• NEFSİN AFETLERİ

    5836 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular:

    "Üç kişi vardır ki, Allah Kıyamet gününde onlarla ne konuşur, ne onlara nazar eder, ne de onları günahlarından arındırır, onlara elim bir azab vardır:

    - Sahrada, fazla suyu bulunduğu halde ondan yolcuya vermeyen kimse. Kıyamet günü Allah onun karşısına çıkıp: "Bugün ben de senden fzlımı (lütfumu) esirgiyorum, tıpkı senin (dünyada iken) kendi elinin eseri olmayan şeyin fazlasını esirgediğin gibi" der.

    - İkindi vaktinden sonra, bir mal satıp müşterisine Allah Teâlâ'nın adını zikrederek bunu şu şu fiyatla almıştım diye yalandan yemin ederek, muhatabını inandıran ve bu suretle malını satan kimse.

    - Sırf dünyevi bir menfaat için bir imama biat eden kimse; öyle ki, dünyalıktan istediklerini verirse biatında sadıktır, vermezse sadık değildir."

    Buhari, Şirb 2, Hiyel 12; Müslim, İman 173, (108); Ebu Dâvud, Büyü' 62, (3474, 3475); Nesâi, Büyû', 6, (7, 247).

    5837 - Hz. Ebu Zerr radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: "Üç kişi vardır, Kıyamet gününde Allah onlara ne konuşur, ne nazar eder ne de günahlardan arındırır, onlar için elim bir azab vardır!" buyurdu ve bunu üç kere de tekrar etti. Ben: "Ey Allah'ın Resûlü! Öyleyse onlar büyük zarara ve hüsrana uğramışlardır. Kimdir bunlar?" dedim. Şöyle saydılar:

    "(Elbisesini kibirle, yerlere kadar salıp) süründüren, yaptığı iyiliği başa kakan, malını yalan yeminlerle reklam eden kimseler!"

    Müslim, İman 171, (106); Ebu Dâvud, Libas 28, (4087, 4088); Tirmizî, Büyû' 5, (1211); Nesâî, Büyû' 5, (7, 245).

    5838 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Üç kişi vardır, Kıyamet günü Allah Teâla hazretleri onlara konuşmaz, nazar etmez, günahlardan da arındırmaz, onlara elim bir azab vardır:

    - Zina eden yaşlı,

    - Yalan söyleyen devlet reisi,

    - Büyüklenen fakir."

    Müslim, İman 172, (107); Nesâî, Zekât 77, (5, 86).

    5839 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Üç kişi vardır, Kıyamet günü Allah onlara nazar etmez: Anne ve babasının hukukuna riayet etmeyen kimse, erkekleşen kadın ve deyyûs kimse."

    Nesâî, Zekat 69, (5, 81).

    5840 - Yine Nesâî'nin bir rivayetinde Resûlullah şöyle buyurmuştur:

    "Üç kişi vardır, cennete girmeyecektir: Anne babasının hukukuna riayet etmeyen kimse; içki düşkünü olan kimse; verdiğini başa kakan kimse."

    Nesâî, Zekat 69, (5, 81).

    5841 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Allah Teâla hazretleri şöyle dedi: "Üç kişi vardır, Kıyamet günü ben onların hasmıyım: "Benim adıma (yemin) edip sonra gadreden kimse, hür bir kimseyi satıp parasını yiyen kimse, bir işçiyi ücretle tutup çalıştırdığı halde, ücretini vermeyen kimse."

    Buhari, Büyü' 106).

    5842 - Sehl İbnu Sa'd radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kim bana çeneleri ile bacakları arasındaki şeyler hususunda garanti verirse, ben de ona cennet hususunda garanti veririm."

    Buhari, Rikâk 23, Hudud 19; Tirmizi, Zühd 61, (2410).

    5843 - Ebu berze el-Eslemi radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Sizin hakkınızda en ziyade korktuğum şey, zenginlik hırsı ile karınlarınızın ve ferçlerinizin şehvetleri bir de fitnelerin şaşırtmalarıdır."

    Rezin tahric etmiştir. (Hadis Ahmed İbnu Hanbel'in Müsned'inde gelmiştir: 4, 420, 423.

    5844 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Zani bir kimse, zina yaptığı sırada mü'min olarak zina yapmaz, hırsız da çaldığı sırada mü'min olarak hırsızlık yapmaz, içkici, içki içtiği sırada mü'min olduğu halde içki içmez; insanların, onun yüzünden, gözlerini kendine kaldıracakları kadar nazarlarında kıymetli olan bir şeyi mü'min olarak yağmalamaz."

    Buhari, Mezalim 30, Eşribe 1, Hudud 1, 20; Müslim, İman 100, (57); Ebu Dâvud, Sünnet 16, (4689); Tirmizi, iman 11, (2627); Nesâî, Sârık 1, (8, 64).

    5845 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kişi zina edince iman ondan çıkar ve başının üstünde bir bulut gibi muallak durur. Zinadan çıkınca iman adama geri döner."

    Ebu Dâvud, Sünnet 16, (4690); Tirmizi, İman 11, (2627).

    Tirmizi şu ziyadede bulunmuştur: "Ebu Câfer el-Bâkır Muhammed İbnu Ali'nin: "Bunda imandan çıkıp İslâm'a geçiş vardır" dediği rivayet edilmiştir."

    5846 - Hz. Cündüb radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Kim (başkalarının kusurlarını teşhir edip herkese) duyurursa, Allah da (onun kusurlarını) duyurur. Kim de riya yaparsa Allah da onun riyasını ortaya çıkarır."

    Buhari, Rikak 36; Müslim, Zühd 48, (2987).

    5847 - Ebu Saidi'l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "İnsanlara merhametli olmayana Allah Teâla merhamet etmez."

    Tirmizi, Birr 16, (1923).

    5848 - Câbir İbnu Abdillah el-Ensâri radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Zulümden kaçının. Zira zulüm, Kıyamet günü karanlıklar olacaktır. Cimrilikten de kaçının, zira cimrilik, sizden öncekileri helak etmiş, onları birbirlerinin kanlarını dökmeye, haramlarını helal addetmeye sevketmiştir."

    Müslim, Birr 56, (2578).

    5849 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "İnsanda bulunan en şerli şey aşırı cimrilik ve şiddetli korkudur."

    Ebu Davud, 22 (2511).

    5850 - Ebu Bekr es-Sıddik radıyallahhu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Mü'mine zarar veren veya hile yapan mel'ûndur."

    Tirmizi, Birr 27, (1942).

    5851 - Ebu Sırma radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Kim mü'mine zarar verirse Allah da onu zarara uğratır. Kim de mü'mine meşakkat verirse, Allah da ona meşakkat verir."

    Ti

    rmizi, Birr 27, (1941).

    5852 - Ebu Temime radıyallahu anh anlatıyor: "Arkadaşları kendisine: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm size çok şeyler söyledi, öyleyse bize de bir tavsiyede bulunun!" demişlerdi.

    "İnsanda ilk (çürüyüp) kokacak olan yeri karnıdır. Öyleyse, kim, karnına temiz olandan başka bir şey girdirmeyebilirse mutlaka bunu yapsın!" tavsiyesinde bulundu."

    Buhari, Ahkam 9.

    5853 - Ebu Bekre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "İşleyene daha dünyada cezası çarçabuk gelmeye en layık günah zulüm ve sıla-ı rahmin koparılmasıdır, bu cezanın dünyada gelmesi, ahiretteki cezaya kefaret değildir."

    Ebu Davud, Edeb 51, (4902); Tirmizi, Kıyamet 58, (2513).

    5854 - İyaz İbnu Hımâr radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Allah Teâla hazretleri, bana: "Mütevâzi olun, öyle ki, kimse kimseye zulmetmesin, kimse kimseye karşı böbürlenmesin" diye vahyetti."

    Ebu Dâvud, Edeb 48, (4895).

    5855 - Hz. Ebu Bekr es-Sıddik radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Cehennem, bozguncu, cimri ve başa kakıcı her insana yakındır."

    Bir rivayette de şöyle buyrulmuştur: "Cennete ne bozguncu, ne cimri ne de başa kakıcı giremez."

    Tirmizi, Birr 41, (1964).

    5856 - İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Yiyiniz, tasadduk ediniz, giyiniz. Fakat bunları yaparken israfa ve tekebbüre kaçmayınız."

    Nesâi, Zekat 66, (5, 79). Hadisi Buhari, bab başlığında kaydetmiştir (Libas 1).

    5857 - İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: "Ey Allah'ın Resulü dendi, herbirimiz içinde, (bazan, öylesine çirkin) bir şeyn ârız olduğunu görür ki, bunu söylemektense o şeyin bir korparçası olup (kendisini yakması) ona daha sevimli gelmektedir!"

    Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bu söze şöyle mukabelede bulundu:

    "Allahuekber, Allahuekber, Allahuekber!) Şeytan'ın hilesini vesveseye çeviren Allah'a hamd olsun!"

    Ebu Dâvud, Edeb 118. (5112).

    5858 - Ebu Zümeyl rahimehullah anlatıyor: "İbnu Abbas radıyallahu anhüma'ya (bir gün): "İçimde duyduğum bu (fena) şeyler de ne?" diye sormuştum. Bana:

    "Ne hissediyorsun ki?" dedi. Ben:

    "Vallahi (onlar çok fena!) dilime alamam!" dedim.

    "Şekk nev'inden bir şey mi ?" dedi ve güldü. Sonra açıkladı:

    "Bu (çeşit vesveseler)den hiç kimse kurtulamaz. Nitekim Allah Teâla hazretleri (Resûlüne) şu ayeti inzal buyurmuştur. (Mealen): "Eğer sana indirdiğimiz (kitapta anlatılan bu kıssalar) hakkında bir şüphen varsa, senden evvel indirilmiş olanları okuyanlara sor. Andolsun ki, sana Rabbinden hak (olan kitap) gelmiştir, sakın şüphe edenlerden olma!" (Yunus 94).)

    İbnu Abbas bana dedi ki: "Eğer içinde herhangi bir vesvese bulursan şöyle de: "O (Allah), hem evveldir, hem ahirdir, hem zâhirdir, hem bâtındır. O herşeyi bilendir" (Hadid 3).

    Ebu Dâvud, Edeb 118, (5110).

    5859 - İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Kim, görmediği halde rüya görme iddiasına kalkarsa (Kıyamet günü) arpa daneciğine düğüm atması teklif edilir. Kim de kendisinden hoşlanmadıkları halde, bir grubun konuşmasını dinleme gayretine düşerse Kıyamet günü kulağına erimiş kurşun dökülür. Kim bir sureti tasvir ederse (Kıyamet günü) azaba uğrar ve bu yaptığına ruh üflemesi emredilir, ama üfleyemez"

    Buhâri, Ta'bir 45; Ebu Dâvud, Edeb 96, (5024); Tirmizi, Rü'ya 8, (2284).

    5860 - Vâsile İbnu'l-Eska' radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Şurası muhakkak ki, en büyük yalanlardan biri, kişinin kendisini babasından başka birisine nisbet etmesi veya görmediği bir şeyi gözlerinin gördüğünü iddia etmesi, yahut da Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın söylemediği bir şeyi O'na söyletmesidir"

    Buhâri, Menakıb 5

    5861 - Ebu Kılâbe merhum anlatıyor: "Sabit İbnu Dahhâk radıyallahu anh anlatmıştı: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: Kim, bile bile, yalan yere İslâm'dan başka bir din ile yemin ederse, bu kimse dediği gibidir. Kim kendisini bir şeyle öldürüp (intihar ederse) Kıyamet günü o şeyle azab verilir. Kişnin gücü dışında olan bir şey üzerine yaptığı nezir muteber değildir. Mü'mine lanet etmek onu öldürmek gibidir. Bir mü'mine küfür nisbet etmek onu öldürmek gibidir. Kim kendisini bir şeyle keserse Kıyamet günü onunla kesilir. Kim malını çok göstermek için yalan bir iddiada buiunursa, Allah onun azlığını artırır."

    Buhâri, Eyman 7, Cenaiz 84, Edeb 44, 73; Müslim, İman 176, (110); Tirmizi, İman 16, (2638); Ebu Davud, İman 9, (3257); Nesâi, Eyman 7, (7, 5, 6).

    5862 - İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: "Bir kavimde gulûl (denen devlet malından hırsızlık) zuhur ederse, Allah o kavmin kalplerine korku atar. Bir kavim içinde zina yayılırsa orada ölümler artar. Bir kavim, ölçü ve tartılarda (hile yaparak) miktarı azaltırsa Allah ondan rızkı keser. Bir kavmin (mahkemelerinde) haksız yere hükümler verilirse, o kavimde mutlaka kan yaygınlaşır. Bir kavm ahdinden dönüp gadre yer verirse, Allah onlara mutlaka düşmanlarını musallat eder."

    Muvatta, Cihâd 26, (2, 460).

    5863 - Yine İbnu Abbâs radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "İnsanlar arasında Allah'ın en çok buğzettiği üç kişi vardır:

    Harem'de sapıtıp haktan ayrılan,

    İslâm'a girdiği halde cahiliye sünnetini arayan,

    Haksız yere, kanını dökmek için bir adamdan kan talep eden."

    uhâri, Diyât 9.

    5864 - Muğire İbnu şu'be radıyallahu anh'ın anlattığına göre "Hz. Muaviye radıyallahu anh kendisine: "Resülullah aleyhissalatu vesselâm'dan işittiğin bir şeyi bana yaz" diye mektup yazmıştır. O da Hz. Muâviye'ye şunu yazmıştır: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın şöyle söylediğini işittim:

    "Allah Teâla hazretleri, sizin için üç şeyi mekruh addetti.

    Dedikodu,

    Malın ziyâı.

    Çok sual!.."

    Buhâri, Zekât 53, Edeb 6; Müslim, Akdiye 35, (539).

    5865 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Siz birkısım ameller işliyorsunuz ki, onlar sizin nazarınızda kıldan daha ince (daha ehemmiyetsiz)dir. Halbuki biz onları, Resülullah zamanında helake atıcılardan addederdik."

    Buhâri, Rikâk 32.

    5866 - Vâsıle İbnu'l-Eskâ' radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: "Kardeşine karşı şamata yapma. Allah ona afıyet sana da belayı verir."

    Tirmizi, Kıyamet 55, (2508).

