• Çocukların Eğitimine Dair
    Desiderius Erasmus  

    [ W. H. Woodward: Desiderius Erasmus, s. 186-7, 191, 195-6. Telif hakkı: 1904, Cambridge University Press. Cambridge University Press’in izniyle yeniden basılmıştır.]

    İnsanı oluşturan  şey akla  sahip olmasıdır.  Ağaçlar ve  vahşi hayvanlar kendiliğinden büyür ama inanın bana insan şekillendirilir. Eski zamanlarda ormanlarda yaşayan, sadece doğal ihtiyaçlarının ve arzularının harekete geçirdiği, hiçbir kanuna bağlanmadan, toplumlarında belirli bir düzen olmayan eski insanlar daha çok vahşi hayvanlar olarak görülmelidir. Çünkü her şeyin sadece iştahlara göre belirlendiği bir yerde insanlığın işareti olan aklın yeri yoktur. Felsefenin geliştirdiği akılla sağlam biçimde eğitilmemiş bir insan, şüphesiz hayvandan daha aşağı bir varlıktır, çünkü tutkuları, arzuları, kızgınlığı, kıskançlığı veya kanunsuz doğası tarafından bir oraya, bir buraya sürüklenen birisinden daha tehlikeli bir kişi yoktur. Bu nedenle şimdi kendi oğlunun en iyi eğitimi almasını sağlamayan kişiye adam, hatta bir insan evladı bile denemez... Doğa sana bir oğul vererek deyim yerindeyse kaba, biçimsiz bir yaratık hediye etmiştir; senin görevin onu bir insan olmak üzere şekillendirmektir. Eğer bunu ihmal edersen hâlâ bir hayvansın demektir. Dürüstçe ve bilgece şekillendirilirse, neredeyse Tanrı’dan fazla uzak olmayan bir varlık olduğunu ispatlayabilirsin demek istiyorum
  • Çocukların Eğitimine Dair
    Desiderius Erasmus  

    [ W. H. Woodward: Desiderius Erasmus, s. 186-7, 191, 195-6. Telif hakkı: 1904, Cambridge University Press. Cambridge University Press’in izniyle yeniden basılmıştır.]

