, ana ve babanızın avret yerlerini birbirine göstermek için üzerlerinden elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, size de bela olmasın; zira o ve kabilesi, sizi sizin onları görmeyeceğiniz yerlerden görürler. Şüphesiz ki biz şeytanları iman etmeyenlere dost kılmışızdır.”

    A’raf 27

    23) “Şüphesiz, ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara karşı büyüklük taslayanlar için gökyüzü kapıları açılmaz ve deve iğne deliğinden geçmedikçe cennete giremezler. İşte biz suçluları böyle cezalandırırız.”

    A’raf 40

    24) “İman edenler ve salih amel işleyenler ki biz hiç kimseye gücünün üstünde bir şey teklif etmeyiz bunlar cennet ehlidir ve orada ebedidirler.”

    A’raf 42

    25) “Göğüslerinde kinden ne varsa çekip almışızdır. Altlarından ırmaklar akar. “Bunun için bize hidayet eden Allah’a hamd olsun. Eğer Allah bize hidayet etmeseydi, kendi başımıza hidayete ermiş olamazdık. Rabbimizin elçileri hakkı getirmişlerdir” derler. Onlara da:

    “İşte işlemiş olduğunuz ameller sebebiyle size miras olarak verilen cennet budur” diye seslenilir.”

    A’raf 43

    26) “Cennet ehli, cehennem ehline “Rabbimizin bize va’dettiğini biz gerçek bulduk; siz de Rabbinizin va’dettiğini gerçek buldunuz mu?” diye hitap ederler. Onlar “evet” derler. Bunun üzerine bir münadi “Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir” diye aralarında nida eder.”

    A’raf 44

    27) “Cennet ehli ile cehennem ehli arasında bir perde ve a’raf üzerinde ise, her iki tarafı da simalarından tanıyan, cennete henüz girmemiş fakat girmeyi şiddetle arzu eden adamlar vardır ve cennet ehline “selamun aleykum” diye seslenirler.”

    A’raf 46

    28) “Allah’ın hiçbir rahmete nail etmeyeceğine yemin ettiğiniz kimseler bunlar mı? Girin cennete! Size hiçbir korku yoktur, üzüntü duyacak da değilsiniz.”

    A’raf 49

    29) “Cehennem ehli, cennet ehline “Sudan yahut Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden biraz da bize akıtın” diye seslenirler. Fakat onlar: “Allah her ikisini de kâfirlere haram kıldı” derler.”

    A’raf 50

    30) “Rableri onlara, kendi katından bir rahmet, bir hoşnutluk ve içinde hiç tükenmeyecek nimetler bulunan cennetler müjdelemektedir.”

    Tevbe 21

    31) “Orada daimi ve ebedidirler. Şüphesiz en büyük mükâfat Allah katındadır.”

    Tevbe 22

    32) “Allah, mü’min erkek ve mü’min kadınlara içinde daimi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler, Adn cennetlerinde güzel meskenler va’detmiştir...”

    Tevbe 72

    33) “Allah onlar için, içinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır...”

    Tevbe 89

    34) “Muhacirler ve Ensardan yarışanların öncüleriyle, onlara güzellikle tabi olanlardan Allah razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. Allah onlara, içinde daimi kalacakları altından ırmaklar akan cennetler va’detmiştir. İşte bu en büyük kurtuluştur.”

    Tevbe 100

    35) “Şüphesiz Allah mü’minlerden canlarını ve mallarını, karşılığı cennet olarak satın almıştır. Onlar Allah’ın yolunda savaşırlar, ölürler veya öldürürler. (Bu) Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da Allah’ın üzerine hak bir va’ddir. Allah’tan daha çok kim ahdini yerine getirir ki? O halde yaptığınız bu alışveriş dolayısıyla sevinin! İşte en büyük kurtuluş budur.”

    Tevbe 111

    36) “İman edenler ve salih amel işleyenler ise, imanlarına karşılık Rableri onları, kendilerini altından ırmaklar akan nimetlerine götürecek olan doğru yola iletir.”

    Yunus 9

    37) “Oradaki duaları: “Allah’ım, seni tenzih ederiz”, oradaki temennileri “selam” ve son duaları da “hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur” sözleridir.”

    Yunus 10

    38) “Güzel amel işleyenlere, daha iyisi ve bir de “ziyade” vardır. Onların yüzlerine ne bir toz bulaşır, ne de zillet. İşte asıl cennet ehli bunlardır ve orada daimidirler.”

    Yunus 26

    39) “İman edenler ve salih amel işleyenler, huşu içinde Rablerine boyun eğenler ise, işte asıl cennet ehli bunlardır ve orada daimidirler.”

    Hud 23

    40) “Mutlu olanlara gelince, onlar da cennette olup, Rabbinin dilemesi dışında, gökler ve yer durduğu sürece, kesintisiz bir ihsan olarak orada daimidirler.”

    Hud 108

    41) “Onların salih amel işleyen atalarının, zevcelerinin ve çocuklarının girecekleri yer Adn cennetleridir. Orada melekler de her kapıdan yanlarına girerler.”

    Ra’d 23

    42) “Sabretmiş olmanız dolayısıyla selamette olunuz. Dünyanın akıbeti olan bu cennet ne güzel!” diyeceklerdir.”

    Ra’d 24

    43) “Allah’tan korkanlara va’dolunan cennetin sıfatı: Altından ırmaklar akar, yiyeceği ve gölgesi daimidir. Bu sakınanların akıbetidir...”

    Ra’d 35

    44) “İman edenler ve sahih amel işleyenler, Rabbinin izniyle, içinde daimi kalacakları altından ırmaklar akan cennetlere girdirilirler. Oradaki temennileri selamdır.”

    İbrahim 23

    45) “Allah’tan sakınanlar ise, cennetlerde ve pınar başlarındadır. Onlara “selametle ve güven içinde oraya girin” denir. Göğüslerindeki kini çıkarıp attık. Birbirinin kardeşleri olarak karşılıklı sedirler üzerindedirler. Orada onlara hiçbir güçlük dokunmaz. Oradan çıkarılacak da değillerdir.”

    Hicr 45-48

    46) “O girdikleri yer, Adn cennetleridir ki, altından ırmaklar akar. Onlar için orada diledikleri her şey vardır. İşte Allah, kendisinden korkanları böyle mükâfatlandırır.”

    Nahl 31

    47) “Melekler iyi kimseler olarak canlarını aldıkları bu kimselere “Allah’ın selamı üzerinize olsun. Yapmış olduklarınıza karşılık cennete girin” derler.”

    Nahl 32

    48) “İman edenler ve salih amel işleyenler ise, biz amellerini iyi işleyenlerin ecrini elbette zayi etmeyiz. İşte böyleleri için, altından ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada altın bilezik takınırlar, sedirler üzerinde oturmuş oldukları halde, ince ve kalın ipekten yeşil bir elbise giyerler. Ne güzel sevab ve ne güzel dayanak!”

    Kehf 3031

    49) “İman edenler ve salih amel işleyenler ise, onlar için kalacak Firdevs cennetleri vardır. Orada daimidirler. Oradan hiç ayrılmak istemezler.”

    Kehf 107, 108

    50) “Ancak tevbe edenler, iman edenler ve salih amel işleyenler, işte bunlar cennete girecekler ve hiç haksızlığa uğramayacaklardır.”

    Meryem 60

    51) “(Onların girecekleri bu cennet) Adn cennetleri olup, Rahman’ın kullarına gaybdeki va’didir. Onun va’di mutlaka yerine gelir.”

