• Sartre, bu kitabını yazarken düş ile uyku öncesi dalgınlıktaki imgelerle, algılamadaki kural dışılıkla ilgilenmiş. İnsanın karmaşık zihin yapısı içerisinde imgenin nasil meydana geldiğini birçok açıdan görmeyle bağlantılı zihinsel süreçleri ontolojik açıdan ele almış.
    Hatta bu kitabı yazmak için, bu olayı kendi üzerinde inceleyebilmek adına bir doktordan halüsinasyon görmesi için meskalin iğnesi istemiş.Doktor reddetmiş ama sartre ısrar etmiş. Onun için bu tehlikesiz bir şeydir; bir iki algılama bozukluğunu gözlemleyecek kadar bir süre ufak bir içsel yolculuğa çıkacak, sonra normale dönecektir.Sartre için sonu kötü olmuş;algılaması bozulur,içsel sıkıntılar yaşar,her yerden canavarlar çıktığını görür. Beauvoir, o dönemi şöyle anlatmış: “Sartre’da etkisi korkunç olmuştu. gördüğü nesneler korkunç biçim değişikliğine uğruyordu; akbaba-şemsiyeler, iskelet-papuçlar, ıstakozlar, yengeçler, canavarsı yüzler görmüştür. Değişik bir âlemde dolaşır: Meskalin bir çeşit tetikleme işi görmüş, kilitleri kırmıştır. Zihninin ta içinde bile kendini bir yabancı gibi duyumsar. Dışındaysa artık hiçbir şeyden emin değildir. Sartreyle ilgili araştırma yapanlar yengeç halüsinasyonu gördüğünü bilirler.Bu kitap dolayısıyla böyle bir duruma girdiğini görünce kitabı merak etmeye başladım.
    İmge; “gölge”, “hayal” ve “görüntü” terimleri ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Buradaki görüntü ile anlatılmak istenen, hayali olarak zihnimizde canlandırılan bir iç gerçekliğin görüntüsüdür.
    Platon’un tanımlamasıyla imge gerçekliğin yansımasından başka bir şey değildir. Yani imge yanılsamadır.
    Epiküros ve Demokritos’ta imge maddesel bir şey, yani nesneden kaynaklanan bir benzer şeydir. Nesnenin biçimini ve özgün karakterini koruyarak zihnimizde oluşan görüntüsüdür.
    Descartes için imge; dışsal cisimler tarafından meydana getirilmiş, duyular ve sinirler aracılığıyla beyin içinde izler bırakan görüntüdür.
    Sartre incelemesinde Descartes, Leibniz ve Hume’un imge anlayışlarının aynı olduğunu, ancak imgenin düşünce ile ilişkisi konusunda ayrıldıklarını belirtir.Kitapta imgeyle ilgili önceki filozofların ( descartes,Bergson) yönelik önemli eleştirilerde var.
    Kitapta Sartre imgelemi açıklamak için ilk olarak “kağıt örneği”nden yola çıkmış. Masanın üstünde beyaz bir kağıt var olduğunu düşünelim. Biz bu kağıdın biçimini, rengini, konumunu algılayabiliriz. Bu farklı niteliklerin ortak yanları vardır. İlk olarak varlığı bizden bağımsızdır sadece varolanlar olarak sunarlar kendilerini.
    Kafamızı kağıttan başka tarafa çevirince kağıdı göremeyiz ve kağıt orada değildir artık. Kağıt yalnızca bizim için olmaya son verir, ancak burada olmaya son vermez. Kağıdı göremiyoruz fakat kağıt biçimi, rengi ve konumu ile bizde belirmeye devam eder. Peki bu beliren aynı kağıt mıdır? hem “evet” hem de “hayır”. Orada bulunan kağıt aynı nitelikleri barındıran aynı kağıttır. Şu an bize görünen ile biraz önce baktığımız kağıt öz olarak aynıdır. Fakat öz bakımından aynı olsalar da varolma bakımından farklıdırlar. “Görmüyorum onu, kendiliğindenliğime bir sınır olarak zorla kabul ettirmiyor kendini; kendinde var olan eylemsiz bir veri de değil. Tek kelimeyle, fiilen var olmuyor, imge olarak var oluyor.” (sartre)
    Biraz karışık gelebilir ama Hayal gücünün ve imgenin zekadan,hatta bilgiden daha önemli olduğunu düşünmüşümdür.

