• 160 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    En çok canımız dediklerimiz, çok sevdiklerimiz yaralar bizi değil mi ? Halbuki beklemeyiz böyle bir şey, toz konduramayız, yakıştıramayız... Hayat bu ya senin de sınavın çok sevdiğin, değer verdiğin, ağabeyim dediğin, kan bağın ile sınanmaktır.. 2 erkek kardeşin birbirleriyle sınandığı daha sonrasın da birinin Allah yolunda ilerleyip, diğerinin sapkınlık, dolandırıcılık yaptığı ve yolunu kaybetmesinin anlatıldığı bir kitap... Ve her ne olmuş olursa olsun niyetini iyi tut yolun Allah olsun...
  • 176 syf.
    ·Puan vermedi
    Gecenin bu saati neyin kavgasıydı bu. Sabahı bekleyemez miydi? Tezhip için edindiğim ince uçlu siyah kalemimi ,düşmana saldırmaya hazır asker edasıyla , bu saatte beni masaya oturtan ve hiç susmayan sese mağlup oluşuma kızgın, defterimi yırtarcasına elime aldım ve aklıma ne geliyorsa karalamaya başladım.Sahi saat kaç? 1'i 34 geçiyor. 2'ye 26 var. Hangisini yazmalıydı? Geçmek mi iyi varmak mı diyeceğim olmuyor. Sahi ,bu kelimeyi de kullanışım.Neden kalmak demiyoruz 34 geçmek 26 kalmak .Geçmek ve varmak. Ah şu aptal küçük şeylere takılma takıntım. Her neyse beni uyutmayan neydi Sebastian ve Sabahattin kavgası. Kıymetimi bilin sevgililerim. Sizin için ardımda sıcacık battaniyemi bıraktım ve bir genç kadının tombul yanaklara kadar yumuşak yatağımdan kalkıp bu satırları karalıyorum.Sırf kavganız bitsin diye. Kendimi düğün gecesi yakalanmış ve zorla zaptedilmiş asker kaçağı gibi hissediyorum. Gözü yaşlı sevgilim bana kavuşmak için sabahlardan beridir bekleyen, tavşan tüyünden yumuşak, kollarını Avşar kızlarının beliklerinin belinden aşağısı salınması misali iki yana açmış, koynuna beni almaya hazır, kuş tasvirleriyle bezeli battaniyem , nerede hata yaptım der gibi bakıyor ardımdan. Şu kitabı elime almış olmasaydım, hangi kadınla yasak meyvenin kaçıncı ısırışındaydım Tanrı bilir. Şimdi ise aklıma bir çingene delikanlı ile değirmencinin kızında.Ne büyük aptallık!! Kavuşamayan kırlangıç aşıklar da cabası. O değil de kitabı da yarıda bıraktım, uyku da tutmadı .Yazıyorum işte! Yine aşık oldum galiba, galiba değil kesin. Yine ölü(!) ve kötü (!)bir adama.ya Ahh acaba ölü sevicilikte kaçıncı seviye!? Temuçin, Yakup Cemil, Sebahattin ve II. Sabahattin .Ha bir de roman karakterleri var. Onlara aşık olabilme manyaklıgına henüz bir isim konuladuysa da bilmiyorum. Biricik aşkım Sebastian...
    Yeni bir aşka yelken açacağımdan habersiz şişeden alınan ilk yudumla sarhoş olanların yahut afyonu yeni patlamış afyoncu heyecanıyla kendimi biraz uyuşturmak ,hayali alemlerde az takılmak için elimi kitaplağa attım ki ( bu işe biraz heyecan katmak peşindeyim hep)Fantezi(!) olsun sırf diye gözlerimi kapattım ve bir tane çektim .Sabahattin Ali /Değirmen. İlk öykünün sonunda kafesi açılmış kuş misali kalbim göğüs kafesinden uçuverdi ve biz ardından bakakaldık. Yanaklarımda çocukluk aşkımı aldatmanın verdiği utançla Michael Ende'ye bir kaçamak bakış attım. Adamım öyküm bitmiyor ama aşkın bitebiliyormuş. Sebastian'ın boynu bükük , tılsımlı kolyesi avucunda, hayal kırıklığıyla baktığını gördüm,harf denizlerinin arasından.... Heyhat! Kalbim avucumdan çıkmıştı. Ortamı gerginliğini kirpik uçlarımda hissedebiliyordum.
