• "Hiçbir kadın savaş istemez çünkü nihayetinde kurban olan erkek değil, kadındır. Savaşı yaratan erkektir, savaşta dövüşen erkektir ama acı çeken kadındır. Kadın dünyanın yarısıdır: Şayet dünyanın bu yarısına da söz hakkı tanınsaydı tarih başka olurdu."
  • Öncelikle keşke kitabı sansürlü bi sekilde okusaydim.Bi ara haydar dümen mi okuyorum diye yazarına tekrar tekrar baktim. :)"İnsanlar açık seçik bir şekilde cinsellikten bahsetmiyor; hatta onlar cinsellikten hiç bahsetmiyorlar. Konuşsalar bile, dolambaçlı şekillerde konuşuyorlar, diplomatik bir şekilde konuşuyorlar. Diyor osho. bende bilmiyorum bu adam ne yaşadı Freud vakasi gibi . Ben hiç girmiyim bu konuya ama bu konu üzerinde çok duruyor.

    Erkek ve kadın diye birşey yok demeye getirecek kadar ikisini birleştirmeye çalışiyor.Kadın bilinçli olarak kadındır, bilinçsiz olarak erkektir; erkek bilinçli olarak erkektir, bilinçsiz olarak kadındır.
    Şiir yazarken kadınsı olmam gerekir vs eğer yazı yazacaksam savaş yazısı değilse kadınsı olmam gerekir. İki cinsiyete sahipmisiz %51 erkek %49 kadın :) bizimkiler duyda evlatlıktan red edecek :)
    Daha sonra kadın erkek karşılaştımasina getiriyor.Erkek fizyolojik kadın psikolojik takiliyor. Erkek felsefik kadın ayakkabı elbise :) (valla o söylüyor. ben katılmıyorum) . Sonrasında kadınlar dünyayı yonetse savaş olmazdı(haklı alkisladim) .böyle farklı konularda erkek-kadin üzerine bir fikirler ileri sürmüş kitapta katıldıklarım oldu katilmadiklarimda oldu. Kadına değer vermeyen bir toplum olduğumuzdan(dönem için) her gördugumuz safsataya da inanmamak gerekir .aile kavramına hiçe sayan fikir akımlarına suruklenmemeye dikkat etmemiz gerek.


    Bu da final izlemenizi tavsiye ederim aydinlatacagini düşünüyorum.
    https://m.youtube.com/watch?v=AxA4H--tgo8
  • Erkek hükmetmede o kadar İleri gitmiştir ki tüm tarih savaşlarla doludur. Gelişmek için kadına eşit miktara fırsat tanınmış olsaydı dünya bu kadar çok savaş görmemiş oturdu. Çünkü her savaşta ölen erkektir ama acıyı çeken kadındır
    Öldürülmek kolaydır, acı çekmek zordur. Anne öldürülen oğulları için acı çeker. Kadın ölen sevdikleri için acı çeker. Kız kardeşler, erkek kardeşleri öldüğünde acı çeker. Ve onların kederleri tüm hayatları boyunca kalacaktır. Öldürülenler için bu çok küçük bir şeydir. O birkaç saniyede gerçekleşir ve sen ölmüşsündür. Ancak kadınlar asırlardır sadece acı çekmektedir.
  • Spoiler içerir ...

    Savaş ve Barış ...İki ciltlik ,1800 sayfayı aşkın ,Rusya ile Fransa savaşını konu edinen ,tarihin harmanlayıp yogurdugu
    derin,destansı bir kitap .

    Savaş ve Barış'ı anlamadan önce ,öncelikle Tolstoy'un hayatını kısaca bir hatirlamamiz gerekiyor .Tolstoy 1828 yılında meşhur bir aristokrat ailede doğmuş ,burjuvazi bir çevrede yetişmiştir .Ailesini kaybettikten sonra aile mirasını kumarda kaybetmis.Kazan Üniversitesi 'ni çoktan bırakmış .Orduya katilmis ,anılar yazmıştır .Daha sonra Sibirya'da sürgün edilmiştir .30 yıllık sürgün hayatından sonra 1856 yılında atfedilen bir grup soylu devrimci Dekamberist'lerin hakkında yazı yazmak için Yasnava Polyana 'ya miras kalan köşke yerleşmiştir .

