• 5,6,7. sınıf öğrencileri için keyifli bir roman. Dili, roman karakterlerinin özellikleri ve sayısı, örgüsü çocukları yormayacak. Kullanılan semboller ve metaforlar yetişkinlerin de ilgisini çekebilir.

    "Zaman Nasil Birsey ..?
    Var olduğu kesin.
    Ama ona dokunamayız.
    Tutamayız da onu.
    Sanki koku gibi bir şey.
    Ama durmadan ilerleyen bir şey.
    O halde geldiği bir yer olmalı!
    Belki de, rüzgâr gibi bir şeydir! Ama yok, hayır! Şimdi buldum!
    Belki, hep var olduğu için duyulmayan bir müzik gibidir."

    "Hayattaki en tehlikeli şey gerçekleşmiş hayallerdir."

    "-Sana bu adı kim taktı ?
    -Ben kendim. dedi Momo.
    -Sen kendin mi taktın ?
    -Evet.
    -Ne zaman doğdun ?
    Momo biraz düşündü ve sonra dedi ki : Hatırladığım kadarıyla ben hep vardım."

    "Annem, babam beni çok severler.
    Vakitleri olmuyorsa ne yapsınlar."
  • Efendim, geçenlerde bir dostum. “Cağfer hoca sen kerameti mi inkar ediyorsun?” diye sordu. Dedim, düğün değil bayram değil, eniştem beni niye öptü. “Hayırdır, nereden çıktı bu, benim sana geçen gönderdiğim yazıyı okumamışın anlaşılan”, dedim. Çünkü o dosta gönderdiğim yazıda keramet meselesinden bahsediyordum.

    Dostum, bana birisi seninAnahatlarıyla Ehl-i Sünnet Akaidi kitabınla ilgili fotoğraflar gönderdi, dedi. (O birisinin ismini de verdi ama şimdi söylemeyim, fitne fücuru dökülmesin ortaya) Bu kitapta tehlikeli fikirler varmış, kerameti inkar ediyormuşsun, okunması sakıncalı kitapmış.

    Dedim ona, gönder o fotoğrafları bana. Gönderdi. Anaaa… bu da ne? Allah’ım dünyada böyle tipler de varmış. Adam, idam fermanımı yazmış, sonra gerekçe aramaya koyulmuş. Aman ne gerekçeler!?


    Acele etmeyin efendim hepsini yazacağım. Ta ki bu madrabazı siz dahi tanıyın. Size de bulaşabilir bir şerri. Allah korusun! Allah beni, sizi, bütün Müslümanları, hatta dinimizi ve şerefimizi bunlardan korusun! Bunlarda şeref kıtlığı çeken varlıklardır, efendim.

    Evet efendim! Neymiş bu beni darağacına gönderecek 10 (on) madde? Madrabaz herifin yazdığı gibi yazıyorum, berbat yazısını okuyabildiğim kadarıyla. Sonuna fotoğrafları da koyacağım imkan olursa inşaallah.

    Kitaptaki sakıncalı yerler:

    1.                      S. 29. Zarurat-ı diniyye eksik tanımlanıyor.

    2.                      S. 30. Küfür tanımı?

    3.                      S. 30-32. Kafir, mümin, münafık dememişken hal anlatmış. Küfür…

    4.                      S. 94. Kıyamet alametleri çok yetersiz.

    5.                      S. 96. Sadece peygamberlerin şefaati demiş, insanlar için yok demek.

    6.                      S. 99. Küfür gerektiren haller varsa bunu ortadan kaldıran varsa… orada şek olmak (nasıl bir anlatmadır?)

    7.                      S. 101. İnsanı söz, fiil ve yazdıklarından tekfir etmek fitnedir.

    8.                      S. 68. Kaç peygamber belli değil

    9.                      S. 53. Çaktırmadan kerameti inkar

    10.                  S. 53. Kader niteleme şeklinde hüküm koyma şeklinde değil


    Buyurun efendim. Siz söyleyin ne anladınız bunlardan?

    Ama bitmedi. Kitabın kapağına hem dikkat işareti yapıp hem de yazıyla dikkat yazdıktan sonra şu veciz (!) ifadeyi yazmış: “Çok sakıncalı yer var.” Herhalde yukarıdaki on (10) maddeyi kast ediyor. Daha da var efendim. İlave etmiş: “Ayet hadis dışında çoğu yerde (çoğunlukla) kaynaksız”

    Demek istiyor ki, on (10) maddede hatan var, ayet ve hadis dışında bir de kaynak vermemişsin. Senin yatacak yerin yok.

    Siz karar verin efendim ben bu densize ne deyim. Her neyse, ben gene de cevabımı vereyim.

    Yalnız, lütfedip izin verirseniz kitabımın kısaca hikayesini anlatayım önce:

    Sen 1990. Henüz Yüksek Lisans derslerine başlamışken arkadaşlarım benden Akaidle ilgili bir seminer istediler. Bendeniz de İmam-ı A’zam Ebu Hanife’nin el-Fıkhu’l-Ekber; Teftazanî’nin Şerhu’l-Akaid; Ömer Nasuhi Bilmen’in,Muvazzah İlm-i Kelam ve Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu; Ahmet Saim Kılavuz’un Ana Hatlarıyla İslam Akaidi ve Kelam’a Giriş kitaplarını esas alarak bir seminer hazırladım. Seminer çok beğenildi ve bunu bastıralım dendi. O zaman Seha Neşriyat’a teklif ettik onlar da kabul ettiler ve kitap 1991 yılındaAnahatlarıyla Ehl-i Sünnet  Akaidiadıyla Seha Neşriyat yayınları arasında basıldı. Yıl 2017, Otto yayınları sahibi Veli Aknar beyle bir karşılaşmamızda. Hocam sizin Akaid kitabınızı ben lisede öğrenci iken okudum çok beğenmiştim. Eğer izin verirseniz basmak isterim dedi. Ben de kitabın bir iki nüshası kaldı. Bilgisayar ortamında yazılı bir metni de yok, oturup onu tekrar yazmam çok zor, dediğimde. Hocam bir nüsha ver, ben yazdırırım dedi ve hakikaten yazdırdı. Bana gönderdi. Ben de yaklaşık üzerinde bir ay çalıştım ve eskiyi bozmadan yeni bir takım ilavelerle kitabı tamamladım ve teslim ettim. O da yayınladı. Kitap bir çok şehirde binlerce dağıtıldı. Benzer şikayete hiç rastlamadım. Rastlanmaz da, akıl var izan var, böyle itiraz mı olur? Halbuki kul yazısı hata olabilir. Var da, ama öyle bir kin ve garezle kitabı okumuş ki, hataları değil de, hata olmayanları görmüş zavallı. Zaten var olan bir iki yazım hatasını düzeltilmek üzere yayıncıya da gönderdim.

    Efendim, kitap cep boy, 107 sayfa halka yönelik sade ve anlaşılır bir dille anlatma çabasının ürünü. Bu bir akademik / bilimsel çalışma olmaktan öte, adından da anlaşılacağı gibi kısa ve öz olarak Akaid konularını anlatma derdinde…

    İlk defa böylesine rastlıyorum dostlar… Yaşadıkça neler göreceğiz. Ne deyim? Aklıma mukayyet ol Ya Rabbi! Eee… bunlara cevap vereceğiz elbet. Takdir edersiniz ki meydanı bu madrabazlara bırakmak olmaz.


    CEVAPLARIM

    Cevapların madrabazın diline doladığı kitabın kendinden efendim…


    1.      Cevap (S. 29. Zarurat-ı diniyye eksik tanımlanıyor.)

    Kitapta zarurat-ı diniyye kavramının geçtiği kısım şöyledir:

    “Mümin, zarûrât-ı diniye denilen dinin kesin hükümlerinden hiç birini de inkâr etmemelidir. Öte yandan dinî hükümlerin yerine getirilmesi hususunda inatçılık, büyüklenme ve kendini beğenmişlik tavrı göstermemelidir.” (S. 29)

    Hacmi böylesi küçük kitapta daha ne yazabilirim ki?!


    2.      Cevap (S. 30. Küfür tanımı?)

    Kitapta küfürle ilgili kısım da şöyle:“1. Küfür

    Sözlük anlamı örtmek ve kapatmak olan küfrün dinî anlamı, Hz. Peygamber’in (sav) tebliğ buyurduğu kesinlikle sabit olan şeyleri yalanlamak veya tevatüren bize ulaşan esaslardan birini veya bir kaçını inkâr etmektir.”

    Daha ne dememi istiyorsa?!


    3.      Cevap (S. 30-32. Kafir, müşrik, münafık dememek için hal anlatmış. Küfür…)


    Konunun başlığı “İmana Aykırı Haller” alt başlıkları da “küfür, şirk ve nifak” şeklinde. Allah aşkına bir insan bu kadar mı,  tosun altında buzağı arar? Allah’ım aklıma mukayyet ol. Küfrü taşıyan kafir değil midir? Be adam!


    4.      Cevap  (S. 94. Kıyamet alametleri çok yetersiz.)

    Buyurun muhtasar bir kitabın kıyamet alametleri kısmını bizzat siz okuyun.

     “B. KIYAMET ALAMETLERİ

     Küçük alâmetler: Hz. Peygamber’in (sav) son peygamber olarak gönderilişi, İslâmî ilimlerin yok olmaya yüz tutması ve âlimlerin bulunmaması, cehaletin yayılması, fuhşun artması, içki kullanımının açıktan yapılması, fitnenin kol gezmesi...

    Büyük alâmetler: Hz.Peygamber (sav) kıyametin büyük alâmetleri olarak, şu on hususu zikretmiştir: Duman, dâbbetü’l-arz, güneşin batıdan doğuşu, Hz.Îsâ’nın (a.s.) inişi, Ye’cüc, Mecüc’ün çıkışı, doğuda yer batması, batıda yer batması, Arab yarımadasında yer batması, Yemen’de ateş çıkması.(Müslim, “Fiten ve Eşrâti’s-sâa” 13) (S. 94)

    Allah’tan bu zat, Müslim ve Tirmizi’de geçen Cibril hadisinin sonunda Hz. Peygamber (sav) tarafından zikredilen kıyamet alametlerini okumamış!? Çünkü orada birkaç tane alamet geçmekte. Oraya bile itiraz edip sakıncalı damgası vurabilirdi.


    5.      Cevap  (S. 96. Sadece peygamberlerin şefaati demiş, insanlar için yok demek.)

    Şefaatle ilgili yazdıklarım şöyledir:

     “Şefaat: Müminlerin günahkârları için, Hz.Peygamber’in ve ümmetin büyüklerinin, Allah’dan istekte bulunmalarıdır.Hz.Peygamber’in (sav) bütün insanlara, bir an evvel mahkemelerinin kurulması için, yapacağı şefaata “şefaat-ı uzma”, bundan dolayı Hz. Peygamber’in nail olduğu makama da “makam-ı Mahmud” denilir. Kur’an’da, “Bunlar, O’nun (Allah’ın) rızasına ermiş olandan başkasına şefaat edemezler” buyrulmuştur. Hz. Peygamber (sav) de “Şefaatim, ümmetimden büyük günah işleyenler içindir.” (Tirmizî, “Kıyâmet”, 12) buyurmuştur. Çünkü o günde şefaate en çok ihtiyaç duyanlar büyük günah işlemiş olan müminlerdir. Ancak Hz. Peygamber’i şefaatçi kılan da kime şefaat edileceğine karar veren de Yüce Allah’tır. Dolayısıyla orada her şey Allah’ın takdirine bağlıdır.” (S. 96)

    Metni okuyun lütfen! Bu zatın dediği gibi anlayan varsa beri gelsin…


    6.      Cevap  (S. 99. Küfür gerektiren haller varsa bunu ortadan kaldıran varsa… orada şek olmak)

    Ne demek istediği çok net anlaşılmıyor. Anlaşılan tekfir konusunda yazdıklarımı beğenmemiş, buyurun bir de sizler okuyunuz:

     “TEKFİR MESELESİ

    Küfr, lügat itibariyle bir şeyi örtmek, ıstılahî bakımdan ise, Allah’ın birliğini, dinin temel esaslarını ve peygamberliği inkâr manasına gelir. Mutlak olarak kâfir kelimesi, yukardaki üç şeyden birini inkâr eden kişi için kullanılır. (kaynak: İsbahânî, Müfredat, İstanbul 1986, s.653).

    Tekfir ise, bir kimseyi kâfir ilân etmek, kâfir olduğunu söylemektir. Müslüman iken kâfir olana “mürted” yani dinden dönen, yaptığı işe ise “irtidat” denilir.