    Sebastian dedim.Sebastian.. Biliyorsun hep ilkaşkım olarak kalacaksın. Sebastian, bilmiş bir sırıtışla, hiç oralı olmayaraktan çömeldiği yerden kalktı. Kitap dükkanındaki amca ile dertleşmeye gideceğini umdum. Tılsımlı kolyesini geride bırakmıştı .Yataktan fırlayıp kolyeyi boynuma geçirmeyi düşündüm.. Hop! Bir çocuğun yönettiği imparatorluğa ışınlan... Değirmencinin kızının olmayan kolu tarafından tutulduğunu hissettim. Taa 1929'dan seslenen bir kızcağız.Kızcağız(!) Asıl acınacak halde olan kendimken.Atmaca gibi bir aşığa sahip olan kadından kızcağız diye bahsetmek.Ne hadsizlik ama!
    Fakat sevgili bir vücutta bulunmayan bir şeyi kendisinde taşımaya tahammül etmeyerek onu koparıp atabilmek işte adaşım ,yalnız bu sevmektir!
    Dedim..Evren de benim kadar duygulanmış olmalı ki gözlerini kapattı ve bir anda heryer karardı. Yoo dostlar akşam olmadı zaten gecenin koynundayız. Sadece ışıklar gitti ve bu biçare aşık çığlık çığlığa kalmış olabilir biraz. Gayet normal çünkü kitaptan okuduğu son hikaye Birdenbire Sönen Kandilin Hikayesi
    Hikayenin adına baktım ve kitabı masaya bıraktım. Okuduğum son hikaye değilmiş ama kırmızı saçlı iskeletin elini heran omzuma atmaya hazır olduğuna yemin edebilirim. Dedim.. Ve çat ışıklar geldi.(elektrik mi demeliydim ?) Elini omzum yerine düğmeye koymayı tercih ettiyse kırmızı saçlı, sakallı iskelet.Bu bile benim olduğum yerde irkilmeme yetti yalnız. Bu gecelik bu kadar mesai yetmez mi tatlı iskelet .Vedalaşsak diyorum...
    Kokusu beynime kadar işleyen bir karanlık vardı.
    Adamım tüm zihnimi eline aldığında yemin edebilirim! Kaşına ,gözüne değil betimlemelerine hasta oldum!
    Siyah elbiseli adam;"Pek mi korktun?" diyordu."Niçin,
    niçin korkuyorsun?Senden, yeni hayattan büsbütün ayrı bir şeydiye mi ? Fakat bu aptallıktır, onun bizden farkı, bizim ondan farkımız nedir ki? Hiç... Bak eğil de bak.. Bu dişler yok mu , bu muntazam dişler, onların arasından, şimdi bizim konuştuğumuz şeylere benzemeyen ne tatlı sözler çıkardı, bilsen... Düşünüyor musun ki bakmaya tiksindiğin bu dişleri görebilmek için onun tebessüm etmesi nasıl sabırsızlıkla beklenirdi! Tahmin edebilir misin ki, boğazına dolanacakmış gibi seni korktun bu saçların güneş altında ne hayat dolu parlayışları vardı!?
    Tekrar yazının başına döndüm.Ne anlatıyordum sahi ben ?! Sabahattin Ali, Sabahattin ismini çok sevgili Prens Sabahattin ' den almıssın.Şu sıralar Sabahattin denilince aklıma gelen ilk adam. Sosyoloji kitabının arasında uzanan kırmızı fesi görmemezlikten gelmeye çalışıyorum...
    ..., başını bir köpeğin sırtına dayayarak uyuyanları ve ...
    Aptalların tahakkümüne, günahsızların cezalanmasına; faziletin susmasına ve ihtirasların gürültüsüne,hikmet ehlinin takdir edildiğine ve nadanların alkışlandığına şahit oldu.
    Sabahattin Bey seni biraz araştırdım asla haddim değil bu kanıya varmak ama neredeyse seninle aynı yollardan geçmişiz gibi gibi. İlk önce bir Türkçe takılmışsın sonra bir komünizm, Rus yazarlar vesaire. Sanki orada takılı kalmışsın gibi ya da ömrün vefa etmemiş mi demeli? Doğrusu şuan tamamen yanlış da konuşuyor olabilirim. Bu mevzuyu doğru düzgün araştırmadım çünkü. Dada kitabı bile bitirmedim ki .Aslında Kuyucaklı Yusuf'u okumuştum öncesinde ama üstadım hikayelerinin tadı bir başka .
