• 125 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Orhan Kemal'in Tersine Dünya kitabında kadın ve erkek rolleri tersine çevrilmiş. Kitap hem gülmece unsurları hem de cinsiyetçi mesajlar içeriyor. Kadınlar bekçi, polis, iş insanı erkekler ise ev erkeği, genelev emekçisi olmuş. Kadınlarla ilgili deyimlerde tersine çevrilmiş.

    "Anam avradım olsun" değil, "babam kocam olsun" gibi.
    "Erkek milleti değil mi aklı da saçı gibi kısa" gibi.
    "Erkek başımla ben ne yaparım şimdi oralarda?"
    "Bir kadın erkeğinin küçük tanrısıydı."
    "Ağızları var, dilleri yok kocalar."

    Kitaptaki kurguda, dışarıda gezen, haytalık yapan evin geçimini sağlayan kadınlar, evde çocuklara bakan, yemek yapan ise erkeklerdir. Namus kavramı erkek bedeni üzerinden yapılmaktadır. Erkeğin namusu kadından sorulmaktadır. Erkekler kadınlardan korkmakta, içip içip dağıtan, eve gelince kocasını döven kadınlarla bu kitapta tanışıyoruz.

    Romanın kahramanı Bitirim Leyla'dır. Zamparadır, üçkağıtçıdır, belalıdır. Namuslu bir kocası ve aynı onun gibi bir de oğlu vardır. Müteahhit Ayşe ile yaşanılan bir olay sonrası nezarete düşer. Bu Eve ekmek götüremeyince ordunun içine salsa namusundan emin olduğu kocası çalışmaya başlar. Cezaevindeki karısını ziyarete gelen Leyla'nın kocasına baş gardiyan aşık olur. Cezaevinden çıkan Leyla kocasını bulamaz. Kötü yola düştüğünü sanır onu genelevlerde aramaya başlar. Bu arada kendisi de başka bir erkeğe aşık olur. Derken olaylar sürer gider.

    Tersine Dünya” 1968 yılında “Pardon” adlı mizah dergisinde tefrika edilmiş, kitap olarak basımları ise, yazarın ölümünden sonra yapılmıştır.
    Kitabın filmine https://www.youtube.com/watch?v=6LTvWmdwItc adresinden ulaşabilirsiniz. Ayrıca İstanbul Devlet Tiyatrosu tarafından da sahnelenmiştir.
  • Bikere evlendiler mi, üç ay geçmeden evdekine doyarlar. İnan olsun böyledir bu erkek milleti. Enayiler sanırlar ki, kendi karıları çirkin yada beceriksiz de, o yüzden hiçbir erkek yüzlerine bakmaz. Yahut sanırlar ki, karıları kendilerine körkütük tutkun olduğundan gözleri başka erkeği görmez. Kendilerine pek güvenirler, karılarının gözünde kendilerinden üstün erkek yok sanırlar. İşte o zaman erkek milleti hapı yutar. Üstüne alınma ama, erkek değil mi, hepsi de böyledir, kökü kurusun... Ne zaman ki karıları kendilerini boynuzlatır, kendi elleriyle yakalarlar, hah işte o zaman akılları başlarına gelir, "Vay anasını, demek bizim karıda iş varmış!..” diye başlarını taştan taşa vururlar. Öyle ufaktefek şeylere de bitürlü inanmak istemez aptallar haaa... İyice, herşeyi gözleriyle görecekler. Dünyada kendilerinden başka erkek yok sanırlar aptallar. Dünyanın en yakışıklısı o, en akıllı erkeği o, en şakacı erkeği o, en kibarı o...
  • _Kalpteki incelik ise sevgi yaratır. Sözlerdeki incelik güven yaratır. Düşüncedeki incelik derinlik yaratır. Bunlara sahip olan insan ise her zaman kendini aratır.
    _Bir ülkede saraylar ne kadar çoksa, halk o ölçüde fakirleşmiştir. Saraydaki lüks ve pahalı şeyler ne kadar fazlaysa, tahıl ambarları o kadar boşalmıştır. Başkalarının yoksullaşması üzerine kurulmuş olan bu gösteriş, Haydutların yağmadan sonraki böbürlenmelerinden başka bi şey değil. Buna hırsızların cakası denir. Yol, bu değildir. Budur işte sahte YOL.
    _Halk açsa Bu üsttekilerin fazla vergi yemelerindendir. Halkı yönetmek güçse bu üsttekilerin her işe karışmasındandır.
    _Tasalanma sebebim bir bedenimin olmasıdır, Bedenim olmasaydı tasalanacak neyim kalırdı?"
    _İnsan ne kadar çok bilirse hükmedilmesi o kadar zor olur. Bu nedenledir ki eğiterek hükmetmek isyan getirir, cahil bırakarak hükmetmek mutluluk.
    _Sadece kendiniz olmak ile mutlu olduğunuzda ve kendinizi kimseyle kıyaslayıp, yarışmadığınızda, herkes size saygı duyacaktır
    _Kutlu kişinin kendi kalbi yoktur. Yetmiş iki milletin kalbidir onun kalbi. O kendi çocukları gibi bakar hepsine. İyilere iyiyim Kötülere de iyiyim. Çünkü iyiliktir ERDEM. Dost olana dostum Dost olmayana da dostum. Çünkü dostluktur ERDEM. Kutlu kişi sükûnet içinde yaşar. Geniş kalbi dünyaya açık.
    _Kutlu kişi isteksizliği ister. Değerliye değer vermez.
    _Mutsuzsanız geçmişte. Endişeliyseniz gelecekte. Huzurluysanız şu an da yaşıyorsunuz.
    _Brahman rahibi: “Komşunun tanrısını kendi tanrından çok sev!”
    _Görmek istemeyenden daha kör kimse yoktur.
    _Zorlanan bir şey, eninde sonunda eski durumuna geri dönecektir.
    _Başkalarını anlamak olgunluk, kendi kendini anlamak ise daha üstün bir olgunluktur.
    _Kayıp bazen kazançtan daha fazla yarar sağlayabilir.
    _Su gibi olmalısın. Kırılmamak için bükül. Düz olmak için eğril. Dolmak için boşal. Parçalan ki yenilen.
    _Bir insan, doğduğunda yumuşak ve güçsüzdür; öldüğünde, sert ve bükülmez. Bitkiler canlıyken yumuşak ve esnektir; öldüklerinde sert ve kuru. Bu yüzden sertlik ve bükülmezlik, ölümün yoldaşlarıdır, yumuşaklık ve narinlik hayatın yoldaşları. Yumuşaklık sertliğe, dirençsizlik kuvvete karşı zafer kazanır. Biçim alabilen şeyler sert olan şeylerden üstündür.
    _Zekice olmayan bir davranışa dahi zekice karşılık ver.
    _Konuşmadan önce düşün; Gereği var mı? Şefkat barındırıyor mu? Kimseyi incitebilir mi? Sessizliği bozacak kadar değerli mi?
    _Küçük kafalar kişileri, büyük kafalar fikirleri konuşur.
    _Bilge kişi kendi kişiliğini en sona koyar ama yine de en öndedir
    _En büyük iyilik su gibidir: sudaki iyi herkese yarar. Su bu iyiliği umursamadan yapar.
    _Kazanmak yada kaybetmek, hangisi daha iyidir? En iyi lider insanların ancak varlığından haberdar olduğu liderdir.
    _Tao Karıncayla imparator arasında fark gözetmez. Rahmetini iyiden de kötüden de esirgemez.
    _Dünya olduğu gibi olağanüstü güzel.
    _İyilik bilmez gökyüzü. En büyük iyiliği de budur işte.
    _Doğal olan güzeldir. İnsan içinden öyle geldiği için iyilik yapmalıdır, ödül beklediği için ya da cezadan korktuğu için değil. İçten gelmeden yapılan şeyler de uyum getirmez.