    Küfrünü söz ve fiil ile açıklamayan bir kimsenin küfrüne fetva verilmez. Çünkü hiç kimsenin kalbi bilinmez. Herhangi bir müslümanın sözü, güzel bir şekilde tefsir ve yoruma tabi tutulabiliyorsa, fena ve kötü yöne göndermek câiz değildir. Yine, küfrü gerektiren birçok yönler bulunduğu halde, küfrü ortadan kaldıran bir yön varsa, o bir yöne göre fetva verilmesi uygun düşer. Kişinin sorumlu tutulabilmesi için, küfrünü ya sözle ya da fiille bizzat kendisinin açıklaması gerekir. (kaynak: Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuku İslâmiyye ve Istılâhât-ı Fıkhıyye Kamusu, İstanbul 1985, 4/7-8)


    7.                      Cevap  (S. 101. İnsanı söz, fiil ve yazdıklarından tekfir etmek fitnedir.)

    İtiraz ettiği husus şu aşağıdaki kısım. Buyurun okuyun efendim:

    “İnsanların söz, fiil ve yazıp çizdiklerinden yola çıkarak onları tekfir etmek yani kafir saymak, dün olduğu gibi bugün de Müslüman toplumlar için ciddi bir tehlike ve tehdittir. Nitekim zihniyet dünyamıza pimi çekilmiş bir bomba gibi düşen ve Müslüman toplumu paramparça eden ilk iç fitne tekfirciliktir. Bu günde bu silah, aşırı gruplarca sıklıkla kullanılmaktadır. Tarihte ilk tekfirci anlayışla ortaya çıkan Hariciler adeta “Kim kafir?” sorusuyla Müslüman toplum içinde kafir avına çıkmışlardır. Bunların karşısında yer alan büyük kitle bu fitneyi durdurmak için “Kim Müslüman?” sorusuyla şekillenen bir birleştiricilik formülü bulmaya çalışmıştır. Bu formülün adı Ehl-i Sünnet ve Cemaat idi. Onların amacı “kim kafir?” sorusuyla dışlanan Müslümanları, yeniden İslam şemsiyesi altında buluşturmaktı. Zamanla görüldü ki, birleştiricilik noktasında önemli işlev gören Ehl-i Sünnet çerçevesi yine de bazı Müslümanların dışarıda kalmasına engel olamıyordu. Bunun üzerinde Ehl-i Sünnet anlayışını benimsemiş olan büyük kitle, Haricilerin zihniyetinin tam tersini yansıtan “kim kafir değil?” sorusuyla yeni ve daha geniş bir şemsiye açtı. Bu sorunun cevabı “kıble ehli” olan, kabeyi kıble bilen hiçbir Müslüman asla kafir sayılamaz, ötekileştirilemez ve dışlanamazdı. Böylece Müslümanlar arasında ihtilaflardan kaynaklanan dışlamalar sonlandırılmaya ve bir arada yaşama kültürü en geniş çerçeveye oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu anlayış aynı zamanda Ehl-i Sünnet olmanın şiarı yani sembolü olmuştur. Bununla ihtilafın değil, tefrikanın önüne geçme çabası güdülmüştür. Çünkü ihtilaf zihinsel ve kültürel bir zenginlik, tefrika ise kültürü içten çürüten, toplumun güven duygusunu yıkan ve bireylerin dürüst yaşama imkanını yok eden bir zehirdi. Bunun panzehiri ihtilafı, bir zenginlik, genişlik ve yeni alanlar açma imkanı olarak görmek ve böylece düşünce farklılıkları ile birlikte herkesin güven ve huzur içinde yaşayacağı bir ortamı oluşturmaktır.”

    Bu yazdıklarımın sonuna kadar arkasındayım. Bu madrabazların kin, haset ve nefretlerine rağmen. Akl-ı selim Müslüman büyük kitlenin, böylesi birkaç okuduğunu anlamaz, kendini bilmez, geçmişinden bi haber madrabazlara teslim olmayacağı hususunda Rabbimin inayetine güveniyorum.


    8.                      Cevap (S. 68. Kaç peygamber belli değil)

    Peygamberlerin sayısı konusundaki yazdıklarım kaynakları ile birlikte şöyledir:

    “E. PEYGAMBERLERİN SAYISI

    Yüce Allah rahmeti gereği kullarını sürekli hidayet yolunda tutmak veya doğruya sevk etmek için tarihin başlangıcından itibaren her dönemde her mekana peygamber göndermiştir. Bu ilahî işlem son peygamber Hz. Muhammed’in (sav) gönderilmesine kadar sürmüştür. O’nun gönderilmesiyle birlikte peygamberlik zinciri tamamlanmıştır. Çünkü o son halka ve peygamberliğin bitişinin mührüdür. Bundan dolayı O’na Kur’an’da hâtemü’l-enbiyâ yani nebilerin sonuncusu veya peygamberlerin son mührü sıfatı verilmiştir.

    Her dönemde her mekana peygamber gönderildiği bilinmekle birlikte Yüce Allah’ın son peygamber Hz. Muhammed’e (sav) kadar kaç peygamber gönderdiğine dair elimizde açık ve somut bir bilgi ve belge bulunmamaktadır. Bu yüzden de alimlerimiz, peygamberlerin sayılarını zikretme hususunda ihtiyatlı davranılması gerektiğini salık vermişlerdir. Çünkü verilecek rakamların fazla olması durumunda peygamber olmayanın peygamber sayılması sakıncasının yanında, rakamın az olması durumunda da peygamber olan bir şahsın dışarıda tutulması sakıncası bulunmaktadır. En doğrusu, peygamberlerin sayılarını Allah’a havale edip kesin bir rakam söylememektir. Çünkü Yüce Allah Kur’an’da “Peygamberlerin hikâyelerinden sana anlattıklarımızın yanında, anlatmadıklarımız da vardır.”buyurmakta ve gönderdiği ve görevlendirdiği bütün peygamberleri bize bildirmediğini beyan etmektedir. Her ne kadar bazı haberlerde 124 bin veya 224 bin şeklinde rakamlar geçiyorsa da bunlar, haber değeri bakımından kesinlik düzeyine çıkmadığı için bu rakamları kesin kabul edip inanç haline getirmek uygun değildir. (Kaynak: bk. Teftazânî, Şerhu’l-Akâid, Kestelî Haşiyesi, İstanbul 1316, s. 214-215.)

    Peygamberlerin sayısı konusunda bildiğimiz en kesin rakam Kur’an’da isimleri zikredilen peygamberlerdir. Hz. Adem’den (as) Hz. Muhammed’e (sav) kadar peygamberlerin toplam sayısı 25 ile sınırlıdır. Bu sayıya peygamberliği konusunda ihtilaf edilen Hz. Lokman ve Hz. Zülkarneyn gibi isimler dahil değildir. Bu isimler konusunda çoğunluğun görüşü onların peygamber değil, veli oldukları şeklindedir.

    Kur’an’da geçen peygamberlerin isimleri için şu âyetlere bakınız: En’âm 6/83-86, Âl-i İmrân 3/33, A’raf 7/65, Hûd 11/61, 84, Enbiyâ 21/85, Ahzâb 33/40.” (s. 68-69).


    9.                      Cevap (S. 53. Çaktırmadan kerameti inkar)


    “Zaman ve mekan öncelikle insan zihninde sınırlılık fikrini oluşturur. Zaman bakımından insan şimdiki zaman ile sınırlıdır. Geçmiş ve gelecek ona kapalıdır. Ne geçmişe dönebilir ne de geleceği şimdiki zaman içinde kavrayabilir. Mekan bakımından da yine bulunduğu yer ile sınırlıdır. Bulunduğu yerin dışındaki mekanları ne bilebilir ne de oralara bulunduğu yerden müdahale edebilir. Bir mekandan diğerine intikali belli bir zaman içinde gerçekleşir. Tek bir zaman diliminde, birden fazla mekanda olamaz. Böylece insan, Yaratıcısı olan Allah karşısında sınırlı ve aciz bir varlık olduğunun idrakine varır. “Kendisini bilen Rabbini bilir” sözü ile ifade edilmek istenen de bu olsa gerektir. Yani insan bu sınırlı varlığını bilirse, Allah’ın sınırsız varlığını daha iyi kavrar.”

    Burada nasıl çaktırmadan kerameti inkar ediyor muşum? Ben anlayamadım, anlayan beri gelsin. Kitapta keramet hakkında şunları yazdım. Buyurunuz okuyunuz:

    “Kerâmet: Şeriatın tamamına uyma hususunda gayretli olan ümmetin büyüklerinden zuhur eden hârika olaylardır. Kerâmet ile mûcize arasında bir takım farklar vardır. Mûcize, bir istek üzerine peygamberin gönderildiği kavme karşı meydan okumasıdır. Keramette ise ne istek olur, ne de meydan okuma. Kerâmet bir peygamberin ümmetinden olan bir kimsede zuhur eder. Dolayısıyla, velîlerde olagelen kerâmetler tâbi oldukları peygamberin birer mûcizesidir.”

    Bunları yazan bendeniz, nasıl oluyor da, kerameti inkar etmiş oluyorum.

    Bir de bu “çaktırmadan inkar” nasıl bir şey oluyor. Bu zat, yeni bir inkar çeşidi buldu anlaşılan…


    10.                  Cevap  (S. 53. Kader niteleme şeklinde hüküm koyma şeklinde değil)

    Bu adam ne demek istiyor anlayamadım. Benim kitabımda yazdığım aşağıdaki gibidir:

    “Bu durumda kader, Allah’ın olacak şeylerin zaman ve mekânım, niteliklerini ve özelliklerini bilip ezelde takdir etmesidir. İmam Ebû Hanîfe, bu konuda şöyle der: Dünyada olacak şeylerin tamamı Allah’ın dilemesiyledir ve bilgisi dahilindedir. Allah onları Levh-i Mahfuz’da yazmıştır. Ancak bu yazması niteleme şeklindedir, yoksa hüküm koyma şeklinde değildir. (kaynak: Ebû Hanife, el-Fıkhu’l-ekber, s.2) Yani, Allah, “şu şöyle şöyle olacak” diye yazmıştır. Değilse, “Şu şöyle şöyle olsun” diye hüküm vermemiştir. Eğer hüküm vermiş olsaydı, kul fiilinde zorlama altında olurdu.( Kaynak: Ali el-Kârî, Şerh ale’l-Fıkhı’l-ekber, İstanbul ts., s.41; Ebu’l-Muntehâ, Şerh ale’l-Fıkhı’l-ekber, İstanbul ts., s.11) Nitekim şu ayetler kader inancına işaret etmektedir: “O’nun katında her şey bir ölçüyledir.” Allah herşeyi yaratmış ve her birine belirli bir düzen vererek, onun kaderini tayin ve takdir etmiştir.” “Şüphesiz ki, Biz, her şeyi bir takdir ile yarattık.” ” (s. 53-54)

    Bu zat itirazını, İmam-ı A’zam Ebu Hanife’ye yapmalı. İmamın söylediğini bile beğenmeyen bu zata ben diyebilirim ki. İmamın beğenmediği metnini gözlerinize ve görüşlerinize arz ediyorum:

    خلقَ اللهُ تعالى الأشياءَ لا منْ شىءٍ. وكانَ اللهُ تعالى عالماً في الأزَلِ بالأشياءِ قبلَ كونِـها، وهوَ الذي قدّرَ الأشياءَ وقضاها، ولا يكونُ في الدنيا ولا في الآخرةِ شىءٌ إلا بمشيئتِهِ وعلمِهِ وقضائِهِ وقَدرِهِ وكَتْبِهِ في اللَّوحِ المحفوظِ ولكنْ كتبُهُ بالوصفِ لا بالحكمِ والقضاءُ والقدرُ والمشيئةُ صفاتُهُ في الأزلِ بلا كيفٍ.

    Altı çizili kısım hakkında Ali el-Kari’nin açıklaması ise şöyledir:

    أي كتب الله كل شيء بأنه سيكون كذا وكذا، ولم يكتب بأنه لِيكن كذا وكذا، (على القاري)

    *

    Bırak! Allah nasıl biliyorsa öyle muamele etsin!

    Ne buyuruyor Rabbimiz Felak Suresinde:

    “De ki: Felakın Rabbine sığınırım

    Yarattığı şeylerin şerrinden

    Çöktüğü zaman karanlığın şerrinden

    Düğümlere üfleyenlerin şerrinden

    Haset ettiklerinde hasetçilerin şerrinden”
  • Hey dostum. Birinin bana iyi olduğumu söylemesine ihtiyacım var. Lütfen ne kadar iyi göründüğümü söyler misin?
    -------------------
    Orijinal adı “Papillon” olan 1973 yapımı “Kelebek” filminin iki sahnesinde geçen şu replik, filmin ana temasını ortaya koymaya yetiyor aslında:

    – “Hey! Sizi pislikler! Ben hala buradayım!”…

    Bu meydan okumayı yapan Kelebek, birebir gerçek hayattan alınmış bir karakter. Zira filmde yaşanılan her şey, Henri Charriere adlı bir Fransız vatandaşının kendi hayatını kaleme aldığı “Papillon” adlı otobiyografi kitabından beyaz perdeye aktarılıyor.

    Henri Charriere, yani Kelebek’in bu kitabı yazma hikayesi de hayatı gibi enteresan. Cezaevinden kurtulduktan soma bir kitapçının çok satanlar reyonunda, bir mahkumun cezaevi hatıralarım kaleme aldığı bir kitap görür ve şaşırır. ‘Benim cezaevi hayatım bundan daha enteresan. Bunun daha iyisini yazarım ben. Bu ne ki?’ diye düşünüp kitabım yazmaya başlar. Profesyonel bir yazar olmamasına rağmen, kitabı sade ve içten bir uslupla yazması enteresan hayat hikayesiyle birleşince, “Papillon” umduğundan daha fazla ilgi görür. Kısa sürede 2 milyon satış rakamına ulaşır bu gerçek hayat hikayesi.
    Bu otobiyografik eser öyle imkansız ve heyecan dozu yüksek hadiselerle kuşatılmıştır ki, neredeyse insanın kitapta yazılanlara inanası gelmez ilk başta.

    Öyle ki bir kitab eleştirmeni, “Papillon” için şu sözleri sarf eder: “Eğer Henri Charriere kitabında yaşadığını iddia ettiği olayları gerçekten yaşadıysa ona helal olsun. Yok eğer yaşamadıysa da hayal gücüne helal olsun”…

    Peki kimdir Henri Charriere? Yahud, nam-ı diğer “Kelebek”? Charriere, Marsilya’da kendi yağında kavrulan bir tüccardır. Yani işinde gücünde bir Fransız vatandaşıdır.

    Charrierre’nin enteresan hayat hikayesi, muhitinde bir kadın satıcısının öldürülmesiyle başlar. Zira, öldürülen kadın satıcısını, ahlakî değerlere önem veren bir insan olduğu için Kelebek’in öldürdüğünü düşünür Fransız polisi. Kelebek, yakalanıp mahkeme huzuruna çıkardır. Bu cinayeti kendisinin işlemediğini söylese de mahkeme heyetini ikna edemez ve Fransız Guyanası’nda müebbete mahkum edilir.

    Kelebek’in bu cezayı aldıktan sonraki yaşadıklarım anlatmaya başlar Yönetmen Franklin J. Schaffner sinema filminde. Fakat, filmin başarısı için sadece Kelebek’in enteresan hayat hikayesine güvenmez yönetmen Schaffner. Bu filmi iki müthiş karakter oyuncusuyla domine eder. Biri, filmde Kelebek’e hayat verecek olan Steve McQueen, diğeri O’nun en yakın cezaevi arkadaşını oynayacak olan Dustin Hoffman.