    Aynı gibi gibi, konusuna gelince bizim de hızlı zamanlarımız olmadı değil şimdi. Gözlerimi kitaplığa çevirdim.Atsız serisi hazır ve nazır bekliyorlardı. Gökalp'in ardı sıra dizilmiş.Bozkurtlar'la Ruh Adam'ın arasından Atsız'ın hüzünlü gözlerle baktığını görebiliyordum. İçimizdeki Şeytan'ı hemencecik yorganın altına sakladım. Okunacak kitaplar listeme İçimizdeki Şeytanları karalıyıverdim .Sonra nedense bir cesaret,"yeşil gözlü kadınlara şiir yazmaya devam et sen! "dedim. Biz zaten kahverengi gözlüler olarak toprağı ve ölümü hatırlatırız değil mi? Maviler deniz, yeşiller orman ,biz toprak.Hayır dostum şair dediğin sadece Tanrı 'nın yarattığı evreni kopyalamaz.Ben dostum kahve gözlü vir güzele tutulduysam.Göğüm ve denizim onun gözlerinin rengine boyanmıştır derkeb gök gürültüsü ile irkildim ve kendime geldim biran.Istediğın kadar hayal kur genç adam istersen Güneş de kahverengi de bugun ama ben buz gibiyim maviyim der gibi gürledi sanki.Aslında gök yazarken halihazırda bir gökgürültüsü yoktu ama gürültüye gelince birden gök gürledi. Beni yalancı çıkarmadığınız için teşekkür ederim ;yağan yağmurda ,yıldızların utanmaz bakışları ve Ay'ın kıskançlığı altında sevişen romantik bulutlar.İki âşık bulutun kavuşmalarının verdiği mutluluk gözyaşları, evimizin çatısına yoldan çıkarmak üzere öpücükler kondururken, camımda tüylerinin ıslanmasından şikayetçi kedilerin sitemkar iç çekişleri. Hâlden anlamaz canım bu kediler !! Bir de Mart ayında olacağız ! Kendime geldim Kürşat sen kadın değilsin niye kadın ağzından yazıyorsun!? Shakespeare'in kahkahaları kulağımda çınlıyordu.
    Bazen açılır gibi olduğu halde gözlerimin üzerine tekrar düşen bu perde ne zaman büsbütün kalkacak?
    Gibi gibi mevzusuna hâlâ açıklık getirmedim.Dediğim gibi ikimiz de bir ara Türkçü takılmışız sonra komünizme kaymalar.Ben komünizmde pek takılamadım.Çünkü kitabım yoktu.Kitapları alınca tekrar mutlaka döneceğim.O ara Freud aklımı çeldi . Nietzsche' ye ne ara kapıldım bilmiyorum ama içinde bir oblomov besleyen biri için nihilizm insan için dünya neyse odur abi .
    Belki de hiç alakaları yok. Ne dediğimi bilmiyorum ki !Az önce kahkahayı patalatan hangi yazar/şair di acaba? Bir hışımla kitaplığa döndüm. Hepinizi çekmeceye kaldırım ya da kutularım ona göre !
    Allah'ım deliriyor olabilir miyim ? Faust cevabı senden bekliyorum. Sabahattin Ali iyice zıvanadan çıkardın beni adamım! Harika betimlemelerin var.Çok çook kıskandım..!
    Erkek cevap verdi:
    "Zaten seni burada tek başına görünce benim gibi düşündüğünü anlamıştım. Doğru değil mi ama ?Şu dünyayı adamakıllı görmeden, dünyanın ne olduğunu adamakıllı anlamadan, buradan gidecek olduktan sonra ne diye buraya geldik sanki? Yaşadığımızın farkına varmayacak olduktan sonra ne diye yaşıyoruz?
    Dişi tasdik eder gibi başını salladı :
    "Etrafıma göz gezdirince.." dedi ."Ben de senin gibi, dört tarafa koşan kırlangıçlardan başka bir şey görmüyorum. Ben de bunlardan mıyım diyorum,sonra da bunlardan değilim galiba diyorum.Onlar da beni pek istemiyorlar .Ne yapayım ,burada oturup etrafa bakıyorum... Dostum Ali ,aramıza sarı bir yaprak girmedi. Bakışın ellerimde ve okuyorum, anlamaya çalışıyorum. Anlayabiliyor muyum, bilmiyorum. Soğuk rüzgarı da ardıma aldım ki, bana şimdiden çıkıp ,oraya sizlerin yanına katılmakta güç versin; sözlerini ,sözlerinizi daha iyi anlayabileyim.Biz ,şair- yazar erkekler olarak aynı kaderi paylaşıyoruz zannımca.Senin de söylediğin gibi ..Kadınlar benden hoşlanıyorlar fakat beni sevmiyorlar.. ..Ve bende onların asıl, bayıldıkları gurur ve teenniden , ağırlıktan eser yoktur.
    İnsan yaprak yaprak kirpik perdelerinin ardından bakan bir çift hayran gözün aşkla bakmasını istiyor yahut şiirlerini alkışlamaktan kızarmış ellerde kendine ait bir yüzük arıyor .Nerede,
    biz onlara ancak dost ancak derttaş.Bizim omuzlarımız dostum ,onların kahkahaları ile bir ileri bir geri atılan başlarını taşımaktan aciz yalnız kalem tutan ellerimizle başkaları için dökülen gözyaşlarını sileriz.

