• CİNSEL DEVRİM: ÖZGÜRLEŞTİRMEYEN ÖZGÜRLÜKLER

    Yaşadığımız dünya bir engellenmeler dünyasıdır. Toplulukla beraber olabilmek için ölene kadar arzu, istek ve fikirlerimizi kısıtlama/gizleme yoluyla yaşarız. Toplum, en küçük birim olan aileden başlayarak "yusyuvarlak bir boşluğa sığabilmek için köşelerimizi törpüleyebilmek" adına çeşitli yöntemler geliştirmiştir. Bütünden kopulmaması için ödül-ceza sistemlerimiz her alanda mevcuttur.

    İsteklerin bastırılmasında en büyük güçlük cinsellik konusunda ortaya çıkmıştır. Çünkü çok güçlü bir doğal güdüdür ve başka yöne kanalize edilmesi diğer arzular kadar kolay değildir. Bu yüzden tarihsel süreçte diğer insancıl tutkulardan çok daha fazla mücadele edilmiştir. Ahlaki açıdan kötülük atfedilmesinden, sağlığa zararına kadar üzerinde sayısız spekülasyon yapılagelmiştir.

    (Bu bastırma ve yasaklama durumu bir tek cinsellik konusunda olsaydı bunu anlamakta zorlanabilirdik. Yönetenler için amaç insanın tüm isteklerinin kırılmasıdır. Hükmetme ve sömürmenin söz konusu olmadığı ilkel topluluklarda bireylerin isteklerinin kırılmasına da gerek kalmaz ve insanlar cinsel ilişkilerde suçluluk duygusuna kapılmadan yaşarlar.)

    Kitapta geçtiği şekliyle: "Sert ahlaki ilkelerin varlığı, öteden beri, temel yaşama gereksinimlerinin ve özellikle cinsel gereksinimlerin doyurulmadığını gösteren kanıt olagelmiştir. Doğal cinsel gereksinimlere kara çaldığı ya da yadsıdığı için, her türlü ahlaki düzenleme özü gereği cinsel yaşama karşıttır. Bütün ahlakçı görüşler yaşama karşıdır; özgür toplumun temel görevi, üyelerinin doğal gereksinimlerinin doyurulmasına olanak hazırlamaktır."

    Bu engellemelere rağmen kendi bireysel devrimini yaptığına inanan ve cinsel tabulari aştığını, cinselliğe fazla anlam yuklemedigini, bunun yemek-icmek kadar doğal olduğunu düşünen kişiler bile, bilinçli olarak cinselliği tercih etmeyen erkeklere gay - kadınlara ise frijit, aseksüel muamelesi yapmaktan ve bu insanları sonu nevrozla bitecek süreçle ilişkilendirmekten geri durmuyorlar. Oysaki kişiler sonuçlarını ve zararlarını göze alıyorlarsa onları doyum veren bir cinsel ilişkiye zorlayamayız. "Bir kimse, sinir hastalığına tutulma, işini ve mutluluğunu köstekleme pahasına perhizde yaşamak istiyorsa, yaşasın! Ama öbür insanlar da düzenli ve doyurucu bir cinsel yaşama kavuşmayı deneyebilsinler!"
    Cinsel devrim ise konu üzerinde dayatılan her türden fikrin özgürlüklere ket vurmasından yola çıkar. Erkeğe tavşan gibi sevişecek ortam sunmak değildir amaç. Kadının meta olmaktan çıkarılması, bireyliğinin kabul edilmesi, kimin kiminle nerede ve ne zaman seks yapacagina(ve hatta yapmayacağına) karışılmaması ve farklı cinsel tercihlerin yadırganmamasını kapsar.

    Modern insan özgürlüğünu ilmek ilmek dokumak zorunda. Fransızların güzel bir sözü vardir: her sey avantajinin dezavantajini, dezavantajinin avantajini tasir." Baudlrillad da Kötülüğün Şeffaflığı'nda bu dezavantajdan bahseder:
    "Her devrimin tuhaf sonucudur bu: belirsizlik, sıkıntı ve bulanıklık devrimle başlar. Orji bir kez bitmeye görsün, özgürleşme, herkesi kendi cinsiyetinin ve cinsel kimliğinin arayışıyla baş başa bırakır: göstergelerin dolaşımı ve hazların çeşitliliğinden dolayı bu arayışa bulunacak cevap ihtimali giderek azalmaktadır."