    5867 - Ebu'd Derda radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Bir şeye karşı sevgin seni kör ve sağır eder (de onun eksiklerini görmez, kusurlarını işitmez olursun)"

    Ebu Dâvud, Edeb 125, (5130).

    5868 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Şeytan insanoğlunda, kanın cereyanı gibi cereyan eder."

    Ebu Dâvud, Sünnet 18, (4719).

    5869 - İmam Mâlik rahimehullah'a ulaştığına göre, "Ümmü Seleme radıyallahu anhâ, Efendimiz'den sormuştur:

    "Ey Allah'ın Resûlü! Aramızda salihler mevcut iken bizler helak mi olacağız?" Aleyhissalâtu vesselâm:

    "Evet, buyurmuşlardır, pislik (zina) artarsa!"

    Muvatta, Kelam 22, (2, 991).

    5870 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Hanımını kocasına karşı, köleyi efendisine karşı ayartan bizden değildir!"

    Ebu Dâvud, Talâk 1, (2175), Edeb 135, (5170).

    5871 - Yine Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Size şerlilerinizi haber vereyim mi? Onlar, tek başlarına yiyenler, kölelerini dövenler, yardımı esirgeyenlerdir."

    Rezin tahriç etmiştir.

    İMAN

    5961 - Cündüb İbnu Abdillah radıyallahu anh anlatıyor: "Biz erginlik çağına yaklaşmış bir grup genç Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile beraberdik. Kur'ân'ı öğrenmezden önce imanı öğrendik. Sonra da Kur'ân'ı öğrendik. Kur'ân sayesinde imanımız daha da arttı."

    5962 - İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Bu ümmette iki sınıf vardır, onların İslâm'dan hiçbir nasipleri yoktur: Mürcie ve Kaderiyye."

    5963 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: "İman, kalben bil(ip tasdik et)me, dil ile söyle(yip ikrar et)me, beden uzuvlarıyla da amel etmektir."

    5964 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kim, Allah'a herhangi bir şerik koşmadan tam bir ihlâs yani Allah'ın birliğine iman, O'na hâlisane kulluk, namaz ve zekat vazifelerini yapma hali üzere dünyayı terkederse, Allah kendisinden razı olmuş halde ölmüş olur."

    Hz. Enes radıyallahu anh devamla der ki: "İşte bu hal, peygamberlerin hepsi tarafından getirilmiş olan (ve Allah indinde makbul olduğu Kur'an'da belirtilen (Âl-i İmrân 19)) gerçek dindir. Bu dini, peygamberler, Rablerinden alıp beşeri hevâya dayanan (felsefi nazariye ve) iddialar ortalığı kaplamazdan önce, insanlara tebliğ etmişlerdi.

    Bu hakikatı tasdik eden Kur'ânî nasslar mevcuttur. Bilhassa en son inen (suredeki) şu ayet onlardandır: "Eğer (o müşrikler) tevbe eder, -Enes der ki: "Tevbeden murad putları ve onlara tapmayı bırakmaktır- namazlarını dosdoğru kılar ve zekâtlarını verirlerse siz de onları serbest bırakın. Muhakkak ki Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir" (Tevbe 5).

    Bir diğer ayette şöyle buyrulmuştur: "Eğer tevbe eder, namazlarını dosdoğru kılar ve zekâtlarını verirlerse, artık onlar sizin din kardeşlerinizdir" (Tevbe 11).

    5965 - Hz. Ebu Hureyre ve İbnu Abbâs radıyallahu anhüm demişlerdir ki: "İman artar ve eksilir."

    KADER-KADERİYE

    5966 - Ebu Müleyke'den oğlu Abdullah'ın rivayet ettiğine öre, "O, Hz. Aişe radıyallahu anhâ'nın yanına girip, ona kaderle ilgili bir şeyler söylemiş o da kendisine şöyle cevapta bulunmuştur:

    "Kim kader konusunda herhangi bir meseleyi konuşacak olsa, ahiret günü kaderden hesaba çekilir. Kim de bu mevzuda bir şey konuşmazsa, ahirette kaderden hesaba çekilmez."

    5967 - Amr İbnu Şu'ayb an ebîhi an ceddihi radıyallahu anhüma anlatıyor: "Bir gün Resülullah aleyhissalâtu vesselâm, bir grup ashabının yanına aniden çıkageldi. Onlar kader üzerine tartışıyorlardı. Münakaşanın mahiyetini öğrenince öylesine öfkelendi ki sanki yüzünde bir nar tanesi patlamıştı, kıpkırmızı oldu. şunları söyledi:

    "(Kader üzerine bu çeşit) münakaşa yapmakla mı emrolundunuz -veya bunun için mi yaratıldınız-? Kur'ân'ın birkısım ayetlerini diğer birkısım ayetleriyle karşılaştırıp duruyorsunuz! İşte sizden önceki ümmetler bu çeşit davranışları sebebiyle helak oldular."

    (Ravi Muhammed İbnu) Abdullah İbnu Amr devamla dedi ki: "Babam Abdullah dedi ki: "Ben Resûlullah'ın bazı meclislerinde hazır bulunmamış olmama sevinirdim ama, (babam Amr'ın anlattığı) bu mecliste bulunmadığıma daha çok sevindim."

    5968 - İbnu Ömer radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselâm: "Ne sirayet, ne uğursuzluk ne de (öldürülen kimsenin başından çıkıp intikam! intikam! diye bağıran ve hâme denen) bir kuş vardır!" buyurmuşlardı. Cemaatte bulunan bedevi bir adam doğrulup:

    "Ey Allah'ın Resûlü! Pekala, kendisinde uyuz olan bir devenin bütün deve sürüsünü uyuzlamasına ne dersiniz?" diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm da:

    "İşte bu kaderdir. Söyle bakalım! O ilk deveyi kim uyuzladı?" buyurdular."

    5969 - Adiyy İbnu Hâtim radıyallahu anh anlatıyor: "Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanına vardığım zaman bana: "Ey Hatim'in oğlu Adiyy, müslüman ol ki selâmete eresin!" buyurdular. Ben de:

    "İslâm nedir?" diye sordum.

    "Allah'tan başka ilah olmadığına, benim de O'nun Resülü olduğuma şehadet etmen ve hayır, şer, tatlı ve acı her şeyiyle kadere iman etmendir!" buyurdular."

    5970 - Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: "Ensardan bir zat Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselam'a gelerek:

    "Ey Allah'ın Resûlü! Benim bir cariyem var, onunla azil yapabilir miyim?" diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm ona: "Cariye için takdir edilen şey (çocuk) kendine gelecektir!" cevabında bulundu. Bundan bir müddet sonra aynı zat Aleyhissalâtu vesselâm'a gelerek:

    "O cariyem hamile oldu!" dedi. Bunun üzerine Resülullah: "Bir nefse takdir edilmiş olan şey mutlaka olur!" buyurdular."

    5971 - Sevban radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Ömrü ancak birr (her çeşit hayırlar, iyilikler, ihsanlar) uzatır; kaderi de ancak dua geri çevirir. Kişi, işlediği günah sebebiyle rızkından mahrum kalır!"

    NEFİSLE İLGİLİ EDEBE GİREN HADİSLER

    5800 - İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Ben Resûlullah aleyhissâlatu vesselâm'ın terkisinde idim. Bana şu nasihatta bulundu:

    "Yavrum! Allah'a karşı (emir ve yasaklarına uyarak edebini) koru, Allah da seni (dünya ve âhirette) korusun! Allah'ı(n üzerindeki hukukunu) koru ki O'nu karşında (dünya ve âhiretin fenalıklarına karşı hâmi) bulasın -veya önünde demişti: Bollukta Allah'ı tanı ki, darlıkta da O, seni tanısın. (Dünya ve âhiretle ilgili) bir şey isteyince Allah'tan iste. Yardım talep edeceksen Allah'tan yardım dile. Zira kullar, Allah'ın yazmadığı bir hususta sana faydalı olmak için biraraya gelseler, bu faydayı yapmaya muktedir olamazlar. Allah'ın yazmadığı bir zararı sana vermek için biraraya gelseler, buna da muktedir olamazlar. Kalemlerin mürekkebi kurudu ve sayfalar dürüldü. Sen, yakînî bir imanla, tam bir rıza ile Allah için çalışmaya muktedir olabilirsen çalış; şayet buna muktedir olamazsan, hoşuna gitmeyen şeyde, sabırda çok hayır var. Şunu da bil ki Nusret(i ilahi) sabırla birlikte gelir, kurtuluş da sıkıntıyla gelir, zorlukta da kolaylık vardır, bir zorluk iki kolaylığa asla galebe çalamayacaktır."

    Rezin bu elfazla tahric etmiştir. Tirmizi'de muhtasar olarak kaydedilmiştir. Sıfatu'l-Kıyâmet 60, (3518).

    5801 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Bir gün, Resûlullah aleyhissâlatu vesselâm ashâbına: "Şu kelimeleri kim benden) alıp onlarla amel edecek ve onlarla amel edecek olana öğretecek?" buyurdular. Ben hemen atılıp:

    "Ben! Ey Allah'ın Resûlü!" dedim. Aleyhissalâtu vesselâm elimden tuttu ve beş şey saydı:

    - Haramlardan sakın, AIlah'ın en âbid kulu ol!

    - Allah'ın sana ayırdığına razı ol, insanların en zengini ol!

    - Komşuna ihsanda bulun, mü'min ol.

    - Kendin için istediğini başkaları için de iste, müslüman ol!

    - Fazla gülme. Çünkü fazla gülmek kalbi öldürür."

    Tirmizi, Zühd 2, (2306); İbnu Mace, Zühd 24, (4217).

    5802 - Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Rabbım bana dokuz şey emretti:

    - Gizli halde de aleni halde de Allah'tan korkma(mı),

    - Öfke ve rıza halinde de adâletli söz (söylememi),

    - Fakirlikte de zenginlikte de iktisad (yapmamı),

    - Benden kopana da sıla-ı rahm yapmamı,

    - Beni mahrum edene de vermemi,

    - Bana zulmedeni affetmemi,

    - Susma halimin tefekkür olmasını,

    - Konuşma halimin zikir olmasını,

    - Bakışımın da ibret olmasını,

    - Ma'rufu (doğru ve güzel olanı) emretmemi."

    Rezin tahric etmiştir.

    5803 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselam'ın kılıncının kabzasında şu ibareyi bulduk.

    "Sana zulmedeni affet. Sana küsene git, sana kötülük yapana iyilik yap! Aleyhine de olsa hakkı söyle!"

    Rezin tahric etmiştir.

    5804 - Zeydu'I-Hayr radıyallahu anh anlatıyor: "Ey Allah'ın Resulü dedim, Allah'ın rızasını arzu eden kimselere ve Allah'ın rızasını arzu etmeyen kimselere Allah'ın koyduğu alâmet nedir, bana haber verin!" Cevaben:

    "Ey Zeyd sen nasıl sabahladın?" diye sordu.

    "Hayrı ve hayır ehlini seviyorum: Eğer hayır yapmaya muktedirsem yapmaya koşuyorum. Eğer yapamaz, kaçırırsam bu sebeple üzülüyorum ve onu yapmaya, şevkim daha da artıyor!" dedim. Bunun üzerine Aleyhissalâtu vesselâm:

    "İşte bu söylediklerin Allah'ın rızasını arayanlara Allah'ın koyduğu alâmettir. Eğer Allah senin başka bir şey olmanı isteseydi, seni ona hazırlardı" buyurdular."

    Hadisi Rezin tahriç etmiştir.

    5805 - İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resülullah aleyhissâlatu vesselâm buyurdular ki:

    "İtidal (orta yol üzere olmak), teenni(li davranmak), hal ve gidişi iyi olmak peygamberliğin yirmidört cüzünden bir cüzdür."

    Muvatta, Şi'r 17 (2, 954, 955); Ebu Dâvud, Edeb 2, (4776).

    5806 - Ebu Eyyub radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissâlatu vesselâm buyurdular ki:

    "Dört şey vardır, bunlar geçmiş peygamberlerin sünnetlerindendir: Haya, koku sürünme, evlenme, misvak kullanma."

    Tirmizi, Nikâh 1, (1080).

    5807 - Abdulmüheymin İbnu Abbas İbni Sa'd es-Sâidi, babası tarikiyle dedesinden naklediyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Teenni Allah Teâlâ'dandır, acele de şeytandan."

    Tirmizi, Birr 66, (2013).

    5808 - İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Resûlullah aleyhissâlatu vesselâm Eşeccü Abdi'l-Kays 'a dedi ki:

    "Muhakkak ki sende, Allah ve Resülünün sevdiği iki haslet var; hilm ve teenni."

    Tirmizi, Birr 66, (2012); Müslim, İman 25, (17).

    5809 - Ebu Dâvud merhum, Abdu'l-Kays heyetinde dahil olan Zâri'den naklettiği ve uzunca bir kıssanın da bulunduğu rivayetinde şu ziyadeye yer verir: "Resûlullah aleyhissâlatu vesselâm kendisine bunları söyleyince o (Eşecc):

    "Ey Allah'ın Resûlü! Bu iki hasletle ben (şahsi gayretimle) mi ahlâklandım yoksa Allah mı cibilliyetime (yaratılışıma, tabiatıma) koydu?" diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm da:

    "Allah Teâla Hazretleri seni o iki haslet üzere yarattı!" buyurdular. Bu cevap üzerine Eşecc:

    "Allah ve Resûlünün sevdiği iki haslet üzere beni yaratan Allah'a hamd olsun!" dedi."

    Ebu Dâvud, Edeb 161, (5225).

    5810 - Sa'd İbnu Ebi Vakkâs radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissâlatu vesselâm buyurdular ki: "Teennî, âhiretle ilgili olanlar dışında, her amelde güzeldir."

    Ebu Dâvud, Edeb 11, (4810).

    5811 - İbnu Ömer radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Resulullah aleyhissâlatu vesselâm buyurdular ki:

    "Kim Allah adına sığınma talebinde bulunursa ona sığınma, verin, kim Allah adına isterse ona verin, kim sizi davet ederse ona icabet edin; kim size bir iyilik yaparsa karşılıkta bulunun, şayet verecek bir şey bulamazsanız kendinizi, ona karşılığını vermiş görünceye kadar dua edin."

    Nesai, Zekât 72, (5, 82); Ebu Dâvud, Zekât 38, (1672).

    5812 - Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Sakın sizden kimse Allah hakkında hüsnüzânda bulunmadan son nefesini vermesin."

