• “Dinamit” adı verilen patlatma malzemesinin keşfedildiği 1866’dan günümüze dek nice insan ve canlının hayatına kıyıldığı araştırılmış mıdır? Bu dehşetli buluşun sahibi İsveçli kimyager Alfred Nobel’dir. 1896’da öldüğünde yüklü bir servet sahibidir. Vasiyetnamesi açılınca bu servetten istifadeyle kurduğu derneğin Barış, Tıp, Fizik, İktisat, Edebiyat gibi sahalarda ödül verilmesini vasiyet ettiği görülmüştür. Zikredilen sahalarda dünya çapında araştırmayla mükâfata layık olanların araştırılıp insanlık adına takdir edildiği bu faaliyete, bilahare İsveç Krallığı nezdinde kurulu olan “İsveç Kraliyet Akademisi” sahip çıkarak çalışmaları deruhte etmiştir. Sayılan sahalarda fikir, keşif ve eser üretmiş olanlar da bu beynelmilel “âferin”e ulaşabilmeyi büyük şeref telakki etmişlerdir.

    Hâlbuki olaya, dinamit yüzünden hesap edilemeyecek denli katliamlara yol açmış bir kimsenin can verirken “nedamet getirmesiyle”, pişman olmasıyla kendi dini gereği “günah çıkartma” avuntusu olarak da görülebilir ve bu niyete alet olmama hasletini asıl ödül sayıp Nobel Ödülü’nü reddedebilirlerdi. Bu yüksek haslette kaç kişinin çıkmış olduğu ayrı bir araştırma konusudur. Gerçek şu ki emek ve gayretin insanı yalnızlaştırdığı o tenha iklimde birden fark edilip dillendirilmek, insanın zaafına hitap ettiği için ismi Nobel ile birlikte anılan kimseler ödülleri için Oslo’ya koşmuşlardır.

    14. Asırdan beri kraliyetle idare edilen, 10 milyon nüfuslu ve kişi başına 40 bin dolar kazanca sahip tuzu kuru ülkelerden İsveç’in Kraliyet Akademisi, her yıl Edebiyat Ödülü de vermektedir. Akademi, 2019 Yılı Edebiyat Ödülü dalında Devlet-i âliyye’nin “Nemçe” dediği Avusturyalı yazar Peter Handke’yi “aferin”e layık buldu. Bir başka müellif, zamanlar üstü yazar Evliya Çelebi’nin sözüyle bu “herif-i nâşerif” kimdir?

    Sütunumuzu kirletmemek adına ismini mümkün mertebe az yazmaya çalıştığımız adı geçen bu “cinayet şeriki” 1942 Avusturya doğumludur. 12 yaşına kadar Hıristiyan eğitimi ağırlıklı bir mektepte okumuştur. Yüksek ihtimaldir ki İslâm, Osmanlı ve Türk düşmanlığına dair ilk zehirlenmesi burada olmuştur. Nemçe hatırlatmasını bundan dolayı yaptık. Hukuk tabiriyle “cinayet şeriki”, suç ortağı olmasını ise aşağıda izah edeceğiz. Zaten kendisi de Hukuk Fakültesine kaydolmuştur. Talebeyken yazmaya başlamış. Roman ve oyun yazarıdır. Şiiri de yoklamış. Yahudi asıllı Avusturyalı yazar, muamma üsluplu ve biri hariç eserleri tamamlanmamış olan Kafka adına konulmuş “Kafka Ödülü” gibi iki-üç ödülle taltif edilmiştir.

    İsveç Kraliyet Akademisi’nin krallıklarının insanlık adına ne de mühim işler yaptığını isbat zımnında bu “herif-i nâşerifi/şerefsiz kişiyi” bu denli önemsedikleri bir ödülle aferin diye sırtını sıvazlamalarının sebebi, yazdığı romandaki bir penaltı sahnesidir:

    Bir futbol maçında hakem penaltı kararı verir. Kaleci yerindedir. Vuruşu yapacak rakip takım oyuncusu da yerini alır. İşte o çok gerilimli 15-20 saniyede kalecinin yaşadığı korku ve heyecanı tasvir etmiş olması, yazarlığın yüz karası bu şahsı ödüle layık kılmıştır.

    Hâlbuki Peter Handke:

    -Miloseviç’in hayranıdır.

    -8.500 kadar Müslüman Boşnak’ın şehid edildiği Srebrenitsa katliamını inkâr etmektedir.

    -Sırp savaş suçlularının da müdafiidir.

    Namuslu, sorumlu ve seviyeli bir kalem, insanlığın ortak vicdanı değil midir?

    Şu saydıklarımızı yapmakla bu kimse böyle bir meziyetten kesinlikle ırak ve suçları inkâr etmek, suçluları övmek ve savunmakla da soykırım suçu ortağıdır. Hatırlatalım; Slobodan Miloseviç, Sırp-Boşnak Harbi esnasında Sırbistan devlet başkanıdır. “Büyük Sırbistan”ı kurma adına Müslüman katliamı yapmıştır. Srebrenitsa’nın soykırım olduğu BM tarafından tescil edilmiştir. Miloseviç, işlemiş olduğu ağır insanlık suçlarından dolayı Lahey’de 66 dâvâdan yargılanırken hapishanede ölmüştür.

    Ödül, soykırımı “Boşnaklar birbirini öldürdü” diye reddeden, canilerin başına hayranlığını dile getiren böyle birine takdir edilince Kraliyet Akademisi Edebiyat Komitesi üyesi iki şerefli insan, üyelikten istifa ettiler. 60 binin üzerinde insaflı insan da ödülün geri çekilmesi için Akademiye yazılı müracaatta bulundu. Buradan ödül alıp da hayatta olan diğer yazarlardansa bir ses çıkmış değil. Şunu deselerdi ödüle layık oldukları altından harflerle sabitleşirdi:

    -Bu şahsa verdiğiniz ödülle daha evvel bize verdiğiniz ödülü de kirlettiniz. Bu kirli ödülü bundan böyle taşıyamayız. Onu aynen iade ediyoruz!..

    Bunu hiç değilse Orhan Pamuk yapabilmeli.

    Dün Afganistan’da, Boşnak’ta, bugün Afrika’da, Arakan’da, Suriye’de ve dünyanın sair yerlerinde aça, yoksula, mülteciye yardımcı olmayanların bu yaptığı ödül hovardalığıdır

    Şu çelişki nasıl izah edilir?

    Fransa’da “Ermeni soykırımı yoktur!” diyen bir kimse hapse atılırken İsveç Kraliyet Akademisi, soykırım yapanları öven birine ödül vermektedir. Yoksa bu yazarın anasının intihar etmiş olmasına mı acıdılar?

    Yapılan, Nobel’in Noel yüzüdür.

    Eğer öyle olmasaydı; 10 yıla yakın bir zamandır 5 milyon muhtelif milliyetten mülteciye ihtimamla bakan Türkiye de Barış Ödülü’ne layık görülürdü. Türkiye ve Türk milleti, bunu fazlasıyla hak etmiştir. Noel yüzlü Nobelcilere hatırlatmalı ki bizdeki mülteci sayısı İsveç nüfusunun tam yarısıdır.

    Bunlar meselenin bir tarafıdır.

    Diğer tarafı da var:

    Acaba şu herif-i nâ şerifin kitabını “işimiz edebiyat” diyerek Türkçeye tercüme edecek mütercim, basacak yayınevi ve okuyacak vatandaş aramızdan çıkar mı? Korkarız ki çıkacak ve kitapçılarda balya balya satışa sunulacaktır. İmânımız, insanlığımız, hissiyatımız ve milliyetimiz adına yanılmış olmayı çok isteriz.
  • 201. Onlardan, "Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru" diyenler de vardır.

    202. İşte onlara kazandıklarından bir nasip vardır. Allah, hesabı pek çabuk görendir.

    203. Sayılı günlerde(54) Allah'ı anın (telbiye ve tekbir getirin). Kim iki gün içinde acele edip (Mina'dan Mekke'ye) dönerse, ona günah yoktur. Kim geri kalırsa, ona da günah yoktur. Bu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar içindir. Allah'a karşı gelmekten sakının ve onun huzurunda toplanacağınızı bilin.

    (54) "Sayılı günler", teşrik günleridir. Teşrik günleri ise, Zilhicce ayının, 9,10,11,12 ve 13. günleridir.
    204. İnsanlardan öylesi de vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider. Bir de kalbindekine (Sözünün özüne uyduğuna) Allah'ı şahit tutar. Hâlbuki o, düşmanlıkta en amansız olandır.

    205. O, (senin yanından) ayrılınca yeryüzünde bozgunculuk yapmağa, ekin ve nesli yok etmeğe çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez.

    206. Ona "Allah'tan kork" denildiği zaman, gururu onu daha da günaha sürükler. Artık böylesinin hakkından cehennem gelir. O ne kötü yataktır!

    207. İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah'ın rızasını kazanmak için kendini feda eder. Allah, kullarına çok şefkatlidir.

    208. Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe (İslâm'a) girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.

    209. Size apaçık deliller geldikten sonra, eğer yine de yan çizerseniz, bilin ki Allah, gerçekten mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    210. Onlar (böyle davranmakla), bulut gölgeleri içinde Allah'ın (azabının) ve meleklerin kendilerine gelmesini ve işin bitirilmesini mi bekliyorlar? Hâlbuki bütün işler Allah'a döndürülür.

    211. İsrailoğullarına sor; biz onlara nice açık mucizeler verdik. Kendisine geldikten sonra kim Allah'ın nimetini değiştirirse, (bilsin ki) şüphesiz Allah, cezası pek çetin olandır.

    212. İnkâr edenlere dünya hayatı süslü gösterildi. Onlar iman edenlerle alay etmektedirler. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar ise, kıyamet günü bunların üstündedir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.

    213. İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere kitapları hak olarak indirdi. Kendilerine apaçık âyetler geldikten sonra o konuda ancak; kitap verilenler, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah, dilediğini doğru yola iletir.