    Film, Fransa anakarasından Fransız Guyanası’na gitmek üzere bir meydanda çırılçıplak toplanan mahkumlara konuşma yapan Vali’nin kadraja girmesiyle başlar. Vali konuşmasının sonunda şunu söyler orada derdest haldeki mahkumlara:

    – “Fransa’yı unutun ve elbiselerinizi giyin”..

    Bu söz, mahkumların bir daha anavatana geri dönemeyeceğinin işaretidir aslında. Zira Fransız Guyanası’ndaki adaya sadece müebbetlik mahkumlar yollanmaktadır. Ve oraya giden mahkumlar affedilse bile orasının malı olarak kalmaktadır. Orası için şu efsaneyi söylerler:

    “Buraya mahkum olarak girip de şimdiye kadar çıkan olmadı. Buradan sadece tek şekilde çıkılır. O da ölü olarak!”.

    İşte o Guyana’ya giden mahkumlar içinde kahramanımız Kelebek de (Steve McQueen) vardır. Mahkumlar gemiye bindirilmek üzere sokakların arasından götürülürken, pencerelere, balkonlara ve kapıların ağzına doluşmuş insan seli, bir tiyatro izler gibi bu sevkiyatı izlemektedir.

    O kalabalığın arasında Kelebek’in sevgilisi de vardır. Kadın o kalabalığı yararak bir adım ileriye atılır ve “Kelebek! Kelebek! Geri döneceksin Kelebek. Merak etme, geri döneceksin!” diye ağlamaklı bir sesle de olsa umut vermek ister kahramanımıza. Fakat, Kelebek’in hemen yanındaki tecrübeli bir mahkum, şu cümlesiyle daha başlamadan bitirir o umudu:

    “Hayır dönmeyeceksin!”..

    Lakin, Kelebek bir cümleyle umudu yerleyeksan olan insanlardan değildir. Öyle kolay teslim olmaya niyeti yoktur. Daha gemideyken firar etme planları yapmaya başlar.

    Kelebek, gemide uzun yıllar kendisine yol arkadaşlığı yapacak başka bir mahkum Louis Dega (Dustin Hofman) ile tanışır. Dega, devlet tahvillerinde sahtekarlık yapmış uluslararası bir kalpazandır.

    Kelebek ve Dega birbirine tamamen zıt karakterde iki insandır aslında.

    Zira Dega; teslimiyetçi, paranın satın alma gücüne boyun eğmiş, realist, şehirli bir zengindir. Yani amiyane tabirle kapitalist bir insandır.

    Kelebek ise, Dega’nın aksine, itaatsiz, paranın gücüne boyun eğmeyen, romantik ve köylü bir insandır.

    İçinde bulundukları zorlu ortam, birbirine zıt karakterdeki bu iki insanı bir araya getirir. Zira gidecekleri Guyana’da ayakta kalmaları için Dega’nın nüfuzu ve parasına, Kelebek’in bileği ve zekasına ihtiyaçları vardı. İlk başlarda sanki ticarî birlikteliği andıran bu arkadaşlık, gün geçtikçe yıllar sürecek sarsılmaz bir dostluğa dönüşecektir.

    Götürüldükleri Guyana’daki cezaevi müdürünün, yeni gelen mahkumlara hitap etmek için söylediği şu sözler, oradaki cehennem günlerinin bir fragmanı niteliğindedir adeta:

    – “Biz sizi rahipler gibi konuşarak tedavi etmeyiz. Burada tehlikeli insanları zararsız insanlara çeviriyoruz. Bunu da sizi kırarak yapıyoruz. Beyninizi kırarak… Size sunduklarımızla yetinin ve tükettiğinizden daha az acı çekin!”..

    Fakat kahramanımız Kelebek’in ona sunulanlarla yetinmeye hiç niyeti yoktur. Ve ilk kaçışım sahneye koyar. Aslında planlanmış bir firar teşebbüsü değildir bu. Spontan bir şekilde gelişir her şey. Cezaevi dışında timsahların olduğu bir nehirde çok tehlikeli şartlarda çalıştırılmakta-dırlar. O zoraki mesai günlerinden birinde, Kelebek’in dostu Dega’nın ayağı takılır ve nehre düşer. Bunu gören gardiyanlardan biri, ‘Niye düştün (!)’ diye Dega’yı dövmeye başlar. Dostunun dövülmesine yüreği el-vermeyen Kelebek, o gardiyana saldırır ve yere serer. Akabinde ortalık karışır ve o hengamenin kendine sunduğu firar fırsatım değerlendirerek oradan firar eder.

    Kaçmadan günler önce oradaki bir mahkumdan aldığı bilgiyle bir tüccarın yanma gider. Fakat, bu paragöz tüccar onu ele verir. Kelebek’i, para karşılığında cezaevinden kaçanların peşine düşen insan avcılarına teslim eder. Ve bu spontan olarak gelişen ilk firar tecrübesi başlamadan sona erer.

    Daha başlamadan biten bu firar teşebbüsü ona pahalıya mal olur. Zira oradan ilk firar teşebbüsünün cezası, en ağır şartlarda 2 yıl aralıksız hücre cezasıdır. Kelebek, girenlerin çoğunun bir daha gün yüzü görmeden ölüp gittiği “sessiz ölüm” hücrelerine atılır. O hücrelerin en büyük özelliği, izole edilmiş sessizlik halidir. Kelebek, bu durum için şu ifadeleri kullanır:

    – “Çinliler, işkence için mahkumun başına düşen su damlalarım keşfetmişler. Fransızlar ise sessizliği!”..

    Hücreye girer girmez ileri geri adım atar Kelebek. Topu topu 5 adımdır hücrenin genişliği. 5 adım ileri 5 adım geri volta atmaya başlar. Volta atarken şunları haykırır yüreğinden:

    – “Bir iki üç dört beş dönüş. Bir iki üç dört beş dönüş: Yürüyorum, durmak yorulmak bilmeden hırsla yürüyorum. Genellikle gevşek olan bacaklarım bugün gergin. Başıma gelenlerden soma sanki bir şey ezmek ister gibiyim. Ayaklarımla neyi ezebilirim ki? Altımda betondan başka şey yok. Hayır böyle yürümekle pek çok şeyi ezebiliyorum. Yönetime hoş görünmek için bu kadar alçalabilen doktorun ödlekliğini eziyorum. Başka bir sınıfın acı ve sıkıntılarına kayıtsız kalan bir sınıf insanın kayıtsızlığım eziyorum. Fransız halkının cehaletini, iki yılda bir Saint Martin de R6’den yola çıkan insan yükünün nereye gittiğim ve nasıl olduğunu düşünmeyecek kadar ilgi ve meraktan yoksunluğunu eziyorum. Belirli bir ceza işlediği gerekçesiyle bir adam hakkında patırtılı yazılar yazan polis muhabirlerinin birkaç ay sonra aynı adamın varlığını bile unutabilmelerini eziyorum.

    Günah çıkaranları dinleyen, kürek cehenneminde olup bitenleri bildikleri halde susan Katolik papazlarım eziyorum. Suçlayanla kendini savunan arasında bir ‘hitabet oyunu’ halini alan ceza muhakemeleri usulünü eziyorum. ‘Durdurun kuru giyotininizi, yönetime bağlı memurların kollektif sadizmine bir son verin!’ demek için sesini yükseltmeyen ‘İnsan hakları Kuruluşu’nu çiğniyorum. Hiçbir örgüt yahut kuruluşun, bu yöntemin sorumlularını sorguya çekip, çürüme yolunda iki yılda bir neden mahkumların yüzde sekseninin yok olduğunu sormayışını çiğniyorum. İntihar, düşkünlük, devamlı açlık, skorbüt, verem, delilik ve erken bunama teşhisleriyle imzalanmış resmî ölüm raporlarım çiğniyorum. Kim bilir daha neler eziyorum ayaklarımın altında? Ama bütün bu olup bitenlerden sonra, herhalde eskisi gibi yürümüyor, her adımda bir şeyler çiğniyorum.

    Bir iki üç dört beş… Ve saatler… ağır ağır akıp geçerken yorgunluk sessiz isyanımı bastırıyor.”

    Bu hücrede mahkumlara doyacakları kadar değil, ancak ölmeyecekleri kadar yemek verilmektedir. Hasta olsalar dahi hücrenin kapısı hiç açılmaz. Oraya giren mahkum, ta ki 2 yıllık hücre cezası bitene kadar o hücrenin 4 duvarından başka bir şey göremez.

    Orada sayım, mahkumların her sabah kelleleri girecek kadar delikten kafalarını dışarıya çıkarmaları suretiyle yapılmaktadır. O sayımlardan birinde, Kelebek’in yan hücresinde kalan bir mahkum, kendini motive etmek için Kelebek’e seslenerek

    “Hey dostum. Birinin bana iyi olduğumu söylemesine ihtiyacım var. Lütfen ne kadar iyi göründüğümü söyler inisin?” diye yalvarması, oradaki mahkumların nasıl bir ruh halinde olduğunu göstermesi açısından ipucu verir.

    Kelebek, o mahkuma “Dostum çok iyi görünüyorsun!” diye moral verse de, bu moral o mah-kumu uzun süre hücrede yaşatmaya yetmez ve bir süre sonra o mahkum hayatım kaybeder.

    Dega, dostu Kelebek’i hücrede sahipsiz bırakmaz ve gardiyanlara rüşvet vererek, ayakta kalabilmesi için ona Hindistan cevizi gibi direnç verici meyvalar yollar. Kelebek, ilk zamanlar bu meyvaları yiyerek ayakta kalır. Orada kendini bırakmaz. Kah spor yapar, kah beynini çalıştıracak matematik hesapları yapar kafasından. Dış dünyaya dair hiçbir emarenin olmadığı o daracık hücrede, 24 saati dolu dolu yaşar adeta. Hatta öyle ki, mahkumları gözetlemek için tepelerinden açılan ızgaralı bölmeye doğru haykırarak idareye meydan okur bir gün:

    – “Hey! Sizi pislikler! Ben hala buradayım!”…

    Fakat bu meydan okuma günleri çok fazla sürmez. Zira, cezaevi yönetimi ona dışarıdan yiyecek yardımı yapıldığını fark eder ve bu yardımı kimin yaptığım ondan öğrenmek ister. Kahramanımız tüm işkencelere rağmen dostu Dega’yı satmaz. Bunun üzerine Müdür, verilen az miktardaki günlük tayının daha da azaltılarak yarıya düşürülmesini emreder.

    Bu aslında Kelebek’in zamana yayılmış ölüm ilamıdır. Zira, oraya giren mahkumların neredeyse yarısı 2 senelik cezalarım dolduramadan gıdasızlıktan ölüp gitmektedir zaten. Bunun üstüne bir de tayınının yarıya düşürülmesi, artık onun çok kısa sürede hayata veda etmesi demek olacaktır.

    Artık çok zor günler beklemektedir Kelebek’i. Gün geçtikçe vücudu zayıflamakta, vücudu zayıfladıkça da direnci kırılmaktadır. Kınlan direnci ruhî durumuna da sirayet eder. Öyle ki, artık akıl sağlığım yitirme sınırında gezmektedir. Bu durumu, gördüğü rüyalarına da tesir eder. Enteresan rüyalar görmeye başlar. Şuuraltına yolculuk yapmaya başlar bazı geceler. Geçmişine gidip, bazı hadiselerle yüzleştirdiğini görür.

    O rüyalardan birinde, kendini kızgın çöller ortasında mahkeme heyetinin karşısında bulur. Mahkeme heyetinin reisi, ondan son savunmasını yapmasını ister. Tam o esnada, şu diyalog geçer aralarında:

    – “Kelebek: Ben masumum. O pezevengi ben öldürmedim.

    Hakim: Bu doğru. Ama senin suçunun onun ölümüyle ilgisi yok. Kelebek: Nedir peki benim suçum?

    Hakim: Senin suçun daha büyük. Seni harcanmış, boşa geçen bir ömürden dolayı suçluyorum.”

    Hücrede haftalar aylar geçer. Müdür’ün her gün kendisini sıkıştırıp, şartlarım iyileştirmesi teklifine rağmen, dostu Dega’yı ele vermez. Gitgide erimeye başlar hücrede. Öyle ki, dişleri bile dökülmeye başlar vitaminsizlikten. Artık yapacak bir şey yoktur. Son çare olarak böcek yemeye karar verir. Yakaladığı böcekleri, su dolu tasının içine katarak böcek çorbası yapar ve onunla beslenmeye çalışır. Dostunu satmamak için, adeta kendi hayatım ortaya koyar.

    Daha birkaç ay önce tanıştığı bir insan için kendini feda etmekten geri durmaz.
    Müthiş bir insanlık dersi verir bize Kelebek. Kendisine pahalıya mal olacak bir insanlık dersi hem de. Daha bırakın tehlikeyi, boşboğazlığından en yakın dostunu bile satmaya teşne olan bizlere, akademik mikyasta bir insanlık konferansı verir adeta bu hücrede.

    Bir gün hücresinin kapısı açılır. Kelebek cansız bir şekilde hücrenin ortasında yatmaktadır. Gözlerinin feri yoktur, o yüzden gelenlerin kim olduğunu göremez. Gelen, cezaevi müdürüdür. Zira, Kelebek’in 2 yıllık hücre cezası sona ermiştir. Gardiyanlar onu omuzlarından tutarak hüc-reden çıkarır ve revire götürürler. Kelebek bu ölüm odasından sağ salim çıkmayı başarmıştır.

    Dostu Dega, Kelebek’i görünce sevinçten ağlamaya başlar. Fakat sevinci ona kavuşmasından ziyade, dostunun kendi hayatim ortaya koyarak onu idareye satmamasınadır. Bu insanlık ifadesi, onu derinden etkilemiştir. Zira, şimdiye kadar en yakınları da dahil olmak üzere, hiç kimse Dega için kendini riske atmamıştır.

