• sevdiğimiz şeyde "adil" olmayanı göstermek sevmemekse ,sevilen varlığın kendisi konusunda taşıdığımız en güzel imgeye denk olmasını istemek sevmemekse ,ben ülkemi sevmiyordum.
  • 724 syf.
    ·48 günde·Beğendi·10/10
    "İki türlü Oğuz Atay okuru vardır. " diyor Orhan Pamuk:

    Birincisi 'Ah canım Selim!' duyarlığına ilgi duyan kültür ve melodram düşkünü okur,

    İkincisi ise 'Bat dünya bat!' sinizmini seven alaycı okur. Ben ikinci takımdanım ve birincilerin Oğuz Atay'dan pek bir şey anladıklarını sanmıyorum."

    Yazmak için biraz oturmasını bekledim kitabın. Bu yaşıma kadar okuduğum romanlardan çok çok farklıydı, üslup bakımından, belki içerik bakımından.

    Bana çok dokunan bir kitap oldu. Çoğu insan özellikle günümüz insanının popülarizm sevdasından kitaba ve gördüğü alıntılara ön yargılı. 2015 Twitter'ında çok moda olmuştur bir ara, ben yetişemedim malum yaşımızdan. Bu yüzden her şeye geç kalmışım gibi hissediyorum.

    Ben küçükken hep kırmızı kaplı kocaman bi kitap salondaki rafta dururdu. Babam hep koca koca kitaplar okuyor, ben de okurum diyerek hep heveslenirdim. Tabii 10 yaşındaki çocuk ne kitabı okuyacak, bir de postmodernizmmiş, ölümmüş, disconnectus erectus'lukmuş, hiç anlaşılmazmış o zamanlar. Biraz da buna hayret ediyorum; bir hayat yaşıyoruz, nefes alan ve düşünen, gelişen bir varlığız fakat zaman kavramı o kadar esnek ve zor ki her düşünceyi ve her kitabı, en azından benim için öyle, istediğimiz zamanda okuyamıyoruz.

    Kitabın içeriğinden bahsederek keyif kaçırmak kötü. Benim de keyfim kaçıyor öyle özet yazan okuru görünce. Sadece biricik görüşlerim yeterli gelecektir sizlere.

    İlk olarak zaten bilinçli bir okuyucuysanız, okumayı kendinize önem verdiğiniz için okuma yapıyorsanız, bir kitabı okumaya karar verirken mutlaka o kitabın içeriği, işlenişi, tarzını incelersiniz. İnsanın kendini bildiğinde okuması gereken bir kitap bu. Açıkçası herkesin, canım ülkemin okuma oranlarını da göz önüne alırsam, bu kitabı şipşak şekilde okuyabileceğini düşünmüyorum. Mutlaka bir temeliniz olmalı yoksa kaybolur gidersiniz kitapta, bir daha da geri dönemezsiniz.

    Bu görüşümü temellendireyim hemen. Kendimden örnek veremem, şu anı bile geçtim hayatım boyunca istediğim düzeye erişemeyeceğimi düşündüğümden (entelektüelizm bakımından) kendimi "temeli olan bir birey" olarak nitelendiremem ama kitabı bitirip de az çok keyif aldıysam ve burada yazıyorsam bir iki numaramız var demektir bence.
    Babam çok okur, çok yazar. Beni okumaya alıştıran da, doğduğumdan beri gözümdeki aydın insan modeli odur. Okuduğunu düşünmüştüm ama hiç sohbet etmedik üzerinde. Kitabı da gözüme kestirmiştim.

    Raftan çaldım, okudum, sonra hiç okumadığını öğrendim. Çünkü temeli yok. Klasik okuyup da Türk edebiyatı okuyup da akıl kütüphanesini zenginleştirecek kadar okuma birikimi yok yazık ki. Kocamanca polisiye okurdu. Tutunamayanlar'ın onu sıktığını ve akmadığını söylediğinde hak verdim. Böyle olması mükemmel bir şey benim gözümde. Ne kadar sizi çözmeye teşvik ederse o kadar verim alırsınız. Ben de zorlandım, ilk okuma girişimlerim Nisan'da olmuştu. İlk okuduğunuzda cidden sıkılıyorsunuz çünkü şap diye Turgut'un, 1960'ların Ankara'sında kendinizi buluyorsunuz. Olay örgüsü zaten düz değil, Turgut'un çözümlemeleri desen başka bir alem... Ama beni ele geçirdi.