    _Tao soyuttur. Ne yükselirken parlaktır ne de batarken karanlık. Tarif edilemez ve anlayışımızın ötesindedir. Başlangıcı ve sonu yoktur._Onu adlandırdık mı, onun sonsuzluğunu yitiririz. Çünkü her söylenen söz, her verilen ad şeyleri “Kendisi olamayandan” ayırır.
    _Su, TAO’nun simgesidir. O, yumuşak ve uysal, ama taşı yenecek kadar güçlüdür. En ince aralıklara bile sızar. Karşılık beklemeden çevresine hizmet eder. Her zaman en altta, insanların hor gördüğü yerlerde kalır. Bu yüzden de toplayıcı, birleştirici olur. Her yerde çevresiyle uyum sağlar. İçinde bulunduğu kaba uyar. Yine de hiç bir zaman kendi doğasını yitirmez...
    _Tao, her şeyin kaynağı olan “HİÇLİK”tir. HİÇ iken Bir oluruz. Bir’ken İki oluruz. İki iken Üç oluruz. Üç’ten bin bir tür oluruz. Hiçlik, karşıtlıklar dünyasının kaynağıdır. Birinin içinde ötekinden, erkekte kadından, kadında erkekten, ışıkta gölgeden, toprakta güneşten bir şey vardır her zaman. Her şey karşıtıyla vardır. (Ying Yang.) Tao içerdiği yol olma niteliğinin yanı sıra rehber olmasıyla, aslında aynı anda yapan ve yapılmakta olan gibi iki kavramı içinde barındırır: Hem yönetmen hem aktör, hem besteci hem melodi, hem seyrüsefer cihazı hem seyrin ta kendisi. Üstün insana Yol'dan söz etsen, gayretle işe sarılır. Nasipsize söylesen vay haline, kahkahaya güler. Gülmeseydi, yol, yol olmazdı. İnsanlar yeryüzünü izler, yeryüzü gökleri, gökler Yol'u izler. Yol ise olanı.
    _ Çılgınlar tanrısal vahiy ararlar Göğün-yerin işaretlerinde. Ben bilgelik ararım Zaman ve dünyanın işaretlerinde.
    _ Kimileri mucizeleri kutsal sayar. Ben mucize olmayanı kutsal sayarım…
    _Uyanmış insan işlenmemiş cevheri görür.
    _Bilge, gece içinde bir okyanus gibi, durgun ve sessizdir ama bir kış rüzgarı kadar yakıcıdır. Bilge kişi bulutlar gibi sürüklenir, belli bir yeri olmadan. yeni doğmuş bir bebek gibi kendini ifade etmeye çalışmaz. Bilge kişi bilir ki kişi yenilerek yenebilir ve yenerek yenilebilir. Bilge kişi kendine önem vermez, ama başkalarının ihtiyaçlarını duyumsar o alçakgönüllü ve utangaçtır, böylelikle diğerlerinin kafasını karıştırır.çocuk gibi görünür ve dinlenir. Bilge kişi kafasında yenmeyi kurmaz ki yenilsin, bir şeye sarılmaz ki yitirsin. bilgenin yolu kurnazlığa kaçmadan çalışmaktır.
    _Büyük iyilik su gibidir. Doğal olarak akar. Reddeden insana bile faydası olur. Tao gibidir. Bilge kişi de su gibi yaşar, arzusuz ve alçakgönüllü, entelektüel düşünceli, sevecen, adildir. Bilge kişi sessizce çalışır. Ne övgü ne de şöhret aramaz. Uyuyan bir bebek gibi nefes alır ve uyumu gözetir.
    _Tao yaratır ama saygınlık istemez ve yol gösterir ama karışmaz. Tao seyahat etmeden de bilinip gözlenebilir; ondandır bilge kişinin bakmadan her şeyi görmesi. Her nesne tao nazarında birer küçük evrendir; dünya kainatın küçük evreni, ulus dünyanın küçük evreni, köy ulusun küçük evreni; aile köyün küçük evreni, ve bedeni kişinin ailesinin küçük evrenidir; tek bir hücresinden galaksiye kadar…