    Kısa sürede kendini toparlayan Kelebek, tekrar firar planlan yapmaya başlar. Dostu Dega, parasının gücüyle dışında bir tekne ayarlar Kelebek ve bir diğer arkadaşı için. Fakat kendisi kaçmayı düşünmez. Zira risk almadan yaşamayı seçen bir insandır Dega. Yakalanıp öldürülmekten korkmaktadır. Dışarıda yakalanıp öldürülme tehlikesiyle yaşamaktansa, içeride risksiz bir şekilde ömrünün sonuna kadar yaşamayı yeğler. Oysa Kelebek öyle değildir. Kendisine takılan Kelebek lakabının neden konulduğunu gösterircesine yaşar. Kelebekler kısa yaşar ama hür ölür. O, uzun ve esaret altında yaşamaktansa, kısa fakat özgür olarak yaşamayı tercih eder.

    Dega’yı kaçmaya ikna etmek için “Beni öldürebilirler, ama sana sahipler!” der Kelebek. Fakat yine de Dega’nın fikri değişmez ve firar planlarına dahil olmaz.

    Ancak, işler Dega’nın düşündüğü gibi cereyan etmez. Hayat hesaba gelmez. Zira, firar gecesi Kelebek’e yardım eden Dega’yı gardiyanlardan biri görür ve o da onu etkisiz hale getirmek zorunda kalır. Kendisi de geri dönüşü olmayan bir yola girmiştir artık. Orada kalırsa her halu-karda ceza alacağım düşünerek, istemeden de olsa bu firara dahil olur.

    Kelebek, Dega ve diğer mahkum, sağ salim cezaevi dışına kaçmayı başarırlar. Ne var ki, kendilerini o adadan uzaklaştıracak tekneye vardıklarında sükutu hayale uğrarlar. Zira, tekne hareket edemeyecek kadar harap haldedir. Onunla oradan kaçmaları imkansızdır. Kaçmaları için tonlarca para verdikleri adam kazık atmıştır onlara.

    Yaya olarak günlerce kıyı şeridi boyunca yürüdükten soma, Cüzzamlılar Adası’na denk gelirler. Çaresiz olarak, sadece cüzzamlılarm yaşadığı bu adada yaşamaya başlarlar. O adanın Reis’inin kalbini kazanırlar. Onlara değerli elmaslar verir Reis. Onlar da o elmaslarla güzel bir tekne alıp Venezuela’ya kaçarlar.

    Fakat burada Kelebek’in dostu Dega ve diğer mahkum yakayı ele verir. Kelebek artık tek başına firar etmek zorundadır. Guajiro Kızılderililerinin yaşadığı bir köye kendini atan Kelebek, burada çok uzun bir süre yaşar. Yakalanmadan uzun zaman kendini orada muhafaza eden kahramanımız, oradan da ayrılarak bir manastıra sığınır.

    Fakat bu uzun süreli kaçışın son durağı olur o manastır. Zira, başrahibe onu ihbar ederek Fransız polisine yakalatır. Ve tekrar Fransız Guyana’sındaki kaldığı hapishaneye geri götürülür.

    Artık işi çok daha zordur Kelebek’in. Zira ikinci firar teşebbüsünü yaptığı için hücre cezası katlanır. 5 yıl “sessiz ölüm hücresi” cezasına mahkum edilir.

    Ne var ki, ilk hücre cezasındaki tecrübelerinin yardımıyla, 5 yıllık tecrit cezasını tamamlar ve iyice yaşlanmış olarak o hücreden de çıkar. O hücreye girdiğinde simsiyah olan saçları, kar beyazına boyanmıştır. Yürümekte güçlük çekmektedir. Tüm bunlara rağmen, orada ölmeye niyeti yoktur. Daha hücreden çıkar çıkmaz firar planları yapmaya başlamıştır.

    Cezaevi idaresi, onu ömrünün sonuna kadar geçireceği “Şeytan Adası”na yollar. Orası dört tarafı okyanusla çevrili küçük bir sürgün adaşıdır. Cezaevinde uzun yıllar yatıp yaşlananları oraya yollamaktadır Guyana idarecileri. Orada her mahkumun tek göz kulübesi vardır. Gündüz bahçe işiyle uğraşan mahkumlar, gece o kulübelerde kalmak tadır. Yani bir çeşit açık cezaevi gibidir orası. Guyana’da kalan birçok mahkum oraya gitmek için can atmakta, müdüre rüşvet olarak bir ton para vermektedir.

    Fakat kahramanımız için, onların gözetimi altında olan her yer cezaevidir. Esaret esarettir. Ne kadar iyi şartlarda olursa olsun, yine de oradan kaçmayı kafasına koyar daha yolda giderken.

    Kelebek, adaya gider gitmez, henüz kalacağı kulübeyi bile görmeden, sağı solu kolaçan etmeye başlar. Oradan nasıl firar edebileceğini hesabım yapmaya başlar. İlk günden başlamıştır firar mesaisine.

    Lakin buradan firar etmek imkansızdır. Zira adarım dört bir yanı kayalıklarla çevrili uçurumlarla doludur. Uçurumların denize yüksekliği en az 100 metredir.

    Tam o esnada dostu Dega’yı görür. Fakat dostu Dega hiç iyi görünmüyordur. Zira akıl sağlığını yitirmiş gibidir. İki eski dost kucaklaşırlar. Dega’nın, yıllar sonra karşılaştığı Kelebek’e, tuhaf şekilde, “Elimde fazla domates tohumları var. Belki sen de kendi bahçeni kurmak istersin” demesi, teslimiyeti çoktan kabul ettiğini gösterir. Fakat Kelebek’in ne tohum ekmeye ne bahçe kurmaya niyeti vardır. Dega’nın bu teslimiyetçi haline kızsa da, ona acıdığından dolayı sesini çıkarmaz ve çaresizce kayalıkların önüne giderek, elindeki Hindistan cevizini yemeye başlar. Meyvanın içi bitince de kabuğunu okyanusa atar.

    Fakat tam o anda tesadüfen bir şey keşfeder. Okyanusa fırlattığı Hindistan cevizinin, dalgaların yardımıyla önce kıyıya vurduğunu, ardından okyanusun ortasına doğru açıldığını görür. Bunun üzerine, hesap yapmak için, bir Hindistan cevizi daha atar okyanusa. Ve o Hindistan cevizi de aynı şekilde uzaklaşır kıyıdan. Kıyıdan uzaklaştıran dalga 7. frekanstır. Yani her 6 dalga kıyıya vurduktan soma, 7. dalga okyanusa doğru atıp savurmaktadır. Söz konusu 7. dalgayı hesap ederek kayalıklardan aşağı atlarsalar, oradan kaçıp kurtulacaklardır.

    Hemen dostu Dega’yla birlikte 2 tane torba sal yapar. Yani bir çuvalın içine denize batmayacak ağırlıkta Hindistan cevizlerini doldurarak, ilkel bir sal imal ederler.

    Kelebek ve Dega okyanusa atlamadan önce birbirlerine sarılırlar. İki dostun, ömürlerinin sonuna kadar son görüştükleri andır bu. Bir daha birbirlerini göremeyeceklerdir. Zira, Dega’nın okyanusa atlamaya niyeti yoktur. O okyanustan sağ salim kaçıp kurtulan olmamıştır. Kelebek, onun peşinden Dega’nın atlamayacağını biliyordur aslmda. Ama sanki sözleşmiş gibi, ikisi de birbirine bu durumu hissettirmez.

    Ve Kelebek, tam 7. frekansın kıyıya yaklaştığı esnada, ilkel salıyla birlikte okyanusa atlar. Dega, beklendiği üzere, atlamaya cesaret edemez ve geri kalan ömrünü Şeytan Adası’nda tamamlamaya devam eder.

    Kelebek, kendisini oradan kurtaran ilkel salının üzerinde, Şeytan Adası’na doğru son bir kez bakar ve onlara şöyle haykırır:

    – “Hey! Sizi pislikler! Ben hala buradayım!”…

    Kelebek, Şeytan Adası’ndan kaçmamıştır sadece. Teslimiyetten kaçıp kurtarmıştır kendini. Teslim olmamıştır beşerî sistemlerin insanlara zorla dayattığı zorba kanunlara. Hukuk koyucuların kendi hukuklarına bile riayet etmediği adalet sistemine boyun eğmemiştir.
    Zira, firar etmek, sadece kaçmak değil, mücadele etmenin başka bir yoldan devam edişidir!..

    Not: Bu inceleme için wordpress com'dan alıntı yaptım.
  • Metin Kaçan’ın ilk romanı olan “Ağır Roman”, İstanbul’un varoş mahallelerinden biri olan Kolera’da Gıli Gıli Salih isimli karakterin çevresinde geçenler üzerine kurulmuş bir hikâyedir. Romanın başkarakteri olan Gıli’nin çocukluk, gençlik ve olgunluk döneminin anlatıldığı “Ağır Roman” özellikle Metin Kaçan, karakterlerinin kullandığı yerel dili anlatıcı olarak da tercih etmiştir.
    Kolera mahallesi şehrin merkezine çok yakın olmasına rağmen, kültür yapısı bakımından şehirden oldukça farklıdır. Kolera’nın kendine özgü bir yapısı bulunmaktadır. Kolera’da birçok farklı etnik gruba ait insanlar bir arada yaşamaktadırlar: Rumlar, Süryaniler ve Müslümanlar. Hikâyeye konu olan kişiler genelde esnaflık yapmaktadırlar. Demirciler, hurdacılar, tamirciler, marangozlar vb. Gıli’nin babası olan Yıkık Köprülü Ali de esnaftır. Yıllar evvel askerliğini yaptığı Kolera’ya memleketini geride bırakıp eşi ve çocuklarıyla taşınmıştır. On üç yıldır aynı dükkânda berberlik yapmaktadır. Geçen bu süre zarfında Berber Ali, Kolera’ya her açıdan uyum sağlamıştır. Sadece Kolera’nın tehlikeli yaşamıyla mücadele etmemiş, aynı zamanda renkli gece hayatına da kendini kaptırmıştır. Eşi İmine’nin, kendisinin çapkınlığına engel olmaması için şehrin çok kötü olduğunu ve dışarı çıkarsa başına birçok olayın geleceğini söyleyerek pencere kenarına bağımlı yaşamasına neden olmuştur. Gıli ve abisi Reco babalarının otoriter tavrı yüzünden çocukluklarını yaşayamamaktadırlar. Arkadaşları oyun oynarken onlar hayat mücadelesine girişmişlerdir. Gıli, babasının yanında çalışmaktadır. Abisi Reco ise sanata ilgi duymaktadır. Bu yüzden Berber Ali’den çok azar işitip dayak yemektedir.
    Kolera’nın gecesi ve gündüzü çok farklıdır. Geceleri pek çok yasadışı olay yaşanmaktadır. Bu olaylara sebep olarak kullanılan uyuşturucuyu gösterebiliriz. Uyuşturucu kullanımı mahalleli için son derece normal bir davranış olarak göze çarpmaktadır. Hatta bu durum mahallede ölen kişiler için yapılan helvalara uyuşturucu madde karıştırmaya kadar gitmektedir
    Gıli Gıli Salih’in kendisine örnek aldığı kişi Kolera’nın kabadayılarından Arap Sado’dur. Arap Sado, zenginden alıp fakire dağıtan, hapiste, hastanede veya zor koşullarda yaşamaya çalışan düşkün, yetim ve öksüzlere yardım eden ve bu sayede mahallede itibar gören birisidir. Bir gün mahalleye dadanan yazarın yengeç herifler diye tabir ettiği birkaç kötü niyetli kişi Arap Sado’ya tuzak kurup onu öldürürler. Sado ölmeden önce namını ve her şeyini Gıli’ye bıraktığını söyler. Gıli berberlikte pek de başarılı değildir. Babası ona eğer berberlik yapmayacaksa başka bir zanaat öğrenmesi gerektiğini söyler. Geçen sürede Berber Ali, oğlunun berberlik yapamayacağına kanaat getirip, onu marangoz Mimi Usta’ya teslim eder. Orada da tutunamayan Gıli, soluğu yakın arkadaşı Tilki Orhan’ın da çalıştığı Fil Hamit’in tamirhanesinde alır. Gıli’nin arabalara karşı ayrı bir tutkusu vardır. Kısa zamanda Fil Hamit’in sayesinde zanaatında ustalaşır. Hatta Hamit Usta, bir gün onaramadığı bir araba için Gıli’den yardım dahi ister. Arabayı onarmak için tutya madeni gereklidir. Gıli bu madeni nereden bulacağını çok iyi bilmektedir. Şair Adam Mickiewicz’in heykelinin bir bacağı artık yoktur. Gıli acemi hırsız süsü vermek için heykelin bacağını eğri büğrü kesmiştir. Heykelin parçalarını eriterek arabanın çamurluğuna eklerler. Çamurluk kısa zamanda onarılmıştır. Berber Ali, her akşam Gıli’nin ellerini kir pas içinde gördüğü için onu azarlamaya devam eder. Bu azarlamalardan Gıli’nin abisi Reco da nasibini alır. Bu duruma artık dayanamayacağını hisseden Reco evi terk edip şehre gider. Berber Ali, bir gün kendisinden hoşlanan Madam Eleni’yle dükkânda perde arkasında ilişki yaşarken, eşi İmine’nin ona yemek getirmek için iş yerine girmesiyle yakayı ele verir. Karı-koca soluğu karakolda alırlar. Komiser, evrak işleriyle uğraşmanın çok zor olduğunu İmine’ye belirtip, ondan kocası Berber Ali’yi affetmesini ister. İmine kabul eder. Fakat hiçbir şey artık eskisi gibi değildir. Bu arada Gıli’de tamirhaneden ayrılıp bitirim olmayı seçer. Katiller, esrarkeşler, satırcılar ve psikopatlarla arkadaşlık kurar. Kısa zamanda manyelcilik ve aynacılık gibi kötü işlerde ustalaşır. Bitirimlik konusunda Şair Baba’dan ders alır. İki oğlu da evi terk eden İmine, saldırganlaşır. Berber Ali, eşi İmine’yi eski haline dönüştürmek için birçok yol dener fakat başarılı olamaz. Son çare olarak İmine’yi hapa alıştırır. Hap etkisini gösterir. İmine artık haplar sayesinde sürekli bir köşede uyuklamaktadır.
    Bir gün Fil Hamit’in tamirhanesinde çıraklar oksijen kaynağını kullanarak kaynak yapmaya çalışırlar. Bu çok tehlikelidir fakat bir şekilde bu işi öğrenmeleri gerekmektedir. Karpit kazanının basıncı yükselince Fil Hamit’in dükkânında patlama meydana gelir. Çıraklardan biri kaçmayı başarırken diğeri saklandığı tuvalette yanarak can verir. Gıli büyük bir kahramanlık örneği sergileyerek üst katta bulunan Tilki Orhan ve Gaftici Fethi’yi yaralı olarak, çırağı da ölü bir şekilde kucaklayarak dışarı çıkarır. Gıli artık mahallede kahramanlık mertebesine ulaşmıştır. Berber Ali’de oğlunun kahraman olmasından dolayı oldukça gururludur. Gıli, bu kurtarma operasyonu sonrasında oldukça bitkin düşüp bayılır. Uyandığında mahalleye yeni taşınan Tina’nın yatağındadır. Aralarındaki ilişki de böylece başlamış olur. Reco şehirde bir arkadaşının evinde yeni bir hayat kurmuştur. Fakat Kolera’yı en çok da Gıli’yi özlemektedir. Kolera’da her gece faili meçhul cinayetler işlenmektedir. Gıli mahalleliye katili polisten önce bulacağına dair söz verir. Eğer bulamazsa Arap Sado’dan yadigâr kalan namı ve şöhreti yerle bir olacaktır. Gıli, sevgilisi Tina’yı Fil Hamit ile yakalar. Bu arada Imine’nin durumu günden güne kötüleşmektedir. Berber Ali, İmine’nin mahallede adlarını kötüye çıkaracak bir şey yapmasından korktuğu için mahalleyi terk ederek şehrin güzide bir yerine taşınırlar. Artık namusuyla çalışmamaya karar verir ve berber dükkânında gizli gizli uyuşturucu ticareti yapmaya başlar. Eski dostu Eleni, Berber Ali’den yüz bulamayınca olayları abartarak polise anlatır. Polis, Ali’ye işkence yapar. Bu işkenceler sırasında Ali delirir ve ölür. Ancak yazar onun ölümünden doğrudan bahsetmez.
    Gıli için her şey kötü gitmektedir. Annesi çıldırmış, babası ölmüş, abisi ise uzun zamandır ortalıkta gözükmemektedir. Artık son bir işi daha kalmıştır bu hayatta. O da Kolera Canavarı da denilen mahalle halkını teker teker öldüren seri katili bulmak ve öldürmektir. Şanslı bir günündedir. Katili bulur fakat katil hiç ummadığı biri çıkar. Mahallenin tatlıcısı Taner’dir katil. Kolera Canavarının iki kulağını da keser. “Gıli Gıli” lakabı da buradan gelmektedir. Arap Sado’dan miras kalan sustalıyla bileklerini keserek intihar eder.