    214. Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Peygamber ve onunla beraber mü'minler, "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki, Allah'ın yardımı pek yakındır.

    215. Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: "Hayır olarak ne harcarsanız o, ana-baba, akraba, yetimler, fakirler ve yolda kalmışlar içindir. Hayır olarak ne yaparsanız, gerçekten Allah onu hakkıyla bilir."

    216. Savaş, hoşunuza gitmediği hâlde, size farz kılındı. Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

    217. Sana haram ayda savaşmayı soruyorlar. De ki: "O ayda savaş büyük bir günahtır. Allah'ın yolundan alıkoymak, onu inkâr etmek, Mescid-i Haram'ın ziyaretine engel olmak ve halkını oradan çıkarmak, Allah katında daha büyük günahtır. Zulüm ve baskı ise adam öldürmekten daha büyüktür. Onlar, güç yetirebilseler, sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler. Sizden kim dininden döner de kâfir olarak ölürse, öylelerin bütün yapıp ettikleri dünyada da, ahirette de boşa gitmiştir. Bunlar cehennemliklerdir, orada sürekli kalacaklardır.(55)

    (55) Hz.Peygamber, Hicretin ikinci yılında, Bedir savaşından iki ay kadar önce, Kureyş'in durumunu tespit etmek üzere Abdullah b.Cahş komutasında sekiz kişilik bir müfreze görevlendirmişti. Müfreze, Batnınahle mevkiine gelince, Kureyş'e ait bir kervana saldırdı. Bir kişiyi öldürüp iki kişiyi de esir alarak Medine'ye geldiler. Hz.Peygamber, izni olmaksızın girişilen bu işe çok üzüldü. Olayın, Cemâziye'l-âhir'in son günü mü, yoksa haram ay olan Recep'in ilk günü mü olduğu kesin değildi. Yahudiler ve müşrikler, "Muhammed, haram ayda savaşıyor", diye propagandaya başladılar. İşte âyet, bu konuyu gündeme getirerek haram ayda savaşmanın günah olduğunu, ama müşriklerin bundan daha ağır suçlar işleyerek insanları Allah yolundan alıkoyduklarını, onu inkâr ettiklerini, Kâbe'yi ziyarete engel olup, zulüm ve baskı yaptıklarını onlara hatırlatmaktadır.
    218. İman edenler, hicret edenler, Allah yolunda cihad edenler; şüphesiz bunlar Allah'ın rahmetini umarlar. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

    219. Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: "Onlarda hem büyük günah, hem de insanlar için (bazı zahirî) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından büyüktür." Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: "İhtiyaçtan arta kalanı." Allah, size âyetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.(56)

    (56) Bu âyet, içki ile ilgili olarak inen ikinci âyettir. Bu konuda nazil olan ilk âyet ise Nahl sûresinin 67. âyetidir. İçki, daha sonra Nisâ sûresi, âyet: 43 ve Mâide sûresi, âyet: 90 ile tedricî olarak ve kesinlikle haram kılınmıştır.
    220. Dünya ve ahiret hakkında düşünesiniz, diye böyle yapıyor. Bir de sana yetimleri soruyorlar. De ki: "Onların durumlarını düzeltmek hayırlıdır. Eğer onlara karışıp (birlikte yaşar)sanız (sakıncası yok). (Onlar da) sizin kardeşlerinizdir. Allah, bozguncuyu yapıcı olandan ayırır. Allah, dileseydi sizi zora sokardı. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    221. İman etmedikleri sürece Allah'a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin. Allah'a ortak koşan kadın hoşunuza gitse de, mü'min bir cariye Allah'a ortak koşan bir kadından daha hayırlıdır. İman etmedikleri sürece Allah'a ortak koşan erkeklerle, kadınlarınızı evlendirmeyin. Allah'a ortak koşan hür erkek hoşunuza gitse de; iman eden bir köle, Allah'a ortak koşan bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar ateşe çağırırlar, Allah ise izniyle, cennete ve bağışlanmaya çağırır. O, insanlara âyetlerini açıklar ki, öğüt alıp düşünsünler.

    222. Sana kadınların ay hâlini sorarlar. De ki: "O bir ezadır (rahatsızlıktır). Ay hâlinde kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah'ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın. Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever."(57)

    (57) Âyette, kadınların âdet hâlleri "ezâ" diye nitelendirilmiştir. Âdet sırasında kadınlar hastalığa daha çok yakındırlar. O günlerde onlara yaklaşmamak gerekir. Burada söz konusu olan cinsel ilişkidir.
    223. Kadınlarınız sizin ekinliğinizdir. Ekinliğinize dilediğiniz biçimde varın. Kendiniz için (geleceğe hazırlık olarak) güzel davranışlar takdim edin. Allah'a karşı gelmekten sakının ve her hâlde onun huzuruna varacağınızı bilin. (Ey Muhammed!) Mü'minleri müjdele.

    224. İyilik etmemek, takvaya sarılmamak, insanlar arasını ıslah etmemek yolundaki yeminlerinize Allah'ı siper yapmayın. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

    225. Allah, sizi kasıtsız yeminlerinizden dolayı sorumlu tutmaz, fakat sizi kalplerinizin kazandığı (bile bile yaptığınız) yeminlerden sorumlu tutar. Allah, çok bağışlayandır, halîmdir. (Hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)

    226. Eşlerine yaklaşmamağa yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır. Eğer (bu süre içinde) dönerlerse, şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

    227. Eğer (yemin edenler yeminlerinden dönmeyip kadınlarını) boşamaya karar verirlerse (ayrılırlar). Biliniz ki, Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

    228. Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç ay hâli (hayız veya temizlik müddeti) beklerler. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorlarsa, Allah'ın kendi rahimlerinde yarattığını gizlemeleri onlara helâl olmaz. Kocaları bu süre içinde barışmak isterlerse, onları geri almağa daha çok hak sahibidirler. Kadınların, yükümlülükleri kadar meşru hakları vardır. Yalnız erkeklerin kadınlar üzerinde bir derece farkı vardır. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    229. (Dönüş yapılabilecek) boşama iki defadır. Sonrası, ya iyilikle geçinmek, ya da güzellikle bırakmaktır. (Evlilikte) tarafların Allah'ın belirlediği ölçüleri koruyamama endişeleri dışında kadınlara verdiklerinizden (boşanma esnasında) bir şeyi geri almanız, sizin için helâl olmaz. Eğer onlar Allah'ın belirlediği ölçüleri gözetmeyecekler diye endişe ederseniz, o zaman kadının (boşanmak için) bedel vermesinde ikisine de günah yoktur. Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır. Sakın bunları aşmayın. Allah'ın koyduğu sınırları kim aşarsa, onlar zalimlerin ta kendileridir.

    230. Eğer erkek karısını (üçüncü defa) boşarsa, kadın, onun dışında bir başka kocayla nikâhlanmadıkça ona helâl olmaz. (Bu koca da) onu boşadığı takdirde, onlar (kadın ile ilk kocası) Allah'ın koyduğu ölçüleri gözetebileceklerine inanıyorlarsa tekrar birbirlerine dönüp evlenmelerinde bir günah yoktur. İşte bunlar Allah'ın, anlayan bir toplum için açıkladığı ölçüleridir.

    231. Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri zaman, ya onları iyilikle tutun yahut iyilikle bırakın. Haklarına tecavüz edip zarar vermek için onları tutmayın. Bunu kim yaparsa kendine zulmetmiş olur. Sakın Allah'ın âyetlerini eğlenceye almayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini, size öğüt vermek için indirdiği Kitab'ı ve hikmeti hatırlayın. Allah'a karşı gelmekten sakının ve bilin ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

    232. Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri zaman kendi aralarında aklın ve dinin gereklerine uygun olarak güzellikle anlaştıkları takdirde, eşleriyle (yeniden) evlenmelerine engel olmayın. Bununla içinizden Allah'a ve ahiret gününe iman edenlere öğüt verilmektedir. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

    233. -Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için- anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği, örfe uygun olarak babaya aittir. Hiçbir kimseye gücünün üstünde bir yük ve sorumluluk teklif edilmez. -Hiçbir anne ve hiçbir baba çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın- (Baba ölmüşse) mirasçı da aynı şeyle sorumludur. Eğer (anne ve baba) kendi aralarında danışıp anlaşarak (iki yıl dolmadan) çocuğu sütten kesmek isterlerse, onlara günah yoktur. Eğer çocuklarınızı (bir sütanneye) emzirtmek isterseniz, örfe uygun olarak vereceğiniz ücreti güzelce ödediğiniz takdirde size bir günah yoktur. Allah'a karşı gelmekten sakının ve bilin ki, Allah, yapmakta olduklarınızı hakkıyla görendir.

    234. İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri, kendi kendilerine dört ay on gün (iddet) beklerler. Sürelerini bitirince artık kendileri için meşru olanı yapmalarında size bir günah yoktur. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

    235. (Vefat iddeti beklemekte olan) kadınlara kendileri ile evlenmek istediğinizi üstü kapalı olarak anlatmanızda veya bu isteğinizi içinizde saklamanızda sizin için bir günah yoktur. Allah biliyor ki, siz onlara (bunu er geç mutlaka) söyleyeceksiniz. Meşru sözler söylemeniz dışında sakın onlarla gizliden gizliye buluşma yönünde sözleşmeyin. Bekleme müddeti bitinceye kadar da nikâh yapmaya kalkışmayın.(58) Şunu da bilin ki, Allah içinizden geçeni hakkıyla bilir. Onun için Allah'a karşı gelmekten sakının ve yine şunu da bilin ki Allah gerçekten çok bağışlayandır, halîmdir. (Hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)

    (58) Boşanan ya da kocası ölen kadının yeniden evlenebilmesi için dinen beklemesi gereken süreye "iddet" denir. Kocası ölen kadının iddeti dört ay on gündür. Boşanan kadın ise üç ay hâli bekler. Eğer boşanan kadın ay hâli görmüyorsa, iddeti üç aydır. Hamile kadının iddeti de çocuğunu dünyaya getirmesiyle sona erer.
    236. Kendilerine el sürmeden ya da mehir belirlemeden kadınları boşarsanız size bir günah yoktur. (Bu durumda) -eli geniş olan gücüne göre, eli dar olan da gücüne göre olmak üzere- onlara, aklın ve dinin gereklerine uygun olarak müt'a(59) verin. Bu, iyilik yapanlar üzerinde bir borçtur.