    Kitaplar yeni tanıdıklarına karşı çok ketum olurlar. Bir kere de onlarla laubali oldunuz mu size malik oldukları her şeyi verirler ve onlar bizim isteyebileceğimiz her şeye is fazlasıyla mâliktirler.
    Saat 3'ü 25 geçiyor.Hiç de 4'e 35 var demiyeceğim. Geçmek daha çok hoşuma gidiyor .Halbuki bir şeylerin var olması daha olumlu. Özellikle zamanın var olması.Sağ bedenlerin içindeki ölü ruhlara tahammül etmeye çalışmaktansa, özgür ve ebedi ruhlarla takılmayı tercih ederim.
    Kürşat ORHUN(Kutay Alpdoğdu)
  • 125 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    William Shakespeare'in 19 - 20 yaşlarında İtalyan komedyasından esinlenerek yazmış olduğu Hırçın Kız kitabı...
    İncelemeyi okuyup zaman kaybetmek istemeyenler için tek cümlede özet:
    "Kitabı kesinlikle okumalısınız!"

    Şimdi kalanlar ile kitabın incelemesini yapalım :)

    İnceleme Videosu: https://youtu.be/uTymkRmv1ow

    Hırçın Kız iç içe geçen iki oyundan oluşmaktadır. Baştaki oyun Önoyun olarak geçer ve de oldukça kısadır. Sarhoş bir kalaycı ve dilenci olan Sly bir meyhanenin önünde sızıp kalır. O anda da oradan geçmekte olan bir Lord onu görür ve uşaklarına der ki: "Alın ve onu benim odama götürün. Sonra da uyandığı zaman ona Lord'muş gibi davranın."
    Ardından da dalga geçmek için uşağına da kadın kılığına girip Sly'e eşi gibi görünmesini emreder. Sonra da Sly Lord'un odasında uyanınca kendisine Lord olduğu söylenip dalga geçilir. Ardından da saf olan Sly tiyatro oyunu seyretmek için bir yere götürülür.

    2. oyunumuz ise bu kısımda başlar ve asıl oyun da budur.
    Zengin bir soylu olan Baptista'nın 2 tane kızı vardır. Büyük olan Katherina ile küçük kız kardeş Bianca...
    Bu iki kardeşten Katherina kitabın da ismindeki gibi "Hırçın" birisidir. Kimseye boyun eğmeyen, özgürlüğüne düşkün ve asabi bir kız.
    Bianca ise küçük ve sevimlidir.
    Tabii ki de Bianca'nın talipleri vardır ve onunla evlenmek isterler. Ama şöyle bir sorun vardır ki Baptista: "Büyüğüne koca bulmadan küçüğünü veremem kimseye." der.
    Önce büyük olan evlenmelidir. Oyunumuz da bu kısımda ilginçleşmeye başlar.

    "Ben parayla evlenmeye geldim Padua'ya" diyen Petruchio şans eseri bu kardeşleri görür ve karar verir. Katherina ile evlenecek ve Baptista'nın mal varlıklarına konacaktır.

    Türlü hileler, kılık değiştirmeler vb. şeyler yapılarak iki kardeş de evlendirilir birileriyle. Bu noktada kitabın en önemli kısmı ise dönemin İngiltere'sinde erkeklerin kadınlara olan bakış açısını oldukça iyi yansıtmasıdır.
    Örneğin, Katherina için, "Aksi Katherine." denir ve eklenir:
    "Bir kıza takılabilecek sıfatların en kötüsü."

    Tabii o dönemlerde kadınların kocalarına boyun eğip uysal bir kedi olmaları gerekmektedir. Katherina ise bu kalıba uymaz.
    Başka bir örnekte ise Katherina "Ben de cehennemde maymunlara kılavuzluk etmeliyim değil mi?" diye sorar.
    "Bu bir deyimdir; evde kalmış kızların kaderi sayılırdı. Bunun tersi, evli kadınların cennette çocuklara kılavuzluk ettiklerine inanılıyordu."

    Sonraları Petruchio Baptista ile anlaşır ve Katherina'ya hiç sormadan onunla evlenme kararı alır. Ve bunu da yüzsüzce şu şekilde söyler: "İsteseniz de istemeseniz de sizi aldım gitti."

    İsteseniz de istemeseniz de...

    Katherina için sırf evlenmeyip evde kaldığı için ağır ithamlarda bulunur çoğu karakter.
    "Yanınızda kalsaydı bozulup kurtlanacaktı..." der Tranio...

