• Mevlana Celaleddin Rumi – Gitme İstemem

    Demek sen böyle salına salına bensiz gidiyorsun ey canımın canı.
    Ey, dostlarının canına can katan,
    Gül bahçesine böyle bensiz gitme istemem.

    İstemem, ey gökkubbe, bensiz dönme
    İstemem, ey ay, bensiz doğma.
    İstemem, ey yeryüzü, bensiz durma
    Bensiz geçme, ey zaman, istemem.

    Sen benimle beraberken
    Hem bu dünya güzel bana, hem o dünya güzel.
    İstemem, bensiz kalma bu dünyada sen,
    O dünyaya bensiz gitme, istemem.

    İstemem, ey dizgin, bensiz at sürme.
    İstemem, ey dil, bensiz okuma.
    İstemem, ey göz, bensiz görme.
    Bensiz uçup gitme, ey ruh, istemem.

    Senin aydınlığındır aya ışığını veren geceleyin.
    Ben bir geceyim, sen bir aysın madem,
    Gökyüzünde bensiz gitme, istemem.

    Gül sayesinde yanmaktan kurtulan dikene bak bir.
    Sen gülsün, bense senin dikeninim madem,
    Gül bahçesine bensiz gitme, istemem.

    Senin gözün bende iken
    Ben senin çevganın önündeyimdir.
    Ne olur, öylece bak dur bana,
    Bırakıp gitme beni, istemem.

    O güzelle berabersen, sen ey neşe,
    İstemem, sakın içme bensiz.
    Hünkarın damına çıkarsan, ey bekçi,
    Sakın bensiz çıkma, istemem

    Bir şey yoksa bu yolda senden,
    Bitik bu yola düş enlerin hali.
    Ben senin izindeyim, ey izi görünmez dost,
    Bensiz gitme, istemem.

    Ne yazık bu yola bilmeden, rasgele girene!
    Sen ey, gideceğim yolu bilen,
    Sen ey yolumun ışığı, sen ey benim değneğim,
    Bensiz gitme, istemem.

    Onlar sadece aşk diyorlar sana,
    Oysa aşk sultanı mısın sen benim.
    Ey, hiç kimsenin düşüne sığmayan dost,
    Bensiz gitme, istemem.
  • Vogon şiiri hiç şüphesiz evrendeki en kötü üçüncü şiirdir. En kötü ikinci şiir ise Krialı Azgothların yazdıklarıdır. Şair-i Azamları Osuruklu Grunthos "Yaz Ortasında Bir Sabah Koltukaltımda Bulduğum Küçük Yeşil Macun Yumrusuna Kaside" adlı şiirini okurken, dinleyicilerden dördü iç kanamadan yaşamını yitirmiştir. Orta-Galaktik Sanat Onur Kurulu Başkanı ise kendi bacaklarından birini kemirerek hayatta kalmayı başarmıştı. Şiirine gösterilen tepkilerin Grunthos'u ''düş kırıklığına'' uğrattığı ve tam En Sevdiğim Banyo Lıkırtıları başlıklı oniki ciltlik epik çalışmasını okumaya başlayacakken, kendi kalın bağırsağının yaşamı ve uygarlığı kurtarmak adına çılgınca bir girişimde bulunarak dosdoğru boynundan geçip beynini boğduğu söylenir. 
  • Kitabı ilk açtığımda aklıma bir cümle takıldı nereden estiyse “Birini son görüşünüzden daha acı olan şey onu bir daha göremeyecek olmanızdır.” Kitap başladı bu cümle bitti bu cümle.

    Var Eden’in adıyla insanlığa inen Nur
    Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
    Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur

    Benimle birlikteliği ayı bulan Yağmur şehir şehir eşlik etti bana. Kitap aslında okuduğum Nar Ağacı kitabının yanında çerez olsun diye taşıdığımdı. Lakin görünen o ki boynuz kulağı geçmiş, çerez dediğimiz kitap asıl kitaptan çok ama çok dolu ve içerikli çıktı.

    Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
    Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
    En müstesna doğuşa hamiledir kâinat.

    Her zaman okuduğum asıl kitapların arasına ufak tefek şiir kitapları sıkıştırır, bazen açar okur, sonra aslolan kitabıma devam ederim. Bu huy iyice oturdu üzerime ve hoşuma da gitmeye başladı.