    İnsanı oluşturan  şey akla  sahip olmasıdır.  Ağaçlar ve  vahşi hayvanlar kendiliğinden büyür ama inanın bana insan şekillendirilir. Eski zamanlarda ormanlarda yaşayan, sadece doğal ihtiyaçlarının ve arzularının harekete geçirdiği, hiçbir kanuna bağlanmadan, toplumlarında belirli bir düzen olmayan eski insanlar daha çok vahşi hayvanlar olarak görülmelidir. Çünkü her şeyin sadece iştahlara göre belirlendiği bir yerde insanlığın işareti olan aklın yeri yoktur. Felsefenin geliştirdiği akılla sağlam biçimde eğitilmemiş bir insan, şüphesiz hayvandan daha aşağı bir varlıktır, çünkü tutkuları, arzuları, kızgınlığı, kıskançlığı veya kanunsuz doğası tarafından bir oraya, bir buraya sürüklenen birisinden daha tehlikeli bir kişi yoktur. Bu nedenle şimdi kendi oğlunun en iyi eğitimi almasını sağlamayan kişiye adam, hatta bir insan evladı bile denemez... Doğa sana bir oğul vererek deyim yerindeyse kaba, biçimsiz bir yaratık hediye etmiştir; senin görevin onu bir insan olmak üzere şekillendirmektir. Eğer bunu ihmal edersen hâlâ bir hayvansın demektir. Dürüstçe ve bilgece şekillendirilirse, neredeyse Tanrı’dan fazla uzak olmayan bir varlık olduğunu ispatlayabilirsin demek istiyorum
  • 1. To kill a mockingbird
    2. The vow
    3. Little children
    4. Reservoir dogs
    5. Leon: The professional
    6. Witness for the prosecution
    7. Rear window
    8. The usual suspects
    9. Gladiator
    10. Goodfellas
    11. The shining
    12. Modern times
    13. It is a wonderful life
    14. Taxi driver
    15. City lights
    16. One flew over Cuckoo's nest
    17. The kid
    18. Bir küçük eylül meselesi
    19. Kelebeğin rüyası
    20. Seven
    21. Schindler's list
    22. The Godfather: part 3
    23. The boy in the striped pyjamas
    24. The pianist
    25. Passengers
    26. No strings attached
    27. Silver linings playbook
    28. The blind side
    29. Room
    30. About time
    31. Closer
    32. Trance
    33. Vizontele
    34. A clockwork orange
    35. Vizontele Tuuba
    36. Memento
    37. Raiders of the last ark
    38. Back to the future
    39. The Godfather: part 2
    40. Paths of glory
    41. The departed
    42. Her şey aşktan
    43. Sevimli ve tehlikeli
    44. Senden bana kalan
    45. Delibal
    46. Dedemin fişi
    47. Cebimdeki yabancı
    48. Requiem for a dream
    49. The notebook
    50. Kong Skull island
    51. Mother!
    52. Berlin Syndrome
    53. The hangover
    54. The hangover: part 2
    55. The hangover: part 3
    56. Hacksaw Ridge
    57. Flipped
    58. Godfather
    59. Just like heaven
    60. The shawshank redemption
    61. The cobbler
    62. Forrest Gump
    63. Titanic
    64. The butterfly effect
    65. Begin again
    66. Intouchables
    67. American beauty
    68. American history X
    69. The lord of the rings: The two towers
    70. 12 angry men
    71. The lord of the rings: The return of the king
    72. Crash
    73. Midnight in Paris
    74. Million dollar baby
    75. Walk the line
    76. Erin Brokovich
    77. Manchester by the sea
    78. Still Alice
    79. Catch me if you can
    80. Gone girl
    81. Boyhood
    82. Babam ve oğlum
    83. The social network
    84. 12 years a slave
    85. Argo
    86. Iris
    87. Juno
    88. Sofra sırları
    89. Bird box
    90. Captain Fantastic
    91. The imitation game
    92. The fault in our stars
    93. The Martian
    94. Whiplash
    95. Fight club
    96. Inception
    97. Psycho
    98. Black swan
    99. The green mile
  • 496 syf.
    ·5 günde·9/10
    lk baskısı 1954 yılında yayınlanan Yüzüklerin Efendisi serisi; bizi Orta Dünya'nın tam ortasına ışınlayan, 3. çağın kurgusu ile sarıp sarmalayan muhteşem bir üçleme.

    Fantastik Edebiyat'ın temel eserlerinin öncüsü niteligindeki bu seri, yayımlandığı dönemden bugüne kadar aldığı onlarca övgüye karşın bir o kadar da nefret almış. Kimi mitoloji olarak görmüş, kimi 60'lı yılların gençliği üzerinde kötü etki bıraktığını düşünüp yasaklanmasını bile istemiş.

    Dünya'nın ikiye bölündüğünden bahsederler, Tolkien'ın yapıtı söz konusu olduğunda: Yüzüklerin Efendisi'ni okumuş olanlar ve okuyacak olanlar. 

    İşte bu ilk kısmı oluşturan güruh o kadar baskınmış ki o dönem tüm dünya genelinde o tarihten günümüz tarihine kadar hala dillere destan bir eser olarak gelmeyi başarmış.

    Eserlerinden ziyade kendisi de insanlığa, ve edebiyata miras olan Tolkien'in bizi kitaba alışı öyle ani oluyor ki, bizi gafil avlıyor, adeta tüm bildiklerimizi unutturup bu fantastik eserinin içinde okuyucusuna bir yol çiziyor.

    " Üç yüzük göğün altında yaşayan ELF KRALLARINA
    Yedisi taştan saraylarındaki CÜCE HÜKÜMDARLARA
    Dokuz yüzük ÖLÜMLÜ İNSANLARA
    Bir yüzük gölgeler içindeki Mordor Diyarı'ndaki kara tahtında oturan KARANLIKLAR EFENDİSİNE."

