• https://youtu.be/OGCX_WU6vRc

    Bugün günlerden Zumbaaa 💃🏻💃🏻💃🏻
  • 240 syf.
    Yine aynı sıkıntı: Önsöz...
    Yahu arkadaş, böyle giderse, kitapları satın aldıktan sonra kasadan ayrılmadan kitapların önsözlerini yırtıp atacağım o derece yani. Kaldı ki bu kitaba bir önsöz yazılması olayı bile başlı başına komedi. Unamuno, arkadaşı Augusto Perez'in hayatının bir bölümünü anlattığı bu esere önsöz yazması için Victor Goti'ye ricada bulunur. Yok canım ne ricası, bildiğin emrivaki yapar. Bunu ben değil Goti'nin kendisi söylüyor. Adam da zoraki yapılan her işte olduğu gibi işin içine eder. Lan dangalak! Hikayenin sonunu sen biliyorsun diye bize de söylemenin mantığı nedir? Ölüsü iki üç spoiler yiyeceksiniz bu önsözü okuduğunuzda, demedi demeyin. Ben olsam, kitap bittikten sonra okurdum. İşin bir başka ironisi, Goti'nin bu önsözü yazarken kurduğu, "gençlerle yaşlılar arasındaki sonsuza dek sürüp gidecek çatışma ile ilgili sorunlardan birisine çözüm getirecek" olduğu beklentisi, görünüşe bakılırsa, yazarın bu önsöze eklediği "son-önsöz" de şahittir, güme gitmişe benziyor. Yine bir başka lafına daha atıfta bulunarak bu önsöz bahsini kapamak istiyorum, koca kitapta "önsöz önsöz" diyerek laf kalabalığı yapmak istemem. "Çünkü kitaplar önsözleri için değil de, metnin tümü için satılırlar" der Goti. Bense cümleyi tamamlıyorum: "Kitaplar metnin tümü için satılır, lakin bazı akıllılar, önsözden koca kitabın canına okurlar ve tüm heyecanı kaçırırlar."

    Kitapla ilgili bir diğer değineceğim konu ise şudur ki, dolaylı çeviri ve doğrudan, kitabın kendi dilinden çeviri ayrımı. Ben dolaylı çeviriyi okumadım. İş Bankası Yayınları, kitabın İspanyolcadan çevirisini yayınlamış, Y.E.Canpolat'a da teşekkürler ederim, güzel bir çeviriydi. Akıcıydı, göze batan bir hata falan da yoktu doğrusu. Tavsiye ederim.

    Kitap, daha başlardan itibaren dikkati cezbedici tespitlerle geliyor. Bunda şunun da payı olmalı, Augusto Perez, babadan varlıklı, aylak herifin teki. Burada aylaklığı yermiyor, aksine övüyorum. Çünkü en parlak fikirler, insan aylakken üretilir ve hayatın keşmekeşinde boğulan insan, sistemin çarkları içinde adını dahi unutacak hale gelir, fikir üretmek şöyle dursun. Neden Antik Yunan'da onca filozof var bir düşünün bakalım. Ya da İngilizlerin sömürgeleştirdiği Hintlilere, neden logaritma cetveli ezberletilmiş?.. İşte gününü böylesi aylaklıklar içinde yaptığı efsane çıkarımlar ile tüketen (yahut değerlendiren) Augusto'ya kamyon çarpar... Şaka şaka. Ancak yine de, etkiyi ifade etmek adına doğru bir terim kullandığımı düşünüyorum, çünkü aşık olur. Vee bu saatten sonra da bu inceleme, SPOILER'lı inceleme kisvesine bürünür... Devam etmeden evvel iki kere düşünün...

    Mecburi piyano hocası Eugenia (adında meymenet yok bir kere. Önce ağız büzülüyor söylerken, sonra bir anda tekrar açılıp en sonunda da nefesin son zerresi ile bitiriliyor gibi. Kendi gibi tekinsiz, ama soluk kesici türden. Uzak durun bu tip kadınlardan dostlarım...), bizimkinin radarına girdikten sonra kantarın topuzu kaçıyor haliyle. Şaire bağlamalar, "aşk bu mu?" tarzı bir kendini yoklama hali... Durum vahim. Yine de maddi kuvvet devreye girer ve bizimki, Eugenia'nın evinden kendine bir müttefik edinir. Paranız yoksa zaten bu iş yatar gençler, Müslüm dinlemeye devam ;) Müttefikin dediğine bakılırsa, Eugenia için, "https://www.youtube.com/watch?v=eB_5g33KCEE". Bu durum bizimkini yıldırmıyor, kale muhafızını kafalamakla bu işin olmayacağını anlayınca kaleye dalmaya karar veriyor.

    Kaleye daldıktan sonra şöyle bir soluklanalım ve diğer karakterleri de ele alalım. Evin uşağı Domingo ile evin aşçısı Liduvina, taşralı zihniyetin felsefeyle ve kıvrak zekayla harmanlanmış harika birer modeliydiler. Zihniyetlerine yerleşen o alt sınıf adetlerinin yanında, çalıştıkları insanlardan öğrendikleri ve kendilerinin de gelişime açık oluşları, onları kalifiye birer karakter haline getirmiş. Durumları idare edişleri harikaydı bana kalırsa.

    Evin çamaşır işlerine bakan Rosario ise, bizim aptal aşığın, aşkı tek bir kişide değil de birden çok kişide görme ve acemi playboyluk girişimlerine malzeme olan, bir garip kızcağızdı. Sonrasında malzeme edileceği oyunu da göz önüne alırsak, hikayedeki etkisi pek de azımsanacak düzeyde değildi ama yine de bir figürandan öteye geçemedi. Acaba bu hikaye, içinde onun da olduğu bir mutlu sonla yazılsa nasıl olurdu, cemiyet bu türden bir evliliği nasıl değerlendirirdi? Bilinmez...

