• Ben sende yaşıyorum,
    Sen bende hüküm sürmektesin.
  • 48 syf.
    ·5 günde·8/10
    "ekmek sıcak, Allah güzel, sen iyi"*

    Bundan yıllar önce Ramazan ayındayız, vakit ikindi. İnternette dolanırken bir sayfada karşılaşmıştım bu dizeyle. Bir fotoğrafın altına yazmışlardı, hiç unutmuyorum; yemyeşil bir arazi, gök pırıl pırıl. Küçük bir kız çocuğu elinde uçurtmasını uçurarak koşuyordu, Alp Dağlarının eteklerindeki çıplak ayaklı Heidi misali çimenlerin üzerinde. Ne sevmiştim bu dizeyi ama. Tekrarlamıştım içimden “ekmek sıcak, Allah güzel, sen iyi.” Hemen Google a yazıp araştırmıştım. Ramazan ayı, ikindi vakti, orucum. Hop, ilk sayfada beliriyor mavi mavi “İlk Oruç Şiiri – Ahmet Murat*”. Şiiri çok severim hele tevafukla birleşirse daha bir çok… İşte ben böyle tanıdım Ahmet Murat’ı, kendimce bir tevafukla. O zamandır takip ettiğim şairler içine girmişti.

    Kalbin Kararı da uzun zamandır almak isteyip de sahaflarda bulamadığım nadir kitaplardandı. Şükür ki birkaç ay önce Batman’daki kitap fuarında ulaşabildim kendisine. Kitap kapaklarına çok fazla önem vermem ama kapağına bayıldığımı söylemeden geçemeyeceğim. Tüm kapağı muhteşem kuyruğunun güzelliğiyle saran tavus kuşu, içinde gizlediği şiirleri özetler gibi. Heybetli fakat hoş bir güzellik.

    Yazar şiirlerini İlahiler ve Neşideler olarak iki kısma ayırmış. İlahiler kısmı şairin daha çok Allah’a duyduğu sevgi ve muhabbeti içeren, tefekkür zeminli şiirler. Neşideler ise daha çok manzum tarza yazılmış, şiirin içinde şairin kendisini görebildiğimiz şiirlerden oluşuyor.

    Kitap ilk olarak ismini de aldığı Kalbin Kararı şiiriyle başlıyor. Bu şiirle başlamakla şair çok doğru bir seçim mi yapmış yoksa… Bilemedim. Keza şu dizeleri okuduktan sonra ben birkaç ay diğer sayfayı çeviremedim.

    "Önce sola, sonra sağa, yine sola
    Bakan akıldır, kalp uzatmaz
    Akıl iki kere ikiyi iyice bilir
    Kalp ikiyi inkar edecektir.

    İnsan uykudadır, ölünce uyanır
    Günün adamıdır ve karşılanır
    Can uyanır ve karar anıdır kalp için
    Allah sürprizdir, Rabbül âlemin

    Kalbin kararını akıl tartar
    Bu şuna benzer: akıl esnaftır
    Şuna da: akıl yaralanır
    Kalp yaralanmaz çünkü yaradır" (Kalbin Kararı, sf.11)

    Öyle etkiledi ki bu şiir beni, kitabı her elime aldığımda şu dizeleri sindirip bir şiir daha öteye gidemedim. Akıl, yara, esnaf, ikikereiki, kalp… Günlerce dolandı zihnimde bu imgeler. Aklıma Yeraltındaki Notlar'da Yeraltı Amcamızın iki kere iki üzerine yaptığı beyin yakan diyalogları geldi, yeraltı adamımızın da işin içinden çıkamayışları...

    Şair kalp ve akıl arasındaki gelgitlerimizi, olaylar karşısında kalp ve aklın tutumunu öyle iyi anlatmış ki kelimeleriyle. Bu şiirle anladım ben; şöyle dışarıdan bakınca görünüşüyle tavuktan farksız bir tavus kuşunun, kuyruğunu açınca içinde gizlediği muhteşem güzelliği. Evet Ahmet Murat şiirinde tam olarak bunu görürsünüz. Kitaptaki her şiir bir kere olağan bir akışla okunduğu zaman gösterişsiz, dertsiz görünür size. Gayret eder içini açarsanız, derinindeki o tavus kuşu heybetine varırsınız. Gözleriniz kısılır ve kalbiniz kamaşır.

    İlk bölümde Kalbin Kararı, Yol, Kendi, Bugün Dışarda, Son Hutbe şiirlerini çok sevdim. Şair bu bölüme, içinize naif dokunuşlarla işlediği dizelerini, size inceden bir dokunmasıyla dahi yaranızın dikişlerini patlatıveren iki eleştiri şiiriyle son vermiş.