    Ve ne garip tesadüftür ki , Tolkien'in ölüm yılı 1973 tarihini ters çevirirsek 3791 sayısını elde ederiz ve yüzük dağılış sayılarının birleşimini görürüz.

    Yüzüklerin efendisini okurken sadece sıradan bir roman değil; dil, ırk biliminden tut tarih, coğrafya bilimlerine kadar birçok şeyi okuyup öğreniyoruz.

    Serinin ilk kitabı Yüzük Kardeşliği'ne gelecek olursak, diğer iki kitaba göre en uzun olanı. Bir anlık kriz ile pdf haline başladığım kitabın 3336 sayfasının 1246 sayfalık kısmını oluşturuyor. Diğerlerine göre daha uzun olmasının sebebi olaylar kurgusunun oturtulmasının gerekildigi ilk kitap sendromu. Kardeşlik, saf karşılıksız sevgiler, arkadaşlık gibi insan namına dünyadaki tüm kötülüklerden onlar sayesinde sıyrılabileceğimiz duygular bunlar. Henüz diğerlerini okumadım fakat sanırım en beğendiğim bu olacak.

    Şimdi kitabın sizler için hazırladığım özetine geçelim.

    "Dünya değişiyor, bunu suda görüyorum, toprakta hissediyorum, kokusunu alıyorum."

    sözleriyle tanıdım Yüzüklerin Efendisi'ni.

    Üç yüzük göğün altında yaşayan ELF KRALLARINA

    Yedisi taştan saraylarındaki CÜCE HÜKÜMDARLARA

    Dokuz yüzük ÖLÜMLÜ İNSANLARA

    Bir yüzük gölgeler içindeki Mordor Diyarı'ndaki kara tahtında oturan KARANLIKLAR EFENDİSİNE verildi.

    "ash nazg durbatuluk
    ash nazg gimbatul
    ash nazg thrakatuluk
    agh burzum ishi krimpatul"

    yazıyordu o tek yüzüğün üzerinde;

    https://youtu.be/q7NKqJMyxWY

    "hepsine hükmedecek bir yüzük
    hepsini o bulacak
    hepsini bir araya getirip
    karanlıkta birbirine bağlayacak."

    Tüm gücü, bedeni, ruhu o yüzüğe; o hepsine hüküm geçirecek, hepsini bir araya getirecek o tek yüzüğe bağlıydı Karanlıklar Efendisi Sauron'un.

    Hüküm dağındaki Mordor'un alevi ile dövdüğü o hüküm yüzüğünün bir gün kendinden kopup başkasına geçeceğini düşünememişti Sauron. Bu yüzden bel, hayat bağlamıştı o yüzüğe.

    Yüzüğünü yani gücünü kaybeden Sauron'un kötülüğü bastırılmışken yüzüğün bu sefer geçtiği kişi İsildur'du fakat çok fazla sürmedi birliktelikleri. Yüzüğün ihanetiyle öldü İsildur, İsildur'un Felaketi dendi yüzüğe Kuzey'de. İsildur zayıftı, damarlarından akan kan zayıftı bu yüzden yüzük ele geçirdi herkes gibi onu da ve katili oldu.

    Takan kişiyi görünmez yapan o altın yüzük, bu sefer sevdiği tek şey, bildiği, gördüğü tek şeyi olan Smegol'a geçmişti. Yüzük kıymetlisi oldu onun, onu yedi bitirdi, Smegol konuşurdu onunla o yokken bile yanında, Smegol konuşurdu onunla, doğum günü hediyesiyle.

    Yüzük onu katil etmişti belki de bu yüzdendi ona bağlılığı, ona sevgisi bilakis ona nefreti. "Ondan hem nefret ediyor, hem onu seviyordu aynı kendinden nefret edip kendini sevdiği gibi."

    Yüzük ömrünün "n" katını bahşetti ona, uzun uzun ömürler verdi fakat bir gün sıkıldı ondan,
    karanlıkta saklı kalmaktan sıkıldı,
    gün ışığı görmeyi istedi ve terk etti onu,
    ihanet etti ona
    zira beş ordu birleşip düşünse birinin bile aklına gelemeyeceği o mahlükata
    Bay Baggins'e geçmişti yüzük tamamen tesadüf eseri.