    Ve bir de, girişten de tanıdığımız Victor var ki, ben bu adamı iyi bir yoldaş olarak görmek isterdim ama evlilik konusundaki yaklaşımı ve sürekli serzenişte bulunduğu bir kuruma, halihazırda kimsesi dahi olmayan zavallı dostunu da çekme girişimleri bana biraz "ben yandım sen de yan" düsturuyla yapılmış gibi geldi. Zoraki bir evlilik, dışardan yapılan müdahalelerle şekillenen, iki tecrübesiz insanın aynı evi paylaşma hali. Çocuk beklerken olmamasına, çocuk geldikten sonra neden geldiğine hayıflanan ve ikilemler içinde yaşayan bir çift. Daha evvel de söylemişimdir, yine de söylüyorum. Kimsenin hayatınıza müdahale etmesine izin vermeyin ve hayattan istediklerinizi, bir nebze de olsa almamışken kendinizi bir sorumluluğun içine atmayın. Victor'a pek kulak asmayın yani ;)

    En son kaleden içeri girmiştik sanırım. Kalenin içinde muhabbetle karşılanan ve Eugenia için ideal damat adayı görülen Augusto için her şey yolunda gitmek üzereydi ki, ortada büyük bir sorun vardı: Eugenia başkasını seviyordu. Hem de ne sevmek! Adam işsiz güçsüz aylağın teki ve Eugenia, gerekirse ikisinin geçimini birden sağlamayı dahi göze alacak kadar seviyor onu. Bu arkadaşın ise kafasında öyle fikirler var ki, Eugenia'nın vaadinden fazlasını vadedecek biri çıksa, anında yön değiştirecek. Kendini pasif göstererek kadın üzerinden prim yapan asalak erkek modeli. İçgüveysinden hallice yani. Gerçi bu adama da kızmamak gerek, zira Eugenia hanımefendi iyi insan sevmiyor. Bunu ben değil kendisi söylüyor. Yine geldi çattı o, canına yandığımın "Hatunların efendi adam yerine piç tercihi" mottosu...

    Erkeklere has gördüğü özellikleri itici bulan, bu özellikleri barındırmayanları da erkekten saymayan Eugenia, aylak arkadaşın (adı Mauricio bu arada) kendi eline bakmasını dahi kabulleniyor. Bunu ise, onu sevdiğinden değil, aksine kendine daha da sadakatle bağlı bir köpek istediği için yapıyor. Hatta onun tarafından aşağılanmayı dahi sineye çekiyor. Ne kadar aşağılıkça bir düşünce... Yalnız şu konuda tutarlılığını takdir etmek gerek, ne yapıp edip, Mauricio ile kuracağı hayatı inşa ettirmeyi başarıyor. Hem de kime? Bizim aptal aşığa...

    Hikaye hakkında çok şey anlattım, biraz da düşüncelerimden bahsedeyim. Bana kalırsa kitap, ilişkiler, evlilik, kadınlar ve aile hayatı hakkında, insanı tüm bunlardan soğutacak derecede haklı argüman içeriyor. Bu nedenledir ki, eğer bu konularda ikilemlere sahipseniz kitap sizi yoldan çıkarabilir, ya da doğru yola sevk edebilir. Victor'un tarzıyla yaklaşacak olursak: Yaşamadan bilemezsin.

    Tüm bunlar olduktan ve zavallı Augusto, kıç üstü ortada bırakıldıktan sonrası buhran hali. Burada yazar da harika bir şekilde devreye giriyor ve kendisi ile, karakteri arasında varoluşsal bir fikir teatisine girişiyor. Burada her ne kadar yazarın, Augusto'ya öleceğini bildiriyor olması acımasızlık gibi görünse de, aslında kaçınılmaz olanı ona bildirmek ve son demlerinde onu biraz olsun avutmak ihtiyacı hissetmesi ön plandaydı bana kalırsa. Öte yandan, zaten ölmeyi kafasına koyan Augusto, yazarla konuşurken onun kendisini öldürmekteki kararlılığını tartarak, bundan vazgeçip geçmeyeceğini de görmek istiyor ve ölmek isterken bir anda yaşamak istediğinden bahsetmeye başlıyor. Ya da bunların hiçbiri... Aslında yaşamla dolu olan ve aklının ucundan dahi intihar geçmeyen bu karakteri, sırf artık kitabı nihayetlendireyim düşüncesiyle böylesi çıkmazda bir aşka sürükleyen ve sonrasında da aklına intihar fikrini sokan, acımasız yazarın ta kendisiydi. Error verdik dayı yeter ama...

    Son olarak Orfeo... Tamam bu sefer kesin son. Harbiden bak. Ölmek üzereyken kendisini bulan ve hayata döndüren, sonrasında da hayatını onunla paylaşan sahibinin ardından yaptığı tespitler, haklılığın doruklarındaydı. Belki de şuncağız kitapta aklıbaşında tek varlık, onca karakterin arasında bir insan değil, bir köpekti. Onca ikiyüzlü davranışımızı kendi türüyle adlandıran ikiyüzlü insanoğluna son bir nanik çekip, zavallı sahibinin peşinden gidişi, tutarlılıkta Eugenia ile yarışır olduğunu bir kez daha kanıtladı. Peki Eugenia'ya ne oldu? Bana kalırsa ilmek ilmek dokuduğu o mutlu mesut hayatının (?) kısa süre sonra paramparça oluşuna şahit olup tekrardan o sevmediği işe, piyano dersi vermeye geri döndü. Belki de evde kendisini bekleyen evladının süt parasını kazanmak için bu sefer...