    Müslim, Cennet 81, (2877); Ebu Dâvud, Cenâiz 17, (3113).

    5813 - Sahiheyn ve Tirmizi de Ebu Hureyre'den gelen diğer bir hadiste Resûlullah şöyle buyurmuştur:

    "Allah Teâla Hazretleri şöyle buyurdu: "Ben, kulumun benim hakkımdaki zannına göreyimdir."

    Müslim ve Tirmizi'nin rivayetinde şu ziyade vardır: "O bana dua edince ben onunlayım."

    Buhâri, Tevhid 35; Müslim, Zikr 1, (2675); Tirmişi, Zühd 51, (2389).

    5814 - Ebu Davud ve Tirmizi'de Ebu Hureyre'den gelen bir rivayette Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın şöyle söylediği kaydedilmiştir:

    "Allah Teâlâ hakkında hüsnüzan, güzel ibadettendir."

    Tirmizi, Da'avât 146, (3604); Ebu Dâvud, Edeb 89, (4993).

    5815 - Hz. Ebu Zerr radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullâh aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Her nerede olursan ol Allah'tan ittikâ et ve kötülüğün arkasından iyilik yap, bu onu yok eder. İnsanlara iyi ahlakla muamele et."

    Tirmizi, Birr 55, (1988).

    5816 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan ateşe insanları en çok atan şeyin ne olduğu soruldu.

    "Ağız ve ferc!" buyurdular. En ziyade neyin insanları cennete soktuğundan sordular:

    "Allah'a takva ve güzel ahlak!" buyurdular."

    Tirmizi, Birr 62, (2005).

    5817 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a soruldu: "Mü'minlerden hangisi efdal (enfaziletli)dir?"

    "Ahlakça en güzelleridir!" cevabını verdi. Tekrar soruldu:

    "Pekiyi, mü'minlerden hangisi en akıllıdır?"

    "Ölümü en çok zikreden ve kendilerine gelmezden önce onun için en iyi hazırlığı yapanlardır. İşte akıllılar bunlardır."

    Rezin tahric etmiştir. İbnu Mâce, Zühd 31, (4259).

    5818 - Hz. Semüre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Haseb maldır, kerem takvadır."

    Tirmizi, Tefsir, Hucurât, (3268).

    5819 - Hz. Ebu Bekre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a "Hangi insan daha hayırlıdır?" diye sorulmuştu:

    "Ömrü uzun, ameli de güzel olandır" buyurdular."

    "Öyleyse insanların kötüsü kimdir?" diye soruldu:

    "Ömrü uzun, ameli kötü olandır!" buyurdular."

    Tirmizi, Zühd 22, (2331).

    5820 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün):

    "Size en hayırlınızın ve en şerlinizin kim olduğunu haber vermiyeyim mi?" buyurdular ve bunu üç kere tekrar ettiler. Cemaat: "Evet, haber veriniz!" dedi.

    "En hayırlınız, kendisinden hayır umulan ve şerri dokunmayacağı hususunda emin olunandır; en şerliniz de kendisinden hayır ümit edilmeyen ve şerrinden de emin olunmayan kimsedir."

    Tirmizi, Fiten 76, (2264).

    5821 - İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "İki haslet vardır, bunlar kimde bulunursa Allah onu şükredici ve sabrediciler arasına kaydeder:

    - Diyanette kendinden üstün olana bakıp, ona uymak.

    - Dünyalıkta kendinden aşağı olana bakıp, Allah'ın kendine vermiş olduğu üstünlüğe hamdetmek.

    İşte böyle olan kimseyi Allah şükredici ve sabredici olarak yazar.

    Kim de diyanette kendinden aşağı olana bakar, dünyalıkta da kendinden üstün olana bakar ve elde edemediğine üzülürse Allah onu şükredici ve sabredici olarak yazmaz."

    Tirmizi, Kıyamet 59, (2514).

    5822 - Ukbe İbnu Amir radıyallahu anh anlatıyor: "Bir gün): "Ey Allah'ın Resûlü! Kurtuluşumuz nasıl olacak?" diye sormuştum, şöyle cevap verdiler: "Dilini tut, evini genişlet, günahlarına da ağla!"

    Tirmizi, Zühd 61, (2408).

    5823 - İmam Malik anlatıyor: "Bana ulaştığına göre, Lokman Hekîm'e: "Sende gördüğümüz bu (meziyetin mahiyeti) nedir? diye sormuşlardı. (Bununla onun faziletlerini kastetmişlerdi). Şu cevabı verdi:

    "Doğru sözlülük, emaneti yerine getirmek, beni ilgilendirmeyen şeyi terketmek."

    Bir rivayette şu ziyade gelmiştir: "Vaadime vefakârlık etmek."

    Muvatta, Kelam 17, (2, 990).

    5824 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kendisi ateşe haram edilen ve kendisine de ateşin haram kılındığı kimseyi size haber vermeyeyim mi? Ateş, (halka) her yakın olana, yumuşak huylu ve insanlara kolaylık gösterene haram kılınmıştır."

    Tirmizi, Kıyamet 46, (2490).

    5825 - Hz. Sevbân radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kim şu üç şeyden beri olarak ölürse cennete girer: - Kibir, - Gulûl, - Borç."

    Tirmizi, Siyer 21, (1572, 1573).

    5826 - Hudri radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Halîm olan zelle sahibidir, hakîm olan tecrübe sahibidir."

    Tirmizi, Birr 86, (2034).

    5827 - Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Sakın sizden kimse kararsız olup da: "Ben insanlarla beraberim, eğer insanlar iyilik yaparsa ben de iyilik yaparım, kötülük yaparsa ben de kötülük yaparım" demesin. Aksine, nefsinizi sâbit tutun, halk iyilik yaptımı siz de iyilik yapın, kötülük yaparsa zulme yer vermeyin."

    Tirmizi, Birr 63, (2008).

    5828 - Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Bir mü'minin nefsini alçaltıp zelil kılması muvafık değildir."

    Orada bulunanlar: "Kişi nefsini nasıl zelil kılare?" dediler.

    Kütübü Sitte
  • NEFSİN AFETLERİ

    5836 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular:

    "Üç kişi vardır ki, Allah Kıyamet gününde onlarla ne konuşur, ne onlara nazar eder, ne de onları günahlarından arındırır, onlara elim bir azab vardır:

    - Sahrada, fazla suyu bulunduğu halde ondan yolcuya vermeyen kimse. Kıyamet günü Allah onun karşısına çıkıp: "Bugün ben de senden fzlımı (lütfumu) esirgiyorum, tıpkı senin (dünyada iken) kendi elinin eseri olmayan şeyin fazlasını esirgediğin gibi" der.

    - İkindi vaktinden sonra, bir mal satıp müşterisine Allah Teâlâ'nın adını zikrederek bunu şu şu fiyatla almıştım diye yalandan yemin ederek, muhatabını inandıran ve bu suretle malını satan kimse.

    - Sırf dünyevi bir menfaat için bir imama biat eden kimse; öyle ki, dünyalıktan istediklerini verirse biatında sadıktır, vermezse sadık değildir."

    Buhari, Şirb 2, Hiyel 12; Müslim, İman 173, (108); Ebu Dâvud, Büyü' 62, (3474, 3475); Nesâi, Büyû', 6, (7, 247).

    5837 - Hz. Ebu Zerr radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: "Üç kişi vardır, Kıyamet gününde Allah onlara ne konuşur, ne nazar eder ne de günahlardan arındırır, onlar için elim bir azab vardır!" buyurdu ve bunu üç kere de tekrar etti. Ben: "Ey Allah'ın Resûlü! Öyleyse onlar büyük zarara ve hüsrana uğramışlardır. Kimdir bunlar?" dedim. Şöyle saydılar:

    "(Elbisesini kibirle, yerlere kadar salıp) süründüren, yaptığı iyiliği başa kakan, malını yalan yeminlerle reklam eden kimseler!"

    Müslim, İman 171, (106); Ebu Dâvud, Libas 28, (4087, 4088); Tirmizî, Büyû' 5, (1211); Nesâî, Büyû' 5, (7, 245).

    5838 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Üç kişi vardır, Kıyamet günü Allah Teâla hazretleri onlara konuşmaz, nazar etmez, günahlardan da arındırmaz, onlara elim bir azab vardır:

    - Zina eden yaşlı,

    - Yalan söyleyen devlet reisi,

    - Büyüklenen fakir."

    Müslim, İman 172, (107); Nesâî, Zekât 77, (5, 86).

    5839 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Üç kişi vardır, Kıyamet günü Allah onlara nazar etmez: Anne ve babasının hukukuna riayet etmeyen kimse, erkekleşen kadın ve deyyûs kimse."

    Nesâî, Zekat 69, (5, 81).

    5840 - Yine Nesâî'nin bir rivayetinde Resûlullah şöyle buyurmuştur:

    "Üç kişi vardır, cennete girmeyecektir: Anne babasının hukukuna riayet etmeyen kimse; içki düşkünü olan kimse; verdiğini başa kakan kimse."

    Nesâî, Zekat 69, (5, 81).

    5841 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Allah Teâla hazretleri şöyle dedi: "Üç kişi vardır, Kıyamet günü ben onların hasmıyım: "Benim adıma (yemin) edip sonra gadreden kimse, hür bir kimseyi satıp parasını yiyen kimse, bir işçiyi ücretle tutup çalıştırdığı halde, ücretini vermeyen kimse."

    Buhari, Büyü' 106).

    5842 - Sehl İbnu Sa'd radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kim bana çeneleri ile bacakları arasındaki şeyler hususunda garanti verirse, ben de ona cennet hususunda garanti veririm."

    Buhari, Rikâk 23, Hudud 19; Tirmizi, Zühd 61, (2410).

    5843 - Ebu berze el-Eslemi radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Sizin hakkınızda en ziyade korktuğum şey, zenginlik hırsı ile karınlarınızın ve ferçlerinizin şehvetleri bir de fitnelerin şaşırtmalarıdır."

    Rezin tahric etmiştir. (Hadis Ahmed İbnu Hanbel'in Müsned'inde gelmiştir: 4, 420, 423.

    5844 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Zani bir kimse, zina yaptığı sırada mü'min olarak zina yapmaz, hırsız da çaldığı sırada mü'min olarak hırsızlık yapmaz, içkici, içki içtiği sırada mü'min olduğu halde içki içmez; insanların, onun yüzünden, gözlerini kendine kaldıracakları kadar nazarlarında kıymetli olan bir şeyi mü'min olarak yağmalamaz."

    Buhari, Mezalim 30, Eşribe 1, Hudud 1, 20; Müslim, İman 100, (57); Ebu Dâvud, Sünnet 16, (4689); Tirmizi, iman 11, (2627); Nesâî, Sârık 1, (8, 64).

    5845 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kişi zina edince iman ondan çıkar ve başının üstünde bir bulut gibi muallak durur. Zinadan çıkınca iman adama geri döner."

    Ebu Dâvud, Sünnet 16, (4690); Tirmizi, İman 11, (2627).

    Tirmizi şu ziyadede bulunmuştur: "Ebu Câfer el-Bâkır Muhammed İbnu Ali'nin: "Bunda imandan çıkıp İslâm'a geçiş vardır" dediği rivayet edilmiştir."

    5846 - Hz. Cündüb radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Kim (başkalarının kusurlarını teşhir edip herkese) duyurursa, Allah da (onun kusurlarını) duyurur. Kim de riya yaparsa Allah da onun riyasını ortaya çıkarır."

    Buhari, Rikak 36; Müslim, Zühd 48, (2987).

    5847 - Ebu Saidi'l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "İnsanlara merhametli olmayana Allah Teâla merhamet etmez."

    Tirmizi, Birr 16, (1923).

    5848 - Câbir İbnu Abdillah el-Ensâri radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Zulümden kaçının. Zira zulüm, Kıyamet günü karanlıklar olacaktır. Cimrilikten de kaçının, zira cimrilik, sizden öncekileri helak etmiş, onları birbirlerinin kanlarını dökmeye, haramlarını helal addetmeye sevketmiştir."

    Müslim, Birr 56, (2578).

    5849 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "İnsanda bulunan en şerli şey aşırı cimrilik ve şiddetli korkudur."

    Ebu Davud, 22 (2511).

    5850 - Ebu Bekr es-Sıddik radıyallahhu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Mü'mine zarar veren veya hile yapan mel'ûndur."

    Tirmizi, Birr 27, (1942).

    5851 - Ebu Sırma radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Kim mü'mine zarar verirse Allah da onu zarara uğratır. Kim de mü'mine meşakkat verirse, Allah da ona meşakkat verir."

    Ti

    rmizi, Birr 27, (1941).

    5852 - Ebu Temime radıyallahu anh anlatıyor: "Arkadaşları kendisine: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm size çok şeyler söyledi, öyleyse bize de bir tavsiyede bulunun!" demişlerdi.

    "İnsanda ilk (çürüyüp) kokacak olan yeri karnıdır. Öyleyse, kim, karnına temiz olandan başka bir şey girdirmeyebilirse mutlaka bunu yapsın!" tavsiyesinde bulundu."

    Buhari, Ahkam 9.

    5853 - Ebu Bekre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "İşleyene daha dünyada cezası çarçabuk gelmeye en layık günah zulüm ve sıla-ı rahmin koparılmasıdır, bu cezanın dünyada gelmesi, ahiretteki cezaya kefaret değildir."

    Ebu Davud, Edeb 51, (4902); Tirmizi, Kıyamet 58, (2513).

    5854 - İyaz İbnu Hımâr radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Allah Teâla hazretleri, bana: "Mütevâzi olun, öyle ki, kimse kimseye zulmetmesin, kimse kimseye karşı böbürlenmesin" diye vahyetti."

    Ebu Dâvud, Edeb 48, (4895).

    5855 - Hz. Ebu Bekr es-Sıddik radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Cehennem, bozguncu, cimri ve başa kakıcı her insana yakındır."

    Bir rivayette de şöyle buyrulmuştur: "Cennete ne bozguncu, ne cimri ne de başa kakıcı giremez."

    Tirmizi, Birr 41, (1964).

    5856 - İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Yiyiniz, tasadduk ediniz, giyiniz. Fakat bunları yaparken israfa ve tekebbüre kaçmayınız."

    Nesâi, Zekat 66, (5, 79). Hadisi Buhari, bab başlığında kaydetmiştir (Libas 1).