    Baggins sakladı onu yıllarca,
    yüzük uzun ömürler bahşetti ona da,
    kasabasında namını arttırdı
    "Yaşıyor babam yaşıyor, şu işe bakın bir gıdım yaşlanmış gözükmüyor."
    diye dillerde dolandırdı 111. yaş gününde bile.
    Fakat Bilbo biliyordu yaşının ilerlediğini,
    uzaklara gitmeyi istiyordu eskisi gibi
    bu yüzden yüzük dahil tüm mirasını Frodo'ya bırakıp gitti çok uzaklara.

    Yüzükten vazgeçişi kolay olmuştu
    diğer taşıyıcılara göre onun,
    çünkü uğruna yaptığı şerler azdı.
    Yüzük ona kötü şeyler yaptırmamış,
    onu tamamen avucunun içine almamıştı
    diğerleri gibi
    bu yüzden kolay koptu ondan.

    Zamanla;
    Hüküm dağından dumanlar yükselmeye başladı, Karanlıklar Efendisi Sauron gücünü toparlamaya başladı fakat tam olamazdı gücü yüzüğü yoktu yüzüğü bulması için, Orta Dünya'ya hükmedebilmesi,karanlık günlerin yeniden baskın olması için yüzüğe ihtiyacı vardı.

    Iste bu yüzden;

    Zaman ilerledikçe arttı tehlikeler,
    düşmanın casusları sardı her tarafı,
    hattta en dibine, bile girdiler Dokuzlar.
    Artık yüzüğün yok edilmesi gerekti.

    Elrond'un divarından çıktı 9 yoldaş bu tehlikeli yola .
    Gandalf'tı onlardan biri.
    Merry, Pippin, Sam'da dahildi onlara.
    Elf diyarından Legolas
    Cüce Hükümdarlığından Gimli
    İsildur'un varisi Aratorn'un oğlu Aragorn
    Gondor'un vekilharcı Denethor'un oğlu Boramir.
    Ve yüzük taşıyıcısı Frodo.
    Yüzük Kardeşliği bu kişilerden oluşuyordu."

    Tolkien'in sonsuz saygıyı hak eden hayal gücü ile, sonsuz övgülere layık olan kalem gücünün evladı bu yapıtı miras olarak biz gelecek nesillere bıraktığı için tesekkür ediyorum.

    Son olarak tabi buraya kadar okumaya zahmet edip yeltenen arkadaşlarım varsa sizleri begenerek alıntıladığım kısımlarla başbaşa bırakıp defoluyorum.
    Tolkien ile kalın ben öyle yapacağım.