    _Karar aklın durması halidir; karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar; çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.
    _Kalite bir erdemdir! O kendini; mekandaki yaşantıda, düşüncedeki derinlikte, sevgideki cömertlikte, İfadelerdeki gerçeklikte İdaredeki düzende eylemdeki etkide doğru zamandaki doğru harekette gösterir.
    _Kendini bilen bilge. Başkasını bilen bilgilidir. Kendini yenen kudretli. Başkasını yenen kuvvetli Halinden memnun olan zengindir. Nefsini yenen iradeli. Yerini korumayı bilen kalıcıdır, Ölüp de yok olmayan ölümsüz.
    _Edimsizliğin her şeyden el etek çekmek, eylemsizlik demek değil, tutkulu, hırslı eylemlerden, doğadaki dengeye ters eylemlerden uzak durmak demek. İçine kapalılık demek değil, ukalalık, gevezelik etmemek, çevresine yaşamı ve tutumu ile örnek olarak yol göstermek demek.
    _Kutlu kişinin bu sınırsız iyiliği karşısında herkesin ağzı açık kalır.
    _Hep hiçlikte kalanlar görür onun özünü. hep varlıkta kalanlar görür onun yüzünü...”
    _Edimsizlik, yaşamın akışına aykırı olan eylemlere girişmemektir.
    _Ezecekler mi birini. Büyütürler onu alabildiğine. Zayıf mı düşürecekler birini. Güçlendirirler onu alabildiğine. Yok edeceklerse birini. Geliştirirler onu alabildiğine. Alacaklar mı elindekini onun. Ona verirler önce bol bol. Budur görmek görünmezi. Yumuşak yener serti. Zayıf yener güçlüyü. Çıkarma balığı derinden. Sırdır düzen. Ele verme sırrını.
    _Eskinin yetkin ustaları Özlü ve gizemliydiler. Derindiler erişilip bilinmez. Kışın bir ırmağı geçer gibi Çekingen, Komşuların gözü altında gibi Dikkatli, Konuklar gibi sakıngan, Eriyen buz gibi geçici, İşlenmemiş balçık gibi şekilsiz, Vadi gibi geniş. Sis gibi bulanık…
    _YOL'u yitirmeyen doygunluğu aramaz. Doygunluğu aramayan kalır dolmadan. Hep açık yeni yetkinliğe.
    _Fazla söz boşa zahmet. İyisi mi içindekini tut içinde.
    _Su gibidir yüce iyilik. İyidir ki su Binbir türe yarar verir dayatmasız. İnsanların hor gördüğü yerlerde.
    _En yüce hakanların varlığını Bilmezdi halk. Ne sakıngandı değerli sözleri. İşlerini görürlerdi onlar ve yoluna girerdi. Sonrakiler sayıldı ve sevildi Sonrakilerden korkuldu
    _Ahlak yok olduğunda doğru davranış biter ve çıkarcılık ortaya çıkar. Çıkarcılık; düzensizliğin başlangıcıdır.
    _Beş renk gözü kör eder, beş sesse, kulağı sağır. Beş çeşni, tat alma duyusunu köreltir. Fazla düşünmek zihni zayıf düşürür, arzular ise kalbi öldürür. Denge ve ihtiyaç önemlidir.
    _Bir şeyi daraltmak istiyorsan, Önce onu genişletmelisin. Bir şeyi zayıflatmak istiyorsan, Önce onu güçlendirmelisin. Bir şeyden ayrılmak istiyorsan, Önce onunla birleşmelisin. Bir şeyi almak istiyorsan, Önce onu vermelisin. Buna “ ince kavrayış” denir.
    _Lao Tse ise toplumdaki çürümenin ahlak dersi verme ve politik önlemler almayla giderilemeyecek kadar derin olduğunu düşünüyordu. Tersine, tüm töreler, kurallar, ahlak, politik girişimler kötülüklerin asıl kaynaklarıydı, insanların doğallıklarına dönmeleri, her türlü tutku ve bencillikten kurtulmaları, toplumsal norm ve değerlerden vazgeçmeleri gerekiyordu.
    _Derler ki, tüccarın iyisi malını öyle saklarmış ki, onu gören yoksul sanırmış. Arif ve ERDEM’li kişi de odur ki, gören budala sanır, iyisi mi, Siz vazgeçin şu gururlu, hırslı, kibirli halinizden, bırakın şu yakışıksız çabalarınızı_
    _“Emirlerle yönetip cezalarla düzenlersen halk yılgın ve utanmaz olur. ERDEM’le yönetir ahlakla düzenlersen halk utanmayı öğrenir ve iyiye yönelir.” Ama gerek “ahlak”, gerekse “yönetme” ve “düzenleme” çabalarının kendisi huzursuzluğun asıl kaynağı Lao Tse’ya göre!
    _ Asıl tehlikenin büyüğü, asıl sakınılması gereken şey “hortlaklardan” da önce, insanlığa hizmet etme aşkıyla hortlaklara savaş açan kutlu kişiden gelebilecek zarar.
    _Günümüz yönetimlerinin “tüketim olanakları verip halkı pasifleştirmek” ve “basit halkı bilgisiz bırakmak; aydınların ise gözünü yıldırıp eyleme girişme cesaretini kırmak” türü yöntemlerini kaçınılmazlıkla anımsatıyor bunlar!
    _Doğru yaşamayı bilen Geçsin ülkeyi bir uçtan bir uca. Rastlamaz tek gergedana kaplana. Geçsin bir ordunun içinden. Ne zırh yarar ne kılıç. Gergedan bulamaz boynuz saplayacak yer. Kaplan bulamaz tırnak geçirecek yer. Kılıç bulamaz keskinliğini gömecek yer. Neden? Çünkü ölümlü yanı yoktur onun.
    _Yücelerden bilge YOL’u duyunca. İzler onu uyumla. Alçakçalardan bilge YOL’u duyunca Güler ağız dolusu Ve gülmezse bil ki Doğru YOL değildir o.
    _Bütün keskinlikleri körelt, Bütün düğümleri çöz, Her şeyi birbirine kat. Sır olan Ayniyet, işte buradadır. Sen, ona yaklaşamazsın, Onsuz da yapamazsın. Ona bir hayrın olmaz, Zararın da olmaz. Ona şeref veremezsin, Onu aşağılayamazsın da. Dünyada hiçbir şey onun kadar asil olamaz.
    _Nesnelere ve kavramlara verdiğimiz anlamlar arzuları ve amaçları doğururlar. İyi ve kötü, alçak ve yüksek, aydınlık ve karanlık gibi. Bu anlamlardan kopmamız arzu ve amaçlarımızdan ayrılmamız sonucu eylemsizliğe varırız. Eylemsizlik bir kere kavrandığında uyumlu yaşama geçiş kapısı açılır. Geçmişin pişmanlıkları ve gelecek kaygısı ve planları gibi gerçek yaşamdan koparan etkiler aynı zamanda insan yaşamında bir tür dengesizlik hali yaratır. Uyumlu yaşam ve doğal akış insanın içinde bulunduğu an ile bütünleşerek yaşamasını sağlar. Bu uyuma yolu izlemek denir. Yol anlamına gelen tao kelimesiyle kastedilen budur.
    _Kimileri mucizeleri kutsal sayar ben mucize olmayanları kutsal sayarım. Çılgınlar tanrısal vahiy ararlar. Ben bilgelik ararım.
    _Olgunlaşır varlıklar. Sonra dönerler kaynaklarına. Kaynağa dönmek huzur demek. Huzur amaca varmak demek. Amaca varmak sonsuzluk demek. Sonsuzluğu kavramak aydınlık demek. Sonsuzluk kavranmadı mı Uyumsuzluk gelir. Sonsuzluğu kavrayan hoşgörülüdür. Hoşgörülü demek adil. Adil demek egemen. Egemen demek kutsal. Kutsal demek YOL'da YOL'da demek kalıcı…
    _Kutlu kişi örnek olur dünyaya. Çevresine ışık saçmaz ve aydınlanır. Kendisine değer vermez ve yüceltilir. Kendini övmez ve yarar verir. Kendini öne koymaz ve kalıcılaşır. Çünkü savaşmayanla Kim savaşabilir dünyada
    _Biliyorsam biraz doğru YOL’da yaşamı. Tek korkum yolu yitirenlerdendir. Sapanlardan dar sokaklara doğru. YOL dururken
    _Sağlam kök salan sökülmez. Sıkı tuttuğun çalınmaz.
    _ERDEM’le dolu kişi Benzer yeni doğmuş bebeğe. Yılan çıyan sokmaz Vahşi hayvan saldırmaz Alıcı kuş paralamaz İncedir kemikleri kasları yumuşaktır ama Yine de sımsıkı yapışır tuttuğuna Erkek dişi nedir bilmez ama Yine de kalkar pipisi Çünkü dopdoludur hayat tohumuyla
    _Keskinliğini körelt. Karmaşalarını çöz. Parlaklığını sönükleştir. Tozuna karış dünyanın. Budur gizli Bir’e varmak. Buna erişeni Ne sevgi yaralar ne soğukluk Ne kazanç yaralar ne kayıp Ne saygınlık yaralar ne utanç Ki en saygın olur göğün altında
    _Baştaki sakin ve edimsizse Halk dürüst ve temiz olur Baştaki zeki ve kurnazsa Halk hilekâr ve güvenilmez olur
    _Büyük ülkeyi yönetmek Küçük bir balık kızartmaya benzer.
    _Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır.
    _Ayaksız yürümek. Kolsuz dövüşmek. Saldırısız yenmek. Silahsız durdurmak. En büyük talihsizliktir küçümsemek düşmanı. Küçümseyen korkarım yitirir hazinesini.
    _Bilmediğini bilmek büyüklüktür. Bildiğini bilmemek eksiklik.
    _Emretmeden yönetebiliyorsanız lidersiniz. Lider ol, ancak efendi olma.
    _Düşlerini neyle suladığına dikkat et.
    _Kendi aczinden onur duymaya kuvvet denir.
    _Henüz gülümsemeyi öğrenmiş bir bebek gibi. durgun ve ifadesizim,
    _Eğer ki halkın korktuğu biriysen, Sen de halktan kork
    _Çok bilenler konuşmaz, çok konuşanlar bilmez
    _Üç hazinem var: Sadelik, sabır ve merhamet.
    _Bahar gelir ve çimenler kendiliğinden yeşerir.
    _Diğer insanların hakkınızda ne düşündüğünü kafanıza takarsanız,daima onların kölesi olursunuz.
    _Dostlarını kendine yakın tut, düşmanlarını daha da yakın.
    _Düşüncelerinizi değiştirin, hayatınız değişsin.
    _Tanrı size istediğiniz insanları değil, ihtiyacınız olan insanları verir.
    _Gerçek bilge aydınlanmanın amaç değil, anlam olduğunu anlar.
    _Eğer pes edebilirsen güçlüsündür. Kötülüğe iyilikle karşılık ver.
    _Bir aile iç ahengini yitirdiği zaman “hayırlı oğullar”dan söz ederiz. Bir devlet kargaşaya sürüklendiği zaman sadık devlet adamları”ndan
    _Dünyadaki herkes güzeli güzel olarak bilir Ve çirkinlik de bu yüzden vardır. İşte böylece, Varlık ve yokluk birbirini doğurur, Zor ve kolay birbirini tamamlar, Uzun ve kısa birbirini şekillendirir, Yukarı ve aşağı birbirini doldurur, Sesler ve tonlar birbiriyle uyuşur, Önce ve sonra birbirini izler.
    _İnsanların onay vermesini önemserseniz, onların mahkûmu olursunuz.
    _Düşlerini neyle suladığına dikkat et. Düşlerini endişe ve korkuyla sularsan, yaşamını boğan yabani otlar biçersin. Düşlerini iyimserlikle, çözümlerle sularsan, başarı biçersin.
    _Kalbinizde yeşil bir ağaç bulundurun, belki şakıyan kuşlar gelir.
    _ Erdeme haiz olanlar kusur aramaz. Kusur arayanlar erdeme haiz değildir
    _ Orada oturup sessizce tefekküre dalarak Zihnini temizleyebileceğini mi sanıyorsun? Bu, zihnini yalnızca daraltır, temizlemez. Tam uyanıklık akışkandır ve uyumludur; Her zaman ve mekanda vardır. Gerçek tefekkür işte budur. Dünyadan uzak durarak kim saflığa ve basitliğe erişebilir. Tao temiz ve basittir Ve dünyadan uzak durmaz. Neden basit şekilde ana-babanızı onurlandırmıyor, çocuklarınızı sevmiyor, kardeşlerinize yardım etmiyor ve en yüce doğruyu anlamak yerine, elinizde sıradan yöntemler bulunduruyorsunuz? Bu, gerçek saflık, gerçek basitlik ve gerçek ustalık olacaktır.
    _Bilmek ama yine de bilmediğini düşünmek en büyük hünerdir. Bilmemek ama bildiğini düşünmek ise hastalıktır
    _Zeka, bilgelik demek değildir.
    _Bir ağacın güzelliği hiçbir zaman kelimelerle ifade edilemez; bunu anlayabilmek için onu kendi gözlerinle görmelisin. Dil, bir şarkının melodisini yakalayamaz; onu anlayabilmek için kendi kulağınla işitmelisin.
    _Ermiş kişi yönetirken: Kalplerin boşalmasını ama karınların doymasını sağlar. İstekleri zayıflatır, ama kemikleri kuvvetlendirir. İnsanları daima alimlikten ve arzudan yoksun bırakır ve alimler bir eyleme geçmeye cüret edemez. Yaptıkları bundan ibarettir ve işte böylelikle düzensiz bir şey kalmaz.
    _Büyük işler başarıp şeref kazandıktan sonra bir yana çekilmesini bilmeli.
    _Büyük bir milleti yönetmek küçük bir balık pişirmek gibidir; fazla kurcalarsanız mahvedersiniz.
    _Sonsuz Tao, ne anlatılabilir olan, ne de ad verilebilir olandır. Her şeyin durmaksızın dönüştüğü ileri sürülerek, ona ad vermekle..
    _Taoist cinsel uygulamalar - Özlerin Birleşmesi. Uzun yaşama ve ölümsüzlüğe ulaşmasının yöntemlerinden biri genç yaştaki bakirelerle cinsel ilişki kurmaktır. Tavsiye edilen 14 - 16 yaş aras..Chang Taoist cinselliğin yaşlı erkek - genç kız ilişkilerinde hayata geçirilebileceğini belirtirken, genç erkeklerin ise gençler yerine yaşlı kadınlarla ilişki kurmasının daha avantajlı olduğunu ileri sürmektedir
    _Konfüçyüs bir gün suyun içinde çırpınan adamı kurtardıktan sonra. coşkun suların içinde sağ kalmayı nasıl başardığını sormuş. 'Çok kolay!' demiş adam. 'Akıntı beni aşağı çektiği zaman daldım, yukarı ittiği zaman da su yüzüne çıktım.'" sertliğe karşı yumuşaklığın, tutkuya karşı tutkusuzluğunu, hoşgörüsüzlüğe karşı hoşgörünün, erkeğe karşı kadının yanını tutan bir öğreti bu.
    _ Hiçliğe dönendir Biçimlenmemiş biçim Aslı olmayan resim Karanlıktır kaostur
    _Ah daha ne kadar sürer yalnızlık. Herkes sevinç saçıyor. Bayrama gider gibi. Bir ben çekingen. Gülmeyi öğrenmemiş bebek gibiyim. Huzursuz savrulurum. Yersiz yurtsuz gibiyim. Herkes bolluk içinde. Ben unutulmuş gibiyim. Mağara gibi yüreğim. Uyumsuz ve karanlık Dünya insanları ışıl ışıl ah Bir ben bulanık su gibiyim. Dünya insanları kurnaz mı kurnaz. Bir ben kapalı kutu gibiyim. Huzursuzum ah deniz gibi. Dur durak bilmeyen girdap gibiyim. Herkesin hedefi var Bir ben aylak dilenci gibiyim Bir ben başkayım herkesten Ama değerlidir anadan alınan besin.
    __YOL’da bir oldun mu onlarla YOL’da olanlar da Hoşnut olur bundan. Yoklukta bir oldun mu onlarla. Yoklukta olanlar da Hoşnut olur bundan. Güven bulamaz güven göstermeyen.
    _Ayak parmakları üstüne kalkan sağlam durmaz. Dizlerini kırmadan yürüyen ilerlemez. Çevresine ışık saçan aydınlanmaz Kendine değer veren yüceltilmez Kendini öven yarar vermez. Böyle kişi yemek artığı yara irini gibidir YOL’a
    _Yüceliğini bilip alçaklığını yitirmeyen Olur göğün altında vadisi yerin
    _YOL doğurur. ERDEM besler, Büyütür, bakar, Geliştirir, tutar, Örter ve korur.
    _Yeryüzünün kaynağı var ki anası yeryüzünün. Her kim anaya bakarsa Yaşamı boyunca korkmasın bir şeyden Sonsuzluğu kucaklamaktır bunun adı
    _Ülkenin günahını kim alırsa üstüne. Başta gider tohum kurban töreninde. Ülkenin acılarını kim alırsa. üstüne Hakanı olur yeryüzünün
    _ERDEM’li kişi ERDEM’i bilmez Ondan ERDEM’lidir o. ERDEM’siz kişi Çabalar ERDEM’i Yitirmemeğe. Ondan ERDEM’sizdir o. ERDEM’de olan amaçsız. ERDEM’siz olan amaçlı.YOL’u yitirince ERDEM. ERDEM’i yitirince aşk. Aşkı yitirince adalet. Adaleti yitirince ahlak. Sadakat ve güven kıtlığıdır ahlak. Ve başıdır huzursuzluğun
    _Her şey Ya çoğalır azaldıkça Ya azalır çoğaldıkça
    _En büyük yetkinlik eksik görünür Ve sonsuz olur etkisi En büyük doğruluk eğri görünür En büyük yetenek aciz görünür En büyük belagat dilsiz görünür Soğuğu hareket yener sıcağı sükûnet Saflık ve sükûnet Bu ikisi ölçütüdür dünyanın
    _Ölümden korkmaz olursa insanlar Nasıl korkutursun ölüm korkusuyla? Ölümün sahibinin yerine öldürmek Marangoz yerine keseri ele almak demek.
    _Yaptığını kendi yaşamı için yapmayan Daha bilgedir yaşama değer verenden
    _TAO’nun özünü kavramanın yolu, hep hiçlikte kalmak, tutku ve isteklerden arınmaktır, TAO’nun özüne varacağım diye tutkularından kurtulmak için çabalayıp duran kişinin bu halinin de tutku dolu olduğunu hatırlatıyor
    _“Fincanı iki elinle tutarken, aynı anda dolduramazsın.
    _Hiç ile kaynak aynıdırlar. Yalnızca biz farklı adlar vermişiz. Maddesel ve tinsel her şeyin kaynağı olan TAO…
    _Toplum kuralları gerçekte toplumsal hastalıkların asıl kaynağı olduğunu gösteriyor._
    _Devlet yönetiminin filozofların işi olduğu inancındadır. Basit halk, yüreğini huzursuz kılmaktan başka bir işe yaramayacak, ona ancak mutsuzluk getirecek olan tüm bilgiden uzak tutulmalıdır. Tutkularını aşmış, bilge kişi içinse durum başkadır:
    _Karın, Karanlık, gizli, sırlı hakikatin simgesidir.__ __
    _İyilik bilmez gökyüzü. En büyük iyiliği de budur işte .“Sevgi, iyilik, insaniyet, bağlılık”…Taoculuk bu tür sevgiyi reddeder: Böylesi sevgi, kimilerini başkalarına karşı kayırmak demektir. Oysa TAO’nun, doğanın, dünyanın iyiliği, tarafsızlığında, kimseyi sevmeyip, kimseyi kayırmamasındadır. .
    _Taoculuk’ta ne geçmiş ne gelecek, yalnızca şimdiki yaşam vardır.
    _Zhuang Zi, Ölümün eşsiz bir “mutluluk” olduğunu savunur.
    _Yaradılış, doğa ananın koynunda sürekli olarak yeniden gerçekleşir….
    _Vadi hiçliği simgeliyor. Her iki yönden de “vadi ruhu” TAO’yu çağrıştırıyor: ana rahmi” anlamına geliyor. “Karanlık dişinin kapısı” da, hem bin bir türün doğuşunun tablosunu çiziyor, hem de “sırlar sırrı” olan “tüm mucizenin kapısı”nı çağrıştırıyor.
    _Ying aydınlık, Yang gizemli karanlık ve ikisini birleştirem yaşam soluğu uyum…
    _Kong Zi yani Konfüçyüs “Başkalarının bana yapmasını istemediğimi ben de onlara yapmamalıyım” der… “
    _Taoculuk’ta daha çok vurgulanan, bütünün parçalardan fazla bir şey olduğu olgusudur..._
    _Kitab-ı Mukaddes’te Tanrı, Peygamber Yeşaya’ya “Bilgelerin bilgeliğine son vereceğim, yok edeceğim usluların usunu!” diye seslenir. Yeni Ahit’te de Aziz Pavlus “Nerede zeki insanlar, nerede okumuş kişiler? Tanrı bu dünyanın bilgeliğini deliliğe çevirmedi mi?” diye alaya alır yetenekleri ve bilgeliğiyle övünenleri…Tao ise insanı kendi doğasıyla yüz yüze bırakıyor.
    _Halkın günahlarını, ülkenin acılarını üstüne alan dünyaya hükümdar olur
    _Kong Zi, Lao Tse’yı ziyaret ederek onun bilgisine başvurur. Lao Tse onun gururlu ve girişimci tutumunu eleştirir. Kong Zi sarsılmış ve Ustaya derin şekilde hayran kalmış bir halde öğrencilerinin yanına döner. Kong Zi öğrencilerine dedi ki: Kuşları bilirim, uçarlar. Balıkları bilirim, yüzerler. Hayvanları bilirim, koşarlar. Koşanı tuzağın ağı yakalar. Yüzeni oltanın iğnesi tutar. Uçana avcının oku erişir. Ama ya ejderhalar? Ya onlar nasıl yükselir rüzgârların bulutların üstüne de göğe ulaşırlar, bunu bilemem. Lao Tse’yi gördüm bu gün. Düşündüm: Acaba o da ejderha gibi mi?Lao Tse’nin bir “ejderha” gibi olduğunu anlatır.
    _Toplumsal değerleri ve yöneticilerin otoritesini insanlığın tüm acılarının kaynağı saydığı.
    __ Kong Zi eski gelenekleri öğrenmek için Lao Tse’ye geldi. Lao Tse ona dedi ki: Sizin sorduklarınız ancak kemikleri bile çoktan çürümüş insanların sorunları. Onlardan bugüne kalan yalnızca sözcüklerdir. Arif kişi zamanını bilir, arabası gelince biner, gelmezse de çıkınını toplayıp gider.