    Meryem 61

    52) “Orada boş söz değil, ancak selam işitirler. Sabahakşam rızıklarını da orada hazır bulurlar. İşte kullarımızdan Allah korkusuna sahip olanları mirasçı kıldığımız cennet budur.”

    Meryem 62, 63

    53) “Kim de ona iyi amel işlemiş bir mü’min olarak gelirse, işte böyleleri için en yüksek dereceler vardır. İçinde daimi kalacakları, altından ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Bu temizlenenlerin mükâfatıdır.

    Ta-Ha 75, 76

    54) “Âdem’e demiştik ki: “Ey Âdem! Bu, senin ve eşin için bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın; yoksa bedbaht olursunuz. Cennette sana ne acıkma vardır, ne de çıplak kalma.”

    Ta-Ha 117, 118

    55) “Orada ne susarsın, ne de güneş altında kalırsın.”

    Ta-Ha 119

    56) “Bunun üzerine Âdem ve eşi ağaçtan yemişler, ayıp yerleri kendilerine görününce de cennet yapraklarıyla üzerlerini örtmeye başlamışlardı. Âdem Rabbine karşı gelmiş ve yolunu şaşırmıştı.”

    Ta-Ha 121

    57) “Allah, iman edenleri ve salih amel işleyenleri altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Allah şüphesiz istediğini yapar.”

    Hacc 14

    58) “İman edenleri ve salih amel işleyenleri ise Allah, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Orada altın ve inciden bilezikler takınırlar. Oradaki elbiseleri de ipektir.”

    Hacc 23

    59) “İşte o gün hükümranlık yalnız Allah’a mahsustur, aralarında O hüküm verir. İman edenler ve salih amel işleyenler nimet cennetlerindedir.”

    Hacc 56

    60) “Bunlar (mü’minler) Firdevs cennetlerine varis olacaklar ve orada ebedi kalacaklardır.”

    Mü’minun 11

    61) “Dilediği takdirde sana bundan daha hayırlısını; altından ırmaklar akan cennetleri veren ve senin için köşkler yapan Allah çok yücedir.”

    Furkan 10

    62) “De ki: Şimdi bu mu hayırlıdır yoksa Allah’tan sakınanlara va’dolunan ve onlar için bir mükâfat ve varılacak yer olan ebedi cennet mi? Orada diledikleri her şey, ebedi oldukları halde Rablerinin kendisinden istenen bir va’di olarak onlarındır.”

    Furkan 15, 16

    63) “Cennet ehlinin ise o gün kalacakları yer daha hayırlı, dinlenecekleri mekân daha güzeldir.”

    Furkan 24

    64) “İşte bunlar sabretmeleri dolayısıyla cennette en yüksek derecelerle mükâfatlandırılacaklar ve orada esenlik ve selamet dileğiyle karşılanacaklardır. Orada ebedidirler; kalınacak ne güzel bir yer ve makam!”

    Furkan 75, 76

    65) “Beni nimet cennetlerinin varislerinden kıl. O gün cennet Allah’tan korkanlara yaklaştırılır.”

    Şuara 85, 90

    67) “İman edenleri ve salih amel işleyenleri, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetteki odalara yerleştireceğiz. Amel edenlerin mükâfatı ne güzeldir. İşte onlar sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir.”

    Ankebut 58, 59

    68) “İman edenler ve salih amel işleyenler cennet bahçelerinde neşelenirler.”

    Rum 15

    69) “İman edenler ve salih amel işleyenler için nimet cennetleri vardır.”

    Lokman 8

    70) “İman edenler ve salih amel işleyenler için, yaptıklarına karşı mükafat olarak kalınacak cennetler vardır.”

    Secde 19

    71) “Sizi bize yaklaştıracak olan ne mallarınız ve ne de evladlarınızdır. Ancak iman eden ve salih amel işleyen kimseler için böyle değil. Onlar için, yaptıklarına karşılık kat kat mükafat vardır. Onlar cennet odalarında güven içindedirler.”

    Sebe 37

    72) “Sonra bu kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere miras olarak bıraktık. Şu var ki onların içinde kendisine zulmeden de vardır, mutedil olan da vardır ve Allah’ın izniyle hayır işlerinde koşturan da. İşte bu miras Allah’tan büyük bir lütuftur. Bu mirasa konanlar Adn cennetine girerler. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler. Oradaki elbiseleri de ipektir.”

    Fatır 32, 33

    73) “Derler ki: “Korkuyu bizden gideren Allah’a hamd olsun. Şüphe yoktur ki Rabbimiz çok bağışlayıcıdır, çok ihsan edicidir. Çünkü lütfu ile bizi temelli kalınacak olan cennete yerleştirecek olan O’dur. Bize orada ne bir yorgunluk dokunur, ne de bir usanç gelir.”

    Fatır 34, 35

    74) “O gün cennet ehli zevk ile meşguldür. Onlar ve eşleri gölgeliklerde, süslü sedirler üzerinde yaslanmışlardır. Orada onlar için meyvalar vardır, onlar için istedikleri her şey vardır. Bir de, çok merhametli olan Rabden sözlü selam...”

    Yasin 55-58

    75) “...Amellerinde ihlâs sahibi olan Allah’ın kulları... İşte onlar için belirli bir rızık ve meyveler vardır. Onlar nimet cennetlerinde, karşılıklı sedirler üzerinde ikram olunurlar.”

    Saffat 40-44

    76) “Bu bir hatırlatmadır. Allah’tan korkanlar için güzel bir gelecek vardır. O da kendileri için kapıları açılmış Adn cennetleridir. Orada sedirlere yaslanmış olarak çeşitli meyveler ve içecekler isterler. Yanlarında, gözlerini yalnızca eşlerine çevirmiş yaşıt olan kadınlar vardır. İşte bu, hesap günü için size va’dolunandır. Şüphesiz ki bunlar tükenişi olmayan rızıklardır.

    Sad 49-54

    77) “Fakat Rablerinden korkanlar için, cennette altından ırmaklar akan kat kat inşa edilmiş odalar vardır.”

    Zümer 20

    78) “Rablerinden korkanlar da bölük bölük cennete sevk olunurlar. Oraya geldikleri ve kapıları açıldığı zaman, bekçileri onlara der ki: Selam size, hoş geldiniz. Artık ebediyyen kalmak üzere cennete girin. Onlar da şöyle derler: “Verdiği sözde bize sadık olan ve cennetin dilediğimiz yerinde yerleşelim diye arzı bize miras bırakan Allah’a hamd olsun. İyi amel sahiplerinin mükâfatı ne güzeldir!”

    Zümer 73, 74

    79) “…Rabbimiz! Onları, atalarından, eşlerinden ve soylarından iyi olanları, kendilerine va’dettiğin Adn cennetlerine koy. Şüphe yoktur ki daima galip olan, hikmet sahibi olan sensin.”

    Mü’min 78

    80) “Kim bir kötülük işlerse ancak misliyle cezalandırılır. Erkek veya kadın, mü’min olarak, kim de salih amel işlerse işte bunlar, içinde hesapsız rızıklanacakları cennete girer.”

    Mü’min 40

    81) “Muhakkak ki “Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar üzerine melekler iner, onlara: “Korkmayın, üzülmeyin size va’dolunan cennetle sevinin,” derler.”

    Fussilet 30

    82) “…İman edenler ve salih amel işleyenler ise cennet bahçelerindedirler. Onlar için Rableri katında diledikleri her şey vardır. Bu büyük bir lütuftur.”

