Moladan sonra kervan tekrar Mekke’nin yolunu tuttu. Mekke’ye dönerken Meysere o çok sıcak havada bulut şeklindeki iki meleğin Peygamberimiz'i (a.s.m) gölgelediğini gördü. Üstelik sürekli Peygamberimiz'i (a.s.m) takip eden, o durunca kendileri de duran iki bulut… Şüphesiz ki bu olağanüstü bir durumdu.
Sonunda Şam’daki işlerini bitirip dönüş hazırlıklarına başlamışlardı. Derken yola koyuldular. Yolculuk esnasında çok yoruldular ve dinlenmek için mola verdiler. Allah Rasûlü (s.a.v) de dinlenmek için yaşlı bir ağacın altını tercih etmişti.
Meysere çok geçmeden koşarak gelen birini gördü. Şüphesiz ki o, kendilerini uzaktan uzağa seyreden Rahip Mastûra idi. Meysere’nin yanına gelerek:
- Şu ağacının altında gölgelenmek üzere oturan da kim?
Meysere cevap verdi:
- O Muhammedü’l Emin. Muhammed bin Abdullah. Harem ehlinden Kureyş kabilesinden biri.
Rahip Mastûra’nın istediği cevap bu değildi. Zaten heyecanlı bir şekilde onun kim olduğunu sorarken de bir şeyler ifade etmek istiyor gibiydi. Siz onu tanımıyorsunuz der gibi bakışları vardı ve başka bir soru yöneltti:
- Peki onun gözlerinde bir miktar kırmızılık var mı?
Meysere cevap verdi:
- Evet, var.
Rahip Mastûra’nın kanaati kesinleşmiş gibiydi: “Allah’a yemin ederim ki şimdiye kadar bu ağacın altında Nebi’den başka kimse konaklamamıştır. Şüphesiz ki o, bu ümmetin beklediği peygamberdir. Hem de peygamberlerin sonuncusudur.