    _Karşılaştırmalar yargılamalardır,
    _Övgü beklemeyen bilge kişidir.
    _Gereğinden fazla zorlarsan, en müthiş bıçak bile körleşecek. Çaresizlik ona hiçbir işe yaramayan, akordsuz yalanlar söyletecek. Bilgelik de akılla birleşip sağduyulu zekayı ışıldatacak. sabır en dolaşık ipleri bile düğümlerden kurtaracak,
    _Tabiat kasıtlı hareket etmez. Hiçbir varlığa iyi veya kötü niyeti yoktur. Tao da aynen tabiat gibidir. Tabiat tao'nun takipçisidir. Bilge kişi de böyledir. Tutkularından arınmış
    _Çömleği yapan kil değil boşluktur.
    _Kaos ortaya çıktığında, üstün insanın içsel dünyası düzenli ve sakindir. Topluma geri dönüşünde yardımcı olur. Kaos sona erdiğinde toplum tarafından görülebilir.
    _Çok daha iyidir basitliğini görmek ham ipeğin güzelliğinin ve işlenmemiş taşın; kişinin kendisiyle bir olmasından daha iyidir tao ile bir olması, bensizliğin geliştirmesi.
    _Butunlugu korumak icin boyun egmek kendini savunmayarak ayricalik kazanir. Eğilmek dik olmaktir; bos olmaksa dolu. Böbürlenen kişi aydınlanmamıştır, saygı görmez değerli insanlardan; böylece, hiç bir şey kazanmaz ve itibarı lekelenir. kibir aşırılıktır ve bilge kişi onlara ihtiyaç duymaz
    _Yaratıcı prensip birleştirir sonsuzluğa uzanır. Sonsuzluğa seyahat ederken değişmez özünü korur. En lüks yerlerde basitliğini korur.
    _Onurlu davranın ama alçakgönüllülüğü koruyun.
    _En büyük balık gölün dibinde yaşar ve bir ülkenin en iyi silahları kuytuda kilitli tutulmalıdır. Uysal ve nazik olan, sert ve güçlünün üstesinden gelebilir.
    _Gerçekten iyi insan haptığı iyiliklerden bihaberdir.
    _Liderin görevi nüfusun refahını sağlamaktır kendi refahını değil.
    _Bazen her şey ters görünür. Aydınlık karanlık. Doğru yanlış gibi, kolay zor gibi, pak olan kirli, ilerleme gerileme olarak görünür. En kötü anlarda dahi umudunu kesmez doğa-tao. Sen de öyle ol. doğru görünen bir dahakinde eğri görünebilir; zeka aptallık görünebilir, güzel söz söyleyiş patavatsızlık görünebilir; hareket soğuğu alt edebilir, durağanlık da sıcağı, ama hareketteki durağanlık tao'nun yoludur.
    _Sertin üstesinden ancak ona boyun eğen yumuşak gelir.
    _Aydınlanmış kişi arkadaş edinmekle ilgilenmez, ne de düşman kazanmakla; iyi ya da kötü ile, övgü ya da suçlama ile. bu tür bir tarafsızlık* insanın en üst halidir…
    _Keskindir ama kesici değil. Pivridirler ama hiç bir zaman delici değil. Parlaktırlar ama kör etmezler. Budur bilge kişinin eylemi.
    _Tasarlamadan hareket et; doğal bir şekilde çalış ve tatsızın tadını al; karmaşıktaki basiti ara…
    _Sorunlar ortaya çıkmadan önce yüzleşilirse kargaşanın önüne geçilir…
    _Uçsuz bucaksız yolculuklar ilk adımı atmakla başlar. Koca ağaç küçük bir fidandan oluşur
    _Irmağın ve akıntının hakimi denizdir, çünkü hepsinden alçaktadır. öğretmenin öğrencilerine yol göstermesinin en iyi yolu önde gitmelerine izin vermektir.
    _Tartışmalar kavgacılık yapmak yerine beklemeyi bilerek, üstüne gitmek yerine geri çekilerek kazanılabilir. büyük savaşlar kıpırdadığını belli etmeden ve gizlediği gücünü koruyarak hareket etmek, saldırmadan ele geçirmek silahtan başka şeyler kuşanmak sayesinde kazanılabilir.
    _Ülkedeki insanların karnı aç canları kıymetsiz olursa onlar da yönetimi alaşağı etmek için artık kendi canlarından geçerler… _Eğilmek bilmeyen savaşçı kendini ölüme mahkum eder ve eğilmeyi reddeden ağaç kolayca kırılır. onun için sert ve yoğun olanın yenilmesi yumuşak ve esnek olanınsa yenmesi mukadderdir…
    _İhtiyacından çoğuna sahip olandan alıp ihtiyaç sahiplerine dağıtmak tao'nun yoludur yüksektekini alçaltır, alçaktakini yükseltir…
    _Tezatmış gibi görünse de insanların aşağılamalarını kaldırabilen kişi yönetmeye uygundur. Önderlik etmeye uygun olan da ülkesinin felaketleriyle bizzat yüzleşendir.
    _Ne kadar azsa çoğalır, ne kadar çoksa azalır. Gerçek her zaman güzel güzel sözler de her zaman gerçek değildir.
    _Erdemli kişi kendi için tartışmaya gerek görmez çünkü bilir ki tartışmak yararsızdır.
    _Övgü beklemeden, ışığı saklamak,, aşırılıklar olmadan, kara aynayı temizlemek, arzuların bastırılması ,sakin ve hareketsiz, köke geri dönmek, ahlakin çürümesi, butunlugu korumak icin boyun egmek, değiştirilemeyeni kabullenmek, erdemli pasiflik arkadan önderlik etmek tek başına durmak
  • Şehsuvar
    Küçük İskender