    Şura 22

    83) “Allah o sakınanlara şöyle buyurur: “Ey kullarım! Bugün size hiçbir korku yoktur. Mahzun olacaklar da sizler değilsiniz.” Bunlar ayetlerimize iman edenler ve müslüman olanlardır. Onlara denir ki: “Siz ve eşleriniz sevinçli bir halde cennete girin.”

    Önlerinde altın kadehler ve tepsiler dolaştırılır. İçlerinde nefislerinin çektiği, canlarının ve gözlerinin hoşlandığı her şey vardır. Onlara: “Siz orada ebedisiniz,”denilir.”

    Zuhruf 68-71

    84) “Yapmış olduklarınıza karşılık size miras bırakılan cennet işte budur. Sizin için orada yiyeceğiniz pek çok meyveler vardır.”denir.”

    Zuhruf 72, 73

    85) “Rabbimiz Allah’tır” diyen, sonra dosdoğru olanlara hiçbir korku yoktur. Mahzun olacak da onlar değildir. Bunlar cennet ehli olup yapmış olduklarına mükâfat olarak ebedi kalacaklardır.”

    Ahkaf 13, 14

    86) “Allah’a iman edenleri ve salih amel işleyenleri altından ırmaklar akan cennetlere sokar...”

    Muhammed 12

    87) “Allah’tan korkanlara va’dolunan ve içinde tadı ve kokusu değişmeyen sudan, tadı bozulmayan sütten, içenlere lezzet veren şaraptan ve süzme baldan ırmaklar, her çeşit meyveler ve Rablerinden mağfiret bulunan cennetteki bir kimse, ateşte daimi olan, kaynar su içirilip de bağırsakları parça parça dökülen kimse gibi midir?”

    Muhammed 15

    88) “Mü’min erkek ve kadınları, içinde ebediyyen kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlerine koymak ve onların kötülüklerini örtmek içindir. Bu, Allah katında en büyük kurtuluş olmuştur.”

    Fetih 5

    89) “Kim Allah’a ve Rasulüne itaat ederse, Allah onu altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de yüz çevirirse, ona da çok acı bir şekilde azab eder.”

    Fetih 17

    90) “Cennet de Allah’tan sakınanlara uzak düşmeyecek şekilde yaklaştırılır. İşte bu, Allah’a her yönelen, hududuna riayet eden, görmediği halde Rahman’dan korkan ve ihlaslı bir kalp ile gelen sizlere va’dolunan cennettir. Oraya selametle girin. Bu, ölümü olmayan ebedilik günüdür. Orada diledikleri her şey vardır, yanımızda da fazlası.”

    Kaf 31-35

    91) “Allah’tan korkanlar ise, Rablerinin kendilerine verdiğini almış oldukları halde, cennetlerde ve pınar başlarındadır. Çünkü onlar, bundan önce iyi davrananlardan idiler.”

    Zariyat 15, 16

    92) “Allah’tan sakınanlar da, Rablerinin kendilerine verdikleriyle ve kendilerini cehennem azabından koruması sebebiyle sevinçli bir halde cennetlerde ve nimetler içindedirler. Onlara denir ki: “Dünyada işlemiş olduklarınıza karşılık sıra sıra dizilmiş olan sedirlere dayanmış olduğuz halde afiyetle yeyin ve için.”

    Ayrıca onları hurıiyn ile evlendiririz. İman edip de zürriyetlerinin imanda kendilerine tabi oldukları kimselere, zürriyetlerini de katarız. Amellerinden hiçbir şey eksiltmeyiz. Her kişi kendi kazandığına karşı rehindir.

    Onlara canlarının çektiği şeylerden meyve ve eti bol bol veririz. Orada bir kadeh tokuştururlar ki, bunda ne bir saçmalık ve ne de günah vardır. Etraflarında kendilerine has dizilmiş inciler gibi gılmanlar dolaşır. Birbirlerine dönüp sorarlar. Derler ki:

    “Önceden biz kendi ailemiz içinde geleceğimizden korkardık. Fakat Allah bize lütfetti ve kavurucu ateşin azabından bizi korudu. Biz önceden de ona ibadet ederdik. Çünkü O ihsanı boldur, çok merhametlidir.”

    Tur 17-28

    93) “Sidre’nin yanında da varılacak cennet vardır.”

    Necm 15

    94) “Şüphesiz takva sahipleri de, cennetlerde ve nehirlerde, kudret sahibi hükümdarın katında hoşnut olacak bir yerdedirler.”

    Kamer 54, 55

    95) “Rabbinin makamından korkanlara da iki cennet vardır: Her ikisi de çeşit çeşit ağaçlara ve meyvelere sahiptir. Her iki cennette de akıp giden iki pınar vardır. Her ikisinde de her çeşit meyveden çift çift vardır. Astarları atlastan yataklara dayanırlar. Her iki cennetin de toplanacak meyveleri çok yakındır.”

    Rahman 46-54

    96) “O cennetlerde bakışlarını yalnız eşlerine çeviren, onlardan önce hiçbir insanın ve cinin dokunmadığı kadınlar vardır. Sanki onlar yakut ve mercan gibidirler. İyiliğin karşılığı yalnız iyiliktir. Bu iki cennetten başka iki cennet daha vardır. Hem de bu iki cennet koyu yeşildir. Her ikisinde de fışkıran iki pınar vardır.”

    Rahman 56-66

    97) “Cennette yeşil yastıklara ve son derece güzel döşeklere yaslanırlar.”

    Rahman 76

    98) “Allah’a itaatte öne geçenler, O’nun rahmetinde de önde olanlardır. İşte bunlar nimet cennetinde Rableri katında gözde olanlardır. Bunların çoğu evvelkilerden, azı da sonrakilerden olup mücevherlerle örülmüş sedirler üzerinde karşılıklı yaslanmışlardır. Ölümsüzlüğe erişmiş gençler, baş ağrısı vermeyen şarap kaynağından doldurulmuş testiler, ibrikler, kadehler, beğenecekleri meyveler ve arzu ettikleri kuş etleriyle çevrelerinde dolaşırlar.

    Dünyada iken işlemiş oldukları iyi amellerine karşılık olmak üzere, saklı kalmış inciler gibi iri gözlü huriler onlarındır. Orada “selam, selam” sözünden başka ne boş ne de günaha sokacak bir söz işitirler.

    O meymenetli olanlar, ne mutludur o meymenetliler! Onlar dikensiz sedir ağaçlarının, dalları meyve dolu muz ağaçlarının, uzanmış gölgelerin, akıp duran suların, arkası kesilmeyen ve yasaklanmayan pek çok meyvenin bulunduğu cennetlerde, yükseltilmiş döşeklerdedir. Biz oradaki kadınları meymenetliler için yeniden hazırladık. Onları bakire ve eşlerine sevgiyle bağlı yaşıtlar kıldık.”

    Vakıa 10-38

    99) “Eğer ölen kişi, Allah’a yaklaştırılanlardan ise o, rahatlık, bol rızık ve nimet cennetindedir.”

    Vakıa 88, 89

    100) “Mü’min erkek ve kadınları, nurlarının önlerinden ve sağlarından koştuğunu gördüğün gün, onlara denir ki: “Sizin bugünkü müjdeniz, içinde ebediyyen kalacağınız, altından ırmaklar akan cennetlerdir. İşte asıl kurtuluş budur.

    Hadid 12

    101) Ey insanlar! Rabbinizden bir mağfirete ve genişliği gök ve yerin genişliği olup, Allah’a ve Rasulüne iman edenler için hazırlanan cennete kavuşmak için yarış edin. Bu Allah’ın dilediğine vermek istediği bir lütuftur. Allah büyük lütuf sahibidir.”