    (59) Müt'a, yararlandırmak ve yararlanılan şey demektir. Terim olarak ise mehir belirlenmeksizin kıyılan nikâhtan sonra, cinsel ilişki ve "halvet"te bulunmadan boşanan kadına, boşayan tarafından verilmesi gereken, giyim eşyası, mal, ya da bunların karşılığıdır. Müt'anın miktarını, bununla yükümlü kimsenin malî durumu belirler.
    237. Eğer onlara mehir tespit eder de kendilerine el sürmeden boşarsanız, tespit ettiğiniz mehrin yarısı onlarındır. Ancak kadının, ya da nikâh bağı elinde bulunanın (kocanın, paylarından) vazgeçmesi başka. Bununla birlikte (ey erkekler), sizin vazgeçmeniz takvaya (Allah'a karşı gelmekten sakınmaya) daha yakındır. Aranızda iyilik yapmayı da unutmayın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.

    238. Namazlara ve orta namaza(60) devam edin. Allah'a gönülden boyun eğerek namaza durun.

    (60) Âyette geçen "orta namaz"ın sabah, öğle ve ikindi namazı olduğu şeklinde çeşitli görüşler vardır. Ancak kuvvetli görüş, bu namazın ikindi namazı olduğu görüşüdür.
    239. Eğer (bir tehlikeden) korkarsanız, namazı yaya olarak veya binek üzerinde kılın. Güvenliğe kavuşunca da, Allah'ı, daha önce bilmediğiniz ve onun size öğrettiği şekilde anın (namazı normal vakitlerdeki gibi kılın).

    240. İçinizden ölüp geriye dul eşler bırakan erkekler, eşleri için, evden çıkarılmaksızın bir yıla kadar geçimlerinin sağlanmasını vasiyet etsinler. Ama onlar (kendiliklerinden) çıkarlarsa, artık onların meşru biçimde kendileri ile ilgili olarak işlediklerinden dolayı size bir günah yoktur. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    241. Boşanmış kadınların örfe göre geçimlerinin sağlanması onların hakkıdır. Bu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar üzerinde bir borçtur.

    242. Düşünesiniz diye Allah size âyetlerini böyle açıklamaktadır.

    243. Binlerce kişi oldukları hâlde, ölüm korkusuyla yurtlarını terk edenleri görmedin mi? Allah, onlara "ölün" dedi, sonra da onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı lütuf ve ikram sahibidir. Ama insanların çoğu şükretmezler.

    244. Allah yolunda savaşın ve bilin ki, şüphesiz Allah hakkıyla işitendir ve hakkıyla bilendir.

    245. Kimdir Allah'a güzel bir borç verecek o kimse ki, Allah da o borcu kendisine kat kat ödesin. (Rızkı) Allah daraltır ve genişletir. Ancak O'na döndürüleceksiniz.

    246. Mûsâ'dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenlerini görmedin mi (ne yaptılar)? Hani, peygamberlerinden birine, "Bize bir hükümdar gönder de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi. O, "Ya üzerinize savaş farz kılındığı hâlde, savaşmayacak olursanız?" demişti. Onlar, "Yurdumuzdan çıkarılmış, çocuklarımızdan uzaklaştırılmış olduğumuz hâlde Allah yolunda niye savaşmayalım" diye cevap vermişlerdi. Ama onlara savaş farz kılınınca içlerinden pek azı hariç, yüz çevirdiler. Allah, zalimleri hakkıyla bilendir.

    247. Peygamberleri onlara, "Allah, size Tâlût'u hükümdar olarak gönderdi" dedi. Onlar, "O bizim üzerimize nasıl hükümdar olabilir? Biz hükümdarlığa ondan daha lâyığız. Ona zenginlik de verilmemiştir" dediler. Peygamberleri şöyle dedi: "Şüphesiz Allah, onu sizin üzerinize (hükümdar) seçti, onun bilgisini ve gücünü artırdı." Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.

    248. Peygamberleri onlara şöyle dedi: "Onun hükümdarlığının alameti, size o sandığın gelmesidir.(61) Onda Rabbinizden bir güven duygusu ve huzur ile Mûsâ ailesinin, Hârûn ailesinin geriye bıraktığından kalıntılar vardır. Onu melekler taşımaktadır. Eğer inanmış kimselerseniz, bunda şüphesiz sizin için kesin bir delil vardır."

    (61) Rivayete göre söz konusu sandık Tevrat'ın içinde bulunduğu sandıktır. İsrailoğullarının isyanı üzerine bu sandık ellerinden çıkmıştı.
    249. Tâlût, ordu ile hareket edince, "Şüphesiz Allah, sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim onu tatmazsa işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka." dedi. İçlerinden pek azı hariç, hepsi ırmaktan içtiler. Tâlût ve onunla beraber iman edenler ırmağı geçince, (geride kalanlar) "Bugün bizim Câlût'a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yok." dediler. Allah'a kavuşacaklarını kesin olarak bilenler (ırmağı geçenler) ise şu cevabı verdiler: "Allah'ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır. Allah, sabredenlerle beraberdir."

    250. (Tâlût'un askerleri) Câlût ve askerleriyle karşı karşıya gelince şöyle dediler: "Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam bastır ve şu kâfir kavme karşı bize yardım et."

    251. Derken, Allah'ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Davud, Câlût'u öldürdü. Allah, ona (Davud'a) hükümdarlık ve hikmet verdi ve ona dilediğini öğretti. Eğer Allah'ın; insanların bir kısmıyla diğerlerini savması olmasaydı, yeryüzü bozulurdu. Ancak Allah, bütün âlemlere karşı lütuf sahibidir.

    252. İşte bunlar Allah'ın âyetleridir. Biz onları sana hak olarak okuyoruz. Şüphesiz sen, Allah tarafından gönderilmiş peygamberlerdensin.

    253. İşte peygamberler! Biz, onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. İçlerinden, Allah'ın konuştukları vardır. Bir kısmının da derecelerini yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa'ya ise açık deliller verdik ve onu Ruhu'l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasından gelen (millet)ler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler. Onlardan inananlar da vardı, inkâr edenler de. Yine Allah dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Lâkin Allah dilediğini yapar.(62)

    (62) Yani Allah, yapmayı irade ve takdir ettiğini mutlaka yapar. Ancak bu irade ve takdir, kulun kendi iradesini kullanacağı yönde gerçekleşir. Bu sebepten kulların hür iradesi üzerinde ilâhî bir baskı söz konusu değildir.
    254. Ey iman edenler! Hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı kıyamet günü gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayın. İnkâr edenler ise zalimlerin ta kendileridir.

    255. Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayandır. Diridir, kayyumdur.(63) O'nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O'nundur. İzni olmaksızın O'nun katında şefaatte bulunacak kimdir?(64) O, kulların önlerindekileri ve arkalarındakileri (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar O'nun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. (O, göklere, yere, bütün evrene hükmetmektedir.) Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O'na güç gelmez. O, yücedir, büyüktür.(65)

    (63) Kayyûm, "varlığı kendinden, kendi kendine yeterli, yarattıklarına hâkim ve onları koruyup gözeten" demektir.
    (64) Şefaat ile ilgili olarak bakınız: Bakara sûresi, âyet, 48.
    (65) Bu âyet, Âyetü'l-Kürsî (kürsü âyeti) diye adlandırılır. "Kürsü", Allah'ın kudret ve azameti, O'nun her şeyi kapsayan ilmi demektir. Âyette, Allah Teâlâ kendi zatının çok veciz bir tanımını yapmaktadır. Kitab-ı Mukaddes'te yanlış ve tahrif edilmiş bir biçimde anlatılan Allah, burada nasıl ise öyle tarif edilmektedir. O, yerde, gökte ve ikisi arasında olan her şeyin sahibi ve mâlikidir. Hiç kimse hâkimiyetinde, otoritesinde, mülkünde ve yönetiminde O'na ortak değildir. Hiçbir şey O'na rakip ve eş olamaz. O, mutlak ilim ve irade sahibidir. O'na hiçbir varlık güç yetiremez. O, bütün evrenin sahibi, yöneticisi ve hâkimidir.
    256. Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O hâlde, kim tâğûtu tanımayıp Allah'a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.(66)

    (66) Din, inanç esaslarını ve buna bağlı olarak yaşanan hayat tarzını ifade eder. Buna göre İslâm, iman ve hayat tarzı olarak hiç kimseye zorla kabul ettirilemez. Tâğût, sözlük anlamıyla sınırı aşan demektir. Kur'an'da kullanıldığı şekliyle kelime, "şeytan", "nefis", "putlar", "sihirbazlar" gibi çeşitli şekillerde yorumlanmıştır. Kısaca "Tâğût" insanları azdıran, saptıran şeylerin hepsini ifade eder.
    257. Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin velileri ise tâğûttur. (O da) onları aydınlıktan karanlıklara (sürükleyip) çıkarır. Onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalırlar.

    258. Allah, kendisine hükümdarlık verdi diye (şımarıp böbürlenerek) Rabbi hakkında İbrahim ile tartışanı görmedin mi? Hani İbrahim, "Benim Rabbim diriltir, öldürür." demiş; o da, "Ben de diriltir, öldürürüm" demişti. (Bunun üzerine) İbrahim, "Şüphesiz Allah güneşi doğudan getirir, sen de onu batıdan getir" deyince, kâfir şaşırıp kaldı. Zaten Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.