    1- #38319828

    2- #38304861

    3- #38240085

    4- #38214555

    5- #38052835

    6- #37943784

    7- #37915851

    8- #38318241

    9- #38268495

    10- #38366309
  • 188 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    2019 Yılı okudugum ilk Ilber Ortaylı eseri ve incelemem.
    Sosyal değişme, esas itibariyle Rönesans’ta fark edilen bir olgu ve buna bağlı olarak edinilen bir bilinçtir. Keşfedilen yeni kara parçalarındaki ilkeller, “bon sauvage” (iyi vahşi) Avrupa’da insan ve insan toplumunun evrimi konusunda bir bilinç uyandırdı. Bu evrim kuşkusuz Avrupa kıtasına has bir olgu olarak algılanıyordu. Özellikle Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’ya yapılan geziler neticesinde 18. yüzyıl Avrupa’sında, diğer dünya parçalarındaki toplumların durgun olduğu ve oralarda tarihin fasit bir daire teşkil ettiği fikri yaygındı. Bu keyfiyete, seyyah Chardin’in “Asya atalettir, Avrupa devamlı değişmedir,” ifadesinde şahit oluyoruz. Mousnier de 1740’ta Paris Akademisi adına yaptığı bir açıklamada “Avrupa bilinç ve bilgi düzeyindeki gelişme sayesinde değişen bir dünyadır, diğer bölgeler atalet içindedir,” der.1
    Bu gibi görüşler Şark’ın münevverleri tarafından da değişme çağında, yani 19. yüzyılda benimsenmiştir. 19. yüzyılın öncesinde Osmanlı İmparatorluğu’nda nasıl bir sosyal değişme ve ıslahat fikri vardı? Galiba 18. yüzyıl bizdeki değişme bilinci bakımından en önemli çağdır. Osmanlı 18. yüzyılının da değişmeci dalgalanmalara uzak olmadığı apaçık... Ama bu gerçek Türk tarih bilincinde yeterince akis bulamamıştır. Çünkü Türkiye’de bu memleketin tarihinin 18. yüzyılı bilinmemektedir.
    Tarihsel dönemleme açısından “II. Viyana muhasarası sonrası dönem” olarak mütalâa edegeldiğimiz 17. yüzyılın sonu ilâ 18. yüzyılın başlarında Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa’yla sıcak çatışma hâlindeydi. Rusya ve Avusturya (bu asırda henüz Alman İmparatorluğu adını taşıyor) hep müttefik olarak Osmanlı ordularıyla çarpışıyordu. Osmanlı askerî modernleşmesi, bazen yenilgi, bazen direniş ve bazen zaferle geri püskürterek, Avusturya ve Rusya’ya karşı direnebiliyordu. Türkiye, Doğu’daki değişme bilincinin doğduğu yerdi, zira bu tarihsel koşullarda bu bilince sahib olmak zorundaydı. 18. yüzyılın siyasî, sosyal görüşleri en açık olarak sefaretnamelerde izlenebiliyor. Ünlü gezgin ve dâhi Evliya Çelebi’nin istisnaî örneğinden sonra seyahat eden ve seyahatname yazabilecek biri çıkmamıştır. Seyahatname, Osmanlı edebiyatında zayıf ve geç gelişen bir tür; klasik İslâm çağı ve Rönesans Avrupa’sıyla boy ölçüşebilecek durumda değil.
    18. yüzyıldaki siyasî tefekkürümüzü bu nedenle memurların genel raporlarından izlemek zorundayız. İkinci kaynak ordu ve maliyenin başındakilerdir. Fennen, gelişen merkezî ordunun ağır masraflarını karşılayacak zümre ıslahat üzerinde düşünmek durumundaydı. Nitekim 18. yüzyıl Osmanlı dünyası, artık geçen asırlardaki ıslahat lâyihaları geleneğinden daha farklı bir ıslahat fikir ve hareketi ihtiyacı içindedir. 17. yüzyıl Osmanlı yazarları İbn-i Haldun’cu kuramdaki çöküşün farkında olarak, âdeta “asabiyye” ve “dayanışmayı” askerî reformlarla sağlamayı ve muhafazayı düşünürler; askerî reform, müesseselerin iç içeliği itibariyle toprak nizamı ve maliyeyi de etkileyecektir. Osmanlı, “devlet-i ebed müddet”e inanır. Binaenaleyh, çöküntü emarelerine rağmen dirilişin, devletin temel müesseselerine avdet ile mümkün olabileceği düşünülür. Kınalızade’de bu görüş açıkça ortadadır. “İstanos Politikos” deyiminden haberdar olan Kâtib Çelebi, politika ilmini toplumu bir insan bedeni gibi ele alarak mütalâa eder. Asıl olan hükümdarlık, askerî kurumların düzgünlüğü ve malî güçtür. Tabii ki bu yazarlar İbn-i Haldun’u benimsemeye devam eder, ama onun işaret ettiği kaçınılmaz sona kendi reform lâyihalarında pek itibar etmezler.

    Yunanlılar / etrafa bakıyor, “bu nedir?” diye. Bu duygu var; bu aidos’tur işte.


    Herodot / yaptığı belirli bir gerçeğin etrafındaki rivayetleri toplamak.


    Thukydides’te tam bir soğukkanlılık var.