    ---Ben imgelemimi yazmak için bir sanatçı kadar yeterliyim. İmgelem bilgiden daha
    önemlidir. Bilgi Sınırlıdır. İmgelem dünyayı kuşatır.”
    Albert Einstein——
  • Sade bir şekilde yaşamak çok daha iyidir. Arzularınız basitse, onları tatmin etmek kolaylaşır ve ilgilendiğiniz şeylerden keyif almak için zamanınız ve enerjiniz olur.
    Epikuros - Mutluluk tarifi
  • Tuzaklarını bozdum, ey yazgı, bana ulaşmanı sağlayabilecek bütün yolları kapattım. Ne sana yenileceğiz ne başka bir kötü güce. Ve kaçınılmaz yolculuk saati çaldığı zaman, yaşama boşu boşuna sarılanlar karşısındaki horgörümüz şu güzel türküde çınlayacak: "ah! Nasıl da onurlu yaşadık!"
  • Tanrıların bizimle ilgilendiğine inanmak tam bir saçmalıktır diyordu.
  • 115 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Eser bir Diderot girizgahıdır... Kim bu sefalet ile kıvranıp düşüncesiyle didinip durmuş adam? Diderot iğneleyici üslubuyla kendinin ve erdemli olmanın yandaşıdır. Sefâlet içinde, sefilliğine aldırmadan yazmağa devam etmiştir. Neşesi Epikuros bahçesinde Tanrıyla köşe kapmaca oynar gibidir. Tanrısallıkla alay eder. Sonundaysa; uğraşılmaya değmeyecek bir dogma olarak dışlar atar. Yoksulluğunu bile alaya alır. Ve sefilliğinin ardıllarının kendine iştirak etmesinden hiç gocunmaz. İçkin ve yaşamsallıkla devamlı tefekkür halinde, her yöne düşüncesiyle saldırır. Ezcümle kendisininde belirttiği gibi: ''<Düşüncelerim benim orospularımdır.''
    Yakın dostu ve kendisi gibi Ansiklopedistler arasında yer alan, Matematiği sevmesiyle mizansen üslubuyla D'Alembert ile olan diyalogları, tam manasıyla diyalektik bir ortamı salı verir.

    Tefekkürün de ise, ne uyuklamaktan uyanır Diderot'un? Bugünün bilim başlığı altında sorgulanan ve o yöne temellenmesine yoğunlaşan düşünceler ile haşır neşirdir. Satürn'ü düşleyen bir göçebedir... Darwin'in hayvanlar ile münakaşa ettiği yerde: O, da bir çemberden koparak evrimleşme düşüncesine; dönüşüm (Metamorphosis) olarak işaret etmiştir.

    Belki de madde demek; Diderot için Lucretius'un gövdesi gibidir.

    Evrenselliğiyle, dogmaları alaya almasıyla, müzik-bilimci ya da sanat eleştirme gibi; her alandan kendi döneminden, kendi başına çıka-gelen bir düşünürdür.
  • Ben varsam, ölüm yok; ölüm varsa, ben yokum.
    Epikuros
  • “Tanrılar kötülükleri yeryüzünden kaldırabilir mi veya kaldıracak mı veya istese de kaldırabilir mi; yoksa bunu yapamaz mı, yoksa yapmayacak mı, veya nihayette Tanrılar hem yapabilir ve hem de yapmak istiyorlar mı?.. Eğer Tanrılar yeryüzünden kötülükleri kaldırmak istiyorlar da kaldıramıyorlarsa o zaman onlar her şeye gücü yeten değillerdir. Eğer yapabilirler de, yapmak istemiyorlarsa o zaman onlar iyiliksever değillerdir. Eğer onların kötülüğü kaldırmaya ne güçleri ne de istekleri varsa o zaman onlar ne her şeye gücü yeten, ne de iyilikseverlerdir. Ve son olarak eğer Tanrı’lar kötülüğü kaldırma gücüne sahipseler ve kaldırmayı istiyorlarsa o zaman kötülük nasıl ortaya çıkmıştır?”

    Epiküros