    Farklı tercih veya arzulardan dolayı duyulan utanç büyük sorunlara sebep oluyor. Yapılan bir araştırmada üniversite öğrencilerinden "kızlı-erkekli" bir çoğunlukta tecavüz fantezisi olduğu ortaya çıkmış. Kimse kendini tecavüzle ilişkilendirmek istemez ancak dile gelmeyince yok olmuş olmuyor bu arzular. Bildiğimiz kadarıyla Avrupa'da insanlar pedofili, zoofili vs türünden eğilimleri olduğunu biliyor ve tedavisiyle beraber normal hayatına devam ediyor. Bizimki gibi benliğini bulamamış ve yalpalayan toplumlarda ise pedofili, zoofili gibi yıkıcı eylemlere çok ses çıkmaz ve geçiştirilirken; standart bir kadın-erkek cinselliği, insanların sosyal hayatını bitirecek seviyeye geliyor. Normal olan anormal, anormal olan da normal olmuş durumda.

    Kendimizi kabullenmekten bahsediyorum çünkü kabullenmedikçe dikkatimizi daha çok çekmesine sebep oluyoruz. Ayrıca savaş verdigimiz ve oldugumuz gibi davranmaktan kacinmak zorunda olduğumuz bir sürü durumun içerisindeyiz zaten medeniyette. Bir de benliğe savaş açmak kazanamayacagimiz yıkıcı bir sürece girmemiz demektir. Prosut'a göre arzularımızın tatmin edilmesini pek önemsememek, hatalı bir düşünce olsa gerektir; çünkü bir arzumuzun gerçekleşemeyece­ğini düşündüğümüz anda, onu tekrar önemseriz; ancak gerçekleşeceğinden kesinlikle emin olduğumuz zaman, peşinden koşulmaya pek de değmediğine hükmederiz. Yasakların cazibesi işte bundan gelir.

    Sadizme ismini veren ve cinsel hayatı oldukça sansasyonel olan Sade'in karısına yazdığı mektuptaki suçluluk duygusu dikkat çekicidir. "Şehvet düşkünüyüm ama kalbim temiz" minvalinde bir mektup. Oldukça tanıdık. Cinselliğini yaşayan insan bundan suçluluk duymaktan kendini alamıyor. Diğer insanların hakkımızdaki fikirleri olmasa yine de iç dunyamizdaki fantezilerden utanır mıydık? Kimseye zarar vermedigimiz halde üstelik, ahlak zafiyeti içinde oldugumuz düşünür muyduk? .
    Schopenhauer şunu söyler: "bir kişi, ne istiyorsa yapabilir fakat ne isteyeceğini isteyemez". Benim asıl karşı çıktığım, arzularla ilişkilendirilen utançtır. Çoğu ailenin yıkılmasında, ilişkilerin bitmesinde bu utanç duygusunun yarattığı gizlilik ve gerilim hali yatıyor.

    Günümüz toplumu her konuda olduğu gibi cinsellik alanında da yanlışların içinde. Bir tarafta popüler kültüre kurban gitmiş hedonist cinsellik, diğer tarafta insandan alınıp apayrı bir yerde konumlandırılan yasaklanmış cinsellik. Bastırılan ve yasaklanan cinsellik de insanları mutlu edemiyor, serbest ve özgür bırakılan cinsellik de. Cinselliğin kişilerin inisiyatifince yaşanması bir özgürlüktür ancak özgürleşmeyi sağlamaz. Özgürleştirmeyen özgürlüklerdendir. Çünkü insanların olaya bakışları yanlış. Karşı cinsi bir rakip, düşman ve en önemlisi bir yabancı gibi görüp, ona yararlanılması gereken bir nesne gözüyle bakıyoruz. Tıpkı doğaya ve hayata yaptığımız gibi. Ne insan, ne de onun cinselliği bir mal, bir meta ve bir tüketim aracı değildir. Ona sahip olunamaz ve o elde edilemez. Rollo May'in modern topluma dair tespiti bu durumdan bahseder: "Otantik yakınlık için gereken cesaretin kamçılanmasına engel olmak için günümüzün yaygın bir pratiği sorunu gövdeye kaydırma, onu basit bir fiziksel cesaret haline getirmektir. toplumumuzda fiziksel soyunma, ruhsal ya da tinsel soyunmadan daha kolay. gövdemizi paylaşmak, daha kişisel olduğu hissedilen ve paylaşılmasının bizi daha zedelenebilir kıldığını denediğimiz fantezilerimizi, umutlarımızı, korkularımızı ve arzularımızı paylaşmaktan daha kolay. tuhaf nedenlerle en önem taşıyan şeyleri paylaşmakta utangacız. böylece insanlar, bir ilişkinin daha 'tehlikeli' olan yapısından kurtulmak için hemen yatağa atlayarak kısa-devre yapıyorlar. ne de olsa gövde bir nesnedir ona mekanik davranılabilir."

