O an'ın içinde donup kalırsın... Geri kalan hayatın, hep o donmus an’ın içinde geçer... Her attığın adımda, her söylediğin sözde,
her dinlediğin müzikte, her okuduğun kitapta vicdan azabı takip eder seni. Issızlığın ortasında çırılçıplak kalırsın. Zamanın
içine bir türlü karışamazsın, zaman etrafında döner durur, insan suretleri görürsün çevrende kıpırdayan, sen zincirlerinden vicdanına bağlı bir esir gibi sadece seyredersin. Zaman, hep haklı
olup olmadığını sorgulamakla geçer.
İnsan, varlığını doğanın ortasında kaybetmemek için mekâna, delirmemek için zamana, kimliğini düşünmemek için ise başkasına ihtiyaç duyardı. Bu gezegende yaşayan her ölümlünün, saklanacağı bir eve ihtiyacı vardı.
İnsan, sürekli anlam peşinde koşar, değil mi? Özellikle, yaptığı her şey geçerli bir neden bulma çabası entelektüel insanın çilesidir. Sanki her eyleminde mutlaka bir değer, bir farkındalık olmak zorundaymış gibi.
Sana şunu söyleyeyim, merdiven
çıkmaya başladığında en zor olan, ayağını birinci basamağa kadar yükseltmektir. Sonra bir süre inançla ilerlersin. Genelde yolun ortasına gelince, içinde bırakma hissi doğar. İşte bu pek çok kişinin geçemediği, ikinci sınavdır. Eğer atlatabilirsen, artık seni
tutabilecek hiçbir güç kalmaz.
Onların çoğu çekip gitti buralardan. Dünya garip bir yer. Ötekilere karşı şiddet kullanmayı kendi hakk sanan milyonlarca insanı toplamak hiç zor değil, biliyorsun sende.