    5857 - İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: "Ey Allah'ın Resulü dendi, herbirimiz içinde, (bazan, öylesine çirkin) bir şeyn ârız olduğunu görür ki, bunu söylemektense o şeyin bir korparçası olup (kendisini yakması) ona daha sevimli gelmektedir!"

    Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bu söze şöyle mukabelede bulundu:

    "Allahuekber, Allahuekber, Allahuekber!) Şeytan'ın hilesini vesveseye çeviren Allah'a hamd olsun!"

    Ebu Dâvud, Edeb 118. (5112).

    5858 - Ebu Zümeyl rahimehullah anlatıyor: "İbnu Abbas radıyallahu anhüma'ya (bir gün): "İçimde duyduğum bu (fena) şeyler de ne?" diye sormuştum. Bana:

    "Ne hissediyorsun ki?" dedi. Ben:

    "Vallahi (onlar çok fena!) dilime alamam!" dedim.

    "Şekk nev'inden bir şey mi ?" dedi ve güldü. Sonra açıkladı:

    "Bu (çeşit vesveseler)den hiç kimse kurtulamaz. Nitekim Allah Teâla hazretleri (Resûlüne) şu ayeti inzal buyurmuştur. (Mealen): "Eğer sana indirdiğimiz (kitapta anlatılan bu kıssalar) hakkında bir şüphen varsa, senden evvel indirilmiş olanları okuyanlara sor. Andolsun ki, sana Rabbinden hak (olan kitap) gelmiştir, sakın şüphe edenlerden olma!" (Yunus 94).)

    İbnu Abbas bana dedi ki: "Eğer içinde herhangi bir vesvese bulursan şöyle de: "O (Allah), hem evveldir, hem ahirdir, hem zâhirdir, hem bâtındır. O herşeyi bilendir" (Hadid 3).

    Ebu Dâvud, Edeb 118, (5110).

    5859 - İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Kim, görmediği halde rüya görme iddiasına kalkarsa (Kıyamet günü) arpa daneciğine düğüm atması teklif edilir. Kim de kendisinden hoşlanmadıkları halde, bir grubun konuşmasını dinleme gayretine düşerse Kıyamet günü kulağına erimiş kurşun dökülür. Kim bir sureti tasvir ederse (Kıyamet günü) azaba uğrar ve bu yaptığına ruh üflemesi emredilir, ama üfleyemez"

    Buhâri, Ta'bir 45; Ebu Dâvud, Edeb 96, (5024); Tirmizi, Rü'ya 8, (2284).

    5860 - Vâsile İbnu'l-Eska' radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Şurası muhakkak ki, en büyük yalanlardan biri, kişinin kendisini babasından başka birisine nisbet etmesi veya görmediği bir şeyi gözlerinin gördüğünü iddia etmesi, yahut da Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın söylemediği bir şeyi O'na söyletmesidir"

    Buhâri, Menakıb 5

    5861 - Ebu Kılâbe merhum anlatıyor: "Sabit İbnu Dahhâk radıyallahu anh anlatmıştı: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: Kim, bile bile, yalan yere İslâm'dan başka bir din ile yemin ederse, bu kimse dediği gibidir. Kim kendisini bir şeyle öldürüp (intihar ederse) Kıyamet günü o şeyle azab verilir. Kişnin gücü dışında olan bir şey üzerine yaptığı nezir muteber değildir. Mü'mine lanet etmek onu öldürmek gibidir. Bir mü'mine küfür nisbet etmek onu öldürmek gibidir. Kim kendisini bir şeyle keserse Kıyamet günü onunla kesilir. Kim malını çok göstermek için yalan bir iddiada buiunursa, Allah onun azlığını artırır."

    Buhâri, Eyman 7, Cenaiz 84, Edeb 44, 73; Müslim, İman 176, (110); Tirmizi, İman 16, (2638); Ebu Davud, İman 9, (3257); Nesâi, Eyman 7, (7, 5, 6).

    5862 - İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: "Bir kavimde gulûl (denen devlet malından hırsızlık) zuhur ederse, Allah o kavmin kalplerine korku atar. Bir kavim içinde zina yayılırsa orada ölümler artar. Bir kavim, ölçü ve tartılarda (hile yaparak) miktarı azaltırsa Allah ondan rızkı keser. Bir kavmin (mahkemelerinde) haksız yere hükümler verilirse, o kavimde mutlaka kan yaygınlaşır. Bir kavm ahdinden dönüp gadre yer verirse, Allah onlara mutlaka düşmanlarını musallat eder."

    Muvatta, Cihâd 26, (2, 460).

    5863 - Yine İbnu Abbâs radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "İnsanlar arasında Allah'ın en çok buğzettiği üç kişi vardır:

    Harem'de sapıtıp haktan ayrılan,

    İslâm'a girdiği halde cahiliye sünnetini arayan,

    Haksız yere, kanını dökmek için bir adamdan kan talep eden."

    uhâri, Diyât 9.

    5864 - Muğire İbnu şu'be radıyallahu anh'ın anlattığına göre "Hz. Muaviye radıyallahu anh kendisine: "Resülullah aleyhissalatu vesselâm'dan işittiğin bir şeyi bana yaz" diye mektup yazmıştır. O da Hz. Muâviye'ye şunu yazmıştır: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın şöyle söylediğini işittim:

    "Allah Teâla hazretleri, sizin için üç şeyi mekruh addetti.

    Dedikodu,

    Malın ziyâı.

    Çok sual!.."

    Buhâri, Zekât 53, Edeb 6; Müslim, Akdiye 35, (539).

    5865 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Siz birkısım ameller işliyorsunuz ki, onlar sizin nazarınızda kıldan daha ince (daha ehemmiyetsiz)dir. Halbuki biz onları, Resülullah zamanında helake atıcılardan addederdik."

    Buhâri, Rikâk 32.

    5866 - Vâsıle İbnu'l-Eskâ' radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: "Kardeşine karşı şamata yapma. Allah ona afıyet sana da belayı verir."

    Tirmizi, Kıyamet 55, (2508).

    5867 - Ebu'd Derda radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Bir şeye karşı sevgin seni kör ve sağır eder (de onun eksiklerini görmez, kusurlarını işitmez olursun)"

    Ebu Dâvud, Edeb 125, (5130).

    5868 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Şeytan insanoğlunda, kanın cereyanı gibi cereyan eder."

    Ebu Dâvud, Sünnet 18, (4719).

    5869 - İmam Mâlik rahimehullah'a ulaştığına göre, "Ümmü Seleme radıyallahu anhâ, Efendimiz'den sormuştur:

    "Ey Allah'ın Resûlü! Aramızda salihler mevcut iken bizler helak mi olacağız?" Aleyhissalâtu vesselâm:

    "Evet, buyurmuşlardır, pislik (zina) artarsa!"

    Muvatta, Kelam 22, (2, 991).

    5870 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Hanımını kocasına karşı, köleyi efendisine karşı ayartan bizden değildir!"

    Ebu Dâvud, Talâk 1, (2175), Edeb 135, (5170).

    5871 - Yine Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Size şerlilerinizi haber vereyim mi? Onlar, tek başlarına yiyenler, kölelerini dövenler, yardımı esirgeyenlerdir."

    Rezin tahriç etmiştir.

    İMAN

    5961 - Cündüb İbnu Abdillah radıyallahu anh anlatıyor: "Biz erginlik çağına yaklaşmış bir grup genç Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile beraberdik. Kur'ân'ı öğrenmezden önce imanı öğrendik. Sonra da Kur'ân'ı öğrendik. Kur'ân sayesinde imanımız daha da arttı."

    5962 - İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Bu ümmette iki sınıf vardır, onların İslâm'dan hiçbir nasipleri yoktur: Mürcie ve Kaderiyye."

    5963 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: "İman, kalben bil(ip tasdik et)me, dil ile söyle(yip ikrar et)me, beden uzuvlarıyla da amel etmektir."

    5964 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kim, Allah'a herhangi bir şerik koşmadan tam bir ihlâs yani Allah'ın birliğine iman, O'na hâlisane kulluk, namaz ve zekat vazifelerini yapma hali üzere dünyayı terkederse, Allah kendisinden razı olmuş halde ölmüş olur."

    Hz. Enes radıyallahu anh devamla der ki: "İşte bu hal, peygamberlerin hepsi tarafından getirilmiş olan (ve Allah indinde makbul olduğu Kur'an'da belirtilen (Âl-i İmrân 19)) gerçek dindir. Bu dini, peygamberler, Rablerinden alıp beşeri hevâya dayanan (felsefi nazariye ve) iddialar ortalığı kaplamazdan önce, insanlara tebliğ etmişlerdi.

    Bu hakikatı tasdik eden Kur'ânî nasslar mevcuttur. Bilhassa en son inen (suredeki) şu ayet onlardandır: "Eğer (o müşrikler) tevbe eder, -Enes der ki: "Tevbeden murad putları ve onlara tapmayı bırakmaktır- namazlarını dosdoğru kılar ve zekâtlarını verirlerse siz de onları serbest bırakın. Muhakkak ki Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir" (Tevbe 5).

    Bir diğer ayette şöyle buyrulmuştur: "Eğer tevbe eder, namazlarını dosdoğru kılar ve zekâtlarını verirlerse, artık onlar sizin din kardeşlerinizdir" (Tevbe 11).

    5965 - Hz. Ebu Hureyre ve İbnu Abbâs radıyallahu anhüm demişlerdir ki: "İman artar ve eksilir."

    KADER-KADERİYE

    5966 - Ebu Müleyke'den oğlu Abdullah'ın rivayet ettiğine öre, "O, Hz. Aişe radıyallahu anhâ'nın yanına girip, ona kaderle ilgili bir şeyler söylemiş o da kendisine şöyle cevapta bulunmuştur:

    "Kim kader konusunda herhangi bir meseleyi konuşacak olsa, ahiret günü kaderden hesaba çekilir. Kim de bu mevzuda bir şey konuşmazsa, ahirette kaderden hesaba çekilmez."

    5967 - Amr İbnu Şu'ayb an ebîhi an ceddihi radıyallahu anhüma anlatıyor: "Bir gün Resülullah aleyhissalâtu vesselâm, bir grup ashabının yanına aniden çıkageldi. Onlar kader üzerine tartışıyorlardı. Münakaşanın mahiyetini öğrenince öylesine öfkelendi ki sanki yüzünde bir nar tanesi patlamıştı, kıpkırmızı oldu. şunları söyledi:

    "(Kader üzerine bu çeşit) münakaşa yapmakla mı emrolundunuz -veya bunun için mi yaratıldınız-? Kur'ân'ın birkısım ayetlerini diğer birkısım ayetleriyle karşılaştırıp duruyorsunuz! İşte sizden önceki ümmetler bu çeşit davranışları sebebiyle helak oldular."

    (Ravi Muhammed İbnu) Abdullah İbnu Amr devamla dedi ki: "Babam Abdullah dedi ki: "Ben Resûlullah'ın bazı meclislerinde hazır bulunmamış olmama sevinirdim ama, (babam Amr'ın anlattığı) bu mecliste bulunmadığıma daha çok sevindim."

    5968 - İbnu Ömer radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselâm: "Ne sirayet, ne uğursuzluk ne de (öldürülen kimsenin başından çıkıp intikam! intikam! diye bağıran ve hâme denen) bir kuş vardır!" buyurmuşlardı. Cemaatte bulunan bedevi bir adam doğrulup:

    "Ey Allah'ın Resûlü! Pekala, kendisinde uyuz olan bir devenin bütün deve sürüsünü uyuzlamasına ne dersiniz?" diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm da:

    "İşte bu kaderdir. Söyle bakalım! O ilk deveyi kim uyuzladı?" buyurdular."

    5969 - Adiyy İbnu Hâtim radıyallahu anh anlatıyor: "Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanına vardığım zaman bana: "Ey Hatim'in oğlu Adiyy, müslüman ol ki selâmete eresin!" buyurdular. Ben de:

    "İslâm nedir?" diye sordum.

    "Allah'tan başka ilah olmadığına, benim de O'nun Resülü olduğuma şehadet etmen ve hayır, şer, tatlı ve acı her şeyiyle kadere iman etmendir!" buyurdular."

    5970 - Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: "Ensardan bir zat Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselam'a gelerek:

    "Ey Allah'ın Resûlü! Benim bir cariyem var, onunla azil yapabilir miyim?" diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm ona: "Cariye için takdir edilen şey (çocuk) kendine gelecektir!" cevabında bulundu. Bundan bir müddet sonra aynı zat Aleyhissalâtu vesselâm'a gelerek:

    "O cariyem hamile oldu!" dedi. Bunun üzerine Resülullah: "Bir nefse takdir edilmiş olan şey mutlaka olur!" buyurdular."

    5971 - Sevban radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Ömrü ancak birr (her çeşit hayırlar, iyilikler, ihsanlar) uzatır; kaderi de ancak dua geri çevirir. Kişi, işlediği günah sebebiyle rızkından mahrum kalır!"

    NEFİSLE İLGİLİ EDEBE GİREN HADİSLER

    5800 - İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Ben Resûlullah aleyhissâlatu vesselâm'ın terkisinde idim. Bana şu nasihatta bulundu:

    "Yavrum! Allah'a karşı (emir ve yasaklarına uyarak edebini) koru, Allah da seni (dünya ve âhirette) korusun! Allah'ı(n üzerindeki hukukunu) koru ki O'nu karşında (dünya ve âhiretin fenalıklarına karşı hâmi) bulasın -veya önünde demişti: Bollukta Allah'ı tanı ki, darlıkta da O, seni tanısın. (Dünya ve âhiretle ilgili) bir şey isteyince Allah'tan iste. Yardım talep edeceksen Allah'tan yardım dile. Zira kullar, Allah'ın yazmadığı bir hususta sana faydalı olmak için biraraya gelseler, bu faydayı yapmaya muktedir olamazlar. Allah'ın yazmadığı bir zararı sana vermek için biraraya gelseler, buna da muktedir olamazlar. Kalemlerin mürekkebi kurudu ve sayfalar dürüldü. Sen, yakînî bir imanla, tam bir rıza ile Allah için çalışmaya muktedir olabilirsen çalış; şayet buna muktedir olamazsan, hoşuna gitmeyen şeyde, sabırda çok hayır var. Şunu da bil ki Nusret(i ilahi) sabırla birlikte gelir, kurtuluş da sıkıntıyla gelir, zorlukta da kolaylık vardır, bir zorluk iki kolaylığa asla galebe çalamayacaktır."