    I.
    gece saçlarina kadar sokulur, güzelligine
    atilan ilmiklere kadar ulaşir. Koltuk altina
    kaç takim yildiz, burç saklar. Şehsuvar
    sig sikintilar ardinda derin bir havuz..
    dikdörtgen dudaklarda çok yuvarlak
    sözcükler var! Herhangi birine selam versen
    dagilmaya mecbur oluyor yüzün. Uzaklara
    gidecegim ben diyor delikanli, gobi çölüne..
    Tarih atlaslarinda yitirecegim her zerremi
    anlik bir yanilgidir diyor suçüstü alt tarafi
    anahtarliklarin hüznü üstüne
    çift kişilik yataklar için yazdigim senaryolar
    yollar: derisiz ceninler gibi çirkindir
    yollar: tanri nin çocuk oyuncagi oldugu çagda
    işlenmiş günah-kirilmiş ikona
    yollar: insanin kendi cenazesine
    geç gitmesi gibi bir şey! Özellikle!

    şimdi saat başi
    satranç oynayan sabikali beyoglu kaldirimlari
    utanca dogru atilan serinkanli
    serseri adimlari turfanda-radyodan ajans ve hava durumu
    ve muhallebiciler, daima kalabaliktir, daima terli
    içerde tavuk gögsü gözleriyle sevgililerimiz! Simli!
    ve öpüşenler ogullaşan, siklaşan zenci elleriyle
    o tekerlemeler söylenmeyecek! o bilmeceler sorulmaz!
    kaç parmagi çatirdar ki hüsranimin
    kaç cigeri şişer ki raki şişelerinde gömdügüm
    aşklarimin. Aşki geçelim. Onu geçelim,
    onu unut şehsuvar!
    ya da kimiltisiz bir kuş ölüsü dünya müzelerinde
    beton baglayan aromali kanatlariyla kimiltisiz
    kimildar bir gün! Onu umut
    kimildatir degil mi
    kimildatir degil mi şehsuvar!
    saçmaliyorsun! Evine dön, o vicik vicik
    koynuna annenin, sabahligin arkasinda haydi!
    sirilsiklam memeler, ucu mantarla tikanmiş memeler
    ve şato zindani dolaplarda bogdurulur
    porno dergilerinin şahsi derbederligi.. Direniş
    bir bakima
    - Haklisin de! - imparatorluk ahlagi,
    doyum seferberligi! Ve emilmiş
    bir dili andiran dilsiz adi usancin
    bende gizlenen bedensiz bir ölümdü varsay
    ki fazlaca huysuz
    ki fazlaca havadar
    ah! Neden sütyen takmaz acaba uzamiş adamlar,
    ayaklarina,
    yürümedikçe sarkmasin diye bacaklari!

    evet! üstüne üstüne yüklendikçe kaçar
    kaçar ha kaçar
    sevda katillerinin otellerdeki
    kilometrelerce kadinlardan çalip da
    başlarina geçirdikleri
    ten rengi külotlu çoraplar!

    kimsen de kalmaz birdenbire! Açtiklari yaradan
    kan bile akmayacak. Çogu küstah! Çogu şimarik!
    vahşi bir at almiş altmiş dagi aramiza taşir
    vahşi bir at almiş altmiş dagi aramiza taşir
    şehsuvar! Sinirlara mayin döşer bakişlarin
    vahşi bir at almiş altmiş dagi aramiza taşir
    şik bir omuz devrimiyle bahari getir
    tavlalar kirilir, iskambil kagitlari savrulur
    görücüye çikan büyücü bir kiz oluverirsin
    patlamiş yirmi ikilik ampul gibi
    patlamiş misir seven
    misirli esmer çocuklarin
    tokluga açligi gibisindir
    vahşi bir at almiş altmiş dagi aramiza taşir
    yuvani, anneni bugün terkettin tirnaklarin arap
    ses duvarini aşamaz sesin
    işik kirilir mi hiç
    birleşir yeniden adeta
    - kardeş duasi çeker
    muskalar tutar -
    senin merceklerinde şehsuvar!
    Baksana sultan!
    dikdörtgen dudaklarda
    daha ne çok
    yuvarlak sözcükler filan var. Gülsen
    agizin düşüverecek ve kenarindan biraz
    çatlayiverecek kahkahan. Ve vahşi bir at
    alip bir altmiş dagi daha
    aramiza taşiyacak! Ve vahşi bir atin
    bir hayat boyu süren
    saltanatina dönüşecek birden
    hasretlerle gitgide
    gitgide agirlaşan zaman..