    İlk kez böylesine farklı bir okuma deneyimim oldu. Roman değil de üç dört sezonluk bir dizi izliyormuşum gibiydi. Tek sorunum zaman kavramı ve olayları sıralandıramayışım oldu. Yavaş yavaş okuyarak üstesinden geldim ki sonlara doğru çabucak bitmesin diye yavaş yavaş okuyordum zaten.

    Orhan Pamuk'un dediği iki okur arasında bir yerlerdeyim. Zaten çok dramatik bir insanımdır. Turgut'un Selim'e olan sevgisi beni mahvetti. Çok cana yakındı. Sanki ikisi uzun zamandır yanımda olan, her gün gördüğüm ve gözlemlediğim insanlar gibiydiler.

    Okumaya karar verirseniz, benim gibi de çok düşünen biriyseniz gün içinde bile, hayatınızın herhangi bir bölümünde hangi karakter niye bunu dedi ve niye böyle davrandı diye düşünebilirsiniz. Kitabın sonuna hala anlam veremedim bu arada. Turgut çok açıkta bıraktı her şeyi.

    Okuduğum ilk Oğuz Atay kitabı. Bir kitabı okuduktan önce veya sonra yazarı araştırmadan rahat edemediğimden kitap bitince biyografiler, denemeler, röportajlar havada uçuştu. Okudum da okudum çünkü bu adamı anlamak demek kitabı anlamaktır diye düşündüm, değil.

    Sosyal anksiyetem var, son bir iki aydır zirvede. Sürekli tetikteyim ve sürekli titriyorum olur olmadık yerlerde. Çünkü düşünmeyi bırakıp da akışa göre davranamıyorum. Biraz da bu yüzden Selim'i anladığımı düşünüyorum. Durumlarımız çok farklı, ama benzer yönlerimiz var. Kendime belki de bu yüzden yakın bulmuşumdur onu.

    Kitabı bitirdikten sonra aklımda kalan soru işaretleri belki başka okurlarda da olabilir diye biraz bakındım ama hepsi çok yüzeysel incelemelerdi. Bu konuda biraz sıkıntıdayım doğrusu çünkü çok merak ettiğim şey kaldı.

    Bu kitap da 1984 gibi, birbirinden çok farklı olsalar da, hayatın başka bir döneminden tekrar okunması gerekenlerden ki ben okuduğum bir kitabı tekrar okumayı hiç sevmeyen biriyim, günün birinde tekrar bu kitapla buluşacağımı biliyorum.

    Bazı anlar, yerler, insanlar ve bazı versiyonlarımız vardır. Ben hep bu ben değildim. Sen de hep bu sen olmadın. Değişiyoruz, büyüyoruz, çabalıyoruz. Belki de istemediğimiz ben ve sen, çok sevdiğimiz ben ve sen geliyor ve gidiyorlar. Mutlaka bir sen gelecek ve bu kitaba hazır olacak. Kendini bildiğinde okumalı. Çok seviyorum kitabı yahu ya. Sevgim taşıyor durduramıyorum. Okuyunuz, kimseyi okutmaya zorlamayınız herkesler okuyamaz bu kitabı gönül rahatlığınca çünkü. Adamlar'dan E Tabii.
  • 'Çok sevdiğimiz bir varlığa, hiçbir karşılık beklemeden en değerli şeyimizi verirsek, işte dünya o zaman güzel olur.'
  • “Acıya karşı en korunmasız olduğumuz zaman, sevdiğimiz zamandır; en çaresiz olduğumuz zaman ise, sevdiğimiz nesneyi ya da onun sevgisini yitirdiğimiz zamandır.”
  • Hor görüp başından attığını
    Yok olunca yeniden bulmak istiyor insan.
    Bugün en çok sevdiğimiz şey dönüp dolaşıp
    En az sevdiğimiz şey oluyor yarın.
  • İnsan, milliyetini cehaletle tanıyamamışken sonradan araştırma ve soruşturma vasıtasıyla keşfedebilir. Fakat bir partiye girer gibi sırf iradesiyle şu yahut bu millete intisap edemez. 
    İçtimaiyat ilmi(Sosyoloji bilimi) ispat ediyor ki, bu rabıta terbiyede, harsta(kültür) yani duygularda ortaklıktır. İnsan en samimi en deruni(içten) duygularını ilk terbiye zamanda alır. Daha beşikte iken işitti ninnilerle ana dilinin tesiri altında kalır. Bundan dolayıdır ki en çok sevdiğimiz lisan anadilimizdir.
  • Bugün en çok sevdiğimiz şey dönüp dolaşıp
    En az sevdiğimiz şey oluyor yarın.