    259. Yahut altı üstüne gelmiş (ıpıssız duran) bir şehre uğrayan kimseyi görmedin mi? O, "Allah, burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek (acaba)?" demişti. Bunun üzerine, Allah onu öldürüp yüzyıl ölü bıraktı, sonra diriltti ve ona sordu: "Ne kadar (ölü) kaldın?" O, "Bir gün veya bir günden daha az kaldım" diye cevap verdi. Allah, şöyle dedi: "Hayır, yüz sene kaldın. Böyle iken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış. Bir de eşeğine bak! (Böyle yapmamız) seni insanlara ibret belgesi kılmamız içindir. (Eşeğin) kemikler(in)e de bak, nasıl onları bir araya getiriyor, sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?" Kendisine bütün bunlar apaçık belli olunca, şöyle dedi: "Şimdi, biliyorum ki; şüphesiz Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter."(67)

    (67) Bu âyette ölümden sonra dirilişi merak eden kimsenin mü'min biri olduğu anlaşılıyor. Bu konuda Üzeyr, Yeremya veya Hıdır isimleri zikredilir. Burada vurgulanan şey, Allah'ın diriltici kudretinin etkinliğini görmek, O'nun ölümden sonra dirilişi mutlaka gerçekleştireceğine inanmaktır.
    260. Hani İbrahim, "Rabbim! Bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster" demişti. (Allah ona) "İnanmıyor musun?" deyince, "Hayır (inandım) ancak kalbimin tatmin olması için" demişti. "Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır. Sonra onları parçalayıp her bir parçasını bir dağın üzerine bırak. Sonra da onları çağır. Sana uçarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir."

    261. Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz tane bulunan bir tohum gibidir. Allah, dilediğine kat kat verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.

    262. Mallarını Allah yolunda harcayan, sonra da harcadıklarının peşinden (bunları) başa kakmayan ve gönül incitmeyenlerin, Rab'leri katında mükâfatları vardır. Onlar için korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.

    263. Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden gönül kırma gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir).

    264. Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmadığı hâlde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.

    265. Allah'ın rızasını kazanmak arzusuyla ve kalben mutmain olarak mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yüksekçe bir yerdeki güzel bir bahçenin durumu gibidir ki, bol yağmur alınca iki kat ürün verir. Bol yağmur almasa bile ona çiseleme yeter. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.

    266. Herhangi biriniz ister mi ki, içerisinde her türlü meyveye sahip bulunduğu, içinden ırmaklar akan, hurma ve üzüm ağaçlarından oluşan bir bahçesi olsun; himayeye muhtaç çocukları var iken ihtiyarlık gelip kendisine çatsın; derken bağı ateşli (yıldırımlı) bir kasırga vursun da orası yanıversin? Allah, düşünesiniz diye size âyetlerini böyle açıklıyor.(68)

    (68) Bu âyette, yaptıkları iyilikleri başa kakıp gönül yıkanların durumu anlatılmaktadır. Yıldırımlı bir kasırga, göz alıcı bir bağı nasıl yakıp yıkarsa, onların bu tutumu da, öylece yaptıkları iyilikleri boşa çıkaracaktır.
    267. Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan Allah yolunda harcayın. Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki Allah, her bakımdan zengindir, övülmeye lâyıktır.

    268. Şeytan sizi fakirlikle korkutur(69) ve size, çirkinliği ve hayâsızlığı emreder. Allah ise size kendi katından mağfiret ve bol nimet va'dediyor. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.

    (69) Fakir düşeceğinizi söyleyerek, sadaka vermekten uzak durmanızı ister.
    269. Allah, hikmeti(70) dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çokça hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar.

    (70) Hikmet, neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamaya yarayan derin ve yararlı bilgi demektir. Hz. Peygamber, yararlı bilgi istemeyi tavsiye etmiş, bizzat kendisi de Allah'tan bu dilekte bulunmuştur.
    270. Allah yolunda her ne harcar veya her ne adarsanız, şüphesiz Allah onu bilir. Zulmedenlerin yardımcıları yoktur.

    271. Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Fakat onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmına da keffaret olur. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

    272. Onları hidayete erdirmek sana ait değildir. Fakat Allah, dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak ne harcarsanız, kendiniz içindir. Zaten siz ancak Allah'ın rızasını kazanmak için harcarsınız. Hayır olarak her ne harcarsanız -hiç hakkınız yenmeden- karşılığı size tastamam ödenir.

    273. (Sadakalar) kendilerini Allah yoluna adayan, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirler içindir. İffetlerinden dolayı (dilenmedikleri için), bilmeyen onları zengin sanır. Sen onları yüzlerinden tanırsın. İnsanlardan arsızca (bir şey) istemezler. Siz hayır olarak ne verirseniz, şüphesiz Allah onu bilir.

    274. Mallarını gece gündüz; gizli ve açık Allah yolunda harcayanlar var ya, onların Rableri katında mükâfatları vardır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.

    275. Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, "Alışveriş de faiz gibidir" demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır. Bundan böyle kime Rabbinden bir öğüt gelir de (o öğüte uyarak) faizden vazgeçerse, artık önceden aldığı onun olur. Durumu da Allah'a kalmıştır. (Allah, onu affeder.) Kim tekrar (faize) dönerse, işte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalacaklardır.

    276. Allah, faiz malını mahveder, sadakaları(71) ise artırır (bereketlendirir). Allah, hiçbir günahkâr nankörü sevmez.

    (71) Burada "sadakalar"dan maksat hem farz olan zekât, hem de nafile olarak Allah yolunda yapılan bağışlardır. Âyet-i kerime, hem sadakaların sevabının kat kat olacağını, hem de sadakası verilen malların bereketlendirilip artırılacağını ifade etmektedir.
    277. Şüphesiz iman edip salih ameller işleyen, namazı dosdoğru kılan ve zekâtı verenlerin mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır.

    278. Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve eğer gerçekten iman etmiş kimselerseniz, faizden geriye kalanı bırakın.

    279. Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Resûlüyle savaşa girdiğinizi bilin. Eğer tövbe edecek olursanız, anaparalarınız sizindir. Böylece siz ne başkalarına haksızlık etmiş olursunuz, ne de başkaları size haksızlık etmiş olur.

    280. Eğer borçlu darlık içindeyse, ona eli genişleyinceye kadar mühlet verin. Eğer bilirseniz, (borcu) sadaka olarak bağışlamanız, sizin için daha hayırlıdır.

    281. Öyle bir günden sakının ki, o gün hepiniz Allah'a döndürülüp götürüleceksiniz. Sonra herkese kazandığı amellerin karşılığı verilecek ve onlara asla haksızlık yapılmayacaktır.

    282. Ey iman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman bunu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın. Yazıcı, Allah'ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, (her şeyi olduğu gibi dosdoğru) yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah'tan korkup sakınsın da borçtan hiçbir şeyi eksik etmesin (hepsini tam yazdırsın). Eğer borçlu, aklı ermeyen, veya zayıf bir kimse ise, ya da yazdıramıyorsa, velisi adaletle yazdırsın. (Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını şahit tutun. Bu, onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona hatırlatması içindir. Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, borcu süresine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Yalnız, aranızda hemen alıp verdiğiniz peşin ticaret olursa, onu yazmamanızdan ötürü üzerinize bir günah yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman da şahit tutun. Yazana da, şahide de bir zarar verilmesin.(72) Eğer aksini yaparsanız, bu sizin için günahkârca bir davranış olur. Allah'a karşı gelmekten sakının. Allah, size öğretiyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.(73)

    (72) Âyetin bu kısmı, "Ne yazıcı ne de şahid (adaletten ayrılarak hak sahiplerine) zarar vermesinler" şeklinde de tercüme edilebilir.
    (73) Bu âyette, borç ve alışveriş işlemlerinde anlaşmazlık çıkmasını önleyecek, tarafların haksızlığa uğramamasını sağlayacak belgelendirme, şahit tutma ve rehin gibi önlemlerin alınması istenmektedir. Bu uygulamaların ne şekilde gerçekleştirileceği konusunda ayrıntılara kadar inilmiş olması, konuya verilen önemi göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Ancak prensip, işlemin sağlama alınması olmakla beraber karşılıklı güven duygusunun da önemli bir unsur olduğu ve bunun kötüye kullanılmaması gerektiği vurgulanmaktadır.
    283. Eğer yolculukta olur da bir yazıcı bulamazsanız, o zaman alınmış rehinler yeterlidir. Eğer birbirinize güvenirseniz kendisine güvenilen kimse emanetini (borcunu) ödesin ve Rabbi Allah'tan sakınsın. Bir de şahitliği gizlemeyin. Kim şahitliği gizlerse, şüphesiz onun kalbi günahkârdır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilendir.

    284. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah'ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter.

    285. Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü'minler de (iman ettiler). Her biri; Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: "Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz." Şöyle de dediler: "İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır."

    286. Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz): "Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et."
  • Daha 16. yüzyıl ortalarında, özellikle Şehzâde Mustafa ve Şehzâde Bayezid olayları sırasında, Anadolu’da şiddetli bir kaynaşma başlamıştı. Bir yandan askerî sınıfa geçme amacı ile rakip şehzâdeler hizmetine giren binlerce başıboş Anadolu köylü genci, yevmlüler, levendler adı ile bu kargaşayı desteklerken, öbür yandan timarı az veya timarsız eli-emirlü ve ma‘zul sipahiler, bu kaynaşmanın ön safında ortaya çıkmışlardır. Öbür yandan, ilmiyye
    mesleğinin vergi bağışıklığı gibi ayrıcalıklarından yararlanmak isteyen, fakat soygunculuk ve hatta eşkiyalığa sürüklenen binlerce Anadolu delikanlısı, sûhte/softa adı altında medreselerin çatısı altında toplanıyor, yahut dağ başlarında kendi medreselerini veya çetelerini
    kuruyorlardı.Eskiden Anadolu’nun fazla nüfusu için Balkanlar, bir taşma ve göç bölgesi idi, uclar ise askerî hizmete girmek isteyenlerin gönüllü, garip-yiğit adı ile koşuştukları bir er meydanı idi...
  •  Profesör Doktor Yusuf el karadavi

    Her Müslümanın ortak davası Kudüs


    💥İslâm’da Kudüs’ün Yeri💥


    -İslâm’da Kudüs’ün özel bir yeri ve önemi bulunmaktadır.