    Petruchio ise Katherina ile evlendikten sonra Katherina için şu sözleri sarf eder: "O benim malım, eşyam, evim, evimin döşemesi,
    Tarlam, ambarım, atım, öküzüm, eşeğim,
    Herhangi bir şeyimdir."

    Bir kadın, herhangi bir şey midir gerçekten de?
    Soruyorum sizlere...

    Sevgili Sabahattin Ali ne güzel cevaplamıştır bu soruyu:
    "Kadın bir erkeğe varmaz, kadın bir erkeğe verilmez ve bir erkek bir kızı almaz, (almak, vermek) bu tabirler kadını kıymetten düşüren, ona ahkar (en hakir) mahiyeti veren şeylerdir ve her şeyden evvel bu zihniyeti kadınlarımız kafalarından çıkartmalıdır; bilmelidirler ki iki cins birbirleriyle hayatlarını birleştirirken yuvaya getirdikleri aynı kıymette şeylerdir ve koca mal sahibi değil, ortak, hayat ortağı demektir. bu hukuk müsavatı kadınlarımızın şuurunda yer ettikten sonra onların kuvvetli ve hakiki bir insan olmak için dimaği ve fikri sahada da yükselmek isteyecekleri tabiidir.
    memleketimizin kadın ve erkeklerini, biri diğerini sürükleyen ve taşıyan değil, el ele ve aynı tempoda yürüyen iki mahluk olarak göreceğimiz günün uzak olmamasını dilerim. bu kadar efendim."

    Hırçın Kız olan Katherina "yola getirilmeye" çalışılır Petruchio tarafından. Oyunun sonunda ise kişiliğini kaybeden Katherina acı bir şekilde bu gerçeği kabullenir ve kaderi ile yüzleşir.

    Kesinlikle okunması gereken bu kitap acı bir olguyu bizlere sunuyor. Oyunun yazılmasından yaklaşık 400 yıl geçmesine rağmen bir arpa boyu yol aldık mı?
    Bu soruyu sormaya yeltenmek bile oldukça üzücü...

    Okuyup bilinçlenmek isteyen herkese iyi okumalar dilerim.
  • 153 syf.
    ·Beğendi·6/10
    #okudumbitti️ #kitapyorum
    #dostlarapartmanı ️ 153 Sayfa

    .
    " Hiçbir zaman annelik yapamadı bana;ama yapmayı istemişti bence.Küçükken hastalandığımda çorbayı ağzıma kaşıkla vermezdi ama pişirip masaya koyardı.Ağladığımda bana sarılmazdı ama kapının eşiğinde durur izlerdi.Annem her şeyi hep dışardan izlerdi olayların içine girmezdi. Düşünebiliyormusunuz babam evi terk ettiği gün kendisiyle kalacağımı söylediğimde hiç tepki vermemişti ama akşamına en sevdiğim kıymalı makarnadan pişirmişti..."
    .
    Herkese Merhaba
    .
    Bugün sizlere 24 hikâyeden oluşan güzel bir kitap bırakıyorum. Hikayelerin her biri yaşanmışlıklar, aile, kadın erkek ilişkileri, içsel yangınlar v.b... Yazarın deneme tarzında kaleme aldığı bu hikâyelerin bazılarını sevdim, lakin genel olarak puanlarsam ben okurken pek hussedemedim. Duygu geçişleri biraz eksik kaldı... Yazarın ilk kitabı #dostlarapartmanı , ikinci kitabında daha etkili olacağını hissedebiliyorum. Bu da benim naçizane eleştirim...
    Bu türde kısa kısa hikayeler okumayı sevenler, sevebilir... Bazen bazı kitapları yanlış zamanda okuyabiliyoruz, belki de ben hissiz bir dönemde okudum, bilemedim... Bu tür kitaplar okumayı seven arkadaşlarıma tavsiye ederim. OKUYUN efendim...
    .