    Rezin bu elfazla tahric etmiştir. Tirmizi'de muhtasar olarak kaydedilmiştir. Sıfatu'l-Kıyâmet 60, (3518).

    5801 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Bir gün, Resûlullah aleyhissâlatu vesselâm ashâbına: "Şu kelimeleri kim benden) alıp onlarla amel edecek ve onlarla amel edecek olana öğretecek?" buyurdular. Ben hemen atılıp:

    "Ben! Ey Allah'ın Resûlü!" dedim. Aleyhissalâtu vesselâm elimden tuttu ve beş şey saydı:

    - Haramlardan sakın, AIlah'ın en âbid kulu ol!

    - Allah'ın sana ayırdığına razı ol, insanların en zengini ol!

    - Komşuna ihsanda bulun, mü'min ol.

    - Kendin için istediğini başkaları için de iste, müslüman ol!

    - Fazla gülme. Çünkü fazla gülmek kalbi öldürür."

    Tirmizi, Zühd 2, (2306); İbnu Mace, Zühd 24, (4217).

    5802 - Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Rabbım bana dokuz şey emretti:

    - Gizli halde de aleni halde de Allah'tan korkma(mı),

    - Öfke ve rıza halinde de adâletli söz (söylememi),

    - Fakirlikte de zenginlikte de iktisad (yapmamı),

    - Benden kopana da sıla-ı rahm yapmamı,

    - Beni mahrum edene de vermemi,

    - Bana zulmedeni affetmemi,

    - Susma halimin tefekkür olmasını,

    - Konuşma halimin zikir olmasını,

    - Bakışımın da ibret olmasını,

    - Ma'rufu (doğru ve güzel olanı) emretmemi."

    Rezin tahric etmiştir.

    5803 - Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselam'ın kılıncının kabzasında şu ibareyi bulduk.

    "Sana zulmedeni affet. Sana küsene git, sana kötülük yapana iyilik yap! Aleyhine de olsa hakkı söyle!"

    Rezin tahric etmiştir.

    5804 - Zeydu'I-Hayr radıyallahu anh anlatıyor: "Ey Allah'ın Resulü dedim, Allah'ın rızasını arzu eden kimselere ve Allah'ın rızasını arzu etmeyen kimselere Allah'ın koyduğu alâmet nedir, bana haber verin!" Cevaben:

    "Ey Zeyd sen nasıl sabahladın?" diye sordu.

    "Hayrı ve hayır ehlini seviyorum: Eğer hayır yapmaya muktedirsem yapmaya koşuyorum. Eğer yapamaz, kaçırırsam bu sebeple üzülüyorum ve onu yapmaya, şevkim daha da artıyor!" dedim. Bunun üzerine Aleyhissalâtu vesselâm:

    "İşte bu söylediklerin Allah'ın rızasını arayanlara Allah'ın koyduğu alâmettir. Eğer Allah senin başka bir şey olmanı isteseydi, seni ona hazırlardı" buyurdular."

    Hadisi Rezin tahriç etmiştir.

    5805 - İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resülullah aleyhissâlatu vesselâm buyurdular ki:

    "İtidal (orta yol üzere olmak), teenni(li davranmak), hal ve gidişi iyi olmak peygamberliğin yirmidört cüzünden bir cüzdür."

    Muvatta, Şi'r 17 (2, 954, 955); Ebu Dâvud, Edeb 2, (4776).

    5806 - Ebu Eyyub radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissâlatu vesselâm buyurdular ki:

    "Dört şey vardır, bunlar geçmiş peygamberlerin sünnetlerindendir: Haya, koku sürünme, evlenme, misvak kullanma."

    Tirmizi, Nikâh 1, (1080).

    5807 - Abdulmüheymin İbnu Abbas İbni Sa'd es-Sâidi, babası tarikiyle dedesinden naklediyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Teenni Allah Teâlâ'dandır, acele de şeytandan."

    Tirmizi, Birr 66, (2013).

    5808 - İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Resûlullah aleyhissâlatu vesselâm Eşeccü Abdi'l-Kays 'a dedi ki:

    "Muhakkak ki sende, Allah ve Resülünün sevdiği iki haslet var; hilm ve teenni."

    Tirmizi, Birr 66, (2012); Müslim, İman 25, (17).

    5809 - Ebu Dâvud merhum, Abdu'l-Kays heyetinde dahil olan Zâri'den naklettiği ve uzunca bir kıssanın da bulunduğu rivayetinde şu ziyadeye yer verir: "Resûlullah aleyhissâlatu vesselâm kendisine bunları söyleyince o (Eşecc):

    "Ey Allah'ın Resûlü! Bu iki hasletle ben (şahsi gayretimle) mi ahlâklandım yoksa Allah mı cibilliyetime (yaratılışıma, tabiatıma) koydu?" diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm da:

    "Allah Teâla Hazretleri seni o iki haslet üzere yarattı!" buyurdular. Bu cevap üzerine Eşecc:

    "Allah ve Resûlünün sevdiği iki haslet üzere beni yaratan Allah'a hamd olsun!" dedi."

    Ebu Dâvud, Edeb 161, (5225).

    5810 - Sa'd İbnu Ebi Vakkâs radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissâlatu vesselâm buyurdular ki: "Teennî, âhiretle ilgili olanlar dışında, her amelde güzeldir."

    Ebu Dâvud, Edeb 11, (4810).

    5811 - İbnu Ömer radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Resulullah aleyhissâlatu vesselâm buyurdular ki:

    "Kim Allah adına sığınma talebinde bulunursa ona sığınma, verin, kim Allah adına isterse ona verin, kim sizi davet ederse ona icabet edin; kim size bir iyilik yaparsa karşılıkta bulunun, şayet verecek bir şey bulamazsanız kendinizi, ona karşılığını vermiş görünceye kadar dua edin."

    Nesai, Zekât 72, (5, 82); Ebu Dâvud, Zekât 38, (1672).

    5812 - Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Sakın sizden kimse Allah hakkında hüsnüzânda bulunmadan son nefesini vermesin."

    Müslim, Cennet 81, (2877); Ebu Dâvud, Cenâiz 17, (3113).

    5813 - Sahiheyn ve Tirmizi de Ebu Hureyre'den gelen diğer bir hadiste Resûlullah şöyle buyurmuştur:

    "Allah Teâla Hazretleri şöyle buyurdu: "Ben, kulumun benim hakkımdaki zannına göreyimdir."

    Müslim ve Tirmizi'nin rivayetinde şu ziyade vardır: "O bana dua edince ben onunlayım."

    Buhâri, Tevhid 35; Müslim, Zikr 1, (2675); Tirmişi, Zühd 51, (2389).

    5814 - Ebu Davud ve Tirmizi'de Ebu Hureyre'den gelen bir rivayette Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın şöyle söylediği kaydedilmiştir:

    "Allah Teâlâ hakkında hüsnüzan, güzel ibadettendir."

    Tirmizi, Da'avât 146, (3604); Ebu Dâvud, Edeb 89, (4993).

    5815 - Hz. Ebu Zerr radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullâh aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Her nerede olursan ol Allah'tan ittikâ et ve kötülüğün arkasından iyilik yap, bu onu yok eder. İnsanlara iyi ahlakla muamele et."

    Tirmizi, Birr 55, (1988).

    5816 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan ateşe insanları en çok atan şeyin ne olduğu soruldu.

    "Ağız ve ferc!" buyurdular. En ziyade neyin insanları cennete soktuğundan sordular:

    "Allah'a takva ve güzel ahlak!" buyurdular."

    Tirmizi, Birr 62, (2005).

    5817 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a soruldu: "Mü'minlerden hangisi efdal (enfaziletli)dir?"

    "Ahlakça en güzelleridir!" cevabını verdi. Tekrar soruldu:

    "Pekiyi, mü'minlerden hangisi en akıllıdır?"

    "Ölümü en çok zikreden ve kendilerine gelmezden önce onun için en iyi hazırlığı yapanlardır. İşte akıllılar bunlardır."

    Rezin tahric etmiştir. İbnu Mâce, Zühd 31, (4259).

    5818 - Hz. Semüre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Haseb maldır, kerem takvadır."

    Tirmizi, Tefsir, Hucurât, (3268).

    5819 - Hz. Ebu Bekre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a "Hangi insan daha hayırlıdır?" diye sorulmuştu:

    "Ömrü uzun, ameli de güzel olandır" buyurdular."

    "Öyleyse insanların kötüsü kimdir?" diye soruldu:

    "Ömrü uzun, ameli kötü olandır!" buyurdular."

    Tirmizi, Zühd 22, (2331).

    5820 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün):

    "Size en hayırlınızın ve en şerlinizin kim olduğunu haber vermiyeyim mi?" buyurdular ve bunu üç kere tekrar ettiler. Cemaat: "Evet, haber veriniz!" dedi.

    "En hayırlınız, kendisinden hayır umulan ve şerri dokunmayacağı hususunda emin olunandır; en şerliniz de kendisinden hayır ümit edilmeyen ve şerrinden de emin olunmayan kimsedir."

    Tirmizi, Fiten 76, (2264).

    5821 - İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "İki haslet vardır, bunlar kimde bulunursa Allah onu şükredici ve sabrediciler arasına kaydeder:

    - Diyanette kendinden üstün olana bakıp, ona uymak.

    - Dünyalıkta kendinden aşağı olana bakıp, Allah'ın kendine vermiş olduğu üstünlüğe hamdetmek.

    İşte böyle olan kimseyi Allah şükredici ve sabredici olarak yazar.

    Kim de diyanette kendinden aşağı olana bakar, dünyalıkta da kendinden üstün olana bakar ve elde edemediğine üzülürse Allah onu şükredici ve sabredici olarak yazmaz."

    Tirmizi, Kıyamet 59, (2514).

    5822 - Ukbe İbnu Amir radıyallahu anh anlatıyor: "Bir gün): "Ey Allah'ın Resûlü! Kurtuluşumuz nasıl olacak?" diye sormuştum, şöyle cevap verdiler: "Dilini tut, evini genişlet, günahlarına da ağla!"

    Tirmizi, Zühd 61, (2408).

    5823 - İmam Malik anlatıyor: "Bana ulaştığına göre, Lokman Hekîm'e: "Sende gördüğümüz bu (meziyetin mahiyeti) nedir? diye sormuşlardı. (Bununla onun faziletlerini kastetmişlerdi). Şu cevabı verdi:

    "Doğru sözlülük, emaneti yerine getirmek, beni ilgilendirmeyen şeyi terketmek."

    Bir rivayette şu ziyade gelmiştir: "Vaadime vefakârlık etmek."

    Muvatta, Kelam 17, (2, 990).

    5824 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kendisi ateşe haram edilen ve kendisine de ateşin haram kılındığı kimseyi size haber vermeyeyim mi? Ateş, (halka) her yakın olana, yumuşak huylu ve insanlara kolaylık gösterene haram kılınmıştır."

    Tirmizi, Kıyamet 46, (2490).

    5825 - Hz. Sevbân radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kim şu üç şeyden beri olarak ölürse cennete girer: - Kibir, - Gulûl, - Borç."

    Tirmizi, Siyer 21, (1572, 1573).

    5826 - Hudri radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Halîm olan zelle sahibidir, hakîm olan tecrübe sahibidir."

    Tirmizi, Birr 86, (2034).

    5827 - Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Sakın sizden kimse kararsız olup da: "Ben insanlarla beraberim, eğer insanlar iyilik yaparsa ben de iyilik yaparım, kötülük yaparsa ben de kötülük yaparım" demesin. Aksine, nefsinizi sâbit tutun, halk iyilik yaptımı siz de iyilik yapın, kötülük yaparsa zulme yer vermeyin."

    Tirmizi, Birr 63, (2008).

    5828 - Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Bir mü'minin nefsini alçaltıp zelil kılması muvafık değildir."

    Orada bulunanlar: "Kişi nefsini nasıl zelil kılare?" dediler.

    Kütübü Sitte
  • 360 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Böğürtlen Kışı Konusu, Özeti ve Türleri
    Aşk Roman (Çeviri) Edebiyat Duygusal
    Böğürtlen Kışı
    Yazar: Sarah Jio
    Çevirmen: Duygu Parsadan
    Yayınevi: Arkadya Yayınları
    ISBN: 9789759997199
    Sayfa: 360 sayfa
    Basım Tarihi: 2012 Kalbimizin derinliklerine işlenen acıyı,tek kelimeyle nasıl dile getirirsiniz? Mart Menekşeleri ve Yağmur Sonrası yazarından... Sevgili Okurlar ; Bir senedir hikayelerimi okuyan Türk okurlardan güzel haberleR almak benim için bir zevkti. Hikayelerimin içinde kendinizi bulduğunuzu, karaketerlerin sizi derinden etkilediğini bilmek beni çok mutlu etti. Bir yazar olarak benim için bundan daha özel ve güzel bir hediye olamaz . Şimdi de yeni romanım Böğürtlen Kışı ile size buradan, Seattke'daki evimden merhaba diyebilmenin heyecanını ve memnuyetini yaşıyorum. Umarım bu hikayeyi de en az diğerleri kadar çok seversiniz . Yorumlarınızı duyabilmek için sabırsızlanıyorum . Kucak dolusu sevgiler ve keyifli okumalar, Sarah Jio .Böğürtlen Kışı ne demektir? bakıyorum şuan kendimi buldum kitapı. Oğullarım Carson, Rusell ve Colby ile onları çok sevgili oyuncak hayvanlarına ; eski püskü bir ayıcık , yırtık pırtık üç zürafa ve küçük , çizgili bir kaplan. Sizin anneniz olmak, hayatımın en büyük mutluluğu. Ve dünyanın her yerindeki annelere _ özellikle de çocuğuna veda etmek zorunda kalmış olanlara... Ama devam edecem 204'tüyüm.Çok güzel kitap bence harika herkes böyle mutlu ve huzurlu oldum şuan çok güzel gidiyor.Harika barlar,arkadaşlık,oteller,arabalar,aşklar,kitap zevkli ama çok güzeller.Harika SARAH JİO YAZARI MÜKEMMEL VE BAYILDIM.Araştırma,merak duygusu,herşeye rağmen okumak gibisi yok gibi.Beğendim valla.Çok güzeldi. Çok beğendim. Harikaydı. Seri tamamlamak çok güzel bence devamlı okumak çok beğendim. Çok duygusaldır. Çok ağlatıcıydı.O kadar konu vardı. Ölümler , hikayeler , işler , karakterler , insanlar , bebekler yaşayan ve yazarın yazdığı konu tarihler ,Kulerde yaşanan olayları , otelde yaşanan olaylar vb gibi. Çok yaşandığı birçok haberler, hizmetçiler... Yatak odaları , temizlikçiler , tokalar, kumaşlar vb gibi . Kitap olarak iyive idare eder biraz . İhşaallah herkes beğenmiştir. Böğürtlen Kışı nedir? Araştırma ve merak duygusu yaşamak gibi olabilir. Aşklar, evdekiler , kocaları , büyük çabaları , Claire , Veral , Daniel , Ertah , Domanic vb gibi. Olaylar çok yaşanmaştır. 353 sayfallık bir kitaptır. Çok zevkliydi bence. Çok teşekkürler yazarımıza ve devamını bekliyorum. Kalbinizin derinliklerine işlenen acıyı, tek kelimeyle nasıl dile getirirsiniz?

