• ‪Aslında, yabanıl toplumda ne tekeşli ne de çokeşli evlilik yoktu. Bir erkek nasıl ki, eşinin cinsel etkinliklerini denetleyemezse, bir kadın da erkeğin etkinliklerine kısıtlamalar koyamazdı. ‬
  • 256 syf.
    ·Beğendi·10/10
    İlk kitap kadının doğadaki işlevleri, ilişkileri, davranışları ve üretim sürecine yönelikti. Anaerkil toplumun gerileme sürecini ise bu kitap anlatıyor.
    Kadın medeniyetin kurucusu cins olarak ve üretimi başlatan cins olarak ataerkilliğe geçişte nasıl geriledi?
    Ataerkillik sürecini başlatan koşullara bakmamız gerekiyor bunun için. Anaerkilliğin çöküşündeki en önemli etkenlerden biri evliliğin doğuşu. Başlangıçta anayanlı klan yapısı içinde analar tarafından ortaya atılmasına karşın sonunda anaerkilliği yıpratmıştır. Evliliğin ilk biçimi anayerli idi. Koca kendi klanından ayrılır karısının klanına yerleşirdi. Karısının topluluğunda bir konuk gibidir yabancıdır. Akrabalık yine önceki dönemler gibi anasoyuna bağlıdır. Erkeğin karısının klanında karısının erkek kardeşiyle sorunları vardı. Karısının erkek kardeşinin isteklerini yerine getirememek evliliği bitirmek için bir gerekçe gibiydi. Dayı bir yetki sahibiydi de denebilir. Evlilik erkeğin yaşamında derin bir bölünme yaratıyordu. Evlilikle anayanlılık arasında giderek bir karşıtlık doğuyordu ve klandaki kız kardeş ve erkek kardeş bireyselleşmesine doğru yol alıyordu. Evlenerek bir araya gelmiş karı koca çiftine karşı yeni bir karşı kurum doğuyordu. Aralardan çeliski bulunan bu iki birlik anaerkil yapıdaki değişikliklerin habercisi idi. Ana ailesindeki dayının çocukların bakımında rol oynaması erkeğin öne çıkmasında etkenlerden biri. Ayrı yaşayan ailelerde çapraz evliliklerin doğuşu da bir etken. Babayerli evliliklerin başlangıcı da bir etken. Evlilikle anaerkillik arasındaki çelişki baba ailesiyle kardeşerkillik arasındaki çelişki halini aldı. Böylece adım adım ataerkilliğe geçişin zemini doğmuş oldu. Baba çocuk üzerinde hak talep etmeye başladı. Bir kurum olarak babalık kadınla erkek arasındaki cinsel ilişkiden başlamıyor, erkeğin karısının çocuğu için yaptığı anasal işlevlerle kendini gösteriyor. Erkek lohusalığı denen bir kuttörenle bu hak ina veriliyor. Kocalığa hak kazanmış kişi için bir erginleme töreni bu. Baba ikinci anne sayılıyor. Babanın kız kardeşi kişiliği yani babayanlı akrabalık dizgesi ana ailesi içinde doğuyor. Babanın kız kardeşi dişi baba olarak da görülüyor. Bu rol önem kazanınca yavaş yavaş ana ailesi geriliyor. Babalığın doğmasıyla ana ailesi büyüyor.
    Aileyle ve ondan sonra gelen özel mülkiyet arasında sıkı bir ilişki var. Tek-baba ailesini gerçekleştirmek ve bölünmüş ana ailesini ortadan kaldırmak için duyulan gereksinim özel mülkiyete giden yolu açmıştır. Ataerkil toplum tabi aile özel mülkiyet ve devlet temelleri üzerine kurulmuştur. Kadınlar saygınlık ve etkinliklerine barbarlığın tarımla başlayan ilk evredinde eriştiler aile olmasına rağmen. Tanrıça ve bereket tanrıçası gibi söylemler de bu dönemde görülüyor. Kadınların düşüşünün temeli ise özel mülkiyetin evriminde gizli. Köleliğin ortaya çıkmasıyla bu düşüş pekişiyor ve kadınlar üretici yaşamdan bireysel evlere kapatılıyorlar yavaş yavaş. Elbette bu süreç kendi diyalektiği içinde bir sürü dinamiği kapsıyor ve uzun bir süreç. Başka bir sürü etken de var bunu hazırlayan. Neticede kadınlar üretici yaşamdan çekilip anasoylu aileden koparılıp eve kapatıldılar.
  • Evlilik Sonrası Erkeğin Evrimi :))
    6. HAFTA DA
    - seni seviyorum
    - aşkım, ben geldim
    - zahmet etme, ben açarım
    - bu yüzüğü inşallah seversin
    - hangi filmi görmek istersin?
    - ben pek bu fikirde değilim
    - bir şey içer misin?
    - bu elbise sana çok yakışmış
    - özür dileyecek bir şey yapmadın ki

    6. AY DA
    - Tabiki , seni seviyorum
    - Selam
    - Ben açayım mı kapıyı?
    - Seni arıyorlar
    - Dikkat etsene yahu
    - bu konuda yanlış düşünüyorsun
    - Bu akşam ne yiyoruz?
    - Bir elbise daha mı aldın?
    - Biraz dikkat etsene be kızım