    -Kudüs İlk Kıblemizdir.


    -Müslümanlar için en büyük önemi ilk kıblemiz oluşudur. Resulullah (s.a.v.) ve ashabı, bi’setin onuncu yılı namazın farz kılındığı İsra ve Miraç Gecesinden başlayarak Mekke’de üç yıl; hicretten sonra Medine’de de on altı ay boyunca Kudüs’e yönelerek namaz kılmışlardır. Müslümanlara yüzlerini Kâbe’ye- Mescid-i Haram’a çevirmelerini emreden Kur’an ayetleri ininceye kadar durum bu şekilde devam etmiştir.


    -Kudüs İsra ve Miraç gecesidir.


    -Yüce Allah (c.c.) yeryüzünde gerçekleşen İsra yolculuğunun bitiş ve gökyüzünde gerçekleşen Miraç yolculuğunun da başlangıç noktası olarak burayı tayin etmiştir. ‘’Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir.’’ (İsra 17) Ayetin burada övüp ‘’çevresini mübarek kıldığımız’’ diye nitelendirdiği mescit, Mescid-i Aksa’dır.


    -Kudüs Ribat ve Cihad yurdudur.


    -Peygamber Efendimiz (s.a.v.) sürekli olarak ümmetine burayı korumalarını, düşman eline esir düşmemesi için uğrunda cihat etmelerini ve esir düşmesi halinde ise savaşıp özgürlüğüne kavuşturmalarını söylemiştir.



    💥Kudüs’ü Yahudileştirme Çabaları💥


    -1917’de imzalanan ve Filistin’de Yahudilere millî yurt kurulmasına imkân veren Balfour Deklarasyonu, 

    -1947’de önemli bir gelişme olan BM Genel Kurulu’nun aldığı kararla Filistin topraklarının bölünmesi 

    -1948’e gelindiğinde İsrail Devleti’nin resmen kurulmuş olduğu anlatılıyor. 


    -1967 ‘Altı Gün Savaşı’nda Kudüs, Batı Şeria ve Gazze’nin İsrail tarafından işgali.


    📌Arapların Acizliği📌


    Arapların acizliği onların kaçınılmaz kaderleri değildir, bir an evvel sona ermesi gereken tehlikeli bir durumdur. 

    -Acizliğin en önemli nedenini Camp David Anlaşması olduğu ve anlaşma beraberinde Mısır’ın İslam ümmetinden kopmasıdır.


    📌Müslümanların Zaafı ve Güçsüzlüğü📌

     Nasıl ki Arapların acizliği arızî -geçici-bir durum ise Müslümanların zaafı da arızîdir.Bu durum bir hastalık gibi bulaşmıştır ancak ümmet içinde bulunduğu musibet ve felaketlerden altının ateşten çıktığı gibi olduğundan daha parlak ve daha berrak bir şekilde çıkmayı başarmıştır, başaracaktır.


     


    💥Amerika’nın Nüfus ve Hegomanyası💥


    -Amerika’nın sahip olduğu nüfuz ve hâkimiyet asla insanlığın kaçınılmaz kaderi değildir.

    -Sünnetullah gereği güçlü, sonsuza dek güçlü kalmayacağı gibi, zayıf da sonsuza dek zayıf kalmayacaktır.


    💥Dünyanın Sessizliği💥

    -Gerçekte bu etken Amerika’nın dünyaya egemen olmasının bir sonucu olarak ifade edilmiştir.


    Tüm bu olumsuz etkenler yanında yazar Karadavî, asla ümitsizliğe düşülmemesi gerektiğini söylüyor. 

    -Tek eksiğimizin direnme ve mücadele isteğiniz zayıflığı, içinde bulunduğumuz güçsüzlükten kurtulmak ve zillet içinde yaşamaya rıza göstermek.  


    -Yapmamız gereken düşmanın karşısına çıkıp var gücümüzle ‘Hayır’ diye haykırmaktır. 


    -Zulme sessiz kalınmamasının zalimin tahakkümü altında yaşamaya razı olmadan direnmenin, cihadın önemi yeniden hatırlanmalı.


    💥İsrail ile Aramızdaki Savaşın Hakikati💥


    💥İsrail'e düşmanlığımız sami ırkına mensup oluşu sebebiyle midir?💥


    -Hayır! Çünkü Yahudilerin iddia ettikleri gibi tümü Sami ırkına mensup değildir. Hazar Yahudileri gibi çeşitli ırklardan birçok millet sonradan yahudiliğe benimsemiştir. Çünkü Yahudilik bir dindir ırk değildir.


    💥 İsrail'e düşmanlığımız Yahudi oluşu sebebiyle midir?💥


    -Samilik İsrail'e karşı düşmanlarımızın ve savaşımızın bir sebebi değlise, aynı şekilde din olması hasebiyle, Yahudilikte bir sebep değildir.


    💥 Yahudiler İbrahim'in milletine dinine hıristiyanlardan daha yakındır💥


    - Çünkü Hristiyanlar dinin temel esaslarından çoğunu tahrip etmiş değiştirmişler.

    -Yahudiler peygamberlerin atası İbrahim'in dininden devraldıkları mirasın bir kısmında muhafaza etmişlerdir.

    -Hristiyanlar gibi teslis inancına inanmazlar.

    - Hz Musa'yı ilahlaştırmazlar, fakat Yahudiler yaratıcıyı, yarattıklarına benzetme yanılgısına düşmüşlerdir.

    - Yahudiler Müslümanlar gibi hayvan etinin sadece boğazlama yoluyla helal olabileceğini inanırken Hristiyan Paul'un temiz olanlar için her şeyi temizdir öğretisinden hareketle onlara muhalefet ederler.

    - Müslümanlara göre haram olan domuz eti Yahudilere göre de haramdır,hıristiyanlara ise helaldir.

    - Melekler, Peygamberler ve salihlere tasvir eden resim ve heykelleri yapmak Müslüman ve Yahudilere göre haram iken hıristiyanlara göre helaldir..


    - Yani Yahudilerle sırf dini değerlerinden dolayı savaşmış olsaydık, aynı gerekçeyle hıristiyanlarla da savaşmamız gerekirdi.


    💥 Yahudilerin İslam'ı davete karşı kötü tutumu💥


    💥 Yahudilerin Kudüs ve Filistin üzerindeki hak iddialarının tümü bâtıldır💥


    -Yahudilerin iddia ettikleri tarihi hak; Aslı astarı olmayan bir safsafadan ibarettir. Çünkü onlar Filistin'de gurbette idiler, anavatanları sıfatıyla orada hiç kalmadılar.(Yazar bunu detaylarıyla anlatıyor)



    -Yahudilerle aramızdaki savaş kuşkusuz topraklarımızı (bir İslam toprağı olan Filistin’i) işgal etmeleri, 

    -bu toprakların öz sahipleri olan halkımızı yurtlarından sürüp çıkarmaları,


    -yabancı varlıklarını silah zoruyla, kan dökerek bize dayatmalarıdır. 


    -Yahudilerin Kudüs ve Filistin üzerindeki hak iddialarının tümü batıldır.




    💥İslâmî Fetihler💥

    - Kudüs’ü Hz.Ömer (r.a.) döneminde fethedilmiştir. 


    💥Siyonistlerin Osmanlı Devleti üzerindeki baskıları💥

     

    -Siyonist lider Theodor Herzl, II. Abdülhamit’ten Yahudilerin Filistin’e göç etmelerine izin verecek resmi bir ferman elde etmek için yoğun bir çaba sarf etmiştir.


    -Herzl İstanbul'a ilk ziyaretini 18 haziran 1896'da yapmıştır.(gazeteci kimliği ile) daha sonra tekrarlamış ama sonuç alamamıştır.


    Ancak Abdülhamid böyle bir durumu asla düşünmemiş,"toprakların millete ait olduğunu asla satmayacağını" dile getirmiştir.

    - Dik duruşuyla bizlere örnektir.


    -Herzl 1904'te öldüğü ana kadar bunun için çabalamış durmuştur.

     II.Abdülhamit'in tahttan indirilmesi gerektiğini düşünmüş, bunun için Osmanlı'yı işgal edip parçalamak isteyen diğer devletlerle irtibata geçmiştir. Ardından genç Türkler ve ona bağlı olan İttihat ve Terakki gibi yönetime muhalif gruplar ile işbirliği yapmaya başlamıştır.



    💥 Yahudilerin Filistin üzerinde dini yönden hak iddia etmeleri💥

    Yazar burada (72 -107 sayfalar arasında) tevrat'tan ve incil'den örnekler vererek, iddialarına cevap veriyor.

    -İsmail(as) ın, Hz İbrahim'in soyundan olduğu vurgusu!

    - Allah'ın adil olduğu,

    - Yahudilerin kitaplarında yazan 'Rabbin ahidlerine ummadıkları'

    - şu anda kendi kitaplarında yazdan( tesniye 17/6,

     tesniye 6/18,

    tesniye 7/11,

    tesniye 9/23-24,

    Yeşu 7/11,

    Yemreha 3/23,

    Mika 3/9-10 -11,

    Matta21/ 31

    Matta 21/32,

    Matta 21/43,

    Matta 3/7,

    Matta23/31 -32 -33 örnekleriyle)



    💥Kur’an’ın Mantığı💥

    - Yeryüzüne Sâlihler Varis Olacaktır!


    -Allah (c.c.) yeryüzünü bir ırka ya da millete değil sâlih kullarına verecek ve onları yeryüzünün varisleri kılacaktır. 

