"Altın Ordu'da kanun, yasak iki kelimeden ibarettir: Sıra, saygı!
Herkes sırasını, haddini, mevkiini bilecek. Herkes büyüğünü tanıyacak, sayacak. İşte o kadar... "
"Yaşamasının bir gayesi olmayan kişinin odundan bir farkı yoktur. Kişinin hayat mücadelesi kendisini aşan kutlu bir ülkünün mücadelesi ile özdeşleşmelidir."
Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,
Bir dakika araba yerinde durakladı.
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...
Böylece fermanın yazarı Mustafa Reşit, halka devlet içerisinde merkezî bir yer vermekte, modern bir devletin temel ilkesini yani halkın devlet için değil, devletin halk için varolduğu düşüncesini getiriyordu.
Osmanlı İmparatorluğu'nun Türk ve Müslüman feodelleri ise ,ekonomik ve kültürel durumlar bir yana, hemen hemen mevcut olmayan ulusal bir burjuvazinin ya da burjuvazilerin sürükleyici sürükleyici gücünden yoksundular. Ayrıca bunlar, tarihî özelliklerin bir sonucu olarak, ulusal bağımsızlık mücadelesi gibi ilerletici ve demokratikleştirici bir gündem maddesi ile karşı karşıya bulunmuyorlardı.