    Fakat Tolstoy Dekamberist 'lerin sürgün hikayesinin tam olarak anlasilabilmesi için geriye doğru bir zaman turunun yapılmasının isabetli olduğunu düşünerek ;1825 yılı Car 2.Nicolas'a karşı ayaklandiklari zamanın iyi yorumlanmasi,anlaşılması gerektiğine inanıyor .1812 Napolyon 'ların Rusya'ya korkunç saldirmasinin hikayesinin iyi anlaşılması gerektiğini düşünüyor .Yine Austerlitz Savaş'indaki yenilgiden sonra Napolyon'un oluşturduğu ciddi tehdidi öğrendiği 1805 yılından bahsetmeden 1812 yılından bahsedilemeyecegine inanıyor .Tüm bu dağınık fikirler bir araya gelerek başarılı ve titiz bir şekilde sentezlenerek Savaş ve Barış gibi panorama niteliğinde zaman'siz dev bir destanin doğumuna şahit olacaktır .Yani Tolstoy ,doğumundan 20 yıl öncesi uzun ,nefes kesen bir yolculuğa çıkarıyor biz okurlarini...


    Hiç aklımda yokken Ebru Ince
    Hanım vesilesi ve ilk yaptığım etkinliğin vermiş olduğu sinerjiden güç alarak Savaş ve Barış yolculuğuna çıkmış oldum ben de .Kitap okuma süresi ile alakalı çok sabırsız birisiyim .Elimdeki kitabin elimde surunmesini kesinlikle istemem .1800 sayfayı aşkın bu kitabı Allahım nasıl bitireceğim ,kalbim sıkışıyor,bünyem kaldırmıyor diye diye bitirislerime şahit oldunuz sizler de :))Ebru Hanım da bu kitabın kalın kitap değil, tuğla hükmünde olduğunu belirtince bir nebze de olsa rahatladım .
    Başladım tuğla misali altında ezilmek yerine karakterleri ve tarihi gerçekleri zihnimde tuğla tuğla birleştirip inşa etmeye ...VIP Kralicemiz
    Ebru Ince Hanım ve ekip arkadaşlarıma kocaman tesekkurler.


    Kitap başta da dediğim gibi iki cillten oluşuyor .Birinci cildi atlatirsaniz selametle ,İkinci cilt çok daha kolay ve oturaklı ilerliyor .Birinci cildi okurken kafamda uçuşan bir dolu soru ağı ,zihnimde bağlantı kuramadigim bir dolu insan,kafamda deli sorular ...Ama Ebru ablayı dinleyip karakterlerin üzerinde çok fazla durmadan geçtim,dediği gibi İkinci ciltte tüm taşlar yerine oturdu.Öyle ki karakterleri çok iyi tanıyor hale geliyorsunuz.


    Savaş ve Barış'in tek bir ana karakteri yok .600'e yakın karakterle bu savaş sahneleniyor .Yazar aristokrat bir aileden geldiği için en iyi bildiği sınıfa yönelik bu destanini yazmaya başlıyor .Her zamanki gibi bitmek bilmeyen kokteyl partileri,kızların en iyi kıyafeti giyme yarışı,mazurka gösterileri ...Aynı zamanda savaşın artan siddetinin konuşulduğu, dert edinildigi masa başı politik meseleler ...Sonra mı sonra yine lukus hayat ,para,zenginlik,kadin ...
    Kaldıkları yerden devam .Anna Karenina gibi ilişkiler sarmalı bir kitabı henüz taze bitirdiğim için devam edegelen ,çocuk yaşta başlayan isbu ilişkiler yordu beni.Aşk ,ihanet ,ölüm,ihtiras ,
    yoksulluk gibi konular bu ilişkilerde göze çarpıyordu...Kadın karakterlerden en çok sevdiğim en baştan beri karakterinden taviz vermeyen iyilik meleği ,fedakar Prenses Maria ve çocukluktan beri aşkına sadakatle bağlı ,malikanenin tüm yükünü omuzlayan ,yoksul Sonya...Natasa'nin çocukluktan kaynaklanıyor olsa gerek şıpsevdi oluşu ve ilişkileri beni yordu.Ama sonrasında da ailesine ,
    çocuklarına ,eşine sadık ,özverili bir anne olmasıyla gönlümü fethetmeyi başardı .