    -Sâlihler, yeryüzünü; zulmeden, taşkınlık yapan, Allah’ın Peygamberlerini yalanlayan, onlara eziyet eden ve insanları Allah yolundan alıkoyanlardan alarak oraya varis olacaklardır.


     


    💥Düşmanımızı Tanıdık mı?💥


    -Düşmanına karşı savaşan her insan, düşmanını tüm yönleriyle tanımalıdır.

     (geçmişini, kişiliğini, temel özelliklerini)


    💥Düşmanımızı tanımamıza yardım eden temel kaynaklar;


    1- Kur’an-ı Kerim: ‘’Sözlerini bozmaları sebebiyle onları lanetledik ve kalplerini katılaştırdık.’’ Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın sonrasında hiç çekinmeden ahitlerini bozan kimselerdir.’’ (Enfal, 8.)


    2-Tevrat: Tevrat onlarla ilgili şöyle der: ‘’ Eğri ve sapık kuşak! Rabbe böylemi karşılık verilir, ey akılsız ve bilgelikten yoksun halk?’’


    (Rab): ‘’Yüzümü onlardan çevirecek ve sonlarının ne olacağını göreceğim, dedi. Çünkü onlar sapık bir kuşak ve güvenilmez çocuklardır.’’ ( Tesniye, 32:20.)


    3-Tarih: Tarih bize Yahudileri başkalarının enkazı üzerinde yükselmeye çalışan kimseler olarak göstermekte. Muhammed İzzet Derveze’nin ‘’Tarihu Beni İsrail Min Esfarihim’’ (Kendi Kitaplarına Göre İsrailoğullarının Tarihi) isimli kitabı bu hakikatleri beyan etmektedir.


    4-Çağdaş Yazarların Yahudilerle İlgili Kitapları:


    Hristiyanlığı ve Marksizm’i terk edip Allah’ın hidayetine mazhar olan ünlü Fransız düşünür Roger veya Reca- Garaudy’nin ‘’Ahlamu’s-Suhyuniyye ve Edaliluha (Siyonizmin Hayal ve Yanılgıları) isimli kitabı örnektir. (Garaudy, Müslüman olduktan sonra yayınladığı bu kitabını Müslüman olmadan önce kaleme almıştır.)


    5-Yahudilerin Mevcut Yaşantıları: -Yahudilerle yapılan birçok savaşta onların mantığın gücüne değil, gücün mantığına inanan bir toplum olduklarını gördük.


    6-Yahudilerin Kendileriyle İlgili Kaleme Aldıkları Metinler:


    Siyonistler şiddet felsefesiyle ilgili ‘’Savaşıyorum, o halde varım.’’ diyen Menahem Begin’in İsyan (The Revolt) kitabında açıklık kazanmaktadır. Şiddet filozofu Begin şöyle diyor: ‘’ Kan, ateş,kül ve gözyaşından dünyanın 1800 yıldan beri hiç görmediği ‘savaşan Yahudi’ adında yeni bir insan türü doğacaktır. Bizler bunu gerçekleştirmek için bir an evvel hücuma geçmeli ve katillere saldırmalıyız. Sonunda bu uğurda akıtılan ter ve kanla gurur duyacak asil ve güçlü bir nesil doğacaktır.’’ Açıktır ki Yahudiler kendileri seçilmiş kullar olarak görmekte her türlü girişimi kendi ırklarınca meşru ve makul görmekteler..!


    -Siyonistlerin, dünyayı ‘’Yahudiler’’ ve ‘’Ötekiler’’ olarak ayırıp sonra da buna tarihsel bir boyut kazandırmaları Haham Moşe Ben-Sihyun’un sözlerinde adeta bir cinayete dönüşmektedir. Bu kişi, Filistinlilerin ortadan kaldırılmasını Filistin’in de işgal edilmesini öngören bir üslupla Talmud’u açıklamaktadır. Bu ayrım, İsrail merkez komutanlığı hahamı, Abraham Avidan’ın sözlerinde çirkin bir ırkçılığa dönüşmektedir. Bu kişinin ilham aldığı dini yasalar göre Yahudiler, başkalarına asla güvenmemelidirler. Haham Avidan İsrail askerlerine şu telkinlerde bulunuyor: ‘’Dini yasaların öngördüğü şekilde size başkalarını ve de onların iyilerini öldürme ruhsatı verilmiştir. Bu üzerinize düşen bir görevdir.’’ Sözlerine dayanak olarak kendilerine Talmud’tan şu sözleri aktarıyor: ‘’Üzerinize düşen, insanların en iyilerini öldürmenizdir.’’


    《《Kısacası Siyonizm’in hedeflerinde şu tehlikeler yer alır; Irkçılık, Şiddet ve Düşmanlık, Yayılmacılık, Ahlaksızlık, Cimrilik ve Mala Kulluk》》


    💥Siyonizm, Emperyalizmin En Üst Aşamasıdır!💥



    (-yerleşimci emperyalizm

    -yayılmacı emperyalizm,

    -ırkçı(etnik) emperyalizm, 

    -zalim emperyalizm, 

    -terörist emperyalizm)


    💥Siyonizm Tüm Dünya İçin Bir Tehlikedir!💥

    Bu bölümde;

    - Yahudilik Hristiyanlık hakkında ne diyor?

    -Hristiyanlık Yahudilik hakkında ne diyor?

    -Başkan Franklin'in Yahudi tehlikesine dikkat çekiyor başlıkları vardır.


    💥Amerika ve İsrail💥

    - Amerika'nın mali askeri ve veto değerindeki siyasi desteği olmasaydı İsrail kurulmaz da kurulsa da günümüze kadar gelmezdi.

    - Evet Amerika Şüphesiz tek başına bir Barış'ın koruyucusudur(!)

     O da İsrail'i her türlü rakip ve direnişe, onu hedef alan gizli ve açık tehlikelere karşı koruyan barıştır..



    💥Sözde Devlet İsrail (!)💥


    -1947’deki ‘’taksim kararını’’ ümmet olarak reddettik. Çünkü hiç kimsenin evinin kendisi ile Zalim bir gasp arasında paylaştırılmasına istemez. Ortaya koyduğumuz Tüm bu tepkilerden sonra bu kararı kabul etmediğimizi pişman olduk.


    - 15 Mayıs 1948 tarihinde Esra yeni kuruluşuna ve yüz binlerce Filistinli yurtlarından çıkarılıp dünyanın çeşitli yerlerini sürülmelerine Tanık olduk


    - iki büyük felaketten şahit olduk. Birinci felaket;1948'de İsrail in kurulduğunda, ikinci felaket ise 1967'de İsrail'in Filistin'in Geri kalanını (Batı Şeria'yı,Kudüsü, Gazze'yi) sina yi, golani, Lübnan'ın güneyini işgal ettiğinde yaşadık.


    💥Talihsiz bir imza töreni💥

    Burada yazar kendi bizzat izlediği gözlemlerini anlatıyor.

     ABD'deki imza töreni sırasında Rabinin "Bizler buraya yakıcı halkının tarihi ve ebedi başkentleri Kudüs'ten geliyoruz"demesini,

    -anlaşmadan hemen sonra Yasir Arafat ve Mahmud Abbas'ın konuşmalarını "daha sonraki aşamalarda bunları çözmeye hedeflediklerini" belirtmelerine bu problemlerin sırasıyla 'Kudüs mülteciler Yahudi yerleşim birimleri ve sınırlar' dediklerini söyleyip, soruyor "muallakta kalan problemler bunlar ise Siz bu anlaşma ile neyi çözdünüz?

     -Arafat sürekli teşekkür eden minnettar olan taraf, Rabin veren feragat eden taraftı.

    -Arafat 3 kere teşekkür ederim sözünü ekrarladı.

    -Rabin konuşmasına başlamadan önce Yahudilik,Yahudiliğin geçmişini, bugününü, uzun mücadelerini, sıkıntılarını, fedakarlıklarını anlatmayı unutmadı. Tevrat'tan bunlarla ilgili deliller sundu.

    -Arafat'ın ise tek yaptığı şey övgü,teşekkür ve minnet dolu  ifadeleri tekrarlamak oldu, cevap verme babından Kur'an'dan ne bir ayet okudu, nede İslamdan bir kelime zikretti.

    -Rabin asık suratlı iken, Arafat güleryüzlüydü." Diyor.





    💥Müslümanları Saran: ‘’Vehn’’💥


    -Vehn; Hz. Peygamber’in  (s.a.v.) İslâm tarihinin en çalkantılı döneminde ümmeti ondan şiddetle sakındırdığı manevi tehlikedir. Resulullah (s.a.v.) ‘’Allah düşmanlarınızın kalbinden size karşı duydukları korkuyu kaldıracak ve kalbinize vehn’i yerleştirecektir buyurdular. Orada bulunanlardan biri ‘’Ey Allah’ın Resulü (s.a.v.) vehn nedir? ‘’ Dünya sevgisi ve ölüme karşı isteksizliktir.’’ buyurdular. ( Hadis Ebu Davud ve Ahmed rivayet etmiştir.)









    💥 İslami Uyanış asla ölmeyecektir!




    💥 İslam alimlerine Çağrı!



    💥Tavsiyeler💥


    -‘’Biz Müslümanlar, İslam davetçileriyiz. Savaş yanlısı değiliz. Fakat kendimizi, vatanımızı ve kutsal değerlerimizi savunmak için ölümüne de savaşırız. Çünkü bu durumda savaşımız Allah (c.c.) yolunda olacaktır. Bu, iman ehlinin sonsuza dek değişmeyen tavrıdır. ‘’İman edenler Allah yolunda savaşırlar, kafir olanlar ise tağut yolunda savaşırlar.’’ ( Nisa, 4>)


    💥Tavsiyeler:


    1-Daha sonra İntifada ismini alan ‘Cami Devrimi’ tekrar canlandırılmalıdır.


