Vaktiyle kralın biri çok ihtişamlı bir tapınak yaptırmak ister Tanrı adına. Yaptırır da, hiç bir masraftan, hiç bir emekten kaçınmaz. Dünyanın her yerinden mimarlar, taş ustaları, heykeltraşlar getirtilir. Sonuç muazzam. Lâkin rüyasında kral, Tanrı’nın bu tapınağın açılışına gelemeyeceği söyleyen bir melek görür çünkü Tanrı başka bir tapınağa daha davetlidir. Kral sukutuhayale uğrar, yalnız içini bir merak da alır. Nerededir bu tapınak? Kim yaptırmıştır kendisinden daha görkemli bir tapınağı? Tebdili kıyafet yollara düşer.
Gel zaman git zaman yolu bir köye düşer, köylüler krala haber verirler, “Bir bilge var köyün dışında yaşayan, adı Pulsalar, yıllardır Tanrı’ya bir tapınak yaptığını söyler durur, görmedik bilmedik ama kesin onundur”, diyerek kralı tanımadan bilgeye yönlendirirler. Kral bilgeyi gözleri kapalı dua ederken bulur, Tanrı burada bir tapınağın açılışına davetliymiş deyince, bilgenin gözünden yaşlar süzülür: “Yıllardır, zihnimde ona en güzle tapınağı yaptım, taşları tek tek yonttum, mermeleri cilaladım, çiçekler ektim. Ne mutlu Tanrı bana, bu tapınağı kabul ettiğini sizin vasıtanızla bildirdi.”
Kral’ın gözleri yaşlarla dolar, “Elbette Tanrı benim gururla kibirle yapılmış tapınağıma değil, gönülden yapılmış bu tapınağa gelecekti” diyerek sarayına geri döner.
Dağdaki Derenin Sesini Duyabiliyor Musun?
Bir Zen ustası bir grup öğrencisiyle dağ yolunda yürüyüşe çıkar. Yürüyüş bitip yemeğe oturduklarında Zen gizeminin anahtarını henüz keşfedememiş genç rahip sessizliği bozar: “Usta, Zen olan bilinç durumuna nasıl girebilirim?”
Usta cevap vermez, nerdeyse dakikalar geçer. Sabırsızlanan öğrenciyi tam başka soruya geçecekken usta ani bir hareketle durdurup, işaret parmağını havaya kaldırır: “Dağdaki derenin sesini duyabiliyor musun?”
Öğrenci böyle bir derenin