    Tarih yazımında / kimse kimseyi geçmez, normlar bellidir. (s. 3)


    Tarihçilik / belirgin bir şekilde, abartma ve yalana sapmadan yorumlama meselesidir.


    Batılılar “İslam medeniyeti” diyor. Hâlbuki Müslümanların medeniyeti var.

    İslam medeniyeti yok ve olmaz.

    Çünkü tabir infiratçıdır (izole edici)


    Medeniyet tarihi açısından en tehlikeli şey Aydınlanma Çağı’nın tarih yaklaşımıdır; çünkü tarihi yorumla kademelere ayırmışlardır. Teleolojik, gâî bir yorum getirmişlerdir. En iptidaisiVoltaire’dir. Bu çizgiye Weber, Tonnies ve Karl Marx dâhildir. (s. 6)


    Artık insanoğlu tarihi (…) bir şey inşa etmek için kullanıyor.


    Bu nedenle “tarih yapmak” gibi bir görüş ve deyim ortaya çıkıyor.


    St. Augustinus’un de Civitate dei’si 17. Yüzyılda J.B. Bossuet’nin Discours sur I’Histoire universelle ad usum Dophinum adlı eserinde ustaca bir ortak bulunuyor. Tanrı’nın insan topluluğunu belirli bir amaca götürdüğü işleniyor bu eserde. İşte bu teleolojik (gâî) yorum, Avrupa düşüncesinde Voltaire’den Hegel’e birçok yazarı etkiledi. (s. 11)


    Kültürler; arası saygılı bakış Eski Yunanda vardı, İslâm ortaçağında vardır.

    Rönesans sonrası Batı ise egosentrik, etnosentrik bir dünyayı, bir kurulmuş düşünceyi temsil eder. (s. 13)


    Tarih Dersleri -2: Tarih Yazıcılığı (Yunan ve Roma Geleneği)

    Hakikatin künhüne inmekten çok, çıplak gerçeği görüp onu tasnif etmek; Yunan düşüncesinin herhalde en önemli katkısı da budur.


    Tarihi yazarken, efsaneden kurtulamamışlar.

    Fakat Roma tarihçiliğinde (…) doğrudan doğruya tarihe ve millete misyon yükleme niteliği vardır. (s. 16-17)


    Yunanistan’ın izleyicisi olduğunu iddia eden Batı, Yunandan çok Roma tarzı bir historiografiyi benimsemiştir.


    Roma / bu militarist bir toplumun tarihidir. Askeri tarihtir ve burada bir Romalılık söz konusudur; başka milletleri idare edecek bir misyon. (s. 22)


    Roma tarihçiliğinde (…) bir tür etrafı inceleme, mukayese etme ve pratik bir yaklaşım söz konusu. Hâlbuki bu daha evvel söz konusu değildir. (s. 23)


    Polybios / ona göre bütün tarihçiler tarih yazımıyla siyasi faaliyet için eğitimi amaçlar. (s. 24)


    Tarih Dersleri -3: Hellensitik Devirde Tarihçilik

    Tarihyazıcılık alanında en önemli aşamalardan (…) birini Hellenizm devri (…) oluşturur.


    General Ptolemaios Mısır’ın hükümdarı olduğunda Kobt rahib Manethon’a eski Mısır vesikalarını kullanarak, Yunanca Mısır tarihini yazmayı emretti.


    Yunan (…) kendi ile barışık bir kültür (…) etrafa üstünlük mukayesesi yok. Bu yüzden Hellenizm devrinde dışa yönelik bir tarihçilik başlamıştır.


    Tevrat mı istiyorsun, Yunanca tercümesi var; felsefî, edebî eser, matematik, tıb mı istiyorsun Yunancası var… (s. 31)


    Yunanca, Doğu Akdeniz dünyasının en yaygın diliydi

    Bugün Şark tetkikleri yapmak isteyen insanın kesin olarak Yunancayı çok iyi bilmesi lazım. (s. 33)


    Türkoloji ve Var Olmayan Bir Dal: Oksidentalistik

    Oryantalizmin sorunu / oryantallerin, oksidentalist olmaları, yani Doğuluların Batı-bilimci olmaları gerekiyor.


