Tutunamayan Bir Mühendis

Tutunamayan Bir Mühendis
Sinefil ve Bibliyofil
Benim de...
Öyle büyük umutlarım olmadı benim, büyük düşlerim, özlemlerim, büyük beklentilerim olmadı. Koşullarım beni oluşturdu ben acılarımı buldum. Herkes gibi yaşasaydım eğer, yaşamı onlar gibi görebilseydim çarşılar yeterdi avutmaya beni. Bir gömlek, bir ayakkabı, bir elbise; bir yemek lokantalarda; televizyon, halı, masa ve daha nice eşya yeterdi yalnızlığı örtmeye, kendimi göstermeye, varolmaya, 'dar çevre yitikleri'nde önem kazanmaya...
Yalnızlık...
Uzun zaman önce İngilizce'deki alone (yalnızlık) sözcüğü, ayrı iki kelime olarak ele alınırdı: All one (hep bir). All one olmak, temelli ya da geçici olarak tamamen bir bütün olmak, birlik içinde olmak demektir. Yalnızlığın amacı tam olarak budur, hep bir olmaktır. Yalnızlık, bazılarının inandığı gibi bir enerjisizlik ya da eylemsizlik hali değildir, tersine, ruhun vahşi erzaklardan alarak bize ilettiği bir nimettir. Hekim-şifacıların, dindarların ve mistiklerin gösterdiği gibi, eski zamanlarda bir amaç taşıyan yalnızlık hali, hem rahatlatıcı hem de koruyucuydu. Yorgunluğu gidermek ve bıkkınlığı önlemek için kullanılırdı. Kehanet amacıyla da kullanılırdı, günlük koşuşturmacası içinde aksi halde duyulması olanaksız olan ve öğüt ya da rehberlik istenilen iç benliği dinlemenin yoluydu.
Sayfa 323·Kitabı okuyor
Geri dönüş ihtiyacımız çoğaldıkça sesi yükselen bu doğal “eve dön“ sinyali için Tanrı’ya şükürler olsun. Her şey -olumlu ya da olumsuz anlamda – “çok fazla“ olmaya başladıkça, sinyal de çoğalır. Dur durak bilmeyen uyumsuzluklar kadar, çok fazla olumlu uyaran olduğu zaman da, eve gitmenin vakti gelmiş olabilir. Belki de bir şey üzerinde çok yoğunlaştık. Belki de bir şeyle çok fazla yıprandık. Belki çok sevildik, belki az sevildik, belki çok çalıştık, belki az çalıştık.. Tüm bunların bedeli ağırdır. “Çok fazla“ karşısında giderek kururuz, kalplerimiz yorulur, enerjilerimiz boşalmaya başlar ve –neredeyse hiçbir zaman “bir şeyden“ başka bir ad veremediğimiz bir şeye- içimizde giderek gizemli bir özlem yükselir, yükselir ve derken Yaşlı Olan bizi çağırır.
Sayfa 307·Kitabı okuyor
En azından daha bilinçli bir hale gelene kadar hepimiz birleşmenin bu evresinden geçeriz. Hepimiz yüzerek kayalıklara çıkarız, dans ederiz ve dikkat etmeyiz. İşte o zaman psişenin daha düzenbaz yüzü aşağı iner ve yolun bir yerinde ansızın peşine düşsek de artık neyin bize ait olduğunu, bizim neye ait olduğumuzu bulamayız. O zaman ruh hisimiz esrarengiz bir şekilde kaybolur, dahası, kendine saklanacak bir yer bulur. Böylece kısmen sersemlemiş olarak gezinir dururuz. Sersemlemiş bir haldeyken seçim yapmak iyi değildir ama biz yaparız. Kötü seçimlerin çeşitli şekillerde olduğunu biliyoruz. Bir kadın çok erken evlenir. Bir başkası çok küçükken gebe kalır. Diğeri kötü bir eşle birlikte yaşar. Bir diğeri” bir şeylere sahip olmak” için sanatından vazgeçer. Öbürü bir takım yanılsamalarla baştan çıkarılmıştır, diğeri vaatlerle, bir başkası çok fazla” iyi olmak” ve yeterince ruhsal olmamakla, yine bir başkası çok fazla havalarda uçup ayaklarının yere basmamasıyla… ve kadınların ruh derilerinin üzerlerine tam olarak oturmamasının nedeni seçimlerinin çok yanlış olması değil daha ziyade çok uzun süre ruh evinden uzakta kalıp kurmaları ve bırakın başkalarını, kendilerini bile hiçbir yararlarının dokunmamasıdır.
Sayfa 298·Kitabı okuyor
Biz daha huzurlu bir hayat alanını yitirince, bunu geleneksel olarak tatille telafi ediyoruz. İnsan, tatilin kendisine zevk vermesini beklese de, çoğu zaman durum hiç de böyle olmuyor. Omuz ve sırt kaslarımı­zın gerilerek ağrımasına neden olan işlerimizi bir parça da olsa azalt­mak, gündelik uyumsuzluğumuzu telafi edebilir. Evet, tatilin yararlan mutlaka vardır, ama RuhBenlik psişe için, barınakla aynı önemi taşımaz. “Mola” ya da “ara verme,” eve geri dönüşle aynı şey değildir. Dinginlik, yalnızlıkla aynı şey değildir.
Sayfa 296·Kitabı okuyor