    Toplumun en büyük sorunlarından biri "bastırılmış cinsellik" değil, "yanlış bastırılmış cinselliktir". Cinsellik kurallar ve din gibi şeylerle değil, bilinçle bastırılmalıdır(daha doğrusu yönlendirilmelidir) cinselliğini hiç bastırmayan toplum, ilkel kalmaya mahkumdur. Cinsel uyarımın biyolojik yapımızın derinliğinden olanca doğallığıyla ortaya çıktığını kabul etsek de, doyuma ulaşmak için yalnız eş aramayı değil, eşin onayını, cinsel eylemin gerçekleşmesinin maddi koşullarını da içerir o. Yani cinsel uyarımın doyumunu zorunlu olarak erteleten, geciktiren bazı toplumsal kültürel dış dolayımlar vardır cinsel birleşme için. Bu gizli gizli bekleyiş evresinin süresi, yalnızca bireysel olmayıp tüm insan türünü ilgilendirir. İlkel erkek bile avının üstüne atlayan bir hayvan gibi atlamıyordu kadının üstüne; kadının onayını bekliyordu. Bu onay, zamanın toplumsal ve kültürel koşullarına bağlı olup psikolojik, görel olarak karmaşık bir ilişkiler ağı barındırıyordu içinde.”

    Günümüzde de toplumsal normları, onay mekanizmasını, birey ve toplum kavramlarının sınır ve güçlerini kökten değiştirmediğin sürece birey bazında yapılacak cinsel devrim de devrimci cinsel söylemler de kişiyi yormaktan başka bir işe yaramıyor. Çünkü cinsellik teoride en az iki kişiyi kapsasa bile pratikte o iki kişinin de sosyal çevresinin etkisi göz önünde bulundurulğunda bireysel özgürlük duygusuna ulaşabilmek pek bir şey ifade etmiyor ve hatta kişiyi, özgürlüğünü yaşayamayacağı bir hapishaneye mecbur bırakmak suretiyle iç gerilimini arttırıyor. "Cinsel yönden hasta toplumumuz cinsel sağlığın düzeltilmesi girişimine katkıda bulunmaya yanaşmadığından, bedensel boşalma gücünün yeniden kazandırılması çalışmaları bin türlü aşılmaz engelle karşılaşır: ilk engel, hastanın, iyileşmeye yüz tuttuğu zaman rastlayabileceği cinsel yönden sağlıklı kişilerin sayısının sınırlı oluşudur; ardından da, zorlayıcı cinsel ahlakın getirdiği türlü sınırlandırmalar gelir. Cinsel yönden sağlığa kavuşan kişi, sağlıklı ve doğal cinsel yaşamının gelişmesini önleyen bütün şu toplumsal kurum ve durumlar karşısında, bilinçsiz ikiyüzlülüğü bir yana bırakıp bilinçle ikiyüzlü olmak zorunda kalacaktır. Kimileriyse, yakın çevrelerini, şimdiki toplumsal düzenin sınırlayıcı etkisini önemsiz kılacak biçimde değiştirebilme yeteneklerini geliştirirler."

    Kaldı ki bu tür devrimci çıkışlar her zaman toplumu düzeltelim, dünya daha iyi bir yer haline gelsin gayesiyle olmuyor. Aksine, çağımızın en büyük eğilimlerinden biriyle, kimlik ve ego odaklılıkla ilgili oluyor genelde. Farklı olmak isteyen birey, kendisini topluma meydan okuyan, herhangi bir konuda meydan okuyucu şeklinde konumlayarak kendi algılanmak istediği kimliğinin altını çiziyor. Buradan duyduğu tatmin de genelde toplumdan ayrışmış olmak, daha zeki ya da daha cesur olmak gibi öz kabullerle ilintili.

    Konuyla ilgili Christopher Ryan'ın Cinsel Hepçiller Miyiz? konuşmasının sonundan:
    "Umudum o ki, daha doğru, güncellenmiş bir insan cinselliği anlayışı, bizi kendimize ve birbirimize karşı daha toleranslı olmaya, alışıldık olmayan ilişki biçimlerine daha saygılı olmaya götürecek, hemcins evliliği ya da çoklu birliktelikler gibi ve sonunda, erkeklerin kadınların cinsel davranışını takip ve kontrol etmek gibi içkin ve içgüdüsel bir hakkı olduğu düşüncesini çöpe atacağız. Ve dolaptan çıkması gerekenlerin sadece eşcinseller olmadığını göreceğiz. hepimizin içinden çıkmamız gereken dolapları var. Değil mi? Ve o dolaplardan çıktığımızda kavgamızın birbirimizle olmadığını fark edeceğiz. Kavgamız; arzuyu mülk haklarıyla bir araya getiren, anlayış ve empati yerine utanç ve kafa karışıklığı yaratan, tarihi geçmiş, viktoryen bir insan cinselliği anlayışıyla. Mars ve Venüs'ün ötesine geçme zamanı geldi çünkü gerçek şudur ki erkekler Afrika'dandır ve kadınlar da Afrika'dandır"
  • "Hiçbir kadın savaş istemez çünkü nihayetinde kurban olan erkek değil, kadındır. Savaşı yaratan erkektir, savaşta dövüşen erkektir ama acı çeken kadındır. Kadın dünyanın yarısıdır: Şayet dünyanın bu yarısına da söz hakkı tanınsaydı tarih başka olurdu."
  • Öncelikle keşke kitabı sansürlü bi sekilde okusaydim.Bi ara haydar dümen mi okuyorum diye yazarına tekrar tekrar baktim. :)"İnsanlar açık seçik bir şekilde cinsellikten bahsetmiyor; hatta onlar cinsellikten hiç bahsetmiyorlar. Konuşsalar bile, dolambaçlı şekillerde konuşuyorlar, diplomatik bir şekilde konuşuyorlar. Diyor osho. bende bilmiyorum bu adam ne yaşadı Freud vakasi gibi . Ben hiç girmiyim bu konuya ama bu konu üzerinde çok duruyor.