    Resmî Tarihçilik Sorunu Üzerine

    Resmî tarihçilikten kasıt, toplumun başındaki yönetimin yüceltilmesi ise, böyle bir eğilim ve hattâ kurum, tarihin kendisi kadar eskidir.


    Hükümdarın veya bazı kabilelerin destan ve vekayinamelerde saptırılmış olay ve övgülerle yüceltilmesi üniversal bir olgudur.

    Resmî tarihçilik denen olgunun ve kurumun köklerini bakıma Rönesans ve Aydınlanma döneminde aramak gerekir. Bu günahı doğuran ana da tarih felsefesi denen daldır. Voltaire…


    Jean Deny ve Türkoloji

    Osmanlı Türkolojisi akademik kurumlarda değil, edebî ve siyasî muhitlerde doğmuştur. (s. 52)


    16. Yüzyıl Alman Seyahatnamelerinde Türkiye

    Hans Dernschwam’ın Günlüğü(1553-155)

    “Türkler tarih bilmezler, ibadetleri Arapçadır. Rahiplerini anlamazlar, tıpkı bizimkilerin papazların Latincesini anlamadığı gibi.”


    Solomon Schweigger’in İstanbul İzlenimleri (1571)

    …eserinin önemli bir bölümü İstanbul’da gördükleri hakkındadır.


    İstanbul’un kamusal binalarının güzellik ve görkemine değinmektedir. Ona göre bu binalardaki şaşaa ancak riyakârlara ve sahte dindarlık taslayanlara özgüdür; gerçek müminler bu işte gevşek ve ihmalkârdır ve paralarını faydalı işlere yatırırlar. (s. 63)


    19. Asırdan Zamanımıza Hindistan Üzerine Türk Seyahatnameleri

    Direktör Ali Bey

    Bağdat üzerinden Hindistan’a yaptığı seyahat (H. 1300-1304) 1884-1888 yılları arasındadır ve bu uzun iş seyahatinin sonucunda seyahat notlarını 1898’de bastırmıştır.


    Bağdat’ı uzun uzadıya anlatmaktadır.


    Ahmed Hamdi Efendi’nin Hindistan ve Sevad-ı Afganistan Seyahatnamesi

    Ahmed Hamdi Efendi, din adamıdır.

    Hind’de en çok dinler onun ilgisini çekmiştir.


    Falih Rıfkı’nın Zeytindağı eseri; İmparatorluğun Şark’taki yıkımının realist ve renkli bir destanıdır.


    Avrupa Seyahatnamelerinde Türkiye ve Türkler

    Türkiye’yi anlatan seyahatnamelerden ilkiSchiltberger’inkidir. Hans Schiltberger 1396 Niğbolu Savaşı’nda Türklere esir düşmüştür. Esareti uzun sürmüş… (s. 77)


    “…bütün dünyayı dehşete düşüren Türkler karılarından korkarlar…”

    Schiltberger


    18. Yüzyılda Akdeniz Dünyası ve Genel Çizgileriyle Türkiye

    Fransa, İngiltere / Atlantik ülkeleri Akdeniz’deki faaliyetlerini bir süre tatil ediyorlardı (17. yüzyıldan sonra)

    Boşluğu ise Avusturya dolduracaktı. (s. 86)


    1774-83 / Kırım’ın Rusya’ya ilhakı / İstanbul’un tahıl ihtiyacı gereği ticaret devam ediyordu / ağırlıkla kaçak yollarla ve bu yollar Osmanlı tebaası Rum armatörleri zenginleştirdi. Bunlardan biri deAlexander İpsilanti’dir. (s. 88)


    Osmanlı’da 18. Yüzyıl Düşünce Dünyasına Dair Notlar

    Cevdet Paşa / ona göre devlet bir vahiydir. Cevdet Paşa’daki epistemolojik sorun, diğer kurumlaştırma gayretlerinde de mevcuttur. (s. 97)


    18. yüzyıl / değişmenin adının konmayıp zarurî olarak yaşandığı bir asırdır.