    Hadid 21

    102) Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir kavmin babaları yahut oğulları, yahut kardeşleri, yahut da akrabaları bile olsalar Allah’a ve Rasulüne karşı gelen kimselere sevgi beslediklerini göremezsin. İşte bunlar Allah’ın kalplerine iman yazdığı ve kendinden bir ruh ile kuvvetlendirdiği kimselerdir.

    Onları içinde ebediyyen kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır. İşte bunlar da Allah taraftarı olanlardır. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan hoşnut olmuşlardır. Haberiniz olsun ki asıl kurtuluşa erenler de şüphesiz Allah taraftarlarıdır.”

    Mücadele 22

    103) Cehennem ehliyle cennet ehli bir değildir. Asıl kurtuluşa erenler de cennet ehlidir.”

    Haşr 20

    104) Allah’a ve Rasulüne iman edersiniz, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda savaşırsınız. İşte bu eğer bilirseniz, sizin için daha hayırlıdır. Sizin için günahınızı bağışlar, sizi altından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki hoşa gidecek meskenlere sokar. İşte bu büyük kurtuluştur.”

    Saf 11, 12

    105) Sizi toplanma günü için toplayacağı gün, bu aldanma günüdür. Kim Allah’a iman eder ve salih amel işlerse, Allah onun günahlarını örter ve altından ırmaklar akan cennetlere sokar. İşte bu büyük kurtuluştur.”

    Teğabun 9

    106) ...İman edip salih amel işleyenleri karanlıklardan nura çıkarmak için size Allah’ın apaçık ayetlerini okuyan bir Rasul göndermiştik. Kim Allah’a iman eder ve salih amel işlerse, Allah da onu içinde ebediyyen kalacağı, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Allah ona hiç tükenmeyen rızık vermiştir.”

    Talak 11

    107) Ancak meymenetli olanlar cennetlerde suçlulara “sizi cehennem azabına sürükleyen nedir?” diye sorarlar.”

    Müddessir 39-42

    108) Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah’a tevbe edin; o zaman Rabbiniz günahlarınızı örter ve sizi, Allah’ın Nebi’si ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı gün, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. O gün onların nuru önlerinden ve yanlarından koşar, derler ki: “Rabbimiz nurumuzu tamamla ve bizi bağışla. Şüphe yoktur ki sen her şeye kadirsin.”

    Tahrim 8

    109) Allah iman edenlere de, Firavun’un karısını misal vermektedir. Hani Firavun’un karısı şöyle demişti: “Rabbim bana senin kendi yanında, cennette bir ev yap ve beni Firavun’dan ve onun işlerinden kurtar ve beni zalim kavimden kurtar.”

    Tahrim 11

    110) Ancak namazlarına devam edenler, mallarında isteyene ve iffeti dolayısıyla istemeyip ondan mahrum kalana belirli bir hak tanıyanlar, din gününü tasdik edenler, Rablerinin azabından korkanlar zira Rablerinin azabından emin olunmaz eşleri yahut elleri altında bulunan cariyeler dışındakilere karşı mahrem yerlerini koruyanlar.

    Zira eşler ve cariyeler kınanmazlar, fakat bundan ötesini arayanlar, asıl haddi aşanlardır emanetlerini ve ahitlerini yerine getirenler, şahitliklerini dosdoğru yapanlar ve namazlarını koruyanlar böyle değildir. Bunlar cennetlerde ikram olunacak kimselerdir.”

    Mearic 22-35

    111) Neden şu kâfirler sağdan soldan grup grup sana doğru koşturup geliyorlar? Onların her biri, nimet cennetine mi sokulacağını ümit ediyor?”

    Mearic 36-38

    112) Kendilerine vacip kıldıkları adağı yerine getirirler, kötülüğü yaygınlaşmış olan bir günden korkarlar. İçlerinin çekmesine rağmen, yiyeceklerini yoksula, yetime ve esire yedirirler.“Biz sizi sırf Allah’ın vechi için doyuruyoruz.

    Sizden bir karşılık ve teşekkür istemiyoruz. Biz yüzleri asıklaştıracak olan bir günde Rabbimizden korkarız”derler. Allah da onları bugünün şerrinden korur ve yüzlerine parlaklık, kalplerine de neşe verir. Sabretmiş olmaları dolayısıyla onları cennetle ve ipekle mükâfatlandırır.”

    İnsan 7-12

    113) Cennette sedirlere yaslanmış olarak, ne yakıcı güneş görürler, ne de dondurucu soğuk. Ağaçların gölgeleri üzerlerine yaklaşmış, meyvelerini toplamak da kolaylaştırılmıştır. Çevrelerinde gümüşten kaplar ve billur kâseler dolaştırılır. Gümüşten yapılmış billurlardır ki, onları ölçülü bir şekilde dolaştırırlar.”

    İnsan 13-16

    114) Orada karışımı zencebil olan bir kâseden içirilirler. O da cennette bir pınardır ki ona “Selsebil” denir. Çevrelerinde ebedileşmiş gençler dolaşır. Onları gördüğün zaman saçılmış inci sanırsın. Zaten cennette nereye baksan bir nimet ve büyük bir mülk görürsün.”

    İnsan 17-20

    116) İyiler şüphesiz nimet cennetlerindedirler.”

    İnfitar 13

    117) Şüphe yoktur ki iyiler, nimet cennetinde ve sedirler üzerinde nimetleri seyrederler. Onları yüzlerindeki nimet pırıltısından tanırsın. Onlara, bitimi misk kokan, mühürlü halis bir şarap içirilir. Yarışanlar işte bunun için yarışsınlar. Bu şarabın karışımı, cennette gözdelerin içtiği yukarıdan akan bir kaynaktır.”

    Mutaffifin 22-28

    118) İman edenlere ve salih amel işleyenlere ise, altından ırmaklar akan cennetler vardır. Bu, büyük kurtuluştur.”

    Buruc 11

    119) Yüzler vardır, o gün pırıl pırıl. Dünyadaki amelleri dolayısıyla hoşnuttur. Cennette yüksek derecelerdedir. Orada boş söz işitmezler. Orada akan kaynaklar vardır.”

    Ğaşiye 8-12

    120) Bunların Rableri katındaki mükâfatları, içinde ebediyyen kalacakları altından ırmaklar akan Adn cennetleridir…”

    Beyyine 8
  • Kadın hamile.
    Bebek erkekmiş.
    Aile mutlu, çok mutlu.

    Bebek doğdu, pipisini amcalara gösterdi.

    Amcalarda bayram sevinci.
    Dünyanın en gerekli organını gördüler çünkü.

    Bebek terledi, çırılçıplak soydular, evde, misafirlikte, mahallede böyle gezdi.
    Bu hakka sahipti çünkü pipisi vardı.

    Bebek biraz büyüdü.
    Sünnet olacak.

    Davullar, zurnalar, hediyeler...

    Çocuk düşündü:
    "Sanırım bu çok önemli bir organ.."
    Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.

    Üç beş güzel kız var gittikleri yerde, annesi babası dedi ki:
    "Hangisini alayım oğlum sana?"
    Çocuk düşündü:
    "Sanırım karşı tarafa sormaksızın seçme hakkım var."
    Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.

    Çocuk acıktı, sofrasını varsa kız kardeşleri ve annesi hazırladı.
    Yemek bitince topladılar.
    Çocuk düşündü:
    "Sanırım kızlar/kadınlar bana hizmet etmekle yükümlü."
    Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.