    II.

    maviden ögrenecegi çok şey olmalidir denizin
    yakişikli bir kadindir şehsuvar. Titredi mi
    gökyüzü de titrer, toprak da, deprem de titrer,
    onunla beraber umulmadik gülden fişkiran renk de!
    aynalar be şehsuvar, rujla boyanmiş kirik aynalar
    zahiri görüntüler de sayilabilir, ahenk de!
    kasiklarinda kasim gibi çogalan
    susam ahirlara kilitlenir o atlar bilhassa
    meydanlar sevdanla, agrinla cilalidir. Olmasin mi?
    simit satan kimi çocuklarsa
    kördür, topaldir, mavidir
    bakirdir daha oysa!

    anne diye seslenir ölümlü çinarlarin
    dişa vurmuş toy köklerine şehsuvar, anne!
    kimsin sen?

    kimim ben der anne
    tekillikle kalaylanirken yüregi adamakilli
    killi erkek kollarinda. En zayif sesiyle
    aglar mi hiç! En karambol sesiyle
    aglar mi hiç! En matem
    sesiyle aglar anne!
    maviden kapacagi çok şey olmalidir denizin
    bir kere: anneler öncelikli diri kalsin, anneler
    orospu olmasin efendiler..

    nerede yaşadigini bilmeyen bir vapur siyrilir
    uykularinda şehsuvar'in. Bütün shakespeare'ler
    bütün hamlet'leri düşünür. Balerin bir sabahtir,
    damlarinda ayakparmaklarinin uçlarinda yürür güneş..
    tüyler, taç yapraklari, aman gürültü etmeyin!
    her anin
    hep bir susan insanidir şehsuvar.
    - şehrin surlarina, cemre olur
    düşüverir at cesetleri, biçaklarda festival var -
    henüz büyüyememiş isyan
    henüz planlari yarim bir katliamdir şehsuvar!
    söndürülememiş orman yangini gözlerinde
    sosyolojinin lümpenligi!
    söndürülememiş kireç kuyusu gözlerinde
    erken uyanişin yaşli ergenligi!
    iniltinin
    suya yansiyan gövdesidir şehsuvar
    hey! anlasana sultan!
    dikdörtgen dudaklarda
    daha ne çok
    acisiz iftiralar falan var..
    şehsuvar kurtulmak da ister
    kurtuluşu neye bagimlidir;
    - cevap şiklari -

    a) "30 nisanda hitler intihar etti. 7 mayista almanya teslim
    oldu!"
    intihar
    alnimi açti, beynime gerdi beyazperdesini
    kafatasimda bir kabile buldum sonra buzuldan
    okyanuslar buldum damagima açilan gözoyuklarinda
    östakimde birtakim kanun taksimleri
    birtakim kanun kaçaklari gibi esrarengiz iş sonra
    - esrarli sigara içen bukalemunlarla küstük o sira -
    hangi birini bölsem ötekine
    digeri masasina çagiracak beni
    bardagimi doldurup ensemdeki tüyleri çekiştirecek
    beni kambur burunlu şairlerle taniştiracak alelacele
    alelacele el sikişilacak, memleket meselelerinden
    söz edilecek alelacele ayaküstü, ayaküstü sarhoş olunacak
    kusulacak ayaküstü alelacele
    yedi heceliler veya yedi uyurlar / uydurulacaklar
    uydurulacagiz alelacele! Vazgeçmem gerekecek belli
    omurlarimdan, omurgamin içine tramvay hatti döşenecek
    kizlik adini işleyecegim bekaretin tigla
    rönesansin kizlik zarina.. Leonardo! Leonardo!
    haminnem mona lisa'nin ta kendisi çikacak. Zorla şehsuvar
    atlar yine karşima çikacak, karşi çikacak aşk
    hanim hanimcik! Aşki geçelim. Onu geçelim.
    Onu unut şehsuvar!

    onaylansin lütfen
    uzay boşlugunun karin boşluguma doluşmasi..
    sen! ruhumun organik hali!
    sen! gençligimin gergin birakilmiş tek kasi.. Arkasi,
    şekilsiz bir dudak oldun yüzüme ikinci yeni
    metal bir şafak oldun gögüme sorgusuz sualsiz
    siz! şehsuvar'i ve beni liflere ayiran
    kirpik diplerinden oluk oluk sperm gelen
    korkuluklar!
    milleti gerdanima toplayip
    parlak cesaretlere, oglancil ihmallere yürüdünüz
    peşinizden tükürecektim bir ihtimal, peşinizden,
    pencereme pencelerinizin hayasizligini sürdünüz
    kapilar sürgülendi, kapi önlerinde
    evde biriktirilmiş kiz kurulari süngülendi
    allah kahretsin, kahrettiniz beni, cani ettiniz
    kendi bedenimde kendi kendime tecavüz ettim
    deli oldum, kül oldum, isliklaşip durdum
    aruz vezni serçelerle
    romen rakami gerçeklerle
    dedim: bendim
    böcekler gibi sevişen o dostlarla
    tanidiniz mi?
    - Hayir! Pek çikaramadik!
    - Ama tanimaniz şart!
    Ah sultan! Ah şehsuvar!
    intihar
    alnimi açti, aklimi buldu, sana selam söyledi..
    ardindan, ne olabilir ki başka, işte birkaç
    çiyli sardunya, birkaç yarim kitap, sevilmesi
    okşanmasi eksik
    birkaç ölü kedi işte!.

    b) "Hiç sabahattin ali okudunuz muydu?"
    enteresan bir soru
    biraz düşününüz / biraz düşününüz / az
    istiridyelerden söz edin bana / ince çerçeveli
    gözlüklerden / piyer loti'den / amerikan barlarda
    ardiardina içilen dublelerin biyografisinden,
    örnegin bürokrasiden, geleneksel aydin
    terbiyesizliginin kronolojisinden, lobilerden,
    ortalarda bir yerden, farzimuhal katolik
    alkoliklerden / hadi! piyonlardan, pasli piyanolardan
    ispiyonlardan, kara şapkali sivillerden
    ya da durup dururken beliren
    sivilcelerden söz edin bana. Siz hiç
    sabahattin ali okudunuz muydu tan vakti
    okumadiysaniz, tam vakti dedi şehsuvar!.

    - sahi, tanimadiniz mi?!
    - hayir, pek çikaramadik!

    ne çok yuvarlak sözcük..
    ne çok artistik..

    c) "bir cüce ile çocuk arasindaki farki bana söyleyin hele,
    neden size düşman olsunlar ki?"
    şehsuvar! çabuk! yaşlaniyorsun. Yaşlandin mi
    Ölüler sevindirilmek isterler lacivert mezarlarinda
    hastahane köşelerinde septik
    ellenmek filan hani eskaza
    kaç firsat vardir ki artik
    göz ilişsin, silah kalksin, kulak duysun
    bir de ikide bir hortlarsa davalar ansizin
    avukat tirnaklar kemirilirken ceviziçi odalarda
    tek başina dogmanin
    bir başina kirlaşmanin
    kendi kendini kirbaçlamanin acimasiz acimasizligi
    (ah! sultan! bir ceylan sizi-ezik büzük-üç büklüm)
    bu şehirde ya sen de vahşi bir at
    ya da olsan olsan
    kabuk baglayamayan
    dinsiz bir yara olursun!

    - sahi, tanimadiniz mi hala?
    - gene çikaramadik

    d) "Once there was a boy. He had no friends to help him.."
    - isminiz nedir, efendim?
    - gizlemek istiyorum. Söylemesem..
    - kaç yaşindasiniz?
    - yirmi iki..
    - Nerelisiniz?
    - Istanbul'lu..
    - ne iş yapiyorsunuz?
    - insanim..
    - evli misiniz?
    - hiç denemedim..
    - çocuklariniz var mi?
    - olabilir!
    - isimlerini söyler misiniz?
    - gizlemek istiyorum. Söylemesem..
    - burasi neresi.
    - psikiatri.
    - ben kimim?
    - bilmem. Siz bu yaşa kadar bunu ögrenemediniz mi?
    - hangi yildayiz?
    - bu hangi gezegen? Tabii sizi üzmezsem ve yormazsam..
    - Hangi ay?
    - hangi sevgi, degil mi ama. Ilkin bu. Öncelik bu
    sorunun..
    - ayin kaçi bugün?
    - hepsini adlandiralim, bunu mu istiyorsunuz?!
    - evet efendim, son dünya harbine katilan devletleri bana
    söyler misiniz?
    - savaşlari ülkeler ilan eder, insanlar yapar!
    - biz o harbe iştirak ettik mi?
    - ben hiçbirine katilamayacak kadar, canliyi-cansizi
    seviyorum. Siz, katilmiş miydiniz?

    şehsuvar! çabuk! kandiriliyorsun. Kandirildin mi?

    III.