    2-İsraille her türlü ‘normalleştirme’ fikri reddedilmelidir.


    3- İktisadi anlamda İsrail boykot edilmeli ve bu boykot etkin bir şekilde sürdürülmelidir.


    4- Araplar ve Müslümanlar aralarındaki anlaşmazlıkları sonlandırıp birbirlerine sağlam bir şekilde kenetlenmelidirler!


    5-Bize düşen; mücadelemizin İslâmî yönünü açıkça ilan etmektir.


    6-Kudüs’ü kurtarmak için uluslararası bir İslâmî Komite oluşturmalıyız.


    7-Mescid-i Aksa’yı Kurtarma Heyeti adında uluslararası bir heyet kurulmalı; heyetin görevi Kudüs Fonu altında tüm dünya Müslümanların -hatta tüm şerefli ve hür insanların- katkıda bulunabilmelerini sağlamak olmalıdır.


    -HAK, ER YA DA GEÇ GALİP GELECEKTİR.


    -Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: ‘’Müminlere yardım etmek Bizim üzerimizde bir haktır.’’ (Rum, 30')


    -Filistin için mücadele edebilmek direniş ile mümkündür..

    Evet DİRENEREK DİRİLMEK, HAKK OLAN DAVADA HER DEM DİRİ OLMAK.


    -Direnişin yanı sıra devamlı olan bir bilinçlenme faaliyeti yanlış algıları düzeltmek açısından önemli olacaktır.


    -Filistin Meselesi, yalnızca Filistinlerin ya da Arapların meselesi değildir. Hamas yapılanmasının ifade ettiği şekliyle ‘’Filistin İslâmî bir meseledir.’’ Tüm Müslümanların, Ümmetindir.
  • SATRANÇ/Ferda BETÜL ÇİFTÇİ/https://1000kitap.com/Ferdabetul
    Oyunun başında satranç tahtası her oyuncunun sağ alt tarafında beyaz (veya açık) renkli kare olacak şekilde ortaya konur.

    Satranç taşları daha sonra her seferinde aynı şekilde dizilir. İkinci satır (veya sıra) piyonlar ile doldurulur. Kaleler köşelere konur, daha sonra bunların hemen yanına atlar, ardından filler ve son olarak her zaman kendi eş rengine (beyaz üzerinde beyaz vezir, siyah üzerinde siyah vezir) konulacak olan vezir ve kalan kareye de şah yerleştirilir.

    Oyunun başında taşları yerleştirmek gerçekten kolay olacaktır.
    Tavsiye Edilen Aygıt -> Tahtadaki görüşünüz için idman yapın

    2. Adım. Satranç Taşlarının Yapabildikleri Hamleler
    6 çeşit taşın her biri farklı şekilde hareket eder. Taşlar diğer taşların olduğu karelerden geçemez (sadece atlar diğer taşların üzerinden atlayabilir) ve kendi taşlarının olduğu bir kareye asla yerleşemezler. Öte yandan taşlarınız, rakibin taşlarından birinin olduğu bir kareye yerleşerek, rakibin taşını oyun dışı bırakabilirler. Taşlar genellikle, daha sonraki hamlelerde rakibin taşlarını (rakip taşların bulundukları karelere yerleşip, onların yerini alarak) oyun dışı bırakabilecekleri karelere, kendi taşlarını rakibin oyun dışı bırakma tehditlerine karşı savunabilecekleri karelere, veya oyundaki önemli karelere hakim olabilecekleri karelere yerleştirilirler.
    Satrançta Şah Nasıl Hareket Eder
    Şah en önemli taştır, ama aynı zamanda en zayıf taşlardan biridir. Şah herhangi bir yönde - aşağı, yukarı, yanlara ve çapraz - sadece bir kare ilerleyebilir. Şah asla şah çekilmiş olacağı bir konuma (ele geçirileceği bir kareye) ilerleyemez. Şahın başka bir taş tarafından tehdit edilmesi "şah çekmek" olarak adlandırılır.

    Satrançta Vezir Nasıl Hareket Eder
    Vezir en güçlü taştır. Herhangi bir yönde doğrudan - ileri, geri, yanlara veya çapraz olarak - kendi taşlarından herhangi birisinin üzerinden geçmeden mümkün olduğunca ilerleyebilir. Tüm taşlar gibi eğer vezir de rakibin bir taşını ele geçirirse hamlesi sona erer. Beyaz vezirin siyah veziri nasıl ele geçirdiğine ve daha sonra siyah şahın nasıl hareket etmek zorunda kaldığına dikkat edin.

    Satrançta Kale Nasıl Hareket Eder
    Kale istediği kadar ilerleyebilir ancak sadece ileriye, geriye ve yanlara doğru. Kaleler birbirlerini korudukları ve birlikte çalıştıkları zaman özellikle güçlü olan taşlardır!

    Satrançta Fil Nasıl Hareket Eder
    Fil sadece çapraz yönde olmak kaydıyla istediği kadar ilerleyebilir. Her fil bir renk (açık veya koyu) üzerinde başlar ve her zaman bu renk üzerinde kalmalıdır. Filler birbirlerinin zayıflıklarını kapattıkları için birlikte iyi çalışırlar.

    Satrançta At Nasıl Hareket Eder
    Atlar diğer taşlardan çok farklı bir şekilde hareket ederler – tıpkı bir “L” harfi gibi bir yönde iki kare ve daha sonra 90 derecelik bir açıda bir kare daha giderler. Atlar aynı zamanda diğer taşların üzerinden hareket edebilen tek taştır.

    Satrançta Er Nasıl Hareket Eder
    Piyonlar sıradışıdır çünkü farklı şekilde hareket eder ve taş ele geçirirler: ileriye doğru hareket ederler ama rakip taşı çarpraz olarak ele geçirirler. Piyonlar ileriye doğru iki kare hareket edebilecekleri ilk hamleleri dışında bir seferde sadece ileriye doğru bir kare hareket edebilirler. Piyonlar sadece çarpraz olarak bir kare önlerinde bulunan bir taşı ele geçirebilirler. Hiçbir zaman geriye doğru hareket edemez veya taş ele geçiremezler. Bir piyonun hemen önünde başka bir taş varsa onu geçemez ya da ele geçiremez.

    Tavsiye Edilen Aygıt -> Solitaire Satranç (tüm taşlarınızı ele geçirin)

    3. Adım. Satrancın Özel Kurallarını Keşfedin
    Satrançta ilk bakışta çok mantıklı gözükmeyebilecek birkaç kural bulunmaktadır. Bu hamleler oyunu daha eğlenceli ve ilginç hale getirmek için oluşturulmuştur.
    Satrançta Erler Nasıl Terfi Ettirili
    Erlerin başka bir özel yeteneği de, bir erin tahtanın diğer tarafına ulaşması durumunda başka herhangi bir satranç taşına dönüşebilmesidir (erlerin terfi edebilmesi denir).

    Bir er herhangi bir taşa terfi ettirilebilir. Erlerin sadece daha önce ele geçirilmiş bir taşa terfi ettirilebileceklerine dair yaygın ama yanlış bir kanı oluşmuştur. Bu doğru DEĞİLDİR. Erler genellikle vezire terfi ettirilir. Sadece erler terfi ettirilebilir.

    Satrançta "Geçerken Alma" Nasıl Uygulanır
    Erlerle ilgili son kural Fransızcası "en passant", olarak ifade edilen, bizim "geçerken alma" olarak adlandırdığımız hamledir. Eğer bir er ilk hamlesinde iki kare ilerlerse ve bu şekilde rakip erlerden birinin yanına gelirse (diğer erin onu ele geçirme imkanından etkin bir şekilde kaçarsa) rakip er, yanına gelen eri geçerken ele geçirme hakkına sahip olur.

    Bu özel hamle ilk er hareket ettikten hemen sonra yapılmalıdır, aksi halde onu geçerken ele geçirme hakkı ortadan kalkar. Bu garip ama önemli kuralı daha iyi anlamak için aşağıdaki örneğin üzerine tıklayın.

    Satrançta Rok Nasıl Yapılır
    Satrançtaki diğer bir özel kural da rok atmak olarak adlandırılır. Bu hamle iki önemli şeyi tek hamlede yapmanızı sağlar: Şahınızı güvenli (olacağını umduğunuz) bir kareye yerleştirmek ve kaleyi köşesinden çıkarıp oyuna sokmak. Hamle sırası kendisinde olduğunda bir oyuncu şahını sağa veya sola doğru iki kare ilerletebilir ve ardından şahın ilerlediği taraftaki köşede bulunan kaleyi, şahın diğer tarafındaki en yakın kareye taşır. (Aşağıdaki örneğe bakınız). Bununla birlikte rok yapmak için şu şartların sağlanması gereklidir:
    bu, o şahla yapılan henüz ilk hamle olmalıdır
    bu, o kaleyle yapılan henüz ilk hamle olmalıdır
    rok için şah ve kale arasında hiçbir taş olmamalıdır
    Şah tehdit altında olamaz ya da tehdit altındaki kareden geçemez
    Bir tarafa doğru rok yaptığınızda şahın tahtanın kenarına diğer tarafa yapılan roka göre daha yakın olduğuna dikkat edin. Buna "kısa rok" yapmak denir. Vezirin oyuna başladığı kareye doğru rok yapmak için "uzun rok" yapmak tabiri kullanılır. Hangi tarafa rok yapılırsa yapılsın, rok sırasında şah her zaman sadece iki kare ilerler.


    4. Adım. Satrançta Kimin İlk Hamleyi Yaptığını Keşfedin
    İlk hamleyi daima beyaz taşlarla oynayan oyuncu yapar. Bu nedenle, oyuncular kimin beyaz olacağına genellikle yazı-tura atışı ya da bir oyuncunun diğer oyuncunun eline gizlenmiş taşın rengini tahmin etmesi gibi şansa bağlı bir yöntemle karar verirler. Taşların rengi belirlendikten sonra beyaz hamle yapar, daha sonra siyahın, ardından tekrar beyazın, ardından tekrar siyahın hamle yapması şeklinde aynı döngü oyunun sonuna kadar aynı şekilde devam eder. Daha önce saldırıya geçme imkanı tanıdığı için ilk hamleyi yapabilmek beyaza ufak da olsa bir avantaj sağlar.