    Kalabalık bir yemek daveti, herkes masaya sığamayacak.
    Erkekler ve yaşlılar masaya oturdu.
    Çocuğu da masaya oturtturdular.
    Annesi ve varsa ablaları yerde oturuyordu.
    Çocuk düşündü:
    "Sanırım önemli olan erkeklerin konforu."
    Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.

    Servis yapılacak, önce erkeklere yemek verildi, erkekler yardım etmedi.
    Çocuk düşündü:
    "Sanırım öncelikli olan erkeklerin karnının doyması."
    Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.

    Çocuğun kız arkadaşı oldu.
    Bütün sülale duydu.
    Herkesin ağzı kulaklarında.
    Densiz bir amca:
    "Neler yapacan bahim gızlaraa" dedi.
    Çocuğun anne ve babası:
    "Oğlumdan iyisini mi bulacak?" dediler.
    Çocuk düşündü:
    "Sanırım en iyisini hak eden benim ve bu yüzden kızlara rızayla ya da rızasız istediğimi yapabilirim."
    Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.

    Çocuk büyüdü, arkadaşlarıyla dışarı çıktı, gezdi, eğlendi.
    Eve geç geldi, paşalar gibi karşılandı.
    Kız kardeşi eve geç geldiği için azar işitirken, dövülürken.
    Genç düşündü:
    "Sanırım eve istediğim saatte girip çıkabilirim."
    Genç bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.

    Kavga etti, ağzı burnu kan içinde.
    Annesi, babası:
    "Koçum benim, helal olsun" dedi.
    Genç düşündü:
    "Sanırım güçlüyüm ve sorunlarımı bu şekilde halledebilirim."
    Genç bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.

    Çocuk büyüdü.
    Ama bir türlü insan olamadı.
    ...
    (Alıntı)
  • 654 syf.
    ·5 günde·Beğendi·7/10
    Başta kitabın yazım dili beni çok irrite etti, Tanrısal bakış açısından okurken kitabın içine girmekte çok zorlandım. İlerleyen bölümlerde "İyiki Tanrısal bakış açısından" yazılmış dedim, çünkü karakter bakş açısından göremeyeceğimiz detayları bu yolla okuyucuya lanse etmiş. Kitaplarda kapalı kapılar ardında neler konuştuğunu ve her detayı merak eden bir okuyucu olarak kitabın bu yönünü sevdim.

    Kitabın başarında hem Gabriel'den hem Julia'dan hiç hoşlanmadım. Gabriel, dünyanın en kibirli, ukala ve titiz insanıydı. Hatta takıntı boyutundaydı. Kitabın ilerleyen bölümlerinde (ne hikmetse) birden ne kibir kaldı ne titizlik. Resmen çift kişilikli gibi yön değiştirdi davranışları. Ne kullanıyor olursa olsun, yıllarca hayalini kurduğu kızı nasıl tanıyamadı ona da hala anlam veremiyorum. Hadi tanıyamadı; Julia'nın o kız olduğunu öğrendikten sonra davranışlarındaki ani değişim, sanki Julia'yı sadece o gece için seviyormuş hissi yarattı. Julia'nın gerçekte kim olduğunu öğrendikten sonra ne öğrenci-profesör ilişkisinin önemi kaldı ne başka bir şeyin. Bunu bu kadar kolay bir kenara atabiliyorsa neden Julia'ya olan hislerini sezmeye başladıktan sonra yapmadı? Herkese aynı hisleri beslemediğini kendi söylemişti, o kadar sinir bozucu ve kırıcı olmasına gerek yoktu. Gabriel'in davranışlarındaki bu ani değişim ne kadar yapay olsa da bir kez değiştikten sonra dünyanın en özverili, en tatlı, en anlayışlı insanı oluverdi.

    Julia, dünyanın en kırılgan insanı. Biri ona dokunsa çöküverecekmiş gibi bir karakter. Hayatta zor şeyler yaşamış, evet güzel şeyler olmasını da hak ediyor, ama herkesin ona bu kadar özen göstermesi hem çok yapay hem onlar açısından çok yorucu olmalı. Ayrıca bakire oluşunun üzerinde gereğinden fazla durulduğunu düşünüyorum. Bütün kadınlar bakire doğar, ama herkes onun kadar kırılgan değil. Bu kırılganlığı ve bu "saflığı" buna bağlamaları çok yanlış. Sanki yeterince ön planda değilmiş gibi, bir de bu durumu bakire olmayan tüm kadınlar gördükleri ilk yakışıklı erkeğin üzerine atlamaya hazırmış gibi göstererek perçinlemişler. Öyle ki Gabriel artık lüks bir otel lobisinde bile rahatça gazete okuyup içki içemeyecek duruma gelmiş. Her şey seks üzerine kuruluymuş da bütün kadınlar onu avlamaya çalışıyormuş gibi...

    Kitabın bazı yerlerinde mantık hataları ve tutarsızlıklar vardı. Mesela bir bölümde Julia "Beni sevmiyor ama beni mutlu etmek onu sevindiriyor" diye düşünmüştü. Sadece kitabı biraz daha melankolik hale getirmek için yazılmış gibi...

    Genel olarak akıcı ve sürükleyciydi. Öyle ki elimden bırakamadım. Güçlü erkek ve kırılgan fakir kız klişesini bir kenara bırakırsak genel olarak romantikti de... Çok güzel cümleler kurulmuştu. Kitabın İlahi Komedya ile harmanlanmasına bayıldım. Sanatla iç içe olması kitabı tablolarla ve heykellerle süslemiş, anlatımı zenginleştirmiş. Bahsedilen tabloları ve heykelleri yeri geldikçe tekrar tekrar inceledim, müziklere göz attım ve bu da kitabı okurken çok zevk verdi. Karakterlere bu kadar sinir olmasaydım ya da kurgu biraz daha iyi olsaydı bu sürükleyicilikle çok daha başarılı bir eser olabilirdi.

    Bu arada çok fazla söylenmiş ama belirtmeden geçemeyeceğim: Kitabın Grinin Elli Tonu'yla hiçbir alakası yok.
  • 196 syf.
    EVLİLİK AŞKI ÖLDÜRÜYOR GÜZELİM (SPOILER OLACAKTIR)

    https://www.youtube.com/watch?v=9RUThN5wWOE

    "Zannederim ki bu romanı şimdi okuyanlar önce merak duyacaklar -tüm bu yaygara neden kopmuştu?- sonra da Savaş ve Barış'ı, Anna Karenina'yı, Diriliş'i yazan gözde yazarlarının böyle bir şey de yazabilmiş olmasını huzursuzluk, çaresizlik ve şüpheyle karşılayacaklar." diyor Doris Lessing, önsözde. Bu kült eserlerin hiçbirini henüz okumadım, fakat "böylesi düşünce yapısına sahip bir romanı hangi kafayla yazdın be üstat" demeden de edemedim doğrusu. Nitekim bu durumun gerekçeleri de önsözde ve sonsözde net bir şekilde anlatılmış. Tolstoy, fanatik bir Hristiyan anlayışla bezemiş kurgusunu. Gelgelelim, günümüz koşullarıyla değerlendirildiğinde hem birçok absürt davranışa hem de onca devir ve kültür farklılıklarına rağmen birçok da benzerliğe şahit oluyoruz okurken.