    "sizler!
    hayatta yaşamaktan başka gayesi kalmayanlar
    cografya bilmeden öpüşmeye çalişanlar
    sizler!
    yapisalcilar, ruhsalcilar, masalcilar,
    halciler, falcilar
    parmak izleri sifir, duruşlari italik olanlar
    artik degeri cinine tonik yapanlar
    muhtelif muhterem darbeler
    heveslerde, tutkularda pür ihtilal.. geçinenler!
    sizler!
    geçinemeyenler, neme gerekçiler, emekçiler,
    emzikçiler, hainler, halidler, oglanlar!
    yolda saati başkasina sorup
    sigarasina ateş alip
    sendikalarin apişarasinda elle doyuma ulaşanlar! Sizler!
    aydinlar! aydingerler, kolay gelsinciler,
    asimetrik esinciler
    orospucuklar, osurukcular,
    üfürükçüler, geri zekali çocuklar! - ki şehsuvar'in
    anayasasi..
    mayistler, septemberistler!
    sizler!
    free gitaristler, peace veletleri, makinistler!
    din sülükleri! varoluşçular: kapi komşularim!
    sloganin, olaganin şairleri!
    sosyal yanlari kapitalleri, kapitalleri
    yalnizca sogan-ekmek-sosyalizm olanlar!
    otuz yaşina kadar solcu
    otuz-elli arasi sosyal adaletçi
    ellisinden sonra bunayip, otobüslerde
    bayanlara arkadan yaslanarak mutlu olabilen
    fevkalade entellektüellerimiz!
    captain black'çiler, bafra'cilar
    bir afra bir tafracilar, taşralilar
    vay gülüm dogu diyenler, yesinler seni müstehcen bantini
    mantigina yapiştiranlar!
    piyanist-şantörlerim: hormonlarim benim!
    marxist-şantörlerim: kabaetimin kenarlari!
    sizler!
    liberaller, helaller, haramlar, sadrazamlar
    hamlar, hamcik agizlilar, popodan bacaklilar
    omuriliklerini testislerinde saklayan delikanlilar!
    amcalarim, teyzelerim; siz, homoseksüeller!
    feministler, androsantrikler, sosyal demokratlar,
    teokratlar, aristokratlar, sen sümüklü burjuvazi!
    oportünistler, optimistler!
    bir teselli ver'ciler, allah vergisi takilanlar,
    ögrenciler, saygin ögretim üyeleri, seks yildizlari,
    heyy! Sizler!
    arkadaşlarim, alişamadiklarim; ellerim, ayaklarim!
    sizler!
    idealistler, egoistler, ütopistler, narşistler!
    Ben
    şehsuvar!."
    sig sikintilar ardinca yükselen havuz
    kirmizi balik, bozuk abajur, kullanilmiş jilet
    sinirlara mayin döşeyen bakişlariyla
    siz olan şehsuvar!
    Ben
    şehsuvar!
    sig sikintilar ardinca yükselen buhar
    çocuklugunu yaşayamadan büyümüş bir tümör
    kandirilmiş, taninmamiş kretuvar; unutulmuş
    bir tornavida, hiçbir işe yaramayan çivi,
    sinirlara mayin döşeyen bakişlariyla
    siz olan şehsuvar! O sinirlar
    sizin sinirlariniz. Ben
    şehsuvar!
    sig sikintilar ardinca yükselen belediye otobüsü
    abonman biletlerimi sizler mi çaldiniz?!

    - daha önce karşilaştigimiza
    eminsiniz, degil mi?

    IV.

    gece
    saçlarina kadar sokulur
    güzelligine atilan
    ilmiklere kadar ulaşir!

    aşki geçelim. Onu geçelim. Onu unutun!
    onu unut şehsuvar!

    ya da kimiltisiz bir kuş oluşu
    istiklal caddesi boyunca yatar!

    ah sultan!
    bir vahşi at almiş altmiş dagi aramiza taşir!

    gece
    saçlarina kadar sokuldu da
    güzelligine atilan
    ilmiklere kadar ulaşti.
    biz
    şehsuvar
    ulaşamadik!

    - heyhat! şehsuvar öldü de gitti bile
    hala onu filan taniyamadik!

    ah! sultan! ah! şehsuvar!
    dikdörtgen dudaklarda
    ne çok
    yuvarlak sözcükler vardi.
    hangi birini böldüm ötekine
    digeri beni kalabalik masasina çagirdi!
    küçük iskender şehsuvar şiiri
  • maviden ögrenecegi çok sey olmalidir denizin
    yakisikli bir kadindir sehsuvar. Titredi mi
    gökyüzü de titrer, toprak da, deprem de titrer,
    onunla beraber umulmadik gülden fiskiran renk de!
    aynalar be sehsuvar, rujla boyanmis kirik aynalar
    zahiri görüntüler de sayilabilir, ahenk de!
    kasiklarinda kasim gibi çogalan
    susam ahirlara kilitlenir o atlar bilhassa
    meydanlar sevdanla, agrinla cilalidir. Olmasin mi?
    simit satan kimi çocuklarsa
    kördür, topaldir, mavidir
    bakirdir daha oysa!

    anne diye seslenir ölümlü çinarlarin
    disa vurmus toy köklerine sehsuvar, anne!
    kimsin sen?

    kimim ben der anne
    tekillikle kalaylanirken yüregi adamakilli
    killi erkek kollarinda. En zayif sesiyle
    aglar mi hiç! En karambol sesiyle
    aglar mi hiç! En matem
    sesiyle aglar anne!
    maviden kapacagi çok sey olmalidir denizin
    bir kere: anneler öncelikli diri kalsin, anneler
    orospu olmasin efendiler..

    nerede yasadigini bilmeyen bir vapur siyrilir
    uykularinda sehsuvar'in. Bütün shakespeare'ler
    bütün hamlet'leri düsünür. Balerin bir sabahtir,
    damlarinda ayakparmaklarinin uçlarinda yürür günes..
    tüyler, taç yapraklari, aman gürültü etmeyin!
    her anin
    hep bir susan insanidir sehsuvar.
    - sehrin surlarina, cemre olur
    düsüverir at cesetleri, biçaklarda festival var -
    henüz büyüyememis isyan
    henüz planlari yarim bir katliamdir sehsuvar!
    söndürülememis orman yangini gözlerinde
    sosyolojinin lümpenligi!
    söndürülememis kireç kuyusu gözlerinde
    erken uyanisin yasli ergenligi!
    iniltinin
    suya yansiyan gövdesidir sehsuvar
    hey! anlasana sultan!
    dikdörtgen dudaklarda
    daha ne çok
    acisiz iftiralar falan var..
    sehsuvar kurtulmak da ister
    kurtulusu neye bagimlidir;
    - cevap siklari -

    a) "30 nisanda hitler intihar etti. 7 mayista almanya teslim
    oldu!"
    intihar
    alnimi açti, beynime gerdi beyazperdesini
    kafatasimda bir kabile buldum sonra buzuldan
    okyanuslar buldum damagima açilan gözoyuklarinda
    östakimde birtakim kanun taksimleri
    birtakim kanun kaçaklari gibi esrarengiz is sonra
    - esrarli sigara içen bukalemunlarla küstük o sira -
    hangi birini bölsem ötekine
    digeri masasina çagiracak beni
    bardagimi doldurup ensemdeki tüyleri çekistirecek
    beni kambur burunlu sairlerle tanistiracak alelacele
    alelacele el sikisilacak, memleket meselelerinden
    söz edilecek alelacele ayaküstü, ayaküstü sarhos olunacak
    kusulacak ayaküstü alelacele
    yedi heceliler veya yedi uyurlar / uydurulacaklar
    uydurulacagiz alelacele! Vazgeçmem gerekecek belli
    omurlarimdan, omurgamin içine tramvay hatti dösenecek
    kizlik adini isleyecegim bekaretin tigla
    rönesansin kizlik zarina.. Leonardo! Leonardo!
    haminnem mona lisa'nin ta kendisi çikacak. Zorla sehsuvar
    atlar yine karsima çikacak, karsi çikacak ask
    hanim hanimcik! Aski geçelim. Onu geçelim.
    Onu unut sehsuvar!

    onaylansin lütfen
    uzay boslugunun karin bosluguma dolusmasi..
    sen! ruhumun organik hali!
    sen! gençligimin gergin birakilmis tek kasi.. Arkasi,
    sekilsiz bir dudak oldun yüzüme ikinci yeni
    metal bir safak oldun gögüme sorgusuz sualsiz
    siz! sehsuvar'i ve beni liflere ayiran
    kirpik diplerinden oluk oluk sperm gelen
    korkuluklar!
    milleti gerdanima toplayip
    parlak cesaretlere, oglancil ihmallere yürüdünüz
    pesinizden tükürecektim bir ihtimal, pesinizden,
    pencereme pencelerinizin hayasizligini sürdünüz
    kapilar sürgülendi, kapi önlerinde
    evde biriktirilmis kiz kurulari süngülendi
    allah kahretsin, kahrettiniz beni, cani ettiniz
    kendi bedenimde kendi kendime tecavüz ettim
    deli oldum, kül oldum, isliklasip durdum
    aruz vezni serçelerle
    romen rakami gerçeklerle
    dedim: bendim
    böcekler gibi sevisen o dostlarla
    tanidiniz mi?
    - Hayir! Pek çikaramadik!
    - Ama tanimaniz sart!
    Ah sultan! Ah sehsuvar!
    intihar
    alnimi açti, aklimi buldu, sana selam söyledi..
    ardindan, ne olabilir ki baska, iste birkaç
    çiyli sardunya, birkaç yarim kitap, sevilmesi
    oksanmasi eksik
    birkaç ölü kedi iste!.

    b) "Hiç sabahattin ali okudunuz muydu?"
    enteresan bir soru
    biraz düsününüz / biraz düsününüz / az
    istiridyelerden söz edin bana / ince çerçeveli
    gözlüklerden / piyer loti'den / amerikan barlarda
    ardiardina içilen dublelerin biyografisinden,
    örnegin bürokrasiden, geleneksel aydin
    terbiyesizliginin kronolojisinden, lobilerden,
    ortalarda bir yerden, farzimuhal katolik
    alkoliklerden / hadi! piyonlardan, pasli piyanolardan
    ispiyonlardan, kara sapkali sivillerden
    ya da durup dururken beliren
    sivilcelerden söz edin bana. Siz hiç
    sabahattin ali okudunuz muydu tan vakti
    okumadiysaniz, tam vakti dedi sehsuvar!.