    Yine kitapta sevdiğim erkek karakterler arasında Kont Bezuhov'un bahtsız gayrı meşru oğlu ,mutluluğunu anlam arayışında arayan,iç huzurun peşinde olan ,işbirlikçi eşi tarafından aldatılan ,Moskova esir alındığı sırada Moskova'yi terk etmeyip mücadele etmek isteyen Piyer...
    Yazar Moskova'nin esir alinisi ,Moskova yanginini,
    kacislari ,yagmalanmalari çok başarılı bir şekilde orada yasiyormuscasina resmetmis.O kısımlarda yüreğime kocaman bir hüzün çöktü.Düşünsenize vataniniz,anilariniz ve nefes aldiginiz yeri terk etmek zorunda birakiliyorsunuz.Her ne kadar şehirden uzaklassaniz da bedeniniz yolculugunuza eşlik etse bile "kalbiniz" orada kalıyor,kalbinizdekilerle beraber .Sevdiklerinizin feryatlari icinizin yangını sonduremiyor.Bir anda sıradan yasamiminiz alt üst ediliyor.Yagmalanan şehirle beraber acımasızca anilariniz,eviniz ,dostluklarıniz parça pincik edilip yagmalaniyor .Bu da size acı veriyor .


    Aristokrat ailenin mala mulke düşkünlüğü o kadar acı verdi ki bana ,düşünün bir sürü yaralilar var .Çaresiz ve sahipsiz.Aristokrat aileler kaçarken arabalarına yukleyebildikleri kadar tabak ,çanak,bronz,vitrin,aynalarda dolu sandık vs. gibi eşyaları tikistirmakta dertli .Yaralilar kimsenin umrunda değil .Bu atmosferde ucuzluyor insan hayatı .Insanlık bir tabak kadar bile yer edinememis ,fazlalık olarak görülmüş,köşeye burusturulup atılmış,anlamını kaybetmiş gönüllerde .Hayret ediyorsunuz .


    »»»»Şimdi artık bu onlara tuhaf gelmiyordu; tersine, bir çeyrek saat önce yaralıların bırakılıp eşyaların götürülmesini nasıl doğal bulmuşlarsa, şimdi de eşyaların bırakılıp yaralıların götürülmesini öyle doğal buluyorlardı.


    Piyer 'e dönecek olursam idama goturulusunu ,zindanlarda ,yakıcı
    soguklarda yangından bir insanı kurtarmak ve kadınların kötü davranışlara maruz kalmamak için vermiş olduğu mücadele bence kitabın en güzel bölümlerinden birisiydi .
    Herşeyin elinden yitip gittiği bir anda Piyer gerçek özgürlüğün ve mutluluğun tadına şimdi vardığını düşünüyordu .Acıkınca yemenin,susayinca içmenin ,
    soğukta isinmanin,bir insan sesini duymak istediğinde konuşmanın ,dostla muhabbetin en büyük zevkini tamamıyla o mahrumiyetlerde tadıyordu .Ruhu cetin bir savaşa hazırlanırken kendisini zayiflatabilecek ,tuzağa düşürecek tüm engelleri reddediyordu .

    Piyer evinin kapıları yıkılsa bile kalbinin kapılarını açmayı başarmıştı .Dünyası zalimler tarafından yıkılsa bile kendisine musmutlu "yeni bir dünya" kurmanın hazzını hiçbir şeye degismezdi.