    Kitap yayınlandığı dönemde baskı ve sansür tehlikesiyle karşı karşıya kalmış, hatta romanın sıradan insanların alamayacağı kadar pahalı bir edisyonla basılmasına karar verilmiş. Fakir kitleyi böylesi "zararlı" fikirlerden korumak lazım gelir elbette. Roosevelt'in Tolstoy'a "cinsi ve ahlaki sapık" ithamı ise işin tuzu biberi. Eee... Rejimlerin, hükumetlerin böylesi fikirlerle dolu bir kitabı eleştirmesi gayet doğal. Nitekim evlenmek, dolayısıyla çocuk doğurarak nüfusu artırmak, devletlere külfetin yanında ucuz iş gücü, oy kullanacak seçmen ve de cepheye sürecek asker de sağlar. Önsöze dair son olarak da şunu söylemeliyim, resmen ters köşe oldum. Kitaba dair spoiler yememek adına, kurguyu bitirdikten sonra dönüp önsözü okudum ama hiç beklemediğim bir anda, Anna Karenina romanından spoiler yemiş oldum. Aklınızda bulunsun.

    Konuya gelecek olursak, bir tren yolculuğuyla başlıyor her şey. Yolculukta birkaç kişi arasında kadın-erkek ilişkileri ve sevginin bahsinin açılması, Pozdnişev'in evlilik hayatını ve karısını öldürmesine varan süreci anlatmasına sebep oluyor. Hoş, böyle dertli tasalı insanların bir fırsat bulup size bir şeyler anlatması için bir şeylerin fitili ateşlemesine de gerek yoktur. Yeter ki onlar anlatacak olsun, siz de birazcık da olsa dinleyici yanınızı gösterin yeter. Ana karakterimiz Pozdnişev olsa dahi, anlatıcımız başka biri. Bu kişi, yazarın kendisi de olabilir. Fikrim yok. Anlatıcı başka olsa dahi, kitap boyunca Pozdnişev'i dinliyor olacağız.

    Kitabı hikayesi üzerinden değil de, not aldığım yerleri üzerinden değerlendirmek istiyorum. Kitapta geçen "bedensel tutkunun, insanlığın iyilikte birleşmesine engel oluşu" savına katılmıyorum. Hatta tamamen aksini iddia ederek, bedensel tutkudan nasibini almamış insanları, insanlığın iyilikte birleşmesine engel olan sebepler olarak görüyorum. Fakat bedensel tutkudan arınmış insanlığın, dünyadan silinip gideceğine hak verebilirim. Ne de olsa soyun tükenmesine kadar gider bu süreç. Fakat bu, Pozdnişev'in belirttiği gibi mutlu mesut bir siliniş olmayacaktır. Ben olsam, daha dramatik bir son yazardım, tabii günümüz şartlarından da beslenerek... İnsanoğlunun kadın ve erkek bireyleri, birbirlerinden ölesiye nefret ederler, birbirlerine duydukları tutkudan eser kalmaz, tutkunun yanında birbirlerine duydukları hiçbir iyi duygu da kalmaz. Böylelikle nesil devam etmez, ya da ne bileyim, yapay rahimler, suni sperm sağlayıcılar, üreme kapsülleri icat edilir, ya da robotlar (veya uzaylılar) dünyayı istila edip bizleri soyumuz kuruyana dek köleleştirir... Demem o ki, kadınlar ve erkekler! Birleşiniz! Birbirinizden soğumadan, birbirinize karşı anlayışlı olunuz! Karşılıklı anlayıştan besleniniz! Daha ne diyelim?

    Pozdnişev'in evlilik kararını bu kadar çabuk alışı ve bunu da sadece cinsel çekimle yapışı, sonrasında çektiği (ve de çektirdiği) sıkıntıları göz önünde bulunduracak olursak, bizlere flört veya sözlülük-nişanlılık evrelerinin ne kadar da gerekli olduklarını gösterir nitelikteydi. Çiftlerin aralarında, onları sadece kısa süreliğine bir arada tutabilecek parametreler varsa ve evlilik kurumu da bu sallantılı parametreler üzerine inşa edilirse, o kurumun sallanması ve nihayetinde de yıkılması kaçınılmaz olacaktır. Yıkılması muhtemel bir evlilik üzerine konulan her tuğla ise, yıkımın dramatikliğini üst seviyeye taşıyacaktır.

    Tuğlalardan bahsetmişken, tabii çocuklardan bahsediyorum. Evvelden beri süregelen, fakat benim bir türlü dayanağının ayırdına varamadığım bir düşünce var: Kötü giden bir evliliği, çocuk yaparak kurtaracağını sanmak. Tam bir şehir efsanesi. Burada da şöyle bir hisse kapıldım, iyi bir eş değil sadece kavga etmedikleri zamanlarda iyi bir yatak arkadaşı olan eşini Pozdnişev, çocukları sayesinde bir kimliğe daha bürüyebiliyor: İyi bir anne. Gelecek neslin devamlılığı adına gerekli bir şey bu. Belki de bazı evlilikleri devam ettiren sebep budur fakat evlilikleri kurtaran sebep bu olamaz. Ortada bir çocuk olmadıktan sonra, iyi olmayan bir eşi de iyi bir anne veya iyi bir baba olarak tekrardan değerlendirmeye lüzum kalmaz.

    Çocuklarla paralel gelen bir başka konu ise, gebe bir kadının arzulanabilir olup olmaması ya da gebe kadının kendini çekici bulup bulmaması. Bu durum, Pozdnişev'in kıskançlığını bir nebze de olsa törpüleyebiliyor. Ne de olsa karısı artık, o "aşık" olduğu bedene sahip değil. Başka erkekler de bu şişmanlamış, göğüsleri sarkmış, kalçası genişlemiş kadını arzulanabilir görmeyeceklerdir. Bu onu biraz rahatlatır. Fakat doktorların müdahalesi ile artık çocuk doğuramayacak olan karısı, yenilenmiş, eski güzelliğine ve alımlılığına yaklaşmış bir hale gelmiştir. Bu durum kadın açısından güzeldir, beğenilmek ve güzel hissetmek hemen her kadının hoşuna gider. Fakat paranoyak ve de kıskanç bir koca için bu hiç de istenebilecek bir şey değildir.

    Karakterler bazında son olarak şunu söyleyecek olursak, Pozdnişev, evliliğin başında cinsel dürtülerle donanmış hızlı bir aşık, sonrasında anlaşmazlıklarla yoğrulmuş bir ilişkide debelenen kıskanç bir koca, karısını kıskanacağı adamı dahi kendi eliyle evine sokan bir ezik, fakat çorapla olmaktansa en azından terliklerini giymeyi dert edinen bir aciz. Bir insanı, daha da önemlisi karısını öldürmüş bir adamın, böylesi güç istenciyle ve dış görünüşüyle dertlenmiş olması, onun anca komple bir aciz olduğunu gösterir.

    Gelelim sonsöze ve Tolstoy ustaya karşı tezler sunmaya... Fanatik bir Hristiyanlık anlayışıyla bezeli fikirleri, müritleri tarafından dahi tam anlamıyla benimsenemeyecek düzeyde bana kalırsa. Öncelikle bedensel aşk, hayvani bir düzeye indirgenmesi gereken bir durum değildir. Hele ki daha evvelden de dediğimiz gibi, evlilik hayatında elzem bir durumdur. Evlilikte seksi aşağılık bir durum olarak görmek, eşlerin birbirinden soğumasına ve doğal olarak ihanete kadar sürükler. Sadakatsizlik konusunda ise, günümüzde dahi yüceltildiği ve matah bir şeymiş gibi gösterildiği ortada. Lakin sadakatsizliğe karşı maddi bir cezadan söz edecek olursak, bunu çoğunlukla erkeğin çektiği aşikar. Özellikle boşanmalardan sonra verilen süresiz nafakalar, insanların evlilikten korku duymalarında önemli etkenlerden.