    "Canım Daniel'ım,

    Kaybolduğun gün dünyam sona erdi, canım oğlum. Seni her kim alıp götürdüyse, seninle birlikte kalbimi, hayatımı da çaldı. Ben senin gülümsediğini görmek, kahkahalarını duymak, mutluluğunu paylaşmak için yaşıyordum."

    Vera Ray 1933 yılının o karlı mayıs akşamında üç yaşındaki oğlu Daniel'ı son kez öptüğünü bilmiyordur. Her ne kadar oğlunu yalnız bırakma düşüncesinden nefret etse de hayatlarını devam ettirmek için çalışmak zorundadır. Tek avuntusu, gün ağardığında küçücük oğluna sarılacak olmasıdır. Ancak Vera geri döndüğünde karşılaştığı manzara, Daniel'ın boş yatağıdır. Bir de karlar içine gömülmüş olan oyuncak ayısı.

    Seksen sene sonra Seattle yine mayıs ayında karlar altındadır. Köklü bir gazetede muhabir olan Claire Aldridge, bu doğaüstü olayı haber yapacaktır. Araştırmalarına devam eden Claire, küçük çocuğun bu zamana kadar sonuçlanmamış kaçırılma davasıyla karşılaşır. Evlat kaybetmenin ne demek olduğunu çok iyi bilen Claire, bu olayı çözmeye karar verir. Ancak çözdüğü her düğümün, onu Vera'yla olan bağlantısına yaklaştırdığından habersizdir…

    Böğürtlen Kışı aşkı, umudu ve umutsuzluğu derinden anlatan muhteşem bir kitap. Bu öyküyü yüreklerinizden kolay kolay silip atamayacaksınız.

    Sarah Jio gerçekten mükemmel bir yazar. Akıcı dili, duygusal hikayeleri, şaşırtıcı sonları ile tanınan yazar Böğürtlen Kışı romanı ile okurlarını yine derinden etkilemeyi başarıyor.

    1933 yılında Amerika’nın Seattle şehrinde olağanın dışında olarak Mayıs ayında kar yağar. Üç yaşındaki oğlu ile huzurlu bir hayat süren Vera’nın en büyük acısı gün içinde oğlunu bırakarak işe gitmektir. Yine her sabah olduğu gibi oğlunu öperek işe gider. Fakat eve geri döndüğünde oğlu ortada yoktur. En sevdiği oyuncak ayısı da karların içindedir. Hayatını oğluna adayan kadın için bir anlamda hayat sona ermiştir.

    Yıllar ileri sarar ve 80 yıl sonrasına 2013 yılına gelir. 80 yıl sonra yine Mayıs ayında kar yağar. Gazeteci olan Claire de bu olayı haber yapmak ister ve geçmişi araştırırken 80 yıl önce yaşanan kayıp olayını farkeder. Evlat kaybetme acısını bilen Claire bu olayı daha derinlemesine araştırmak ister ve olayın derinliklerine girmeye başlar. Fakat araştırması onu geçmişi ile güzleşmeye ve gizemleri ortaya çıkartmaya başlar. Vera ile kendisi aslında pek farklı değillerdir.

    Böğürtlen Kışı romanı gerçekten çok güzel bir kitap. Sarah Jio yine elinizden bırakmakta zorlandığınız ve bir kerede okumak istediğiniz tarzda bir yazmış.

    Vera Ray 1920’li yılların sonunda arkadaşı Caroline ile aynı evde yaşamaktadır. Şehrin yoksul kesimindendirler. Bir gün Olympic Otel’de bir davet vardır ve Vera ile Caroline oraya giderler. Caroline bir yalanla içeri girmelerini sağlar. Vera otelde otel sahibinin oğlu Charles ile tanışır. Kendisi fakir olduğu için Charles’tan uzaklaşır ve davetten çıkar ama Charles onun peşinden gelir. Charles diğer zenginler gibi değildir. Vera’nın fakir olması onu rahatsız etmez. Vera’ya aşık olur. Vera hamile kalır fakat bunu hemen Charles’a söylemez. Onun ne diyeceğini tahmin edemez. Charles bu sırada Vera’ya evlenme teklif eder. Vera’yı ailesiyle tanıştırmaya götürür. Ailesi fakir olduğu için Vera’dan hoşlanmazlar. Charles’in kız kardeşi Josephine Vera ile konuşur. Vera’nın hamile olduğunu da biliyordur. Vera’ya Charles ile evlenirse Charles’ın babasının tüm mirasından mahrum kalacağını söyler. Vera kendisi yüzünden Charles’in bu duruma düşmesini istemez ve Charles’tan ayrılır. Charles’in evinden ayrılırken duvar ustası Ivanoff ile karşılaşır ve onunla eve döner.

    Caroline de bu sırada evlenir ve evlendikten kısa bir süre sonra kocası ölür. Caroline’nin Eva adında bir kızı olur. Vera’nın da bir oğlu olur. Vera Olympic Otel’de temizlikçi olarak çalışır. Oğlu Daniel dört yaşına gelmiştir. Vera geceleri çalıştığı için Daniel’i gece yalnız bırakır. Yine bir gece Daniel’i yalnız bırakır ve işe gider. Mayıs ayı olduğu halde o gece fırtına olur ve kar yağar. Vera eve döndüğünde oğlunu evde bulamaz. Onun kar oynamak için dışarı çıktığını düşünür ve dışarıda oğlunu arar. Ama yerde oğlunun oyuncak ayısını bulur ve oğlunun kaçırıldığını anlar. Polise gider fakat polis oğlunun evden kaçmış olabileceğini geri döneceğini söyler. Vera ve oğlu fakir olduğu için onlarla ilgilenmezler. Vera uzun süre kendine gelemez. Bu yüzden işe de gidemez ve işten kovulur. Otelde zengin biri olan Lon ile karşılaşır. Lon daha önce otelde Vera’yı görmüştür ve onu beğenmiştir. Vera’ya akşam yemeği teklif eder ama Vera oğlunun kaçırıldığını söyler. Lon tanıdıklarının olduğunu oğlunun bulunmasına yardımcı olacağını söyler bunun üzerine Vera yemek teklifini kabul eder. Vera sabah bunu hatırlatır ve Lon yalan söylediğini, yardım etmeyeceğini söyler. Vera Lon’dan kaçar ve ağlayarak gider. Charles’tan yardım istemeye karar verir. Bir kamyona biner ve Charles’ın evine gider. Vera’nın durumunu gören Ivanoff da Vera’yı takip eder. Vera Charles’a oğlunun kaçırıldığını söyler. Charles’ın oğlu olduğunu söylemeyi düşünür ama Charles’ın artık evli olduğunu görünce söylemez. Charles’ın yanından gider.

    2013 yılının Mayıs ayında yine aynı şekilde kar fırtınası olur. Bilim adamlarına göre bu mevsimsiz kar böğürtlen kışı olarak adlandırılır. Seattle Herald Gazetesi muhabiri olan Claire Aldridge’ye 1933 yılındaki ve şimdiki kar fırtınası ile ilgili yazı yazması söylenir. Claire aynı zamanda gazetenin sahibi Kensington’ların oğlu Ethan ile evlidir. Claire bundan bir yıl önce hamiledir ama koşu sırasında bir araba Claire’ye çarpar ve bebeklerini kaybederler. O zamandan sonra Claire ve Ethan birbirlerinden uzaklaşmaya başlarlar. Claire koşmayı bırakır.

    Claire yazısı için 1933’teki fırtına ile ilgili araştırmalara başlar. Araştırmaları sırasında o tarihte Daniel Ray adında bir çocuğun kaybolduğunu öğrenir. Claire de bebeğini kaybettiği için bu olay onu çok etkiler ve yazısını bu olayla ilgili olarak yazmaya karar verir. Araştırmalarına başlar ve Daniel Ray’in o zamanlarda oturduğu evin adresini öğrenir. Adrese gittiğinde buranın arkadaşı Dominic’in kafesinin yeri olduğunu görür. Dominic’ten üst katı gezmek için izin alır ve orada Caroline’nin kızı Eva’nın çizdiği bir resmi bulur. Arkasında Eva’nın adı ve soyadı yazıyordur. Claire hastaneden gelen bir pakette ismi yazan kişiyle Eva’nın soyadının aynı olduğunu görür. O kadınla konuşur ve Eva adında bir akrabası olduğunu öğrenir. Eva ile görüşmeye gider ve Eva ona Daniel ile ilgili bildiklerini anlatır. Eva ona Vera’nın öldürüldüğünü söyler. Claire, Vera hakkında araştırmalara başlar ve Vera’nın olayıyla Avukat Edward Sharpe’nin ilgilendiğini öğrenir. Edward Sharpe her şeyin kaydını tutan bir avukattır. Claire onun kızına ulaşır. Avukatın dosyalarına bakmak için ondan izin alır. Vera ile ilgili dosyaları bulur ve orada Vera’yı öldürmekle suçlanan Ivanoff’un ifadesini bulur. Bu belgelerden Vera’yı Charles’ın kardeşi Josephine’nin öldürdüğünü öğrenir. Ayrıca Charles’ın ve ailesinin de Kensington olduğunu öğrenir. Artık olayı öğrenmiştir ve yazısını yazar ama kocası ailesinin adı kötü bir olayla anılmasın diye yayınlanmasını istemez. Claire, Charles’ın kim olduğunu öğrenmek için Ethan’nın büyük babası Warren ile görüşmeye gider. Warren’den Daniel’in Warren olduğunu öğrenir. Claire Daniel ve Eva’yı bir araya getirir getirir ve onları görüştürür. Daha sonra Warren’ı eski evine götürür. Ama orası artık yıkılacaktır. Warren orda annesinin ona bıraktığı mektubu bulur. O evin yıkılmasını istemez ve orayı satın alır. Gelişen bu güzel olaylardan sonra Claire ve Ethan’ın arası düzelir. Artık yeni bir çocuk yapmaya karar verirler.
    Böğürtlen Kışı kitabı En iyi kadın yazar kitapları listesinde yer almaktadır.
  • Hikmet Kıvılcımlı'nın tarihi Eyüp Sultan konuşması
    06.01.2013 16:59
    Hikmet Kıvılcımlı'nın tarihi Eyüp Sultan konuşması

    Türkiye'de Sosyalizm'in en büyük savunucularından Hikmet Kıvılcımlı'nın Eyüp Sultan'da yaptığı tarihi konuşma.

    TIMETURK / Haber Merkezi

    Muhterem Vatandaşlarım! Sevgili İşçi kardeşlerim!Bugün, Müslüman İstanbul'umuzun, İstanbul'dan önce Müslüman olan Eyüpbölgesinde Vatan Partisi'nin sesini duyurmaya geldik.Sevgili vatandaşlarım!... Vatan Partisi İŞ ve İŞÇİ partisidir...Bunu söylerken,elimde olmayarak, Müslümanlığın büyük bir hizmetini hatırladım. O büyük söz derki: "Kıyamete kadar yaşıyacakmış gibi çalış, yarın ölecekmiş gibi ibadet et" der.Vatandaşlar!... İbadet: HAK önünde konuşmak, halk önünde hakkı teslim etmek manasına gelir...

    Bugün, Vatan Partisi'nin kendini HAK ve ÇALIŞMAK gibi iki prensipüzerine kurduğunu açıkça ortaya koymak lüzumunu duyuyorum.İslamın büyük prensibi, hepimizin bildiği gibi: "Leyse lil insane illâ mâ seâ" der.(Yani: İnsan için, çalışmaktan , emekten başka her şey yalandır) der. İşte, o büyükhakikat: Aradan binlerce yıl geçtikten sonra bugün, dünyanın en ilerimemleketlerinde dahi, tek büyük İÇTİMAİ HAKİKAT, insanlığın bulabildiği en büyükhakikat olarak tanınmıştır. Bugün insanlığın yarattığı değer: EMEK üzerine kurulur.Avrupa'nın en büyük iktisat alimleri, İngiltere'nin klasik iktisatçısı denilen AdamSmith'ler, Ricardo'lar: binlerce senelik insan ilminin neticelerini toplarken, o hakikatibulabilmişlerdir: "Leyse lil insane illâ mâ seâ!" hakikatini: "Değer, insanınemeğinden doğar" şeklinde ifade etmişlerdir... İşte Vatan Partisi'nin prensibi de, herşeyin temelinin, memleket siyasetinin de üzerinde kurulması icabeden temelin EMEKolması lazım geldiğini ifade eder.

    Türkiye'de emeği, insanın çalışmasını kim temsil ediyor? Şehirlerde işçikardeşlerimiz, esnaf kardeşlerimiz.. Köylerde alınteriyle çalışan küçük, fakirköylülerimiz! Vatan Partisi Türkiye'de -bütün öteki partilerden farklı olarak,- buçalışkan zümrelerin hakkını arıyan, hakkını aramak için kurulmuş tek teşkilattır.Şimdiye kadar maalesef, büyük hakikatler daima küçük insanlardan uzakkalmıştır: Uzak bırakılmıştır. Yine vatandaşlarım iyi bilir ki, Muhammed: "Benhâtemel enbiyâyım" demiş. (Yani: "Ben peygamberlerin sonuncusuyum") demiştir. Obüyük sözün manası üzerinde vatandaşlarımı bir an düşünmeye davet ederim...