    5. Adım. Bir Satranç Oyununun Nasıl Kazanıldığını Belirleyen Kuralları Gözden Geçirin
    Bir satranç oyununu bitirmenin birkaç yolu vardır: Şah mat, beraberlik, terk, zamandan kayıp...
    Satrançta Rakip Nasıl Mat Edilir
    Oyunun amacı rakibin şahını mat etmektir. Bu, rakibin şahının tehdit edildiği ve rakibin şahının bu tehditten kaçamadığı durumlarda gerçekleşir. Bir şahın tehditten kaçabilmesi için sadece üç yol vardır:
    Tehdit edilmeyen bir kareye oynamak (ancak rok yapamaz!),
    başka bir taşı araya koyarak tehditi engellemek
    veya şahı tehdit eden taşı ele geçirmek.
    Eğer bir şah, mattan kaçamazsa oyun biter. Satranç geleneklerine göre bu durumda rakip şah ele geçirilmez veya tahtadan çıkarılmaz, sadece oyunun bittiği ilan edilir.

    "Aptal Matı" Örneği
    Bir Satranç Oyunu Nasıl Berabere Biter
    Bazen satranç oyunları bir kazanan olmadan yani beraberlikle sonuçlanır. Bir satranç oyununun beraberlikle sonuçlanması için 5 neden vardır:
    Hamle sırası kendisinde olan oyuncunun şahının tehdit altında OLMADIĞI fakat başka bir geçerli hamlesinin de bulunmadığı durumda, pozisyon çıkmaza girer ve pat olur

    Vc7 hamlesiyle siyaha yapılan bir tehdit yok ve siyahın yapabileceği herhangi bir hamle de yok. Oyun pat sebebiyle berabere ilan edilir.
    Oyuncular basitçe bir beraberlikte anlaşabilir ve oynamayı bırakabilirler
    Bir şah mata zorlamak için tahtada yeterli taş yok (örnek: bir şah ve bir file karşı bir şah)
    Tahtada tam olarak aynı pozisyon üç kez tekrarlanırsa (arka arkaya olması zorunlu değildir) bir oyuncu beraberlik ilan eder
    Hiçbir oyuncunun bir piyon hamlesi yapmadığı ya da bir taş almadığı ardışık elli hamle oynandı

    6. Adım. Temel Satranç Stratejilerine Çalışın
    Her satranç oyuncusunun bilmesi gereken dört basit şey vardır:
    Şahınızı Koruyun
    Tahtanın köşeleri genelde daha güvenli olduğu için şahınızı tahtanın köşelerine doğru götürün. Rok atmayı geciktirmeyin. Genellikle mümkün olduğunca çabuk rok yapmalısınız. Unutmayın, eğer önce siz mat olursanız, rakibinizi mat etmeye ne kadar yaklaşmış olduğunuzun hiçbir önemi kalmaz!
    Taşlarınızı Karşılıksız Olarak Rakibinize Bırakmayın
    Taşlarınızı dikkatsizce kaybetmeyin! Her taş değerlidir ve rakibi mat edecek taşlar olmadan bir maçı kazanamazsınız. Her satranç taşının nispi değerini takip etmek için çoğu oyuncunun kullandığı basit bir sistem vardır. Satranç taşlarının değeri nedir?
    Bir piyon 1 puan değerindedir
    Bir at 3 puan değerindedir
    Bir fil 3 puan değerindedir
    Bir kale 5 puan değerindedir
    Bir vezir 9 puan değerindedir
    Şah sonsuz değerlidir
    Oyunun sonunda bu puanların hiçbir önemi yoktur – bu sadece oynarken karar verebilmek için kullanabileceğiniz, ne zaman bir taşı alacağınıza, ne zaman rakibinizle taş değiş tokuşu yapacağınıza veya başka hamleler yapacağınıza karar vermenize yardım eden bir sistemdir.

    Satranç Tahtasının Merkezini Kontrol Edin
    Taşlarınız ve piyonlarınızla tahtanın merkezine hakim olmaya çalışmalısınız. Merkeze hakim olursanız taşlarınızı oynatmak için daha çok yer bulur ve rakibinizin taşları için iyi kareler bulmasını zorlaştırırsınız. Yukarıdaki örnekte beyaz merkeze hakim olmak için iyi hamleler yaparken siyah kötü hamleler yapmaktadır.
    Tüm Satranç Taşlarınızı Kullanın
    Yukarıdaki örnekte beyaz tüm taşlarını oyuna soktu! Tahtanın ilk sırasında dururken taşlarınız size hiçbir fayda sağlamaz. Taşlarınızın tümünü geliştirmeye çalışın ki rakip şaha saldıracağınız zaman kullanabileceğiniz daha çok taş olsun. Saldırmak için bir veya iki taş kullanmak güçlü bir rakibe karşı işe yaramaz.

    7. Adım. Bolca Oyun Oynarak Alıştırma Yapın
    Satrançta kendinizi geliştirmek için yapabileceğiniz en önemli şey bolca satranç oynamaktır! Kendinizi geliştirmek için sürekli oyun oynamanız gerektiği için evde arkadaşlarınızla, ailenizle oynamanız veya çevrimiçi rakiplerle oynamanız arasında gerçekten de çok bir fark yoktur. Ama artık çevrimiçi satranç oyunları bulmak çok kolay!

    Satranç Türevleri Nasıl Oynanır
    Çoğu insan satrancı standart kurallarla oynamayı severken, bazıları da kuralları değiştirilmiş şekilde satranç oynamayı sever. Bu tür oyunlara "satranç türevleri" diyoruz. Her türev oyunun kendine özgü kuralları vardır.
    Satranç960: Satranç960'da (Fischer Rastgele), taşların başlangıç konumu rastgele belirlenir. Erler başlangıçtaki normal konumlarını korurlar ama taşların geri kalanı rastgele düzenlenir.
    Merkezin Şahı: Bu türde, amaç şahı tahtanın merkezine ya da başka bir tabirle "tepenin üstüne" ulaştırmaktır.
    Baby Chess: Bu türdeki oyunlar çiftler halinde oynanır. Bir oyuncu rakibinin taşlarını aldığında, takım arkadaşı olarak oynayan oyuncu bu alınan taşı kullanabilir. Örnek vermek gerekirse: Ben beyazlarla oynarken takım arkadaşım olarak yan masada siyahlarla oynayan oyuncu rakibinin beyaz atını aldığında, sıra bana geçtiğinde tahtanın boş olan herhangi bir yerine koyabileceğim beyaz bir atım olacaktır. Bunu gelecekteki hamlelerimin herhangi birinde yapabilirim.
    Çılgın Satranç: Rakibinizden aldığınız taşları kullanmanıza izin verdiği için çok heyecan verici bir türdür. Buna göre, beyazlarla oynarken, siyahlarla oynayan rakibimden siyah bir er alırsam, bu er tahtaya koyup benim ordumda kullanabileceğim beyaz bir ere dönüşecektir. Bu yeni taşımı gelecekteki herhangi bir hamlemde kullanabilirim.
    3-Şah: Bu türde, rakibin şahını üç defa tehdit eden ilk oyuncu oyunu kazanır.

    Müthiş satranç türevleriyle satrancın keyfini çıkarın.
    Tavsiye Edilen Makale -> 5 Müthiş Satranç Türevi

    Satranç960 Nasıl Oynanır
    Mümkün olan satranç960 konumdan rastgele birine göre dizilen arka sıradaki taşlar hariç, standart satrancın tüm kuralları Satranç 960 için de geçerlidir. Standart satrançtaki gibi rok atılır ve rok atıldıktan sonra Şah ve Kale gene rok sonrası karelerine yerleşirler (g1 ve f1, veya c1 e d1). 960 aynen standart satranç gibi oynanır, farkıysa başlangıçta daha fazla çeşitlilik olmasıdır.

    Tavsiye Edilen Araç -> Bilgisayara Karşı Satranç960 Oynayın
    Tavsiye Edilen Araç -> Arkadaşlarınızla Satranç960 Oynayın

    Turnuva Kurallarıyla Satranç Nasıl
    Pek çok turnuva benzer bazı genel kurallar uygular. Bu kurallar evde ya da çevrimiçi satranç oynarken geçerli olmak zorunda değildir ama kuralları uygulayarak çalışmayı faydalı bulabilirsiniz.
    Dokunduğun Taşla Oynamak - Eğer bir oyuncu taşlardan birine dokunursa ve dokunduğu taşla yapabileceği geçerli bir hamlesi varsa, oyuncu bu taşla oynamak zorundadır. Eğer oyuncu rakibinin bir taşına dokunursa bu taşı almak zorundadır. Tahtadaki bir taşa sadece düzeltme amacıyla dokunacak bir oyuncu önce "düzeltiyorum" diyerek rakibine amacını bildirmelidir.
    Satranç Saatleri ve Süreölçerler - Çoğu turnuvada her hamlede değil, her oyunun tamamında harcanan zamanı düzenlemek için satranç saatleri kullanılır. Bütün oyun için her oyuncuya eşit süre verilir ve oyuncular bu süreyi nasıl kullanacaklarına kendileri karar verirler. Bir oyuncu hamle yapınca rakibin saatini çalıştırmak için bir düğmeye basar veya bir kolu ittirir. Bir oyuncunun süresi biter ve rakibi sürenin bittiğini bildirirse, süresi biten oyuncu oyunu kaybeder (bu durumda rakip şah mat etmek için yeterli taşa sahip değilse maç beraberlikle sonuçlanır).
    KAYNAK;https://www.chess.com/tr/satranc-nasil-oynanir