    Gebelik ve emzirme sürecinde cinsel ilişkiye girmenin kadın açısından ne gibi sorunlara yol açabileceği ya da açıp açmayacağı konusunda bir fikrim yok. Ama her cinsel hazzın da bir çocukla neticelendiğini düşünecek olursak, günümüzdeki hayat pahalılığında ve işsizlikte bu işin sonu vazektomi operasyonlarının tavan yapmasına kadar varırdı.

    "Şöyle ki, ana babalar çocuklarını insan gibi insan olacak biçimde yetiştirmek kaygısını taşıyacak yerde..." Burada Tolstoy'un tezini çürütmek gerek. Doğum kontrolünden ve zevk için seksten hazzetmeyen yazarımıza uyacak olursak, evin içi, özellikle de erken evlenen çiftlerde bolca çocukla dolacak ve bu da onlara insanca bakmaya engel teşkil edecektir. Tabii zengin veya aileden varlıklı değilseniz.

    Bedensel aşk ve nikah, insanın kendisine hizmettir ve Tanrıya, insanlara hizmetten alıkoyar diyor Tolstoy usta. Daha sonrasındaki yaklaşımı ise tam bir tezat. Tanrıya ve insanlara hizmetten alıkoyan bir kurumdan, Tanrıya ve insanlara hizmet edecek nesiller yetişmesini bekliyor. Anlayan beri gelsin.

    "Yalnızca ideal olarak ahlakı alın; kimin kiminle olursa olsun, her düşüşün, tek, ömür boyu sürecek bir evlilik olduğunu varsayın..." Vay Tolstoy'um vay... Yanlış evliliklerin yani senin deyiminle "düşüşlerin", ömür boyu sürdürülmesini dayatan bir yaklaşım bu. Günümüz koşullarında, özellikle de şiddeti çözüm gören zihniyetlerde bunun karşılığı kadın cinayetleri gibi toplumsal sorunları doğurmakta. Bana sorarsan evlilik kadar boşanmak da bir haktır. Ama tabii inancın doğrultusunda sen de bunu söylüyorsun, sen de kendince haklısın ne diyelim...
  • Bir kadın ne kadar güzel, kültürlü,

    Zarif, dürüst ve hoş olursa olsun

    Hırçın, huysuz ve asabiyse son derece iticidir

    Hangi erkek böyle bir kadınla birlikte olmak ister?

    Yanınızda lüzumsuz el, kol hareketleriyle

    Asabi mimiklerle dişlerini sıkarak konuşan

    Her an patlamaya hazır bir bomba ile

    Ne kadar huzurlu ve mutlu olabilirsiniz?

    Şık giyinmek de önemlidir ama zerafet daha önemlidir

    İnsan yaradılış itibariyle hantal olabilir

    Öyle ölçülü öyle güzel yürüyen toplu hanımlar vardır ki

    Onların yürüyüşlerini bile izlemek ruha huzur verir

    Hele onlarla yürüyüşe çıkmak ne kadar mutlu eder insanı

    Yere basışlarındaki yumuşaklık

    Adımlarındaki acelesiz huzurlu tempo ruhu rahatlatır

    Zerafet kadını şiirleştirir..

    Ne kadınlar vardır tesettürlü de olsalar

    Süzülür gibi dans eder gibi yürürler

    Bir bardak su verirken bardağı değil dünyaları uzatırlar insana

    Hizmet önemli değil, sunuş önemlidir

    Yumuşak, hoş bir hareketle, gözlerinin içi gülerek

    Saygı ve sevgi dolu bir bakışla

    Uzatılan bardağın içindeki her ne ise mutluluğa dönüşür

    Daha içmeden huzur, mutluluk ve yaşama sevinci yayılır ruha

    Sunulan suysa

    Su da hayatsa

    Bu su ab-ı hayattır

    Günaydın aşkım, canım.. demeseler bile

    Öyle bir tebessümle gelirler ki yanınıza

    Hangi kötü ruh halinde olursanız olun

    O anda gülümser, huzur duyar, bütünleşiverirsiniz

    Bir demet çiçek gibidirler

    Cıvıl cıvıl bir kuş, berrak akan bir su, gün ışığı gibidirler

    Uzaktan duyarsınız sıcaklığını

    Ona doğru yaklaştığınızın farkına bile varamazsınız

    Mıknatıs gibi kendilerine çekmişlerdir sizi

    Demir tozları gibi yapışır kalırsınız

    Zaman durmuştur, mekan orasıdır

    Dünya o kadarcıktır

    Kalabalığın sayısal değeri bire inmiştir

    İkiye çıkmasına da lüzum yoktur

    Şiir gibi yürürler, şiir gibi dolanırlar etrafınızda

    Şiir gibi konuşur, en güzel melodiler gibi gülerler

    Ağlayışları da hiçbir kadının ağlayamayacağı kadar güzeldir

    Hiçbir kadın senin kadar güzel ağlayamaz

    Bir yıldız yağmurudur senin gözyaşların der ümit yaşar oğuzcan

    Film de onlardır, şarkı da hayat da..

    Dokunmaya kıyamazsınız, bakmaya doyamazsınız

    Birkaç ömür daha istersiniz yaradandan

    Okşasanız saatlere düşman olursunuz

    Dünyanızı cennete değişmezsiniz

    Dansedercesine yaşamaktır onunla günlük hayatı yaşamak

    Gülümseyerek uyanırlar

    Müzikte dansedercesine çay yapmaya giderler

    Telaşsız, cıvıl cıvıl güne başlayan sevimli kuşlar gibidirler

    Geyşalar gibidirler

    Onların tüm amaçları erkeklerini mutlu etmektir

    Onları mutlu ederek, mutlu olurlar

    Bir de hizmetçi ruhlu kadınlar vardır

    Sabah sabah oflaya puflaya yataklarından kalkarlar

    Söylene söylene takır tukur temizliğe başlarlar

    Kafanıza çarpar gibi kurarlar sofrayı

    Mükellef bir kahvaltı sofrasında bile çekilmezler

    SADECE BAYANLARIN MI ROMANTİZMDEN HOŞLANDIKLARINI SANIYORSUNUZ

    YA DA SEVİLMEKTEN

    ERKEKLERİN DE ROMANTİZME, SEVGİYE, İLGİYE İHTİYAÇ DUYDUĞUNU DÜŞÜNMÜYOR MUSUNUZ?

    ONLAR SEVDİKLERİNE İNANDIKLARI, DOYA DOYA SEVGİ ALDIKLARI ZAMAN KAHVALTILARINI YAPMIŞ OLURLAR

    O KONUDA AKŞAMA KADAR ACIKACAKLARINI

    BAŞKALARINA İHTİYAÇ DUYARAK AVUÇ AÇACAKLARINI, SEVGİ DİLENECEKLERİNİ DE SANMIYORUM

    Akşam da aynı sıcaklıkla karşılarım

    Aynı huzur ortamına çekildiklerinde onlardan mutlu kimse olmaz

    Kovsanız da yanınızdan ayrılmaz,

    Ne kadın ne erkek kimseye ihtiyaç duymazlar

    O sizindir

    İmza ile kanun ile değil

    Bir köle gibi seve seve

    Artık herkes onu sizden kıskansın

    Sahabeden birisinin hanımı ekmeğini, suyunu güneşe koyar

    Sıcak su, kuru ekmek yermiş

    Kocası işinde öyle yiyor diye

    Eşini, erkeğini kendinden önce düşünür zarif olan kadın

    Onu ana gibi şevkatle sarar

    Abla gibi kanat gerer üstüne

    Kardeş gibi yanında canında taşır

    Arkadaş gibi omuz verir paylaşır

    Eşi olarak da tüm yüreğiyle çok sever,herkesten üstün tutar

    Sahip çıkar kardeşim, sahip çıkar..