    Yıllardır boz bulanık suları yudumladım,
    Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları,
    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım.

    Nurullah Genç’ten bahsetmeye herhâlde lüzum yoktur. Ki kendisi benim en sevdiğim ahir zaman şairlerindendir. 29 harfin öyle güzel bir kombinasyonunu yapıyor ki, direk hem akla hem de kalbe hitap ediyor.

    Hasretin alev alev içime bir an düştü,
    Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü,
    Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde,
    Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü.

    Gönülden yazılan eserler her zaman kendi kendini okutturmaya heveslidir. Yağmur şiiri de bunlardan bir tanesi olup, kitaba ismini veren şiirdir. Fuzuli’nin Su Kaside’si olsun, Kur’an Şairi Mehmet Akif Ersoy şiirleri olsun, Yunus Emre şiirleri olsun hep tasavvufi bir tat ile bezenmiştir. Bu haliyle de okuyanını mest etmekten başka çareleri olmayan eserlerdir.

    İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin,
    Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla,
    Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin,
    Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla,
    Evlerin arasına dikilir yeşil bayrak,
    Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak.

    Toplamda 43 şiirden ve kitabın belli bir yerinden sonra Yağmur adlı şiirin şerhi ile devam etmektedir. Muazzam güzellikteki sözcük toplulukları okunmaya değecek kadar manalı ve güzeldir.

    Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım,
    Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı,
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım.

    Sözün özü; kitap harika içeriklerle dolu. Okunulası ve tavsiye edilesidir.

    Sevgi ile kalın.
  • Türk edebiyatının en iyi psikolojik incelemelerinden biridir çünkü benzeri romanların aksine bu romanda yazar kendi tahlilini yapmıştır.

    Selim Pusat aslında askeri öğrenciyken okuldan atılan Atsız'dan başkası değildir. Genç bir kıza aşık olma olayı da gerçektir. (Atsız'ın Mektupları/YücelHacaloğlu) Yoksa ''Geri Gelen Mektup'' diye bir şiir hangi kurguda yazılabilir ki?

    Kitabı daha iyi anlayabilmek için Atsız'ı tanımak bir artıdır. Kitabın yazılışı 1972. Atsız'ın vefatından 3 yıl önce. Bu dönemler Atsız artık bir ''ruh''a dönmüştür. Yaşamaktan sıkılmış, hayattan, çevresindeki insanların fikri ihanetlerinden, politikadan, ideolojiden ve bilhassa hastalığı ve ilerleyen yaşı sebebiyle artık elden ayaktan düşüyor olmasından her şeyden bıkmış bir şekilde ölümü beklemektedir. ''Sona Doğru'' şiirindeki dizeler size bunu biraz açıklayabilir:

    Bilsin cihan ki ben bu cihanın nesindeyim
    Bir ülkünün mehabetinin zirvesindeyim.
    Dünya denen mezellete dalsın her isteyen;
    Ben ırkımın şeref taşan efsanesindeyim.
    Herkes bir özleyişle yaşar... Ben de öylece
    Altayların ve Tanrıdağın çevresindeyim.
    Merdanelikle şöyle bakıp ayrılıklara
    Son menzilin hüzün dolu kaşanesindeyim.
    Artık veda zamanına pek fazla kalmadı;
    Yorgun ve kimsesiz ölümün bahçesindeyim.

    ''Yorgun ve kimsesiz ölümün bahçesindeyim.'' dediğim gibi artık çevresine de bunu söyleyen ölme vaktini bekleyen bu sebeple kalemini iyice sertleştiren biri. Attila İlhan'ın lisede edebiyat öğretmenidir Atsız. Attila İlhan, Atsız için ''kalemini hiç satmadı'' der. Aynı dönemde yaşadığı ''sağ'' kalemlere ve arkadaşlarının yaşantılarına bakarak bunu görebiliriz. Sertleşen kalemi çevresine de siyasilere de yönelir. Bu eserde görebileceğiniz gibi dini düşüncelere de. Gençliğinde daha yumuşak yazsa da artık kendine otosansür uygulamadan düşüncelerini yazmaktadır.