    Bakış Açısı
    Anlatıcı
    Yazar gözlemci bakış açısını kullanıp olaylara bir kameraman gibi yaklaşsa da yer yer kahramanın iç sesi olarak konuşur.

    Örnek: Gıli Gıli Salih
    ‘’Gıli’nin terbiyeli bakışlarını yere dikip sert bir hayale daldığı sıra, kırık şırıngaların gölgesinde büyüyen Kolera’nın çocukları, marangoz Mimi Usta’nın dükkânına doluşup tahta oyuncak yapması için yalvarmaya başladılar.’’(Sayfa 6)
    Yazar her şeyi bilen, gören, sezen her yerde bulunan ilahi bir niteliktedir. Anlatıcı olarak bazen iç monolog bazen bilinç akımı yöntemlerini kullanmıştır.
    Bakış Açısı
    Romanın bakış açısı gözlemci bakış açısıdır. Başkarakter Gıli Gıli Salih’i ve diğer kişileri ve olayları, nesneleri gözlemci bakış açısı ile anlatır.
    Olay örgüsü
    Roman; Gıli Gıli Salih düzleminde kurulmuş bir anlatıdır. Gıli Gıli Salih, yaşadığı yerde yani Kolera’da kendine yer edinme çabası içerisindedir. Kolera’da yaşam tehlikeli, insan hayatı ucuzdur. Her gün birilerinin öldürüldüğü, birilerinin tacize, tecavüze uğradığı, uyuşturucu madde kullanımının hat safhada olduğu bir yerdir.
    Romanda, öykü edilerek anlatım yoluna gidilmiştir. Ağırlıklı olarak Gıli Gıli Salih, Mina, Berber Ali ve Reis karakterleri üzerinde durulmuştur. Karakterlerin özellikleri gerçek hayattan izler taşımaktadır. Psikolojik sorunları olan, aileleri ve çevreleri ile ilişkileri kötü olan tipler seçilmiştir.
    Roman genel olarak, Gıli Gıli Salih karakteri çerçevesinde şekillenmektedir. Gıli Gıli Salih’in, Arap Sado’ya özenip, onun yolundan giderek kendisine saygı duyulmasını, Kolera’nın kabadayısı olmak istediğini anlatmaktadır.
    Karakterlerin çoğu kitap içinde geçer fakat bir vasfa sahip değillerdir. Erser daha çok ana karakter üzerinde durur. Romanda birçok karakterin fiziki görünüşünden ve karakterinden söz dilemez. Belirgin herhangi bir özellikleri mevcut değildir.
    Zaman
    Metin Kaçan, Ağır Roman’da kesin zaman kavramlarını kullanmamıştır. Olayların geçtiği zamanı romanın içinde yer alan gerçek dünyadaki olaylardan çıkartmak mümkündür. Olay örgüsü ve anlatılan zaman örtüşmektedir.
    ‘’Ustura zamanının kapanıp jilet devrinin başlamasıyla sinirleri hayli gergin olan Berber Ali, Salih’in tamirhanedeki puştun, pezevengin yanında çalışmasına bozulup her akşam oğluna öğütler vermeye başladı.’’ (Sayfa 43)
    ‘’Gaftici Fethi, zengin semtlerin birinden arakladığı aletle mahallede gözükünce, Kolera’da günün adamı ilan edildi.’’(Sayfa 46)
    ‘’Aya gidildiğine bile inanmayan softaların televizyonu kabullenmeleri yine Fethi’nin sayesinde oldu.’’(Sayfa 47)
    Jilet,1950’lerin sonunda Türkiye’de kullanılmağa başlanmıştır. Aynı şekilde, televizyonun Türkiye’de kullanılması ve Ay’a gidilmesi olayları 1950’lerin sonları ve 1980’li yılları arasında yaşanmış olay ve buluşlardır. Romanda kullanılan bu belirteçlerden yola çıkarak, olayın 1950’li ve 1980’li yılların aralığında yaşandığı sonucunu çıkartabiliriz.
    Mekân
    Ağır Roman’da mekan genel itibarıyla Kolera’dır. Kolera’nın dışına çıkılmaz. Berber Ali’nin dükkanı, Berber Ali’nin evi, Fil Hamit’in tamirhanesi, Tina Hanım’ın evi, Kolera’nın sokakları ve sokak aralarında geçmektedir.
  • 1. yabancı albert camus , can yayınları 
    2. küçük prens –mavi bulut ,antonie de saint-exupery,mavibulut yayınları 
    3. otostopçunun galaksi rehberi -5 cilt takım , douglas adams, kabalcı yayınevi
    4. yüzyıllık yalnızlık, gabriel garcia marquez, can yayınları
    5. bin dokuz yüz seksen dört, george orwell, can yayınları
    6. bütün hikayeleri - tek cilt, edgar allan poe, ithaki yayınları
    7. satranç, stefan zweig, can yayınlarıss
    8. çavdar tarlasında çocuklar, j. d. salinger, yapı kredi yayınları
    9. hayvan çiftliği, george orwell, can yayınları
    10. siddhartha, hermann hesse, can yayınları
    11. cesur yeni dünya, aldous huxley, ithaki yayınları
    12. ölümsüz aile, natalie babbitt, iş bankası kültür yayınları
    13. bulantı, jean-paul sartre, can yayınları
    14. yolda, jack kerouac, ayrıntı yayınları
    15. büyücü, john fowles, ayrıntı yayınları
    16. suç ve ceza - hasan ali yücel klasikleri, fyodor mihailoviç dostoyevski, iş bankası kültür yayınları
    17. dava, franz kafka, can yayınları
    18. görünmez kentler, ıtalo calvino, yapı kredi yayınları
    19. koku, patrick süskind, can yayınları
    20. açlık, knut hamsun, varlık yayınları
    21. veba, albert camus, can yayınları
    22. bozkırkurdu, hermann hesse, yapı kredi yayınları
    23. ulysses, james joyce, yapı kredi yayınları
    24. ince memed 1, yaşar kemal, yapı kredi yayınları
    25. venedik'te ölüm, thomas mann, can yayınları
    26. 🗽 üçlemesi, paul auster, can yayınları
    27. varolmanın dayanılmaz hafifliği, milan kundera, iletişim yayınevi
    28. zorba, nikos kazancakis, can yayınları
    29. kolera günlerinde aşk, gabriel garcia marquez, can yayınları
    30. yüzüklerin efendisi - tek cilt özel basım, j.r.r. tolkien, metis yayıncılık
    31. huzursuzluğun kitabı, j.r.r. tolkien, metis yayıncılık
    32. huzursuzluğun kitabı, fernando pessoa, can yayınları
    33. günlerin köpüğü , boris vian, e yayınları
    34. foucault sarkacı, umberto eco, can yayınları
    35. gülün adı, umberto eco, can yayınları
    36. gecenin sonuna yolculuk, louis ferdinand celine, yapı kredi yayınları
    37. kör baykuş, 😔ık hidayet, yapı kredi yayınları
    38. biz, yevgeni zamyatin, versus kitap yayınları
    39. hobbit, j.r.r. tolkien, ithaki yayınları
    40. yaşlı adam ve deniz, ernest hemingway, bilgi yayınevi
    41. fransız teğmenin kadını, john fowles, ayrıntı yayınları
    42. yeraltından notlar, fyodor mihailoviç dostoyevski, iletişim yayınevi
    43. oblomov-hasan ali yücel klasikleri, ivan gonçatov, iş bankası kültür yayınları
    44. kayboluş, georges perec, ayrıntı yayınları
    45. her şey aydınlandı, jonathan safran foer, siren yayınları
    46. başkaldıran insan, albert camus, can yayınları
    47. amok koşucusu, stefan zweig, can yayınları
    48. körleşme, elias canetti, payel yayınevi
    49. dünyanın merkezine seyahat-ithaki, jules verne, ithaki yayınları
    50. franny ve zooey, jerome david salinger, yapı kredi yayınları
    51. güvercin, patrick süskind, can yayınları
    52. bir kış gecesi eğer bir yolcu, ıtalo calvino, yapı kredi yayınları
    53. dorian gray'in portresi, oscar wilde, can yayınları
    54. genç werther'in acıları, goethe , can yayınları
    55. ay sarayı, paul auster, can yayınları
    56. çiçek açmış genç kızların gölgesinde - kayıp zamanın izinde (ikinci kitap), marcel proust, yapı kredi yayınları
    57. çanlar kimin için çalıyor, ernest hemingway, bilgi yayınevi
    58. albaya mektup yazan kimse yok, gabriel garcia marquez, can yayınları
    59. bülbülü öldürmek, harper lee, altın kitaplar
    60. iskenderiye dörtlüsü 1-justine, lawrence durrell, can yayınları
    61. suç ve ceza, fyodor mihailoviç dostoyevski, iletişim yayınevi
    62. mrs. dalloway, virginia woolf, iletişim yayınevi
    63. lolita , vladimir nabokov, iletişim yayınevi
    64. swann’ ların tarafı - kayıp zamanın izinde (birinci kitap), marcel proust, yapı kredi yayınları
    65. tatar çölü, dino buzzati, iletişim yayınevi
    66. savaş ve barış (2 cilt birlikte), lev nikolayeviç tolstoy, iletişim yayınevi
    67. drina köprüsü, ivo andriç, iletişim yayınevi
    68. gülüşün ve unutuşun kitabı, milan kundera, can yayınları
    69. gazap üzümleri, john steinbeck, remzi kitabevi
    70. trainspotting, ırvine welsh, siren yayınları
    71. anna karenina, lev nikolayeviç tolstoy, iletişim yayınevi
    72. doğal yaşam ve başkaldırı, henry david thoreau, kaknüs yayınları
    73. yüzüklerin efendisi - ııı - kralın dönüşü, j.r.r. tolkıen, metis yayıncılık
    74. boncuk oyunu, hermann hesse, yapı kredi yayınları
    75. yüzüklerin efendisi - ıı - iki kule, j.r.r. tolkien, metis yayıncılık
    76. madame bovary - hasan ali yücel klasikleri, gustave flaubert, iş bankası kültür yayınları
    77. yüzüklerin efendisi - ı - yüzük kardeşliği, j.r.r. tolkien, metis yayıncılık
    78. büyülü dağ (2 cilt takım), thomas mann, can yayınları
    79. usta ile margarita, mihail bulgakov, can yayınları
    80. otostopçunun galaksi rehberi, mihail bulgakov, can yayınları
    81. budala, fyodor mihailoviç dostoyevski, iletişim yayınevi
    82. deliliğin dağlarında, h.p. lovecraft, ithaki yayınları
    83. yakalanan zaman - kayıp zamanın izinde, marcel proust, yapı kredi yayınları
    84. binbir gece masalları 1/1, alim şerif onaran, yapı kredi yayınları
    85. sodom , marquis de sade, chiviyazıları yayınevi 
    86. yengeç dönencesi, henry miller, siren yayınları
    87. şato, franz kafka, cem yayınevi
    88. gurur ve önyargı-hasan ali yücel klasikleri, jane austen, iş bankası kültür yayınları
    89. sodom ve gomorra - kayıp zamanın izinde (dördüncü kitap), marcel proust, yapı kredi yayınları
    90. mahpus - kayıp zamanın izinde (beşinci kitap), marcel proust, yapı kredi yayınları
    91. tiffany'de kahvaltı, truman capote, sel yayıncılık
    92. murphy, samuel beckett, ayrıntı yayınları
    93. deniz feneri, virginia woolf, iletişim yayınevi
    94. soğukkanlılıkla, truman capote, sel yayıncılık
    95. albertine kayıp, marcel proust, yapı kredi yayınları
    96. barbarları beklerken, j. m. coetzee, can yayınları
    97. niteliksiz adam 1, robert musil, yapı kredi yayınları
    98. tristram shandy beyefendi'nin hayatı, laurence sterne, yapı kredi yayınları
    99. malte laurids brigge'nin notları, rainer maria rilke, can yayınları
    💯. madde 22, joseph heller, ithaki yayınları
    101. şans müziği, paul auster, can yayınları
    102. acı çikolata, laura esquivel, can yayınları
    103. moby dick, herman melville, yapı kredi yayınları
    104. garp cephesinde yeni birşey yok, erich maria remarque, engin yayıncılık
    105. alice harikalar diyarında, lewis carroll, can çocuk yayınları
    106. aspidistra, george orwell, can yayınları
    107. zeno'nun bilinci, ıtalo svevo, can yayınları
    108. altın defter, doris lessing, can yayınları
    109. ivan ilyiçin ölümü-can, lev nikolayeviç tolstoy, can yayınları
    110. guarmantes tarafı - kayıp zamanın izinde (üçüncü kitap), marcel proust, yapı kredi yayınları
    111. buddenbrooklar - bir ailenin çöküşü, thomas mann, can yayınları
    112. bir öykü yazalım mı?, cemil kavukçu, can çocuk yayınları
    113. sıkı kontrol edilen trenler, bohumil hrabal, everest yayınları
    114. ince memed seti - özel baskı (kutulu 4 cilt), yaşar kemal, yapı kredi yayınları
    115. flaubert'in papağanı, julian barnes, ayrıntı yayınları
    116. akıl ve tutku - hasan ali yücel klasikleri, jane austen, iş bankası kültür yayınları
    117. binbir gece masalları ½, alim şerif onaran, yapı kredi yayınları
    118. ruhlar evi, ısabel allende, can yayınları
    119. guguk kuşu, ken kesey, turkuvaz kitap
    120. justine, marquis de sade, 
    chiviyazıları yayınevi 