    "cemaat! yürüyen merdivenli minber dubai’de
    yapsınlar ve cennet simülatörü- hazırlık niyetine
    din dilini yenileyin dediydi diyanet, işte yenisi
    lâ havle ve lâ kuvvete, lâ havle ve lâ kuvvete" (Son Hutbe şiirinden, sf. 23)

    “hep yoksulların çocukları ölüyor azizim,
    oysa israf haramdır.” (Le Charme Discret de la Bourgeoisie şiirinden, sf.24)

    İkinci kısımdaki şiirler ise daha manzum yapılı. Sanki şair içinde ne varsa uzun uzun anlatmak istemiş. Ben ikinci kısımdaki daha çıplak gördüm. Hani şair içinde ne varsa başta acziyeti olmak üzere kızdığı, kırdığı, kırıldığı, ümit ettiği ne varsa sanki şair yükünü sırtından atıp, bir benî âdem olarak safça sıralamış dizelerini. Özellikle Muhayyer Münacat şiiri, bu bölümdeki en sevdiğim şiir oldu.

    Allahım biraz konuşabilir miyim bağışla
    Konuşuyorsun sen, duymuyorum ben ah bağışla
    Ben de konuştum çok, çoğu boş, boşlukları doldurdum
    Yarım kalmış bir çay gibi soğuttum kendimi,
    İçime şeker attın, tatlanmadım yine
    Seni anlayamadım, tişört yazıları, sokak isimleri,
    Plaka harfleri, medet umdum tümünden, bir tıkız idrakle tıkandım,
    Yağmurları anlamadım, karlarda üşüdüm, bilirsin
    Şemsiyeseverim, o uçarı, o gizemli şiirseverler aksine
    Lodosta başım ağrır, malum sinüzit, alerjim de var yağmura iyi mi
    Benden şair yaptın ya, bu senin kudretin, memnun musun desem
    Sana seslenmeye yarıyor, memnunum bense. (Muhayyer Münacat, sf.31)

    Yazar yine bu bölümü de sağlam gözlemli bol hicivli bir şiirle kapatmış. “Ikea” şiiri. Hani bildiğimiz ikea, şu evimizin her şeyi olan, rahat bir ev hayatımız olması için her şeyi düşünen ikea.

    “Şöyle demişsin bir yerde: “Hafızalı süngerden
    üst katman vucudunuzu sarıyor”
    Bunu hakikaten dedin mi? İnanılmazsın biliyorsun değil mi?
    Sonra şu: ‘Vatkalı kolçaklar ise herkesi
    tembelliğe davet ediyor.’ Sen Ikea, ah sen…” (Ikea, sf. 46)

    Şiirin altındaki dipnottan anladığım kadarıyla şair, bu şiiri ekşi sözlükteki bir sözlük yazarının ikea için girdiği bir açıklama üzerine yazmış. Bize bizi öyle güzel anlatmış ki bu şiirde, öyle ince yerleri yakalamış ki ben şapka çıkardım karşısında. Sabır gösterip mutlaka bir okuyun derim.

    "Ikea sana maruz kalmak istiyoruz, bu çok normal.
    Sömürgeci çizgilerin yok. Stilin yalın, kuzeyli, ölçülü.
    Ataların Vikingler miydi lan doğru söyle şimdi
    Patates seven, sosis kemiren, bir daha patates seven,
    Sosyal bir devletsin etliye sütlüye destek veren." (Ikea, sf. 47)

    Ve yine şunu anladım, şiirin güzelliği burada yatıyor aslında; sen sokağa çık, istediğin kadar bağır çağır, sosyal medyadan istediğin kadar klavye savaşçılığı yap, duyar kas. Yok kardeşim, bunlar değmiyor kalbe. İnanın değmiyor. Batıyor insanın gözüne, samimi gelmiyor. Bağırdığın değil, içine samimiyetini koyduğun, derdiyle dertlenerek ortaya çıkardığın ürün; ister şiir olsun ister bir şarkı fark etmez, bu gerçekten muhatabını buluyor. Ben buna inanıyorum.

    Hasıl kelam Ahmet Murat her bir dizeyi nakış gibi işlemiş. Bize sunmuş. Keyifle okudum, keyifle düşündüm; keyifle dertlendim, keyifle duruldum.

    Okuyunuz efendim, kalbinizde pamuk dokunuşlar yer bulsun…

    Bu da bonus olsun nacizane; kalp yaradır, demiştik ya. Yaranıza gülümseyin her sabah, yaranızı önemseyin. Gerisini ben bilmem artık Kalben söylemiş, dinleyiverin. :)

    https://youtu.be/ePHisc6xsrE
    *Ilk Oruç şiiri yazarın Bir Şair Bisikletle kitabında yer almaktadır.