    .
    #kitaptanalıntılar
    ️ "Annem her şeyi biliyordu; ama bildiğini bildiğimi hiçbir zaman anlayamadı," ...
    ️ "Kadın dediğin güler yüz gösterir, iki çift laf eder erkeğine..."
    .
    Sevgi, sağlık ve kitapla kalın canlar... Sorgulatan, düşündüren ve hayatı anlamlandıran okumalarınız olsun...
  • 240 syf.
    ·4 günde·Beğendi·8/10
    Kitabın ismine bakınca "ay sen ne tatlı şeysin" diyesi geliyor insanın ama okurken o tat kaçabilir diye ufak bir uyarı yapayım ... Zira kitabın ana teması aldatma, aldatılma... Adındaki sevdanın aslında sevdalar olması gerektiğini düşünüyorum çünkü kimse tek kişiyi barındırmıyor kalbinde... Kadın-erkek ilişkisinin ve ahlakın gözler önüne serildiği bu kitapta ana karakter ve anlatıcı Şadan, evlenmeden önce fena bir çapkın olduğundan, ailesi bu anca evlenince düzelir diyerek uygun eş arayışına girerler... Şadan'ın namı her yere yayıldığından kimse kızını vermek istemez... Ama damat dediğin böyle olur diyen bir adam çıkar ve kızı Sabiha'ya iç güveyi olarak alır Şadan'ı... Evlenir evlenmesine ama uslu durur mu? Tabii ki hayır... Kanına işlemiş bu zehir... Çevresindeki kadınlarda artık nasıl bir şey varsa bu Şadan'da karşı koymazlar ona... Ortalık karışacaktır yakında...
    .
    Okumuş adam Allame Hürrem Bey ve karısı Cevher Hanım'ın hemen yanlarındaki kötü şöhretli köşke taşınmasıyla başlar sinir bozucu ama bir o kadar da güldüren maceralar...
    .
    Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın nükteli anlatımıyla keyifle okunan romanın konusu can sıkıcı kabul ama sanki Gürpınar aranızda Şadanlar, Sabihalar, Hürremler, Cevherler mevcut... Yaptıklarınızın karşılığı böyle olabilir diye uyarmak istemiş Şadan'ın açık yürekliliği ile...
    .
    Aldatma konusunda buluttan nem kapan biriyseniz pek okumanızı tavsiye etmem... Ama Şadan'ın ve çevresindekilerin neler yaşadığını merak ediyorsanız okuyun derim...
  • 352 syf.
    İzetilen her reklam, her filim, her dizi, her program, okuduğum her haber kısacası dünyayla hatta kainatla iletişim kurduğumuz her iletişim aracının bize ulaştırmaya, anlatmaya, aşılamaya çalıştığı ne var diye düşünüyor musunuz?
    Bana hangi fikri ulaştırmaya çalışıyor. Beni nasıl bir insan yapmak istiyor. Toplumu ne hale getirmeye amaçlıyor sorguluyor musunuz? Yediğiniz giydiğiniz çocuklarınıza aldığınız oyuncakları irdeliyor musunuz? Yoksa önünüze çıkan her şeyi sorgusuz sualsiz izliyor, yiyor, içiyor, giyiyor, okuyor, kabul ediyor musunuz? Beynimizin bilmediğimiz loblarına, kıvrımlarına, bilincimizin altlarına neler gönderiliyor umrumuzda mı?
    1984 kitabında seks asla istenmeyen bir şey iken gerçek yaşadığımız dünyada herşey bunun üzerinden oynatılıyor. Ama ikisinde de amaç çok benzer.
    Bir dondurma reklamından şampuan veya araba reklamına kadar bütün reklamları seks konusu ele geçirmiş. Bütün diziler, filimler aşk üzerine kurulu ama herşey toplumun yapısını bozacak şekilde senaryolaştırılmış. Çarpık ilişkiler veriliyor. Artık Ayşe Kulin den bilmem kime kadar çoğu yazarlar cinselliği en açık şekilde anlatılıyor.
    Ama neden?
    Önceden seks kelimesini ağzına alamayan toplum ensest ilişkiler yaşıyor. Homo seksüellik ürüyor. Seks kelimesini ağzına alamayan toplum seksi olabilmek adına gözünü karartıp bıçak altına yatıyor. Bir sürü para harcıyor. Yine de rününü doyurmadığı için mutlu olamıyor Sadece İnternetten olsa bilgisayardan afişlerden her yerden çıplak kadın görüntüsü fışkırıyor.
    Mehmet Akif ne demişti
    "Ulusun korkma nasıl böyle bir imani boğar
    Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar"
    Ama artık korkma ve imani sorgulama zamanı geldi.
    Yoksa o tek dişi kalmış canavar bu Türk milletini boğacak.


    İnsan insana nasıl hükmeder?