    Tolstoy tarihin içindeki büyük olayları ve olaylar içerisinde yer alan hayatları anlatmaya devam ediyor .Fakat karakterler ve psikolojilerini merak ederken tarih hakkında derin sorular sormak için anlatiyi bolmekten cekinmiyor.Savaşların başlama nedenleri,savaş taktikleri nasıl olmalı ,savaşın başarılı olmasının sözde büyük dehalarin eylemlerinden kaynaklı olup olmadığı ,askerlerin motivasyonunun rolü ,ekonomik ve kültürel etkenlerin rolü var mı acaba gibi sorularla felsefik bir düşünmeye iter okuyucuyu.

    19.yy eleştirmenleri panaromik yapının bir parçası olan bu bölümden dolayı kitabın roman havası vermediğini söylerler.Tolstoy da bunu kabul eder.

    Savaş ve Barış nedir ? diye sorulduğunda cevabını çok güzel verecektir :

    “O bir roman değil. Bir destandan daha azı. Tarihsel bir günlükten de daha azı. Savaş ve Barış, ifade edildiği biçimle, tam da yazarın ifade etmek istediği ve edebildiği şeydir.”

    "Roman Batı Avrupa tarzıdır .Rus yazarlar farklı yaşarlar ve farklı yazarlar ."


    Savaş ve Barış kitabının orjinal isminin Savaş ve Dünya olduğunu söyleyenler de var .
    Barış kelimesinin insanı ,dünyayı ,
    toplumu yansıttığı belirtilir.Barış kısmıyla yazarın da belirttiği burjuvanin dünyaya düşkünlüğü ,kokteyller,davetler,
    kadın erkek ilişkileri,elit kesimin Napolyon'â hayranliklari,Fransa kültüründen etkilenip Fransızca konuşmaları ,menfaatin sevgiye galip olduğu konular işlenmiştir .

    Son olarak yazar hayal gücüyle ,kurgusal anlatımla tarihsel figürleri birleştirip muhteşem bir Rus panaromasi ortaya çıkarıyor .En başa ,zaman yolculuğuna dönecek olursak ;yaşadığı zamanı iyi anlamak ,yorumlayabilmek için ardında bıraktığı yıllara kendini kaptirarak başarılı bir eser bırakıyor.Insanlığın savaştan da siyasetten de önemli olduğunun altını çiziyor.Dünya ve iktidar tutkusu tek taraflı aşk olduğu için ,sonu hüsranla bitmeye mahkum bir baht oyunudur .

    Okunması gereken ,insanın hayatıyla ,sahip olduklariyla sinandigi önemli bir eser ...

    Keyifli okumalar ...
  • Hiçbir kadın savaş istemez çünkü nihayetinde kurban olan erkek değil, kadındır. Savaşı yaratan erkektir, savaşta dövüşen erkektir ama acı çeken kadındır. Kadın dünyanın yarısıdır: Şayet dünyanın bu yarısına da söz hakkı tanınsaydı tarih başka olurdu. O daha barışçıl, daha sevecen, daha duyarlı, daha estetik olurdu. Hâlâ kadının saf bir şekilde, bozulmadan, etki altında bırakılmadan kendisi olmasına izin vermek için zaman vardır. Ve daha iyi bir dünyamız ve daha iyi bir insanlığımız olacaktır.
  • Erkek hükmetmede o kadar ileri gitmiştir ki tüm tarih savaşlarla doludur. Gelişmek için kadına eşit miktarda fırsat tanınmış olsaydı dünya bu kadar çok savaş görmemiş olurdu. Çünkü her savaşta ölen erkektir ama acıyı çeken kadındır.
  • Ancak Kadın ezilmiştir. Onun gizemleri ezilmiştir. O sadece temeldeki insani hakları verilmeden, üretim için bir fabrika olarak kullanılmıştır.
    Ve bu da dünyayı sıkıcı, çirkin hale sokmuştur. Erkek hükmetmede o kadar ileri gitmiştir ki tüm tarih savaşlarla doludur. Gelişmek için kadına eşit miktara fırsat tanınmış olsaydı dünya bu kadar çok savaş görmemiş olurdu. Çünkü her savaşta ölen erkektir ama acıyı çeken kadındır.