    121. karanlığın yüreği, joseph conrad, iletişim yayınevi
    122. dava, franz kafka, iletişim yayınevi
    123. sevgili, marguerite duras, can yayınları
    124. solaris, stanislaw lem, iletişim yayınevi
    125. baba, mario puzoe yayınları
    126. roger ackroyd cinayeti, agatha christie, altın kitaplar
    127. şeyler, george perec, metis yayıncılık
    128. emma, jane austen, can yayınları
    129. otuz dokuz basamak, john buchan, bilge kültür sanat
    130. budala - dostoyevski-can yay., fyodor mihailoviç dostoyevski, can yayınları
    131. katharina blum'un çiğnenen onuru, heinrich böll, can yayınları
    132. dalgalar, virginia woolf, iletişim yayınevi
    133. kalpazanlar, andre gide, can yayınları
    134. duygusal eğitim , gustave flaubert, iletişim yayınevi
    135. binbir gece masalları 2/2, alim şerif onaran, yapı kredi yayınları
    136. mansfield parkı, jane austen, can yayınları
    137. örümceklerin yuvalandığı patika, ıtalo calvino, yapı kredi yayınları
    138. türkü söylüyor otlar, doris lessing, can yayınları
    139. bir uzay efsanesi :(2001-2010-2061-3001:son efsane), arthur c. clarke, ithaki yayınları
    140. şato, franz kafka, ithaki yayınları
    141. binbir gece masalları 2/1, alim şerif onaran, yapı kredi yayınları
    142. büyük umutlar, charles dickens, can yayınları
    143. başkan babamızın sonbaharı, gabriel garcia marquez, can yayınları
    144. ada ya da arzu, vladimir nabokov, iletişim yayınevi
    145. homo faber, max frisch, can yayınları
    146. lady chatterley'in sevgilisi, d.h.lawrence , yapı kredi yayınları
    147. artemio cruz'un ölümü, carlos fuentes, can yayınları
    148. portnoy'un feryadı, philip roth, ayrıntı yayınları
    149. üçleme, samuel beckett, ayrıntı yayınları
    150. tehlikeli ilişkiler, charles de laclos, oğlak yayıncılık
    151. biçem alıştırmaları, raymond queneau, sel yayıncılık
    152. binbir gece masalları 4/2, alim şerif onaran, yapı kredi yayınları
    153. sanatçının bir genç adam olarak portresi, james joyce, iletişim yayınevi
    154. kasap çırağı, patrick mccabe, ithaki yayınları
    155. kedi beşiği, kurt vonnegut, dost kitabevi yayınları
    156. goriot baba-can, honore de balzac, can yayınları
    157. madame bovary, gustave flaubert, can yayınları
    158. burun, palto, neva bulvarı, delinin defteri, nikolay vasilyeviç gogol, sosyal yayınları
    159. örümcek kadının öpücüğü, manuel puig, can yayınları,
    160. parma manastırı, stendhal , can yayınları
    161. sıfır noktasındaki kadın, neval el seddavi, metis yayıncılık
    162. ay ve şenlik ateşleri, cesare pavese, can yayınları
    163. amerika, franz kafka, can yayınları
    164. tarçın kokulu kız, jorge amado, can yayınları
    165. ricardo reis'in öldüğü yıl, jose saramago, can yayınları
    166. babalar ve oğullar, ıvan turgenyev, iletişim yayınevi
    167. günaha son çağrı, nikos kazancakis, can yayınları
    168. binbir gece masalları 3/1, anonim yapı kredi yayınları
    169. dracula, bram stoker, ithaki yayınları
    170. şeffaf mavi, ryu murakami, doğan kitap
    171. binbir gece masalları 4/1, anonim , yapı kredi yayınları
    172. aslan asker şvayk, jaroslav hasek, can yayınları
    173. senin köylerin, cesare pavese, can yayınları
    174. utanç, salman rushdie, metis yayıncılık
    175. yağmur akşamları, selim ileri, everest yayınları
    176. oblomov-hasan ali yücel klasikleri, ivan gonçatov, iş bankası kültür yayınları
    177. vampirle görüşme, anne 🍚, turkuvaz kitap
    178. ölü canlar, nikolay vasilyeviç gogol, iletişim yayınevi
    179. yaban diyarlardaki yabancı, robert a. heinlein, artemis yayınları
    180. candide ya da iyimserlik, voltaire, adam yayıncılık
    181. kızıl ile kara, stendhal , can yayınları
    182. medyum, stephen 👑, altın kitaplar
    183. yanardağın altında, malcolm lowry, can yayınları
    184. güliver'in gezileri - hasan ali yücel klasikleri, jonathan swift, iş bankası kültür yayınları
    185. aynanın içinden, levis carrol, can çocuk yayınları,
    186. frankenstein, mary shelley, ithaki yayınları
    187. başkalaşımlar, apuleius, kabalcı yayınevi
    188. bunlar da mı insan, primo levi, can yayınları
    189. eugenie grandet-can yay., honore de balzac, can yayınları
    190. dorian gray'in portresi, oscar wilde, engin yayıncılık
    191. wittgenstein'ın yeğeni, thomas bernhard, metis yayıncılık
    192. solak kadın, peter handke, metis yayıncılık
    193. oliver twist, charles dickens, can yayınları
    194. güneş imparatorluğu, j. g. ballard, ayrıntı yayınları
    195. biri hiçbiri binlercesi, luigi pirandello, telos yayıncılık
    196. önemsiz bir adamın günlüğü, weedon grossmith, iletişim yayınevi
    197. bilirbilmezler, gustave flaubert, can yayınları
    198. ölüm hükmü, maurice blanchot, kabalcı yayınevi
    199. kızıl damga, nathaniel hawthorne, bilge kültür sanat
    200. michael kohlhaas, heinrich von kleist, can yayınları
    201. pnin, vladimir nabokov, iletişim yayınevi
    202. jane eyre, charlotte bronte, can yayınları
    203. michael k : yaşamı ve yaşadığı dönem, j.m. coetzee, can yayınları
    204. ramea'nun yeğeni, denıs dıderot, engin yayıncılık
    205. vathek - babil kitaplığı-3, william beckford, dost kitabevi yayınları
    206. rahip c., georges bataille, kabalcı yayınevi
    207. dünya nimetleri ve yeni nimetler, andre gide, can yayınları
    208. adsız sansız bir jude, thomas hardy, letişim yayınevi
    209. w ya da bir çocukluk hatırası, georges perecmetis yayıncılık
    210. dr. moreau'nun adası, h.g. wells, ithaki yayınları
    211. taşıdıkları şeyler, tim o'brien, 
    212. insanlık durumu, andre malraux, iletişim yayınevi
    213. alice harikalar diyarında (ciltli), lewis carrollsinan ezber, iş bankası kültür yayınları
    214. define adası, r. l. stevenson, iş bankası kültür yayınları
    215. bir kadının portresi, henry james, yapı kredi yayınları
    216. nostromo, joseph conrad, iletişim yayınevi
    217. dr. jekyll ve bay hyde, robert louis stevenson, iletişim yayınevi
    218. kent ve köpekler, mario vargas llosa, can yayınları
    219. effie briest, theodor fontane, turkuvaz kitap
    220. çağımızın bir kahramanı, mihail yuryeviç lermontov, cem yayınevi
    221. fotoğrafta kadın da vardı, heinrich böll, can yayınları
    222. yok etme, thomas bernhard, yapı kredi yayınları
    223. ecinniler 1-2 takım, fyodor mihailoviç dostoyevski, engin yayıncılık
    224. bahar karları, yukio mişima, can yayınları
    225. amerika, franz kafka, ithaki yayınları
    226. therese raquin, emile zola, varlık yayınları
    227. boğulanlar, kurtulanlar, primo levi, can yayınları
    228. hayvanlaşan insanemile zolaithaki yayınları
    229. şeytanın kurbanları, somerset maugham, kastaş yayınları
    230. kırmızı ve siyah, stendhal , remzi kitabevi
    231. geniş geniş bir deniz, jean rhys, can yayınları
    232. ateş, henri barbusse, evrensel basım yayın
    233. gönül yakınlıkları, johann wolfgang von goethemustafa özdemir, akçağ
    234. amerikan sapığı, bret easton ellis, ithaki yayınları
    235. nişanlılar, alessandro manzoni, literatür yayıncılık
    236. germinal, emile zola, oğlak yayıncılık
    237. tom amcanın kulübesi, harriet beecher stowe, can yayınları
    238. orlando - toplu eserleri 3, virginia woolf, iletişim yayınevi
    239. fay kırığı - 3: rojin, mehmet eroğlu, iletişim yayınevi
    240. toprak yeşerince, knut hamsun, kastaş yayınları
    241. aşktan ve gölgeden, ısabel allende, can yayınları
    242. gökkuşağı - oğlak y., david herbert lawrence, oğlak yayıncılık
    243. dr. jekyll ve mr. hyde, robert louis stevenson, oğlak yayıncılık
    244. oyunun kuralı, leonardo sciascia, can yayınları
    245. meyhane, emile zola, sosyal yayınları
    246. masumiyet çağı, edith wharton, altın bilek yayınları
    247. manzaralı bir oda, e. m. forster, iletişim yayınevi
    248. kapanda üç kaplan, guillermo cabrera ınfante, ayrıntı yayınları
    249. leopar, giuseppe tomasi di lamped, can yayınları
    250. hindistan'a bir geçit, e. m. forster, iletişim yayınevi
    251. aşk eğitimi, gustave flaubert, ithaki yayınları
    252. rüzgarın yüzyılı-ateş anıları 3, eduardo galeano, can yayınları
    253. kızılağaçlar kralı, michel tournier, ayrıntı yayınları
    254. kaçak atlar, yukio mişima, can yayınları
    255. altın kollu adam, nelson algren, versus kitap yayınları
    256. gizli ajan, joseph conrad, imge kitabevi yayınları
    257. yıldızın saati, clarice lispector, imge kitabevi yayınları
    258. aşık kadınlar, lawrence , metin celâl, engin yayıncılık
    259. beyazlı kadın, wilkie collinsnihal yeğinobalı, engin yayıncılık
    260. ağ, ıris murdoch, ayrıntı yayınları
    261. şafak tapınağı, yukio mişima, can yayınları
    262. babalar ve oğulları, turgenyev , inkılap kitapevi, 
    263. uyanış, kate chopin, adam yayıncılık,
    264. ragazzipier paolo pasolini, remzi kitabevi
    265. aytaşı, wilkie collins, bilge kültür sanat
    266. goriot baba-oğlak, honore de balzac, oğlak yayıncılık
    267. david copperfield, charles dickens, alfa yayıncılık
    268. profesör unrat, heinrich mann, ithaki yayınları,
    269. tais, anatole france,pencere yayınları
    270. sicilya konuşmaları, elio vittorini, adam yayıncılık
    271. silas marner, george eliot, altın bilek yayınları
    272. günaydın geceyarısı, jean rhys, can yayınları
    273. dokuz buçukta bilardo, heinrich böllcan yayınları
    274. ağla sevgili yurdum, alan paton, bilgi yayınevi
    275. goriot baba,honore de balzac (honoré de balzac), cem yayınevi
    276. goriot baba, honore de balzac (honoré de balzac), sosyal yayınları
    277. hazreti süleyman'ın hazineleri, h. r. haggard, remzi kitabevi
    278. jane eyre, charlotte bronte, inkılap kitapevi
    279. rehber, r.k. narayan, remzi kitabevi
    280. drenai masalları 1.bölüm-efsane, david gemmell, artemis yayınları
    281. konsolos yardımcısı, marguerite duras, can yayınları
    282. artamonov ailesi, maksim gorki, payel yayınevi
    283. binbir gece masalları, mustafa delioğlu, sennur sezer, büyülü fener yayınları
    284. sirte kıyısı, julien gracq, yapı kredi yayınları
    285. gurur dünyası, william makepeace thackeray, imge kitabevi yayınları
    286. don quijote, miguel de cervantes saavedra, alfa yayıncılık
    287. u.s.a. ııı büyük para, john dos passos, adam yayıncılık
    288. eugenie grandet, honore de balzac (honoré de balzac), cem yayınevi
    289. fantoma 2 boş tabut, marcel allain, pierre souvestre, güncel yayıncılık
    290. siyah dalya los angeles dörtlemesi bir, james ellroy, nisan yayınları
    291. fareler ve insanlar, john steinbeck, remzi kitabevi
    292. don quijote (2 cilt takım), cervantes, yapı kredi yayınları
    293. fedailerin kalesi alamut, wladimir bartol, yurt kitap yayın
    294. berci kristin çöp masallarılatife tekin, everest yayınları
    295. körleşme, elias canetti, payel yayınevi,
    296. beyaz kale, orhan pamukiletişim yayınevi