    Dolayısıyla 18. yüzyılı mektep kitaplarının deyişiyle gerileme çağı olarak kabul etmek bir düşünsel hamlıktır.

    Ahmet Cevdet Paşa, medeniyeti reddeden ve her yenilikte bid’at arayan Vahhabîliğin kökünün İbn-i Teymiyye’ye kadar uzandığını söyler ki doğrudur. (s. 98)


    Osmanlı Seçkinleri


    Tanzimat Adamı ve Tanzimat Toplumu

    1849 Polonya-Macaristan mültecileri

    19. yüzyıl Osmanlı hayatına birtakım yeniliklerin girmesinde mültecilerin payı olduğu açıktır.


    Klasik Arap ve İran edebiyatının Türkçedeki en iyi tercüme ve şerhleri 19. yüzyılda yapılmaya başlandı.


    Osmanlı Devletinde Laiklik Hareketleri Üzerine

    Laique, laicus yani lâdinî, kavram olarak ruhban sınıfına ve ruhaniyete ait olmayan düşün ve yaşam biçimini ifadede kullanılan bir deyimdir.


    Osmanlı padişahı 15. yüzyılda artık Oğuz boylarının başkanlığından çok bir Roma kayzeri olmayı benimsemiştir.


    Yavuz Sultan Selim’in hilafet sembollerini hem de merasimle aldığı rivayeti, onun çağdaşları tarafından değil 18. yüzyıl vakanüvisi Enderunlu Ata tarafından ortaya atılmıştır. Üstelik Yavuz Sultan Selim bu unvanı kullanmamış, sadece “Hadîm-i Haremeynu’ş-Şerifeyn” gibi bir unvanla yetinmiştir. (s. 139)


    Hilâfet unvanının kullanılması 1789 Aynalı Kavak Tenkihnamesi ile başlar.


    Osmanlı İmparatorluğu’nda Millet

    Arapçada millet “community-communitas” anlamında dinî topluluğu karşılayan bir terim. Etnik grup karşılığı “kavm” olabilir.


    Bu nedenle nation deyiminin karşılığı olarak titizlikle uluskarşılığı kullanılmalıdır.


    18.-19. Yüzyıllarda Galata


    Galata’daki Yabancı Misyonların Günlük Yaşamı
  • Rasyonel terapi'nin kurucusu Albert Ellis'e göre mantık dışı inançlar"
    "1) Toplum içinde, herkes tarafından sevilmeli ve onaylanmalıyım.

    2) Her zaman başarılı olmalıyım ya da en azından bir ana alanda başarılı olmalıyım.

    3) Bazı insanlar kötü ve art niyetlidir ve bu nedenle suçlanmayı ve cezayı hak ederler.

    4) Mutsuzluk, dış etkenlere bağlıdır ve kişinin bu dış etmenleri kontrol etme yeteneği çok azdır.

    5) Kişinin bugünkü davranışlarının belirleyicisi geçmiş yaşantısıdır. Geçmişte hayatınızı güçlü bir şekilde etkileyen şey/durum benzer etkilerini ilerde de gösterir.

    6) İnsan problemlerinin değişmez, kesin ve mükemmel çözümleri vardır. Eğer bunlar bulunamazsa sonuç felakettir.

    7) Olayların kişinin istediği biçimde olmaması korkunç ve feci bir şeydir.

    8) Bir şeyi tehlikeli ya da korkutucu olarak görürsen, zihnini bununla meşgul etmeli ve endişe duymalısın.

    9) Yaşamdaki bazı güçlükler ve kişisel sorumlulukları üstlenmektense, onlardan kaçmak daha kolaydır.

    10) Bir insan diğer insanlara bağımlı olmalı ve kendisinden daha güçlü, güvenilebilecek birisine ihtiyaç duymalıdır.

    11) Kişi, diğer insanların güçlükleri ve problemlerine çok üzülmelidir."

    Bu kısım alıntıdır :)
    Ayrıntılı bilgi için bkz.
    https://www.google.com/...SfhiS8SsgRmMNxZ_0MzE

    Kaç madde bizde de var ki?