    Vatandaşlarım!... O zamana kadar insanlar arasında bütün düzeni kurankanunlar ve kaideler "gökten iner" di. Hazreti Muhammed: "Ben sonuncupeygamberim!" demekle, bizlere şu büyük hakikati anlatmış oluyordu: ARTIKKANUNLARINIZI KENDİNİZ YAPACAKSINIZ! demek istemiştir... Ve onun içininsanların büyük toplantı yerleri: Camiler meydana gelmişti. Bütün İslamların camii:Adı üstünde CAMİ!..Cami: Hepinizin bildiği gibi, TOPLAYICI demektir, vatandaşlarım. VeMüslümanların tatil günü de vaktiyle "CUMA" günü idi, vatandaşlarım.Bu ne demektir? Bir an düşünelim: CUMA, toplanma günü demektir.

    Neredetoplanıyoruz? Toplayıcı olan Cami'de... niçin toplanıyoruz, vatandaşlarım? Hak için,değil mi?.. İşte o büyük ve necip dava, bugün dünyada insanlığın arıya arıya henüzbulabildiği, henüz güçlükle çalışabildiği Demokrasi dediğimiz gavurca lakırdının takendisidir.Mübarek Ezanı Muhammedi dolayısıyle buradaki HAK davamızın konuşulmasıbir an için durdurulmuştu. Sözümüze, -müsaadenizle- yeniden başlıyoruz.

    Sevgili vatandaşlarım!..Ne zaman mübarek bir camiin, mübarek bir mescidin önünde bulunsam,daima, Hülefâyi Raşidiyn zamanındaki vatandaşların siyas hayatları gözüm önünegeliverir. Bilirsiniz, o zamanlar, camiler Müslümanların siyasi toplantı yerleri idi. Yaniher Cuma, Halife bizzat camiin içerisine gelir, karşısındaki vatandaşlara bütünmemleketin Umur ve Hususu hakkında hesap verirdi. Gene çok iyi bilirsiniz ki, devlet başkanı olan Halife, bizzat halk tarafından biat suretiyle reis olur, yani seçimleiktidara gelirdi. Bizzat Halifeler seçilmiş devlet başkanı idiler. Bu seçilmiş başkanlar,her hafta, bütün Müslümanları önüne toplıyarak, camide onlara memleket işlerihakkında hesap verirlerdi.O ibret verici hadiselerin bugün bize ne kadar büyük dersler vermesi lazımgeldiğini düşünerek, bir hadiseyi hatırlatmaktan kendimi alamıyacağım...

    Ordular,hudutlarda zafer zafer üstüne kazandılar; fakat ele geçen ganimetleri Müslümanlararasında kardeşçe paylaşılmak üzere gönderdiler, idi. O zaman başkente, baş şehregönderilen kumaşlar, gene vatandaşlar arasında herkese aynı büyüklükte parçalarverilmek suretiyle paylaşılırdı, taksim edilirdi:... Vatandaşlar, o parça kumaşlardankendilerine elbise dikerek camiye Cumhurbaşkanları olan Halifeyi, Ömer'i dinlemeyegittikleri zaman... Halife söze başlar başlamaz, Müslümanın biri ayağa kalktı.

    "YaÖmer"
    dedi,

    "Sen bir hırsızsın, senin söyliyeceğini Müslümanlar dinliyemez"

    dedi.Düşünün vatandaşlarım: Demokrasinin o zamanki manzarasını düşünün.Lalettayn, adsız bir vatandaş, lütfen kalkıyor, devlet başkanına, hiç bir izahyapmaksızın:

    "Sen bir hırsızsın!"

    diyor. Bunun üzerine devlet başkanı Ömer neyapıyor? Ne yapsa beğenirsiniz? Yani, ondan sonra çeker kılıcını, uçururdu söyliyeninkellesini, değil mi?.. Hayır. Hazreti Ömer:

    "Bu sözün sebebi var mı? Ben nedenhırsızım? Bilmiyorıım. İzah et. Eğer hırsızsam hakikaten, sözümü keseyim."
    dedi: Soğukkanılılığa, tahammüle, tenkit karşısındaki insanca tepkiye bakalım.Bundan, bugün için bugünkü devletle vatandaş arasındaki münasebetler için büyükneticeler çıkarmaya çalışalım.O zaman, bu adsız vatandaş; cemaat ortasında kalkıp kendi üstünü gösterdi:

    "İşte bak"

    dedi,

    "Hepimize dağıtılan kumaştan ben de üzerime elbiseyaptım. Ancak küçük bir sağ kol, küçük bir ceket çıktı bana... Halbuki sen,Ey Ömer! boyunca kocaman bir cübbe giymişsin. Bu cübbeyi yapmakla, sen,o kumaştan bütün vatandaşlara düşen paydan iki hisse aldın. Demek,çaldın.. Demek hırsızsın! öyle ise, ben senin hilafetini tanımıyorum, sensus!"
    dedi. Bunun üzerine Hazreti Ömer ne yaptı? Hiç kızmadan, tehdit etmeden,sükunetle oğluna:

    "Ya Abdullah! Kalk cevap ver"
    dedi. Oğlu kalktı. Dedi ki:
    "Vatandaşlar, görüyorsunuz.:"
    dedi,
    "Benim üzerimde sizinki gibi kısa birceket te yok. Ben hissemi babama verdim. Babam da bir cübbe yaptı."
    bunun üzerine Ömer:
    "- Ne dersin?"Diye sordu o vatandaşa. Ve vatandaş cevabında:
    "- Peki. "
    dedi.
    "Anladım, hırsız değilmişsin, Ömer. Otur şimdi, söyle,dinliyeceğim."
    dedi.

    Vatandaşlar!...

    İnsanlık tarihinde, bizim yakından tanıdığımız halkçı idare üçdört günde icat edilmiş bir şey değildir. Bizim, en müstebit sultanların zulüm yaptığıŞark memleketlerimizde dahi, öyle büyük geleneği olan bir demokrasi 1400 yıl evvelkurulmuştur. Biz hala bugün, o kadar kuvvetli demokrasinin vücudunu hayranlıkla:"- Acaba var mıymış? Nasılmış? Ah! Ben de öğrenebilsem.." diye arıyoruz.Hepimizin, şu mübarek tanrı evinde, beş vakitte dualarla andığımız hayat,özlediğimiz şey: O büyük insan demokrasisi değil mi?Lakin ondan sonra ne oldu, vatandaşlarım? Daha Muaviye denilen zat Suriyevalisi iken, o büyük demokrat Hülefâyi Raşidiyn'in memleketteki izlerini silmeyeçalıştı. Muaviye kimdi, bilir misiniz? Muaviye, Kureyş'in para ile Müslüman olmuşbüyük bezirganlarından Ebü Süfyan'ın oğlu idi... İşte, bizim Şark memleketlerimizdevatandaşla devlet arasında ilk zehiri koyanlar.. Bu, 1400 sene evvel para ileMüslüman olmuş bulunanlara
    "Müellifetül-kulub" mü diyeceksiniz?.. O Müellifetül-kulub, hatta, Kur'an i Kerim'in bile içinde, tahsisat alma haklarınıkazanmışlardı... İşte bu adamlar, memlekette kendi bezirgan kârlarını, kendibezirgan ruhlu çocuklarını ilerletmek için, vatandaşlara karşı suikast hazırlarken.. ilk işleri, o demokrat devlet başkanlarını, Hülafayi Raşidiyn'i ortadan kaldırmakolmuştu. Ve derebeğilik ondan sonra başladı.1400 sene, mütemadiyen derebeğilerin ardarda gelişi ile, insanlar adeta hakaramaktan korkar hale geldiler, ve siyaset demekten korkar hale geldiler.

    Bugün vatanımızdaki fakir fukaranın "siyaset"in sözünden korkmalarının baş sebebi, obüyük geleneği silmiş olan Şark derebeyliğidir. (Osmanlıca'da siyaset sözünün lugatkarşılığı bile "adam asmak" anlamına geliyordu!). Bugün, Osmanlıİmparatorluğundan, maalesef bize hala o kötü terbiye: Siyasetten kaçmak, hakkınıaramamak gerektiği gibi kötü adetler.. hâla intikal etmiş bulunuyor. Ve biz hâlamemleketin idaresini yalnız birkaç büyük bezirganın yapabileceğini zannediyoruz.Halbuki, büyük bezirganların yaptıkları nedir? İşte bugünkü PAHALILIK'tır,vatandaşlarım.Bir parti çıkarırlar: "Demokrat Parti" derler. Bu Demokrat Parti:" - Halk idaresini; halk hürriyetini ortaya koyacağım" der.Fakat en büyük vaadettiği şey malüm. Halka:" - Sana ucuzluk getireceğim."der, vatandaşlarım. Bir de bakarsınız, 7 yıl sonra ne olmuştur? İşler, tepesitaklak gelmiştir..O zamana kadar görülmedik bir pahalılık başlamıştır. Ondan sonrada Sayın Menderes.. Bakın, geçen gün gazeteye verdiği beyanatta, bakın ne diyor:" - Göstersinler bir çare... Çare yoktur, pahalılığın çaresi yoktur!" buyuruyor:

    Vatandaşlarım, ben. size, herhangi bir hastalık karşısında kaldık mı, nasılhareket ettiğimizi hatırlatacağım. Evvela hastılığın mikrobu nedir. Hastalığın sebebinedir? Onu buluruz... Değil mi, vatandaşlarım? Sonra, o sebebe karşı ilaç ararız, ilaçbuluruz. .. Bizim memleketimizdeki pahalılığın sebebi nedir acaba?Eğer bugünkü iktidara bakarsak, memlekette her yer güllük gülistanlık..Pahalılık denilen şey de yoktur.... Öyle mi, vatandaşlarım?Evet, pahalılık bazı kimseler için yoktur. Günde 2 bin lira kazanan bir insaniçin, fasulye 1 lira da olsa, 4 lira da olsa, hiç farketmez. O kimse belki de sadecepirzola yiyecektir... Onun için pahalılığın manası mı olur?.. Ama günde 4 lira ücretalan bir işçi vatandaş için fasulyenin 1 liradan 4 liraya çıkması, çoluk çocuğunun ogün ekmeksiz kalması demektir.

    Rakamlara istinad ediliyor. Geçen gün Sayın Celal Bayar hazretleri diyor ki:"Milli gelirimiz, biz (yani Demokratlar) iktidara gelmezden önce 400 lira idi (Senede480 veya 380 imiş. Ben size rakamları basitleştirerek 400 veriyorum). Biz iktidarageldik, bugün, ilmi şekilde her vatandaş başına düşen para 800 lirayı geçmiştir"diyor. Ve bununla, bu rakamla ispat etmek istiyor ki, vatandaşların kazancıDemokrat Parti sayesinde iki misli olmuş, artmıştır. Doğru mu acaba,vatandaşlarım?Rakamlar doğru. Ama bu rakamların arkasındaki hakikat nedir? Vatandaşınkazancı hakikatte fazla artmış mıdır?Artmıştır, ama artan şey sadece kağıt paradır.Hepimiz pek iyi biliyoruz: Kağıt paranın kendine has bir kıymeti yoktur.

    Kağıtpara bir kıymetin ifadesidïr. Ve mecburi olduğu... onu elden ele geçirmeğe mecburolduğumuz için, tedavülü mecburi olan bir nesne olduğu için kıymetli gibi görünürbize. Hakikatte o kağıt para: Mecburi elden ele geçecek diye bir devlet zoruolmasa... onu sokağa atsanız kimse dönüp bakmaz bile, pis bir kağıttır. Üzerinemikrop bulaşmıştır. Hatta ele alınır kağıt değildir. Kullanılmış kağıt parçasını kimeğilir de yerden alır? Ne çare ki, mecburiyet hepimizi bu kağıdı almaya sevkeder:Sahici paranın kıymeti onun üzerine harcanmış emekle ölçülür. İnsan emeği nekadarsa paranın üstünde, o kadar değeri yüksek olur. Nitekim altın böyle, üzerinefazla insan emeği harcanmış büyük değerde bir nesnedir. Ve kıymetli para altındır,vatandaşlarım.Halbuki, Celal Bayar'ın.. İşte söylediği para, kağıt paradır: zati kıymetibulunmıyan, ancak Merkez Bankası'ndaki kasalara karşılığı altın olarak konulmuş senesinde bu memlekette 350 bin memur vardı. Bugün sayısını Allah bilir. Layuudvela yuhsa, dedikleri eskilerin.Pekiy, vatandaşlarım, bu memurlar çoğalmakla acaba kendileri bahtiyaroluyorlar mı? Hayır. Memurlar çoğalmakla bu memleket refah görüyor mu?Tamamen tersine. Bakın izah edeyim.Hepiniz de biliyorsunuz. Herhangi bir daireye gittiğiniz zaman, uğradığınızmüşkülatı bilmiyor musunuz? Sebebi nedir? Düşün.

    Ben size iki kelime ile izahedeyim: Memur çokluğu!.. emin olun, baş sebep buradan çıkıyor. Evet, iktidar da:Gelen vatandaşı, git bugün, yarın gel, örselemeye başlıyor.Ötede kaşaneler kurulur, sırça saraylarda sefa sürülürken; memur bir kaç yüzlira maaşla akşama kadar o karanlık odada otursun.. o da insan ya, dayanamıyor:Masa başında: Hırsından vatandaşı tersliyor. İş oraya kadar iniyor. Fakat asıl milleteolan oluyor. Bir kere muameleler uzuyor, zorlaşıyor. Ondan sonra da.Maaşlara bakalım. Rakamlar meydanda. Sayın Menderes mütemadiyen rakamveriyoruz, diyor. Biz de sana rakam verelim, Sayın Menderes. İşte rakam: Başvekalet Umum Müdürlüğünün neşrettiği rakamlar.. Kimse uydurmuyor. MilliMücadele zamanında Türkiye'de devlet memurlarının maaşı bütçemizin % 4 ü idi.Yani bizden toplanan yüz liralık verginın memurlara maaş diye verilen kısmı 4 liraidi. 926 senesinde memurların bütçeden aldığı maaş % 8 e çıktı: İki misli oldu. Yineçok artmamış: İkinci Cihan Harbi başlarken, memurlara verilen maaş % 16 ya çıktı:Bir iki misli daha.. yine azmış, vatandaşlarım: Bir bakıyoruz ki, 1948 senesindemaaşlar bütçenin % 40 ına çıkmış. Milletten toplanan 100 liralık verginin 40 lirasımemur beslemeğe tahsis edilmiştir.Arada Demokrat Parti geldi. Bundan 6 ay evvel Bütçe münakaşaları oldu,Vatandaşlarım. O münakaşaları takib ettiyseniz, hatırlarsınız. Bir "Personel masrafi"diye laf geçti. Frenkçe bir laf ediyorlar. Personel masrafi dediği: Memurların aldığımaaş! Türkçesini söylesene be Müslüman! Memurların aldığı maaş.. Hayır, PersonelMasrafi diye sokuşturuyor.Bu Personel Masrafı: İktidara bakarsanız... Dahiliye vekilli çıktı: % 49 ile 45arası diyor. Yani; 100 lira alınan verginin 45-49 (50 ye yakın lirası: Resmen,iktidarın da kabul ettiği gibi personel masrafı.. Fakat muhalefet başka bir hesapyapmış: % 60 dır diyor. Yani, memlekette 100 lira toplanan verginin 60 lirasınımemurlara veriyorsun, diyorlar.Hayır mı görüyor bu memurlar? Onlara da yazık oluyor. Fakat millete de yazıkolmuyor mu? Bu pahalı devlet nedir, vatanadaşlarım? Bu fukara millete, bu lüksdevlet yaraşır mı, vatandaşlarım?Hepiniz görüyorsunuz: sokaklarımızda canavarlar gibi gezen İskaniavabisotobüslerini. Hepiniz biliyorsunuz, değil mi? Dağ gibi nesneler. Bunları bize satanİsveç'tir. Yani biz daha araba yapamıyoruz: O, İskaniavabisi yapıyor. O memlekette,bizim şu hür basından birisi gitmişti de, nasıl olmuştu da, nasılsa yanlışlıkla şöyle birfikra anlatmıştı.