    297. zaman makinası, h. g. wells, ithaki yayınları
    298. orlando, virginia woolf, ayrıntı yayınları
    299. binbir gece masalları (2 cilt takım), alim şerif onaran, yapı kredi yayınları
    300. sırça fanus, sylvia plath, can yayınları
    301. geceyarısı çocukları, salman rushdiemetis yayıncılık
    302. kesişen yazgılar şatosu, italo calvino, yapı kredi yayınları
    303. gargantua-hasan ali yücel klasikleri, françois rabelais, iş bankası kültür yayınları
    304. vakıf kurulurken - vakıf serisi 1.kitap, ısaac asimov, ithaki yayınları
    305. duygu yolculuğu, laurence sterne, ayrıntı yayınları
    306. çılgın kalabalıktan uzak, thomas hardy, can yayınları
    307. otranto şatosu, horace walpole, altıkırkbeş yayınları
    308. myra, gore vidal, ayrıntı yayınları
    309. alıklar birliği, john kennedy toole, turkuvaz kitap
    310. sevilen, toni morrison, can yayınları
    311. yalancı jakob, jurek becker, ayrıntı yayınları
    312. mezbaha no:5,kurt vonnegut, dost kitabevi yayınları
    313. gelecekten anılar, william moris, ayrıntı yayınları
    314. çıplak şölen, william s. burroughs, versus kitap yayınları
    315. 2001:bir uzay efsanesi, arthur c. clarke, ithaki yayınları
    316. çarpışma, j.g.ballard , ayrıntı yayınları
    317. doktor jivago, boris pasternak, cem yayınevi
    318. solgun ateş, vladimir nabokov, yaba yayınları
    319. willard ve onun 🎳 kupaları, richard brautigan, altıkırkbeş yayınları
    320. soğuktan gelen casus, john le carre, bilgi yayınevi
    321. kapan, vüsat o bener, yapı kredi yayınları
    322. sefiller 1.-2.cilt takım, victor hugo, oğlak yayıncılık
    323. ivan ilyiç'in ölümü, lev nikolayeviç tolstoy, iletişim yayınevi
    324. alice b. toklas'ın özyaşamöyküsü, kolektif, punto özel fiyat
    325. 80 günde dünya gezisi, jules verne, iş bankası kültür yayınları
    326. kesik bir baş, ıris murdoch, ayrıntı yayınları
    327. hayatın ve aşkın yasaları, connie palmen, ayrıntı yayınları
    328. ve tutku - ciltli - hasan ali yücel klasikleri, jane austen, iş bankası kültür yayınları
    329. kasvetli ev, charles dickens, yapı kredi yayınları
    330. gurur ve önyargı (ciltli), jane austen, iş bankası kültür yayınları
    331. gormenghastgormenghast 2, dost körpe, om yayınevi
    332. tavşan kaçjohn updike, alef yayınevi
    333. kadersizlik, ımre kertesz (ımre kertész), can yayınları
    334. pippi uzunçorap 1.kitap, astrid lindgren, ithaki yayınları
    335. en mavi göz, toni morrison, can yayınları
    336. nadja, andre breton, dost kitabevi yayınları
    337. boşlukta sallanan adam saul bellowokuyan us yayınları
    338. teneke trampet, günter grass gendaş kültür
    339. nana, emile zola, can yayınları
    340. beyaz gürültü, don delillodost kitabevi yayınları
    341. ivan denisoviç'in bir günü , aleksandr isayeviç soljenitsin, cem yayınevi
    342. gözün hikayesi, georges bataille, roland barthes, susan sontag, chiviyazıları yayınevi 
    343. maldoror'un şarkıları (ciltli), comte de lautreamont, kırmızı yayınları
    344. matrix avcısı, william gibson, punto özel fiyat
    345. çıplak şölen, william s. burroughs, altıkırkbeş yayınları
    346. dünyaların savaşı, h. g. wells, ithaki yayınları,
    347. sıddhartha - 25.yıla özel, hermann hesse, can yayınları
    348. tess, thomas hardy, inkılap kitapevi
    349. çalgılı bahçe, simon vestdijk, versus kitap yayınları
    350. ferdydurke, witold gombrowicz, ayrıntı yayınları
    351. obabakoak, joseba ırazu garmendia (bernardo atxaga), dost kitabevi yayınları
    352. mutfak, 🍌 yoshimoto, arion yayınevi
    353. ruhum yeniden doğacak, chinua achebe, sosyalist yayınlar
    354. sessizlik zamanı, luis martin, yapı kredi yayınları
    355. monte cristo kontu, alexandre dumas, ithaki yayınları
    356. yengeç dönencesi, henry miller, parantez yayınları
    357. habeşistan prensi rasseas'ın hikayesi, samuel johnson, ayraç yayınları kelepir kitaplar,
    358. herzog, saul bellow, iletişim yayınevi
    359. hayat bir kervansaray iki kapısı var, birinden girdim, birinden çıktım, emine sevgi özdamar, varlık yayınları
    360. yaban kuğuları, jung chang, inkılap kitapevi
    361. ölümün karanlık yüzü, henning mankell, punto özel fiyat
    362. rahibe, denis diderot, engin yayıncılık
    363. nehrin dönemeci, v. s. naipaul, turkuvaz kitap
    364. bin beyaz turna, kavabata yasunari, doğan kitap
    365. zor tercih, graham greene, oğlak yayıncılık,
    366. itiraflar, j.j. rousseau, doruk yayınları, bağışlanmış bir günahkarın özel anıları ve itirafları, james hogg, altıkırkbeş yayınları
    367. 😂 v. stein'ın kendinden geçişi, marguerite duras, iletişim yayınevi
    368. uzun bir mektupafrika'da dul bir kadının hayat hikayesi, betül biliktü, kaknüs yayınları
    369. stiller, max frisch, yapı kredi yayınları
    370. yevgeni onegin, aleksandr sergeyeviç puşkin, yapı kredi yayınları
    371. yargıç ve celladı, friedrich dürrenmatt, iş bankası kültür yayınları,
    372. giovanni'nin odası, james baldwin, yapı kredi yayınları
    373. huckleberry finn'in maceraları mark twain, alfa yayıncılık
    374. kedi ve fare, günter grass, gendaş kültür
    375. sessiz amerikalı, graham greene, everest yayınları
    376. yalnızlık dolambacı, octavio paz, can yayınları
    377. o'nun hikayesi, pauline reage, chiviyazıları yayınevi 
    378. yaşam kullanma kılavuzu, georges perec, yapı kredi yayınları
    379. yaratılış - ateş anıları 1, eduardo galeano, can yayınları
    380. yüzler ve maskeler-ateş anıları 2, erduardo galeano, can yayınları
    381. vahşetin çağrısı, jack london, can yayınları
    382. robinson crusoe, daniel defoe, yapı kredi yayınları
    383. baltasar ve blımunda, jose saramago, gendaş kültür
    384. fanny hill-bir zevk kadınının anıları, john cleland, istiklal kitabevi
    385. hadrianus'un anıları, marguerite yourcenar, adam yayıncılık
    386. uğultulu tepeler, emily bronte, alfa yayıncılık
    387. senilita, ıtalo svevo, can yayınları
    388. krom sarısı, aldous huxley, ithaki yayınları
    389. talihli jim, kingsley amis, punto özel fiyat
    390. parma manastırı, stendhal , engin yayıncılık
    391. caz dönemi (ragtime), e.l.doctorow , arşiv
    392. piyanist, elfriede jelinek, everest yayınları
    393. meleğin çürüyüşü, yukio mişima, can yayınları
    394. büyük uyku, raymond chandler, arşiv
    395. baden baden'de yaz, leonid tsıpkin, yapı kredi yayınları
    396. üç silahşörler - oğlak y., alexandre dumas, oğlak yayıncılık
    397. raşamon, akutagava , bilgi yayınevi
    398. james bond royale kumarhanesi, ıan fleming, oğlak yayıncılık,
    399. hoşçakal berlin, christopher ısherwood, punto özel fiyat
    400. ödeşmeler, tomris uyar, arşiv
    401. tanrıya bakıyorlardı, zora neale hurston, phoenix yayınevi,
    402. rüzgar gibi geçti 2 cilt takım, margaret mitchell, toker yayınları,
    403. berlin - aleksander meydanı, alfred döblin, sel yayıncılık
    404. lanetli göl, george sand, şule yayınları,
    405. oğullar ve sevgililer - oğlak y., d.h.lawrence , oğlak yayıncılık,
    406. simon ve meşe ağaçları, marianne fredriksson, punto özel fiyat,
    407. suç ve ceza 2 cilt takım, fyodor mihailoviç dostoyevski, cem yayınevi,
    408. gülün adı - 25.yıla özel, umberto eco, can yayınları,
    409. güliver'in gezileri - hasan ali yücel klasikleri, jonathan swift, iş bankası kültür yayınları,
    410. gargantua-hasan ali yücel klasikleri, françois rabelais, iş bankası kültür yayınları,
    411. dilsizin kızı, pavlos matesis, everest yayınları,
    412. geceyi anlat bana, djuna barnes, ayrıntı yayınları,
    413. atları da vururlar, horace mccoy, yeniyaz yayınları, 
    414. platero ile ben - bir endülüs ağıtı, juan ramon jimenez, yapı kredi yayınları,
    415. ahlaksız, andre gide, imge kitabevi yayınları,
    416. hawksmoor, peter ackroyd, yapı kredi yayınları
    417. baskervillelerin köpeği, sir arthur conan doyle, iş bankası kültür yayınları,
    418. lizbon kuşatmasının tarihi, jose saramago, iş bankası kültür yayınları
    419. küçük kadınlar, louisa may alcott, artemis yayınları,
    420. gurur dünyası, william makepeace thackeray, remzi kitabevi,
    421. kül ve elmas, jerzy andrzejewski, versus kitap yayınları
    422. korkusuz şövalye ıvanhoe, sir walter scott, arşiv
    423. tersine, j.k huysmans, yapı kredi yayınları
    424. yüzyıllık yanlızlık - 25.yıla özel, gabriel garcia marquez, arşiv
    425. anna karenina 2 cilt takım, lev nikolayeviç tolstoy, sosyal yayınları
    426. notre dame de paris, victor hugo, sosyal yayınları
    427. kızgın ova, juan rulfo, yapı kredi yayınları,
    428. eşekarısı fabrikası, ıain banks, ayrıntı yayınları,
    429. moll flanders, daniel defoe, iletişim yayınevi,
    430. son dünya, christoph ransmayr, dost kitabevi yayınları,
    431. genç törless, robert musil, iletişim yayınevi,
    432. sirk geceleri, angela carter, arşiv
    433. uzak tepeler, kazura işiguro, arşiv,
    434. fantoma 1 suç dehası, marcel allain, pierre souvestre, güncel yayıncılık,
    435. vişnenin cinsiyeti, jeanette winterson, iletişim yayınevi,
    436. u.s.a. ı42. enlem, kolektif, adam yayıncılık,
    437. quo vadis?, henryk sienkiewicz, timaş yayınları,
    438. dumas kulübü ya da richelieu'nün gölgesi, arturo perez reverte, iletişim yayınevi
    439. bilge kan, flannery o'connor, arşiv,
    440. silahlara veda - bütün eserleri 4, ernest hemingway, arşiv,
    441. don quijote 2 cilt takım, miguel de cervantes saavedra, sosyal yayınları,
    442. ingiliz casus, michael ondaatje, can yayınları,
    443. ana, maksim gorki, sosyal yayınları,
    444. doktor faustus, irfan şahinbaş, öteki yayınevi,
    445. içimizdeki şeytan, raymond radiguet, arşiv
    446. mao 2, don delillogülden şen, simavi yayınları,
    447. berci kristin çöp masalları, latife tekin, arşiv,
    448. yürek yangını, sandor marai, gendaş kültür kelepir kitaplar,
    449. g, john berger, arşiv,
    450. boncuk oyunu, kolektif, afa yayınları,
    451. kasvetli ev2 cilt takım (ciltli), charles dickens, yapı kredi yayınları,
    452. u.s.a. ıı1919, kolektif, adam yayıncılık, 
    453. tanrının eseri, john ırving, arşiv
    454. kreutzer sonat, lev nikolayeviç tolstoy, öteki yayıncılık,
    455. transit, anna seghers, evrensel basım yayın,
    456. travnik günlüğü, ivo andriç, iletişim yayınevi
    457. en acıklı öykü iyi asker, ford madox ford, kabalcı yayınevi,
    458. mucizeler dükkanı, jorge amado, gendaş kültür
    459. holmes dizisini alana (8 kitap)´cave canem´ kitabı hediye, arthur conan doyle, güncel yayıncılık
    460. dalgaların sesi, yukio mişima, varlık yayınları,
    461. lazarillo hayatı öğreniyor ispanyol halk klasiği, özlem kumrular, gendaş kültür
    462. göç mevsimi, tayeb salah, adam yayıncılık
    463. şimdi değilse ne zaman?, primo levi, iletişim yayınevi
    464. binbir gece masalları, anonim , elips kitapları,
    465. her kadın gibi, sigrid undset, elips kitapları
  • "Yalnız doğar, yalnız ölürüz."