    6. YIL DA

    - Seni sevmesem çoktan çeker giderdim
    - yahu şu kapıya baksanıza!
    - Telefooooonn!
    - Niye evin suyumu çıktı?
    - Şu parayla kendine birşeyler al
    - Ammada sakarsın be kadın!
    - Saçma sapan konuşma Alla'sen
    - Gene mi makarna!
    - Gene buz koymayı unutmuşsun
    - Kaç para verdin buna?
    - Hay senin eline....
  • 6. HAFTA DA
    - seni seviyorum
    - aşkım, ben geldim
    - zahmet etme, ben açarım
    - bu yüzüğü inşallah seversin
    - hangi filmi görmek istersin?
    - ben pek bu fikirde değilim
    - bir şey içer misin?
    - bu elbise sana çok yakışmış
    - özür dileyecek bir şey yapmadın ki

    6. AY DA
    - Tabiki , seni seviyorum
    - Selam
    - Ben açayım mı kapıyı?
    - Seni arıyorlar
    - Dikkat etsene yahu
    - bu konuda yanlış düşünüyorsun
    - Bu akşam ne yiyoruz?
    - Bir elbise daha mı aldın?
    - Biraz dikkat etsene be kızım

    6. YIL DA

    - Seni sevmesem çoktan çeker giderdim
    - yahu şu kapıya baksanıza!
    - Telefooooonn!
    - Niye evin suyumu çıktı?
    - Şu parayla kendine birşeyler al
    - Ammada sakarsın be kadın!
    - Saçma sapan konuşma Alla'sen
    - Gene mi makarna!
    - Gene buz koymayı unutmuşsun
    - Kaç para verdin buna?
    - Hay senin eline....
  • 417 syf.
    Bu kitabı Taksim’de sahaflık yapan emekli, yaşlı bir edebiyat öğretmeninden satın almıştım. Hatta oturup birer çay içip Beauvoir'in Sartre ile ilişkisi üzerine konuşmuştuk. Kitap, Payel Yayınları'nın ilk baskılarından. Aralık 1971’de basılmış.(İkinci baskı) Her şeyden önce anlamak ve anlaşılmak için kadınların okumasının gerekliliği kadar erkeklerin de okuması gereken bir kitap. Okumadan önce kemikleşmiş yargılardan olduğu kadar uzaklaşmak, daha sağlıklı bir okuma yapmanızı sağlar, çünkü Beauvoir yaptığı tahlillerle beraber çoğu yerde eleştiriye başvurmuş. Feminizm, kadını erkekten üst tutma çabası, karşı cins düşmanlığı değil; toplum ve sistem eleştirisidir. Kadının üzerinden kaldırılacak olan prangaların, sömürünün bir yerde erkeği de aynı duruma düşürdüğünü gösteren bir düşüncedir. Amacı karşı cinsleri yarıştırmak ya da ayrıştırmak değildir, Beauvoir çoğu yerde buna değinir. Tabi kitaba belirli yerlerden, belirli konularda eleştiriler de getirilmiştir. O yüzden tavsiyem; genel olarak öncelikle bir görüşü iyi öğrenmenin, anlamanın yanında, görüşün eleştirilerini de okumanız. Bu mukayese ile daha objektif bir perspektif kazanılabilir. Kitabın bazı yerleri sıkıcı gelebilir size lakin ben neredeyse yarısının altını çizdim. Dikkatle okunması gereken bir kitap, ki çıkarılacak notların da bilincin taze kalması için tekrarlanması gerek. Simone de Beauvoir’nın yazdığı Kadın (Le Deuxieme Sexe - İkinci Cins) üçlemesinin ilk kitabı.(1. Genç Kızlık Çağı, 2. Evlilik Çağı, 3. Bağımsızlığa Doğru) Dönemin Fransa’sında yazılan bu kitap iki yılda doksan yedi kere basılarak rekor kırmıştır. Kitap sadece ‘’kadının’’ tarihine bir bakış açısı değil aynı zamanda toplumsal ve ekonomi politik açısından tarihi incelemesi bakımından da değerli bir eser. Kadının nasıl nesneleştirildiğini, nasıl öteki varlık haline getirildiğini, sesinin neden bu kadar az çıktığını, toplumdaki yerinin (Erkeklere çıkar sağlayan kutsallaştırılmalar dışında; bkz. Ana olgusu) neden bu kadar pasif ve aşağıda olduğunu ve bunun nedenlerini tarihsel süreçte kronolojik olarak işlemiş. Bu incelemeyi yaparken de biyolojik verilerden, ruhçözümsel görüşlerden ve tarihsel maddeciliğin görüşlerinden yararlanmış ve hatta bazen bunlara eleştiri getirmiştir. Doğumdan itibaren kız, erkekten farklı muameleye tabi tutulmuştur. Bunun nedeni açık olarak toplumsal yapı, töreleri din ve ekonomik sistemdir. Bunların oluşumunu ve günümüze kadar geçirdikleri evrimi inceler