    Erkek ve kadın diye birşey yok demeye getirecek kadar ikisini birleştirmeye çalışiyor.Kadın bilinçli olarak kadındır, bilinçsiz olarak erkektir; erkek bilinçli olarak erkektir, bilinçsiz olarak kadındır.
    Şiir yazarken kadınsı olmam gerekir vs eğer yazı yazacaksam savaş yazısı değilse kadınsı olmam gerekir. İki cinsiyete sahipmisiz %51 erkek %49 kadın :) bizimkiler duyda evlatlıktan red edecek :)
    Daha sonra kadın erkek karşılaştımasina getiriyor.Erkek fizyolojik kadın psikolojik takiliyor. Erkek felsefik kadın ayakkabı elbise :) (valla o söylüyor. ben katılmıyorum) . Sonrasında kadınlar dünyayı yonetse savaş olmazdı(haklı alkisladim) .böyle farklı konularda erkek-kadin üzerine bir fikirler ileri sürmüş kitapta katıldıklarım oldu katilmadiklarimda oldu. Kadına değer vermeyen bir toplum olduğumuzdan(dönem için) her gördugumuz safsataya da inanmamak gerekir .aile kavramına hiçe sayan fikir akımlarına suruklenmemeye dikkat etmemiz gerek.


    Bu da final izlemenizi tavsiye ederim aydinlatacagini düşünüyorum.
    https://m.youtube.com/watch?v=AxA4H--tgo8
  • Erkek hükmetmede o kadar İleri gitmiştir ki tüm tarih savaşlarla doludur. Gelişmek için kadına eşit miktara fırsat tanınmış olsaydı dünya bu kadar çok savaş görmemiş oturdu. Çünkü her savaşta ölen erkektir ama acıyı çeken kadındır
    Öldürülmek kolaydır, acı çekmek zordur. Anne öldürülen oğulları için acı çeker. Kadın ölen sevdikleri için acı çeker. Kız kardeşler, erkek kardeşleri öldüğünde acı çeker. Ve onların kederleri tüm hayatları boyunca kalacaktır. Öldürülenler için bu çok küçük bir şeydir. O birkaç saniyede gerçekleşir ve sen ölmüşsündür. Ancak kadınlar asırlardır sadece acı çekmektedir.
  • Hiçbir kadın savaş istemez çünkü nihayetinde kurban olan erkek değil, kadındır. Savaşı yaratan erkektir, savaşta dövüşen erkektir ama acı çeken kadındır. Kadın dünyanın yarısıdır: Şayet dünyanın bu yarısına da söz hakkı tanınsaydı tarih başka olurdu. O daha barışçıl, daha sevecen, daha duyarlı, daha estetik olurdu. Hâlâ kadının saf bir şekilde, bozulmadan, etki altında bırakılmadan kendisi olmasına izin vermek için zaman vardır. Ve daha iyi bir dünyamız ve daha iyi bir insanlığımız olacaktır.
  • Erkek hükmetmede o kadar ileri gitmiştir ki tüm tarih savaşlarla doludur. Gelişmek için kadına eşit miktarda fırsat tanınmış olsaydı dünya bu kadar çok savaş görmemiş olurdu. Çünkü her savaşta ölen erkektir ama acıyı çeken kadındır.
  • Ancak Kadın ezilmiştir. Onun gizemleri ezilmiştir. O sadece temeldeki insani hakları verilmeden, üretim için bir fabrika olarak kullanılmıştır.
    Ve bu da dünyayı sıkıcı, çirkin hale sokmuştur. Erkek hükmetmede o kadar ileri gitmiştir ki tüm tarih savaşlarla doludur. Gelişmek için kadına eşit miktara fırsat tanınmış olsaydı dünya bu kadar çok savaş görmemiş olurdu. Çünkü her savaşta ölen erkektir ama acıyı çeken kadındır.