    Romanın içeriği hakkında yazmakla bitmez ama değinmemiz gereken iki şiir var. ''Geri Gelen Mektup'' ve ''Mutlak Seveceksin''

    Geri Gelen Mektup yukarıda da dediğim gibi bir gerçektir. Detaya girmeye gerek yok ancak olayların yaşandığı tarihte bu normal bir olay kız, 17-18 yaşında. Kesinlikle daha küçük değil.

    Mutlak Seveceksin de '' Geri Gelen Mektup''un gölgesinde kalsa da benim çok sevdiğim bir şiirdir. Ayrıca şiirin yazıldığı kişinin soyadı ''Mutlak''tır. Leyla Mutlak, Atsız'ın tüm romanlarında bulunan bir alametifarikadır aslında.

    Bozkurtlar, Deli Kurt ve Ruh Adam. Atsız'ın üç romanı. Üç romanda da kitabın sonunda kut sahibi kişiler bilinmeyen yerlerde yaşamaya devam eder ancak halk bunun farkında değildir. Lise tarih kitabı açıklamasıyla kut, Tanrı tarafından yönetme erki verilen kişiler. Bu Atsız'ın fikir dünyası ile alakalıdır. Beklediği kurtarıcının hala yaşadığına inanır ve Gök Tanrı'nın Türklere yardım edeceğini bu şekilde yorumluyor olabilir. Bu kitaptaki kut sahibi de Leyla Mutlak'tır.

    Hüseyin Nihal ATSIZ ömrünün sonlarına doğru bir Türk Tarihi yazmak istemekte. (Kendisi bir Türkologtur.) Ölmeden önce mektuplarında şöyle der. ''Tanrı'dan tek bir duam var. Bu tarih kitabını bitirmeden benim canımı almasın.'' Ömrünün son günlerine doğru da çok az kaldığını söyler zaten. Bitmek üzere olduğu çevresinin de bildiği bir gerçektir. Bu kitabın bitmemiş olsa bile çok az bir kısmının kaldığı belli ama kitabın gerisi nerede, yazılan kısım ne oldu bilinmiyor? (Oğullarına sormak lazım, acaba kitap onu çok seven oğlu Yağmur'da mı?)

    Bu tarih kitabını bitirdikten sonra 3 romanı için de devam yazmak istediğini belirtiyor zaten. Ruh Adam için ''Yalnız Adam'' adlı bir devam kitabı düşünüyordu. Keşke ömrü yetseydi de yazabilseydi.

    ''Bir gün gelip ırkımızın gürbüz erleri
    Adım adım dolaşırken kutlu yerleri
    'Vaktiyle bir Atsız varmış...' derlerse ne hoş!
    Anılmakla hangi ruh olmaz ki sarhoş? ''

    Vaktiyle bir Atsız varmış, var olsun!
  • Ruh Adam, Atsız’ın beni en çok etkileyen romanlarından biridir. O kadar severim ki yıllar önce okuduğum halde geçenlerde tekrar okudum ve yine büyük keyif aldım. Konusuna değinecek olursak romanda aşktan çok aşk yüzünden çekilen acıya yer vermiştir. Bir insanın hele Selim Pusat gibi keskin çizgileri olan bir insanın aşka yenik düşüşü ve aşk yüzünden çektiği ıstırap okuru da derinden sarsacak denli güzel işlenmiştir. Özellikle de çok sevdiğim iki şiirinden (geri gelen mektup ve mutlak seveceksin) beni en çok etkileyen Geri Gelen Mektup şiiri bu kitapta yer alır. Bu şiir ki beni benden alan tabiri caizse okurken dinlerken mest olduğum, her bir cümlesinde kendimden geçip vay be nasıl bir aşkmış ki Atsız gibi bir adama bu şiiri yazdırmış dediğim bir şiirdir. Şu an da bestelenmiş şarkıları mevcuttur merak edenler dinleyebilir. Grup Volkan ve Osman Öztunç benim çok beğendiğim iki yorumun sahipleri. Atsız düşüncelerinden dolayı kitaplarından yana hak ettiği değeri ne yazık ki pek görememiştir. Önyargılar bırakılır da okunursa gerçekten haz alınacak nadide bir romandır. Ama aşk acısı çekerken okumayın derim. Delip geçiyor.