    "Hükmetmek, insanların zihinlerini darmadağın etmek, sonra da dilediğin gibi yeniden biçimlendirerek bir araya getirmekle olur. Nasıl bir dünya yaratmakta olduğumuzu anlamaya başladın mı şimdi? Eski reformcuların hayalini kurduğu o enayi, zevk düşkünü ütopyaların tam tersi bir dünya. Korku, ihanet ve azap dolu bir dünya, ezmenin ve ezilmenin dünyası, kendini yetkinleştirdikçe daha az acımasız olacak yerde daha da acımasız olan bir dünya. Bizim dünyamızda ilerleme, daha fazla acıya doğru bir ilerleme olacak. Eski uygarlıklar ya sevgi ya da adalet üstüne kurulduklarını öne sürüyorlardı. Bizim uygarlığımız ise nefret üstüne kurulu. Bizim dünyamızda korku, öfke, zafer ve kendini aşağılamadan başka bir duyguya yer yok. Başka ne varsa hepsini yok edeceğiz, hepsini. Devrim öncesinden bu yana süregelmiş düşünce alışkanlıklarını daha şimdiden kırıyoruz. Çocuk ile ana baba, insan ile insan, kadın ile erkek arasındaki bağları kopardık. Artık hiç kimse karısına, çocuğuna ya da arkadaşına güvenmeyi göze alamaz. İleride kimsenin karısı ve arkadaşı olmayacak. Çocuklar, tıpkı tavuğun altından alınan yumurtalar gibi, doğar doğmaz annelerinden alınacaklar. Cinsellik içgüdüsü yok edilecek. Dölleme, tayın vesikasının yenilenmesi gibi, her yıl yinelenen bir formalite olacak. Orgazmı ortadan kaldıracağız. Nörologlarımız şu sıralar bunun üzerinde çalışıyorlar. Parti’ye sadakat dışında sadakat diye bir şey olmayacak. Büyük Birader’e duyulan sevgi dışında sevgi diye bir şey olmayacak. Düşmanı bozguna uğrattıktan sonra atılan zafer kahkahası dışında hiçbir kahkaha atılmayacak. Sanat, edebiyat, bilim diye bir şey olmayacak. Kadiri mutlak olduğumuzda bilime gereksinimimiz kalmayacak. Güzellik ile çirkinlik arasında hiçbir ayrım olmayacak. Merak diye bir şey, yaşama sevinci diye bir şey olmayacak. Yaşamın tüm zevkleri yok edilecek. Ama durmadan büyüyen ve gittikçe ustalaşıp yetkinleşen bir iktidar esrikliği her zaman var olacak; bunu hiç aklından çıkarma, Winston. Zafer heyecanı, umarsız düşmanı ezip geçmenin coşkusu her zaman, her an yaşanacak. Geleceğin resmini görmek istiyorsan, bir insan yüzüne basmış bir postal getir gözlerinin önüne, sonsuza dek.”
  • 223 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Bizi en iyi anlatan eser deseler bu kitabı örnek verirdim.Kimlik bunalımı yaşadığımız bir gerçek tanzimat döneminden beri kültür, dil ,kıyafet,edebiyat vs açısından yozlaştık.Daha doğrusu yozlastırıldık yanlış bir batılılaşma içine girdik. Hukuk eğitim her türlü sistemiz bize ait olmadı ve tam adaleti sağlayamadı.Batının gerisinde kaldık çünkü taklide bilgiden ilimden ziyade kıyafet saç sakal şu bu üstünde durup iyice uzaklaştık kendimizden.Bugün de hala sancısını çekiyoruz.

    İfrat tefridin iki tarafı da aşırı ya aşırı gelenekçi takılıyoruz .Herşeyi baskıya zulme çevirme dünyadan el etek çekme gibi ya da modernist takılıp dünyaya dalma anlayışı içinde bocalayıp duruyoruz.

    Biseyi okumak ve bilmek bilgi içinde dahil değil yaşantıya aksettirilmedigi sürece..Dilde Allah kalpte dünya ya da baska seylerin olması durumuna benziyor. Imam cübbesi giyen papaz ya da..papaz cubbesi giyen imam ya da iki durum da kişinin zararda olduğunu gösterir.

    Kitap Zamanımızı hayatımızı öyle güzel anlatıyor ki ortaokulda okudum üzerine tiyatrosunu yaptık Rakım efendi olmuştum candirmak gerçekten zordu hele pos biyikla anılarım depreşti :))tam anlayamamıştım o zamanlar ama şimdi az çok anladım.

    Okurken aslında Ahmet mithat efendi bak sen böylesin böyle olmamalısın böyle düşünmelisin bunu böyle kullanmalısın dikkat et bak sonucu yakar!!diyerek o günkü durumu anlatıyor iki pencereden halkı eğitmek amaç bildiğiniz gibi.Yazar o günden bugünü görüyor ve karakterler ona göre öyle oluşturuluyor. Şark garb meselesi değil olay tamamen yanlış şekilde oluşan bir batılılaşma..ve alafrangalığa özenti züppenin kılık kıyafetinin ve davranışlarının gülünçlüğünü ortaya koymak..

    Meddah üzerinden iyi anlatmış dünya bir tiyatro insanlarda oyuncu olduğu gibi Aristo felsefesiyle Ahmet mithat efendi de karakterler üzerinden o dönemi bu şekilde yansıtmış.Edebiyatimizin en güzel eserlerinden biri olmayı da sonuna kadar hakediyor.