    Doppler’da kayıp olan birkaç parçanızı bulacaksınız. Belki de tümünü bulabilirsiniz. Benim de kendi parçalarımı bulduğum anlamlı ve ultra komik bu kitabın incelemesi ile sizlerleyim. İnceleme komik olmayabilir ama kitap "gerçekçiliği ile" fazlasıyla komik. :)

    ShamRain: https://www.youtube.com/watch?v=wTRaZ0HYwc4

    Hayatımızın birçok evresi var. Bebeklikten, yaşlılığa kadar birçok şey yaşayıp geçiriyoruz. Kısacası doğumdan ölüme uzanan inişli çıkışlı, bazen tepe de bazen de en dipte yaşadığımız bir hayat ile dünyada var oluyoruz. Herkesin kendisine göre yükseldiği bir de düştüğü dönem veya dönemler vardır. Bu dönemlerde nasıl kararlar aldığımız, kararların sonucunda ne ile karşılaştığımız hep bir muamma. Yaşadığımız sürece vereceğimiz ufacık bir karar bile tüm yaşantımızı, çevremizdekilerin yaşantısını etkilemeye yeter.

    Erlend Loe ‘nun hayatının değiştiği bu dönemde tam da bu bahsettiğim kararı alıyor. Bunu yaparken aldığı en büyük karar “bencillik” oluyor. Ormanda bisikleti ile gezerken bir kütüğe takılıyor, yuvarlanıyor ve bisikletten düşüyor. İşte gökyüzü ve Mrs. Doppler. Bu kitabın ana konusunun temeli işte tam bu noktada atılıyor. Yere düşmüş olan Doppler, gökyüzü ve yeni düşünceleri. Tik-tak, Tik-tak, Tik-tak…

    "Mutfak tezgahının üzerine, ormanda gezintiye çıktığımı, orada ne kadar kalacağımı bilmediğimi, beni yemeğe beklememelerini belirten kısa bir not bıraktım.
    Bu günlerde altı ay doluyor; o zamandan bu yana karımı birkaç defa görmüşümdür." Sy.25

    Ormana gittiğinde harika bir işi, eşi ve biri kız biri erkek iki çocuğunu arkasında bırakıyor. Her ne kadar eşi ay da bir ormana yanına gelse de onları belirli bir süre için, belki de sonsuza kadar bırakacak düşünce ile yaşayacağı yeni hayatına adım atmış bulunuyor.

    Kısa bir tanımın ardından Doppler bize ne sunuyor, kitap ve yazar bize ne vaat ediyor, ne veriyor ona bir bakalım.
    "İnsan oturduğu dalın en ucuna gitmeye cesaret edebilmeli ve hatta bindiği dalı kesebilmeli." Sy.111

    Başarı, daha çok başarı, daha da fazla başarı. Konfor alanı, bir ev, bir eş, çocuklar, iyi bir iş. Hayatımız teminat altında tamamdır. Evet, pembe bir tablo. Peki nereye kadar? Herkes bir konfor arayışı içinde olsa da dünya bu kadar basit bir şekilde işlemiyor. Evren basit düşüncelerle yola devam eden bir yapıya sahip olsa arayışta olan insan sayısı daha az olurdu. Herkes bir arayış içinde. Kahramanımız aradığını buluyor, hayatına yeni bir anlam kazandırıyor: Orman ve kendisi! Belirli bir süreliğine… Hesaba katmadığı küçük misafirleri de olacak çünkü…

    Kitap kapağında gördüğümüz geyiğin adı BONGO! Adamım Bongo, sizin de adamınız olacak. Cinsiyetçi bir adamlık değil, lafın gelişi bir adamlık diyelim buna. :) Bir geyik insanın yanında nasıl kalabilir? Normalde ondan ürküp kaçması gerekir hatta ve hatta küçük bir ses bile ormandaki tüm doğal akışı değiştirir ve geyiğin o önsezisi anında oradan yok olmasını sağlar. Ama bizim geyiğimiz Bongo, Doppler a bağlanıyor. Bu bağlanma aşaması hüzün barındırsa da hayatın bir gerçeği diye kabul edeceğimiz bir durum buna sebep oluyor. Spoilersız inceleme geleneğimi sürdürüp bu sürprize kitabı okurken ulaşacaksınız. İkinci ısınma turunu da attıktan sonra ana temalarını paylaşacağım asıl kısma geçelim.

    "İnsanlardan hoşlanmıyorum.
    Yaptıklarından hoşlanmıyorum. Temsil ettiklerinden hoşlanmıyorum. Söylediklerinden hoşlanmıyorum." Sy.24

    Bir insan ormana neden sığınır? Eğer evsiz ve benzeri durumlar söz konusu değil ise ya doğayı seviyordur ya da hayat buna onu mecbur etmiştir ya da her şeyden sıyrılmak, insanlardan uzaklaşmak istiyordur. Doppler bunu kendisi seçiyor. Seçme sebebi hayatın akışında olan biten bütün her şey. Hemen aklımıza Dövüş Kulübünü getirelim. Ne der Tyler Durden? “…sizler işiniz değilsiniz, sizler paranız kadar değilsiniz, bindiğiniz araba değilsiniz, kredi kartlarınızın limiti değilsiniz, sizler iç çamaşırı değilsiniz, sizler herkes gibi çürüyen birer organik maddesiniz…”

    Günümüz toplumunda artık insanlar birbirlerinden sıkılıyor. Kabul edelim her şey yapay geliyor. Bir de işin içine sorgulama girince ok yaydan çıkıyor. Genelde plansız atılan bu ok nereye gideceği belli olmayan yolda sağa sola savruluyor. Yanlışlıkla hedefi vurduğu da oluyor. Doppler hem kendi hayatını anlattığı hem de yeni hayatına bizi misafir ettiği, her şeyden arındığı ve huzuru bulduğu yeni yaşamına kucak açıyor.

    Orman, Orman ve daha fazla orman. Sessizlik, yağmur, kar, çadır ve BONGO! Evet efendim, küçük dostumuz Bongo! Düşünsenize ormanda kalmaya başlıyorsunuz ve çadırınız da küçük bir geyikle yaşıyorsunuz. Uysal bir kuçu kuçu gibi sizden ayrılmıyor. Şaşırtıcı derece imkansız gelse de bu oluyor. Artık Doppler, orman ve BONGO var. Yemek ihtiyacını ormandan karşılıyor. Erzak bittiğinde ise kendince çözümler üretmiş. Şehre iniyor ve en savunmasız evin bahçesine girerek, bir eve dalıyor, ihtiyacını karşılayacağı şeyleri (Ç)alıp çıkıyor. Şaka gibi gözükse de bunu büyük bir keyifle yapıyor ve savunuyor da. Özellikle tatlı krizi esnasında yaşadığı şey bizim normal hayatta yapamayacağımız bir rahatlık. Toblerone savaşı sizi çok güldürecek diyebilirim. Doppler ‘ın süt içmesi gerekiyor. Ama bu süt yağlı olmayacak, yarım yağlı olacak, çünkü onun için yarım yağlı süt çok önemli, bir nimet. Ormanda yaşadığı için parası yok, o yüzden büyük bir süpermarkete giriyor, daha sonra istediklerini elde etmek için süper marketin müdürü ile anlaşıyor. Taze geyik etine karşılık istediği birkaç şey ve yarım yağlı süt! İçerken enfes anlatıyor canınız çekebilir. Bu arada söylemekte yarar var, evi şehirde, istese gidip tüm ihtiyaçlarını karşılayabilir ama bu o durumdan uzak duruyor. Zaten kaçtığı şeye sığınmayı lüzum görmüyor.

    "Kafama taktığım en son şey insanların ne düşündüğü. Ne düşünürlerse düşünsünler. Onlardan zerre kadar haz etmiyorum zaten, fikirlerine de çok nadir saygı duyuyorum." Sy.25

    Tam olarak bulunduğum nokta. Hayatın sizlere ne getirdiği ne götürdüğü ayrı meseledir özellikle bu alıntıda kendinizden bir şeyler görüyorsanız, hayatla aranızda koca bir çizgi var demektir. Artık onu umursamaz bir hale gelmişsiniz demektir. İnsanların fikirlerine saygı duyduğumuz çoğu zaman küçük rollere bürünürüz. Her insanın kendi tiyatrosu vardır. Günlük hayatında bunu keyifle oynarlar. Kısacası evden çıkmadan önce bir maske, eve geldikten sonra ayrı bir maske, yalnız kalındığında başka bir maske, sanal ortamda bambaşka bir maske. Olabildiğince “GERÇEKÇİ” olunuz. Bunu başlarda başaramayabilir, insanlar tarafından yadırganabilirsiniz. Önemli olan onların ne düşündüğü değil, sizin ne hissedip düşündüğünüz ve yaptığınızdır. “Herkesin canı cehenneme” diyebilmektir bazen aldığımız nefes. Bunu yapabilmeli HAYIR diyebilmelisiniz. Kendiniz için yaşadığınız halde, bir başkası için yaşadığınızı ve toplum kuralları gereğince normal davranışlar sergilediğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Koca bir yalanın içinde başka yalanlar uydurup bambaşka bölümler halinde yaşadığınız yalanlarınızla boğulacağınız ve batacağınız günü bekliyorsunuz sadece. Bu raddeye gelmeden, en basitinden bir ayna bulup kendinizle yüzleşmelisiniz. Ya da bisikletten düşüp, ağrıyan kolunuzu bacağınızı bir kenara bırakarak, gökyüzüne kilitlenip artık ne yapacağınızı düşünmeniz gerekmektedir. Boğulmadan önce ilk çıkış yolunuzu bulmanız gerekmektedir.

    “Bunları yazan ben, bir şeyler yapıyorum ki yazabiliyorum. İçiniz rahat olsun, maske ile dolaşmıyor, insanlarla çıkar ilişkisine hiç girmiyor ve en gerçekçi halimle varlığımı sürdürüyorum. Ve herkesin canı cehenneme diyebiliyorum. Bu özgürlük hepimizde var, kullanmayı bilmek lazım. Ve en önemlisi hiçbir insana bel bağlamıyorum.”

    Belki de hayata karşı soruyu yanlış sorduk. Bir de şunu deneyelim; “Ölümden önce hayat var mıdır?” Ne dersiniz?

    "...kendimi yalnızlığa alıştırıyorum, yalnızlıkla birlikte yaşamaya."

    Yalnızlık. İnsanı sürekli olarak belirli bir karar aşamasında bırakan durumdur. Yalnızlık mı iyi, yoksa yalnız olmamak mı? Her ikisinin de kendine göre avantaj ve dezavantajları vardır. Önemli olan konu kendimizin mi yalnızlığı seçtiği, yoksa seçmek zorunda mı bırakıldığı. Bu iki seçenek çok önemli. Eğer kendimiz değil de zoraki olarak bırakıldıysak, bunun başka evreleri vardır. En tehlikeli olanı da budur. Duygusal durumlar insanın en zor baş ettiği konulardır. Dışarıdan basit gibi gözüken bir ayrılık bile çok büyük yaralara yol açabilir, insanı dağıtabilir ve en kötüsü intiharın eşiğine getirebilir. Biz bu seçeneği eliyor ve kendi seçtiğimiz yalnızlığımız üzerine devam ediyoruz.

    Doppler kendi seçtiği yalnızlığı yaşamak için ormana sığınmıştır. İnsanların yalanlarından, düşüncelerinden, maskelerinden ve katlanmak zorunda olduğu her şeyden sıyrılıp ormana çadırını kurmuştur. Bu yalnızlık onun en büyük hazinesi olmuştur. Ormanda yaşıyorsanız sistemi ve insanlığı eleştirmek ve daha gerçekçi düşünebilme ihtimaliniz artmaktadır. “Göğü Delen Adam” kitabında olduğu gibi, önümüzde ki şehir hayatını ormanın tepesinden rahatça eleştirebilir, topluma istediğimiz suçu yıkabiliriz.

    Doppler başlı başına bir baş kaldırıdır. Bu başkaldırı konforlu bir hayata, sisteme, eşe, çocuğa, arkadaşlara ve aklınıza gelebilecek her şeyedir. Oğlu ve kızı ile diyalogları, daha sonra ufak oğlunun da yanına gelmesi, eşinin hamile kalması, eşi tatile gideceği için tekrar şehre inip okul toplantısına katılması, hırsızlık yaptığı evde tanıştığı ev sahibi, kendi evine hırsızlığa gelen hırsızla muhabbeti, ormanda ki adamla muhabbeti, geyiğimiz BONGO! Hepsi bambaşka bir karakter katıyor kitaba. Hem toplum eleştirisi, hem absürt bir komedi ürünü. Kitabı okurken sorguladığınız şeylerin yanında diyaloglara ve Doppler’ın düşüncelerine fazlasıyla güleceğiniz yerler bulacaksınız. Hatta abartıp kahkahayı bastığınız yerler de hiç az değil.

    Norveçli yazarlara düşkünlüğüm Karl Ove Knausgaard ile başladı. KAVGAM adlı 6 serilik bir New York Bestseller’a sahip. Ülkemizde Monokl tarafından 5 kitap yayınlandı. Son kitap en fazla 2019’da bizimle olacaktır.

    İskandinav coğrafyası soğuktur yalnız dizileri, filmleri ve kitapları bu soğukluğa meydan okuyacak derecede farklıdır. Kesinlikle uğrayacağınız bir durak olsun bu kültür. Kitabın devamı olan Bildiğimiz Dünyanın Sonu YKY den taze çıktı. Kitabı bitirdiğinizde hızlıca almak istersiniz diye belirtmek istedim.

    Şehir hayatı ve günlük bütün rutinlerinizi bir kenara bıraktığınız kısa bir yolculuğa çıkın “Doppler” ile.

    Size ufakta olsa bir ilham aşılayacaktır...

    Kitabı öneriyor, okuyacaklara iyi okumalar diliyorum.