    Evde ne huzur veriyorsunuz da dışarıdakilerden kıskanıyorsunuz

    Herşey iyi gidiyorsa onlar neden kendini dışarıya atıyorlar

    Arılar bal dolu kovanlırını neden terkediyor

    Acı yok, tatlı yok, evde duranın aklı yok

    Kalıp gibi kolalı kadın olmayın

    Sinirden tirtir titreyen, söylenen,

    bağırıp çağıran, kavgazan, fettan, fetbaz bir kadın olmayın

    Önce sakin olun

    HUZUR BULUN, HUZUR VERİN..

    Sonra zarif olun, daha sonra da duygusal olun

    Akıllı olun akıllı

    Unutmayın ki; onların herkesten önce

    Size ihtiyaçları var...
  • 168 syf.
    ·Puan vermedi
    Isık gölü çevresinde bir kasabada gelişiyor olaylar. Minik bir çocuk var, isimsiz, anonim.
    Orozkul, Mümin dede, öğretmen hanım, yaşlı kadınlar, askerler vs. değişik karakterler var. En çok Mümin dedeyi sevdim. Zavallı adamcağız boynuzlu Maral geyiklerine bir saplantısı var. Onları çok seviyor, torununu da. Çok saf biri. Bu karakter hüzün veriyor insana. Temiz kalpli, güçsüz biridir Mümin dede. Çocuk, hayaller dünyasında yaşayan bir çocuk işte, başka bir özelliği yok. Hikayenin sonunda ölüyor çocuk. Mutlu son yok yani. Yine de çok güzel bir eser. (Spoiler vermeden duramadım, ne yapayım. )
    Okumanızı tavsiye ederim.
  • ...Nisa suresi 32. Ayet-i Kerîme’de Rabb’imiz, kadın ve erkeği farklı yarattığını, iki tarafa da birbirinden üstün farklı özellikler verdiğini söylüyor. Burada aslında eşitlik sorusu kadına verilen üstünlükleri kabul etmemektir. Kadının şefkati, letafeti, annelik yani inşa etme gücü, gizli güçleri görmezden geliniyor. Kadının sahip olduğu nadide güçler var ama gücü sadece maddiyat; para pul, makam, mevki gibi algılayanlar için bunlar yok sayılıyor. Dünyevi güçler dayatılıyor kadına, sanki güçsüzmüş gibi. Kadın manevi anlamda çok güzel güçlere sahip zaten.

    Bu noktada kadına maddi güçleri, “Sen yaparsın, başarırsın.” diye zorla yüklediklerinde kadın hem manevi anlamda zayıflıyor hem de psikolojik olarak zayıflıyor. Kadın anneliğini vicdan azabıyla yapıyor. Bir hanım şöyle demişti: “Evlilik yarım, annelik yarım, her şey yarım…” Kadın hep bir yetişememe, bir altından kalkamama, bir mutsuzluk ve buhran içerisinde. Bir de kadınlara çok büyük bir iltifat, çok büyük bir iyilik yapıyorlarmış gibi “Sen süpersin, harikasın, yapabilirsin.” deyip sürekli bir yük bindirme derdindeler. Bu durumdan çocuklar ve erkekler olumsuz etkileniyor ama esasında en büyük zararı kadınlar görüyor. Onların bunu gönüllü yapıyor oluşu, bunu iyi bir şey zannettiklerinden dolayı.

    Annelik misyonundansa toplumun onlara taktığı etiketlere daha fazla kıymet veriyorlar. Kandırıldıklarının farkında mı değiller?

    SEMA MARAŞLI: Değiller evet. Annelik ve ev hanımlığı sürekli aşağılanıyor. Eskiden gururla söylenen ev hanımlığı günümüzde utanılarak söyleniyor. “Ya aslında çalışabilirim de...” vs. diyerek suçluymuş gibi sebepler bulmaya çalışılıyor. Öyle bir hale gelinmiş ki dernek ve vakıflarda aktif çalışan hanımlar, bu güzide kurumlarda Allah rızası için çalışacak hanımlar bulmakta zorlandıklarını söylüyorlar. “Ev hanımları dışarıdan ikinci üniversite okuyor ya da çalışma hayatına girdiler.” diyorlar. Bir vakıfta, dernekte Allah rızası için çalışma, fakirlerin yardımına koşma, ihtiyacı olanlara yardım etme vs. artık bunlar çalışmak olarak sayılmıyor, para kazandırmadığı için... Eskiden çok kıymetliydi bu çalışmalar.

    İnsanlar, bir dernekte, bir vakıfta, Allah rızası için bir sosyal çalışmada yer aldıklarında mutlu oluyorlardı. Şimdi paraya tahvil edilmeyen hiçbir şeyin değeri kalmadı. Müslümanların paraya bakışı bu şekilde olmamalı. Bir erkek için bile hayatının merkezinde olmaması gerekirken, bir kadın için paranın hayatının merkezinde olması ve bütün hayatını bunun üzerine kurması tehlikeli. Bu durum Allah’a iman noktasında bir sıkıntı olduğunu da gösteriyor. Yani, “Rızkı ben kazanırım, para benim kontrolümde, çalışırsam kesin kazanırım, ihtiyacım olursa işim var...”. Rezzak olan Allah’tır. Allah’ı unutmuş gibi bir konuşma bu. Allah her şekilde kapı açar, sen O’na (cc.) güven...

    Yani burada kızların okuma amaçlarına baktığımız zaman “Kendi ayaklarımın üzerinde durayım, kimseye muhtaç olmayayım.” düşüncesi var. Oysa herkes bir bütünün parçaları, herkes birbirine muhtaç. Zaten muhtaç olmamak çok kibirli bir söz. Hepimiz birbirimize muhtacız. Kadınların inançlarında da bir bozulma var. Dinden uzaklaştıkça dünyevi bir bakış açısına bürünüyor, dünyayı kovalıyor kadın. Hadis-i şerif var; “Siz dünyayı kovalarsanız, o sizden kaçar. Siz bırakırsanız o size gelir.” anlamında. Böyle bir teslimiyet gerekiyor. Kadınlar olarak yeniden eve dönüp tefsir, hadis gibi ana kaynakları yeniden okumamız lazım.

    Kadınlar hiç çalışmasın demek gerçekliğe aykırı, öyle bir söylemim yok. Kadın, ölçülere dikkat ederek, olması gereken alanlarda çalışmalı. Misal hanımlara vaaz etmek güzel ama öyle bir hal geliyor ki camilerde erkeklere de vaaz edilebilsin isteniliyor. Bu tehlikeli... Kadın doktor, sağlıkçı, öğretmen de olsun, olmasın demiyoruz ama bütün gün değil. Yani erkekle yarışarak değil. Kadın, yarım gün çalışsın, yarım gün evinde olsun. Akşam kocasıyla, çocuğuyla aynı anda kapıdan giren yorgun bir kadının olduğu; soğuk, yemeksiz bir eve ne kadar yuva diyebiliriz?

    Sema Maraşli