    Günümüzde evini dayayıp döşeten moda kurbanı kollarında bilezikler olan Sümeyye ve Arzulari altında son model mercedes elinde iphone olan berkecan ve ahmetleri yüreğini egitemeyenleri iyi yazıyor.Dolabi ağzına kadar doluyken"giyecek bişeyim yok lüksü"içinde olma durumunu iyi irdeliyor.Felatunlar plazayla karışmış dilleri şatafatlı evleri ve parayi har vurup harman savurmalari bunun icin yaşamalarına karşın Rakım efendiler aza kanaat edip saf bir dile sahip olup lüks bir yaşamdan uzak durmaktadır.Ahmet mithat efendi de Rakim efendiyi tutuyor zaten :)

    Batılılaşmanin beraberinde tüketim ekonomisini getirmesi yönüne değinilmesini çok beğendim günümüzün kapitalizmini anlatıyor sırf cay içmek için lüks takılma israf etmemiz gibi herşeyi tüketen çalışmayan tembel olan hazirakonmamizi iyi anlatmış...Birbirimize yabancılaşmamız konusu da iyi verilmiş.

    Ayrıca yine güzel bir yönü Ahmet Mithat beyin, ticarette ve sanayide Avrupalıları taklit etmemiz gerektiğine inanması olayıdır. çünkü adamlar bu konuda ileride bizde şuan teknolojiyi ilmi kullanarak ona geçmeliyiz aynı mantıkla ve batıyı bu konuda taklit edebiliriz artık cihat ilimde bu konularda çünkü.

    Avrupai deri ceketli erkek felatun ,anadolu Osmanlı kumas pantolonlu erkeği Rakım efendi..Günümüzde berkecan tiktokcu felatun tesbihli bıyıklı Rakım efendi biri çay içer çalışır diğeri starbucksta takılır baba parasi yer ..:)

    Orda temelde sadece batılı olan felatun bey'in tutarsızlıkları ve alafrangalılıgı ön plandayken, rakim efendi'nin ağır başlılığı ve sade nazif hayatı daha dikkat çekmektedir. modernlesme ve batılılasma yolundaki osmanlı imparatorlugu her ne kadar irdelensede günümüzü de yansıtıyor, "batıyı oldugu gibi degil istedigimiz ve gerekli olan ozellikleriyle alalım; bizim kendimize ozgun daha guzel yonlerimiz kalsın" bu degisimde öne sürülen önemli argumanlardan biridir.

    Kitabı elestirecem bir konuda öncelik Ahmet mithat efendi bence Rakım efendiyi desteklemesi onun üzerinden yazmasını doğru bulmadım karakterler üzerinden haksızlık yapılmış tamamen.Felatun beyden nefret ediyor oluşu ve arada bunu belli etmesi dikkatimden kaçmadı.

    Romanda beyefendi olarak gösterilip devamlı övülen ve yazarın kendisini örnek alarak yazdığı rakım bey'in bir kadınla gözlerden ırak, gayrimeşru bir ilişki yaşaması bence oldukça düşündürücü ve yanlış bir Anadolu erkeğine yakışmıyor.Bir nevî bir beyefendinin nasıl olması gerektiğinin anlatıldığı bu romanda beyefendi dediğin kadınlarla kaçamak da yapabilir denmekte ve böylesi bir davranışın onur zedeleyici olmadığı fikri verilmektedir.Rakım efendi'nin josefino ile yaşadığı ilişkiyi eleştiren bir satır bile yazmaması beni düşündürmüştür.Tamam yasadigi ask guzel dostane ve para uzerinde degil ama yanlıs.Bu romana bakarsak yabancı kadınlarla dost hayatı sürmek son derece normal iken, sorun bu kadınlara para yedirmekmiş.
    Felatunun da aynı şeyi yapması yine yanlış

    felatun bey üzerinden zenginliğini görgüsüzce gösteriş yapma aracı olarak kullanan herkes eleştirilmiş.
    İki adamında birer Fransız metresi vardır. Felatun’un ki şarkısı bir aktris, Rakım’ınki bir piyano hocasıdır. Felatun’unkinin gözü parada, Rakım’ınki seven ondan para beklemeyen gerçek bir dosttur.Askin bu yönü güzel ama dediğim gibi yanlış işlenmiş.

    Roman, okuma ve öğrenim yoluyla iş ve kazanç sağlayarak sınıf değiştiren, zenginleşen Rakım Efendi'nin zaferiyle bitiyor.

    Geriye tek bisey kalıyor peki biz kimiz?Ve nasıl olmalıyız?

    Iyi okumalar..