    Okuyan vatandaşlarım da belki okumuşlardır. Ben size hatırlatayım.Diyor ki: İsveç in başvekili tramvayda ölmüş! İbret alın, vatandaşlarım. Bizden onkere zengin olan bir memleketin Başvekili, makamına tramvayla gidiyormuş ta, hemölecek hale gelen Başvekil yine tramvayla gidiyormuş ta, tramvayda ölmüş,vatandaşlarım. Aynı adam, o İsveç'in Harbiye Nazırının, muazzam ordularını güdenadamın, her sabah evinden bisiklete binerek Harbiye Nezaretine gittiğini yazıyor.Karısı da çalışıyor. Evde tek hizmetçisi de yok. Dikkat buyurun, vatandaşlarım.Bizden on kerre zengin Harbiye Nazırının evinde tek hizmetçisi yok. Karısıöğretmenlik yapıyor; akşam gelip yemeğini de pişiriyor; haftada çamaşırını dayıkıyor; ev hizmetini de görüyor.Bize böyle devlet lazım, böyle hükümet lazım, vatandaşlarım! Biz hepimiz kankusan bir milletiz, on para kazanmak için. Ne oluyor? Nerede ise mahalle bekçisininaltına kadillak verecekler. (alkışlar). Bu para bizim kesemizden çıkıyor ve bu parabizim çoluk çocuğumuzun rızkından çıkıyor.


    İşte görüyoruz, çocuklarımız meydanda: Hepsinin boynu çöp gibi kalmış;hepsinin ayağında ayakkabı yok; kimisi yalınayak, kimi nalınla, kimisi yırtık lastiklegeziyor. Böyle memlekette kadillak ne demektir? Vali kız gibi kadillaka biniptorniston ediyor. İsveç başvekili gibi, bu da resmen İsveç başvekili gibi tramvayabinsin. İstanbullu yağma mı var? Ondan sonra Taşlıtarla'ya giden vatandaşlarüstüste hınca hınç gaz tenekesinden arabaya binsinler. Üstüste gidebilene aşkolsun.Yahu, ne oluyor? O kadillaklara verilen para ile bu milletin seyrü seferine yarar iki üçtane daha geniş otomobil, kamyon ve ilh. Otobüs, alınamaz mı? Doğru mu buvatandaşlar?Diğer partili arkadaşlarım. Bize ağır sanayi lazım, dediler, vatandaşlarım. Ağırsanayi, yani memleketimiz, demin de arzettiğim: 77.5 milletin panayırı halindedir.Gidin Beyoğlu'na: yerli malı yok. Bütün ne varsa, donumuzun yamasını dikmek içiniğne bile Avrupa'dan geliyor. Bu ne faciadır, kardeşlerim? Bu millet bundan beş yüzsene evvel dünyada görülmemiş topları kullanmış. Bütün surları yıkmış. Şu dünyanınpayitahtını zaptetmiş.. Teknik kuvvetle, o zamanın hiçbir memleketinde görülmeyentopu yapmakla zaptetmiştir. Ne olduk ta, bugün kara arabamızı da yapamıyoruz?Neden bizim otomobillerimiz kendi fabrikalarımızdan çıkmasın? Bir otomobilimemlekete yüz bin liraya sokup ta ateş pahası yapalım? Vatandaşın rızkınımahvedelim? Zorlamak iyi midir?Birtakım yağlı, yavan kendine iktisatçı süsü veren dolandırıcılar: Türkiye'deağır sanayi olmaz, Türkiye'nin pazarı küçüktür, diyorlar. Utanmıyorlar,arlanmıyorlar.25 milyon nüfus ne kadar küçük? Şu İsrail, o çölün içinde şu Yahudimemleketi.. Şu da, Osmanlı Devletinin dün küçücük bir çöl vilayeti idi. Bugün bizekamyon yapıp ta satıyor. Biz 25 milyon nüfus daha bir kamyon yapamıyoruz. Birmilyon nüfuslu İsrail: Penisilin bile yapıyor, en lüzumlu ilacını da yapıyor, radyosunuda yapıyor, her şeyini de yapıyor, otomobilini de yapıyor. Biz 77,5 mïllete verelimparamızı, canımızı, ırzımızı, ruhumuzu.. Gelsin bozuk düzen arabalar, 77,5 çeşitmakinalar.. kırılsın. Ondan sonra paramparça. Bu yedek parça ki, tamir edilsin de,ondan bir rızık çıkarasın.Bizim de bir motor fabrikamız; onun yanında bir traktör, bir otomobil fabrikasıolmaz mıydı? Milyonlarca altınımız gitti. Bunların 30 milyon, 40 milyona birisiçıkabilir. 30-40 milyon nedir ki, bugünkü para ile?.. Yüzlerce milyonumuz havayagidiyor da, şu memleketin cancağızına faide edecek işler yapılmıyor.Yaptın şeker fabrikası: Yapmaz olaydın, diyeceğim geliyor. Evet; yapılsın şekerfabrikası amma, bu memleketin köylüsü asırlarca tatlısını kendi pekmezindenyemedi mi, vatandaşlar? Bu memlekette ilk şeker fabrikası kurulduğu zaman,reklam olsun diye, Halk partisi köylülere şeker getirmişti. Yani şeker satılsın diye!Şeker lazım diyelim, her zaman, amma birinci ihtiyacımız değildir. Biz pekmezimizlede idare ederdik. Ne oldu üzümlerimiz? Bağlarımızı verelim inhisar'a: Çıksınalabildiğine tonlarca rakı, yığsın milletin başına ispirto.. zehirlesin halkımızı. Sonraşeker fabrikası kursun. Alkışlıyalım!... Bu mu? Bu memlekete şeker fabrikasındanevvel, makina yapan fabrika lazım, vatandaşlarım. Ondan sonra, bir makinayapmağa başladık mı, iki sene içinde: Şeker fabrikasını da kurarız, çimentofabrikasını da kurarız, yollarımızı da kurarız, her şeyimizi yapana. Hem harice onparamız gitmez. Ve o kurulan fabrikalarda benim vatandaşım, benim milletim,benim işçim ekmek bulur.Bugün ne oluyor? Yabancı memleketin işçileri şunları yapıp geçiniyorlar. Bizbuna harç vererek, oradan mal getıriyoruz. O da ne demektir? Onu ödemek içinecnebi bizim kağıt paramıza metelik vermiyor. Ecnebi altın istiyor, vatandaşlarım.Zaten bütün mesele bundan çıkıyor: Senin kağıt para yalnız sana geçer. Yeter altınıödedi mi; bugünkü hale gelir paramız işte. Ondan sonra da düşer de düşer.Bunun çaresi yok mu? Gayet açık var. Amma memlekette iktisat dediğimizgeçim işlerinin bütün zemberekleri, maalesef, Vatan Partisi'nin her zaman söylediği gibi, bezirganların elindedir. Bezirgan nedir? Buna tüccar diyorlar. Tüccar değil,vatandaşlarım. Tüccar, kendi memleketinin fabrikasından çıkan malı ecnebiyesatmak için uğraşan adamdır. (Alkışlar).

    Bizim tüccar dediklerimiz, ecnebi mallarınınbinbir çeşidini Türkiye'ye sokup, Türk'ün kanını kurutan insandır. Demin arzettiğımgibi, oturduğu yerde bir işçinin bin senede kazanamıyacağı milyonları, bir haftada,bir kalemde, oradan oraya aktarmakla cebine atan insanlardır.Buna karşı nasıl tedbir bulunmaz? Kaç kişidir bunlar? Bu memlekette gene Başvekalet istatikleri gayet açık sayıyor. Yalnız İşçi sigortalarına yazılı olan işçilerimiz500 küsur bini geçmiştir. İşçi Sigortalarına yazılı işçilerimiz, diyorum. Yayazılmayanlar? Ya işçiden sayılmayan fakir fukara? Buna mukabil işveren kaç kişidir,biliyor musunuz, vatandaşlarım? Resmen 16 bin kişidir. Bunun da 4-5 bini devlettir.Devlet işveren gibi görünüyor. O halde, 10-11 bin kişi, bu memleketin bütünkazancını, milyonların hayatı pahasına kendi kasasına indirirse, fukaralık kalkar mı?Fakat iş yalnız fukarılıkla bitse, gene bir derece razıyım. Daha feci tarafı: Bubezirganlar bu memlekette yerli sanayiin kurulmasına da düşmandırlar. Nedendüşman? Çünkü bütün bezirganlar (gidip Ticaret odası'na: okuyun, listelere bakın,dosyalara bakın.. ) hepsi falan filan kefere memleketin buradaki acentesidir. Bütünecnebi malların Türkiye'deki mümessilleri bezirganlar, o ecnebi malının kârınıyapmak için, Türkiye'de ona benzer malın yapılmamasını isterler. Menfaatleri budur.Bu böyle bir lanet zümredir ki, memleketimize de, maalesef sanayiimize dahikasteder.İşte bu zarurete karşı biz... Bunlar da, mamafih, insan olarak böyle görmüşler,böyle gidiyorlar. Belki onlara bizler, siyasetiyle, dürüstlüğü ile: Bu kaabil işleribırakın; sermayenizi bu memlekete, vatandaşlara iş, ekmek temin edecekfabrikalara yatırın.. diye söylersek, o zaman onlar da daha hayırlı iş görürler belki.Fakat bugünkü şartlar içinde, iş onların elinde kaldıkça, şu meşhur davulu dövülenbezirgan Partiler memleketin kaderine hakim oldukça, bu işin sonu gelmez. Bubezirganlar bu memlekette sanayiye de yer vermezler. Sadece iki üç fabrikakurarlar. Bu kurdukları da, yalnız, gene bir keferenin, bir Amerikalı Tornburg ismindeakıl hocalarının onlara tavsiye ettiği sanayi olur. Yani, o adam: Siz Türkler hafif sanayi kurun, der.. Şeker fabrikası, çimento fabrikası, tamirhane.. Ben size makinayollıyacağım, siz bunları tamir edecek yer açın... Bunu söylüyor, ve biz de onuyapıyoruz.Bu felakettir, vatandaşlarım. Bu memleket kendi makinasını kendi yapmazsa,demin bir kardeşimizin söylediği gibi, daima ecnebiye haraçgüzar oluruz, daimaişsizlik bu memleketten en büyük afet olur.Neden yüzlerimiz daima solgun? İşsizlikten. Neden herşey ateş pahası? Geneişsizlikten, vatandaşlarım. Bu meseleler o kadar at ve deve, müşkül meseleler değil.Eğer bizim fakir fukara halkımız, şu önümde gördüğüm, beni dinlemek zahmetinekatılan sevgili vatandaşlarım oylarını kendi menfaatleri için hakkı ile kullanabilseler,oraya kendi içlerinden kasketli çarıklıları gönderebilseler, emin olun ki çarçabukdüzelir. Bu kadar basit.. Karışık iş değil.Söylediğim gibi: 4 milyar bütçe!... O 4 milyar bütçenin % 60 ını verinmemurlar yesin. Peki, bu memurlar yiyor da rahat mı ediyorlar? Onlar da etmiyor,çünkü hayat boyuna pahalılaşıyor. O halde memurumuza da iş çıkacak fabrikakurarsak iyi olur. O memur masa başında otura otura... Gidin kendisine sorun:Kimisinin midesi bozuktur, kimisi romatizma olmuştur.. kimisi baş ağrısındankurtulamaz. Böyledir vatandaşlarım. Masa başında oturmak zannettiğimiz kadarsıhhat verici bir şey değildir. Ínsanı kahreder. Yani, memur vatandaşımız da hayatlatemasa geçmiş olursa, sanayimiz kurulursa, o da yaratıcı insan olur. Hemmemleketin geçimi yükselir, hem o vatandaşları o sahada iş bulunur. Daha dolgunpara bulurlar. Hem de memleketimiz bu açlıktan ve yoksuzluktan kurtulur.İşte Vatan Partisi bütün bunlara kendi programında gayet açık, vazıh, birçoban kardeşimizin dahi anlıyacağı kadar besbelli hal çerelerini teklif etmiştir.


    Vatandaşlarım!.. Dertlerimiz o kadar çok ki, bunları, sabaha kadar devametmekle bitiremeyiz. Fakat, vakit bitmiş. Onun için daha fazla başınızıağrıtmıyacağım.Tekrar rica edeceğim: Oylarınızı verirken, Allah rızası için kendiniz gibiinsanlara verin. Vermeyin kapıkullarına.Sözümü bitirirken: Her kahrına seve seve katlandığımız güzel vatanımız vebüyük milletimiz yaşasın! Her kahra katlanan işçi, köylü, fakir fukaravatandaşlarımız yaşasın! Ve fakir fukara partisi olan Vatan Partimiz yaşasın! (Hercümleden sonra: Alkışlar)
    Hikmet Kıvılcımlı
    Sayfa 1 - derleniş yayınları