Beauvoir. Kadının kurtuluşunun yahut öz haline gelebilmesinin yolunun da toplumsal ve ekonomik devrimler olmadan gerçekleşemeyeceğini savunur. Bu yüzden, yaşamında hayat arkadaşı Jean-Paul Sartre’la birlikte Marksizm ile yakından ilgilenmişlerdir. Lakin marksizmin ve bazı komünistlerin öncelikli olarak ‘’sınıfsal çatışmayı’’ ele aldıklarını ‘’kadın’’ sorununu ikincil pozisyona koyduklarını söyler. Bir diğer yandan hayatı boyunca sol görüşlü olduğunu lakin bu iki mücadelenin birlikte götürülmesi gerektiğini savunur. Kitapta farklı açılardan birçok toplum eleştirisi yapılmıştır. Sözgelimi evlilik kurumu, iş bölümü, roller, statüler… kitabın birçok bölümünde eleştirilmiştir. "Erkeklerin kadınlar üzerine yazdıklarına kuşkuyla bakılmalıdır, çünkü onlar hem yargıç, hem davacıdırlar." der Beauvoir. Tarihsel süreçte kadın eve mahkum edilmiştir. Lakin toplum kadının bu pasifliğini asillik olarak göstererek kadına –işine yaramayan- unvanlar vermiştir. ‘’Erkek, belli bir uğraşısı yok diye karısının değerinden bir şey yitirmediğini öne sürer: "Ev işi de aynı derecede soyludur falan filan", der. Ama ilk kavgada avazı çıktığı kadar bağırır; "Bıraksam, kendini bile geçindiremezsin." diye bağırır eve hapsedilmiş kadına. Aynı şekilde kadının erkekten aşağı olduğunu, becerisinin erkek kadar gelişmediğini söyleyenlere karşılık; "Kadını götürüp mutfağa ya da süslenme odasına kapatıyor, sonra da ufkunun darlığına şaşıyoruz; kanatlarını kesiyoruz, sonra uçamıyor diye yakınıyoruz." diye cevap verir. Bu düşüncede erkeğin hedef tahtasına oturtmuş gibi görülmesi çok yüzeysel ve yanlıştır. Burada hedef tahtasına oturtulan ataerkilliktir, normlardır, gelenekler ve toplumsal yapıdır. Beauvoir şöyle der; ‘’Toplum içerisinde tam bir iktisadi eşitlik sağlanmadıkça, töreler kadının eş ya da oynaş olarak, birtakım erkeklerin elindeki ayrıcalıklardan yararlanmasına izin verdikçe, genç kızın zihnindeki edilginlik içinde elde edilen başarı düşü yaşamaya devam edecek, kendi kendini bütünlemesini köstekleyecektir’’. Erkek doğuştan beri aktiftir ve kadına oranla çok daha özgürdür. Bu özgürlüğü beşeri normlar sağlar. Toplum, ahlakı kadına karşı bir kalıplaştırma, ötekileştirme olarak kullanır. Bunun sonucunda kadın varoluşunu olumlayacak bir davranışta bulunamaz hatta bunun imkanını dahi eline geçiremez. Beauvoir kitapta, kadının çocukluk çağını, genç kızlık çağını, cinsel yaşama girişini ve ‘’sevici’’ kadını ayrı ayrı bölümlerle derinlemesine anlatmıştır. Efsanelere ve tarihsel sürece de değinmiştir. Kitap feminizmin ve kadının tahlilini çok başarılı bir şekilde yapar ve eleştirir de. Beauvoir’e göre erkeğin de tam anlamıyla kurtuluşu kadının kurtulmasıyla olur. Lakin bu ikisi içinde bilinç ve mücadele işidir. Temelin özeti, Simone de Beauvoir’in tek bir sözü ile yapılabilir; ‘’Kadın doğulmaz, kadın olunur.’’
  • Oyundaki bu karakter gibi babam da kendi seçtiği hayata küskündü. Babam da bir mesleği, bir evi, bir karısı ve çocukları olduğu gerçeğiyle baş edememişti. Sanırım çoğu erkek, bir aile sahibi olduğunu kavrayamıyor. Erkeklerin ıstırabı, bir kadını sevmeleriyle başlıyor. Bu ıstırap akıllarına bir nebze yatıyor çünkü onlara haz veriyor ve tatmin de ediyor. Daha sonra erkekler sevdikleri kadınla evleniyorlar. O kadar kolay olmasa da bunu da hâlâ anlayabiliyorlar. Sonra kadın iki ya da ikiden fazla çocuk doğuruyor. Erkekler bu süreçten sonrasını artık anlayamıyorlar. Zira şimdi sofraya dört, beş kişi oturuluyor, kalabalık akşam yemekleri yeniyor. Çocukların bir süre sonra onlara baba demesini yadırgıyor erkekler. Sonra karılarını suçlamaya, çocuklarını korkutmaya başlıyorlar. Tiyatro oyununun kahramanı giderek daha çok konuşuyor, giderek daha çok içiyor ve ailesini giderek daha az anlıyor.