    - sahi, tanimadiniz mi?!
    - hayir, pek çikaramadik!

    ne çok yuvarlak sözcük..
    ne çok artistik..

    c) "bir cüce ile çocuk arasindaki farki bana söyleyin hele,
    neden size düsman olsunlar ki?"
    sehsuvar! çabuk! yaslaniyorsun. Yaslandin mi
    Ölüler sevindirilmek isterler lacivert mezarlarinda
    hastahane köselerinde septik
    ellenmek filan hani eskaza
    kaç firsat vardir ki artik
    göz ilissin, silah kalksin, kulak duysun
    bir de ikide bir hortlarsa davalar ansizin
    avukat tirnaklar kemirilirken ceviziçi odalarda
    tek basina dogmanin
    bir basina kirlasmanin
    kendi kendini kirbaçlamanin acimasiz acimasizligi
    (ah! sultan! bir ceylan sizi-ezik büzük-üç büklüm)
    bu sehirde ya sen de vahsi bir at
    ya da olsan olsan
    kabuk baglayamayan
    dinsiz bir yara olursun!

    - sahi, tanimadiniz mi hala?
    - gene çikaramadik

    d) "Once there was a boy. He had no friends to help him.."
    - isminiz nedir, efendim?
    - gizlemek istiyorum. Söylemesem..
    - kaç yasindasiniz?
    - yirmi iki..
    - Nerelisiniz?
    - Istanbul'lu..
    - ne is yapiyorsunuz?
    - insanim..
    - evli misiniz?
    - hiç denemedim..
    - çocuklariniz var mi?
    - olabilir!
    - isimlerini söyler misiniz?
    - gizlemek istiyorum. Söylemesem..
    - burasi neresi.
    - psikiatri.
    - ben kimim?
    - bilmem. Siz bu yasa kadar bunu ögrenemediniz mi?
    - hangi yildayiz?
    - bu hangi gezegen? Tabii sizi üzmezsem ve yormazsam..
    - Hangi ay?
    - hangi sevgi, degil mi ama. Ilkin bu. Öncelik bu
    sorunun..
    - ayin kaçi bugün?
    - hepsini adlandiralim, bunu mu istiyorsunuz?!
    - evet efendim, son dünya harbine katilan devletleri bana
    söyler misiniz?
    - savaslari ülkeler ilan eder, insanlar yapar!
    - biz o harbe istirak ettik mi?
    - ben hiçbirine katilamayacak kadar, canliyi-cansizi
    seviyorum. Siz, katilmis miydiniz?

    sehsuvar! çabuk! kandiriliyorsun. Kandirildin mi?
  • 192 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Marksist Açıdan Türk Romanı

    Ulaş Başar Gezgin


    ‘Marksist Açıdan Türk Romanı’ bugün eksikliğini duyumsadığımız yapıtlardan. ‘İşitilmedik Bir Vaka’ (Hüseyin Rahmi Gürpınar), ‘Çalıkuşu’, ‘Yeşil Gece’ (Reşat Nuri Güntekin), ‘Kuyucaklı Yusuf’, ‘İçimizdeki Şeytan’ (Sabahattin Ali), ‘Bereketli Topraklar Üzerinde’, ‘Gurbet Kuşları’ (Orhan Kemal), ‘Onbinlerin Dönüşü’ (Samim Kocagöz), ‘İnce Memed’ (Yaşar Kemal), ‘Aylaklar’ (Melih Cevdet Anday), ‘Yılanların Öcü’, ‘Irazcanın Dirliği’, ‘Onuncu Köy’ (Fakir Baykurt), ‘Alinin Biri’ (Fahri Erdinç) ve ‘Hayal ve Gerçek’ (Mahmut Makal), Bulgaristan Türkü iki Türkologun (İbrahim Tatarlı ve Rıza Mollof) Marksist yazın incelemelerinin konuları oluyor.


    Hüseyin Rahmi Gürpınar

    Kitap, Hüseyin Rahmi için ilerici ve realist diyor. Evet, yazar, çoğu yapıtında, siyasal bilinçten yoksun gerçekçi bir yazar izlenimi verir; ancak kimi yapıtlarında bu tablonun dışına çıkıp daha siyasal portreler çizmeye başlar: 'İşitilmedik Bir Vaka' romanında, başkişi, 'Nüzhet Ulvi' adlı bir yazardır. Romanda, kendisine 'sosyalist' denmese de, o, sosyalist bir yazarın düşüncelerini yansıtır.

    Nüzhet Ulvi şöyle demektedir:
    "Kanunlar, küçük bir azınlığın saadetini sağlamak maksadiyle yapılıyor. Çünkü umumun birden refahına ihtimal verilemiyor. İnsanların büyük bir çoğunluğunu, hemen hemen hayvanlarınkine yakın ağır, uzun emek şartları içinde çalıştırıp bunaltmak suretiyle, o küçük ve güzide azınlık, kendisine rahat, refah ve türlü sefahatlar temin ediyor. Kanunların, refahtan nasibi olmıyan insanlığın bir cefakâr çoğunluğunun çektiği zorlukları hafifletmiye uğraşır gibi görünmesi, ustalıklı bir kurnazlıktır." (s.102)


    Reşat Nuri Gültekin

    Reşat Nuri Güntekin'e geçersek, ‘Çalıkuşu’nun bir uzlaşmacı mutlu sonla bitirilmesi eleştiriliyor. Kitaba göre, asıl konu, kadının özgürlüğü sorunsalıdır; fakat bu konuda Güntekin ileri görüşlü olmaktan uzak. Feride, edilgen bir direnişçi; kitabın sonunda, yazar, Feride’yi böyle bir direnişe bile layık görmüyor; onu burjuvazinin kafesine geri kilitliyor. 'Yeşil Gece', Güntekin'in daha az bilinen bir romanı; ancak kitabın yazarları ve Nazım Hikmet, bu kitabın toplumsal bilinç anlamında daha keskin ve dolu olduğunu düşünüyor. Kitabın Rusça baskısına önsözü Nazım Hikmet yazmış. Kitap, eğitim sisteminde gericiliğe direnen idealist bir erkek öğretmenin öyküsü. Bu, Çalıkuşu'na fazlasıyla benzese de ondan daha radikal ve bilinçli. Ayrıca Şahin öğretmen, köylü kökenli. Nazım Hikmet, Reşat Nuri'yle arkadaş olmadığını; ancak mahkemede kendisine idam cezası verileceği konuşulduğunda Reşat Nuri'nin sessizce ağladığını yazıyor. Öte yandan, 'Yeşil Gece', mülkiyet ilişkileri ve toprak reformu gibi konulara girmediği için eksik sayılıyor.




    Sabahattin Ali, Orhan Kemal ve Samim Kocagöz

    Yazarlar, 'Kuyucaklı Yusuf'u yaygın olarak bilinen nedenlerle öve öve bitiremiyorlar. Aynısı ‘İçimizdeki Şeytan’ için de geçerli. ‘İçimizdeki Şeytan’ın zamanın Almanyası’ndan destek alan Türk ırkçılarından devşirdiği kişilikler, oldukça gerçekçi. Sosyalist bir aydın, ırkçı bir kişilik ve ikisi arasında gidip gelen bir kadın... Bir diğer övgüyle anılan isim, Orhan Kemal. ‘Bereketli Topraklar Üzerinde’ romanının devamı niteliği taşıyan ‘Gurbet Kuşları’nda Orhan Kemal’e özgü başarılı işçi sınıfı yaşantıları betimlemelerine ek olarak siyasal olarak bilinçli kişiliklere yer verilmesi not ediliyor (s.130 ve 131). ‘Bereketli Topraklar Üzerinde’ romanında 1940’ların köylerindeki sömürü konu edilirken; ‘Gurbet Kuşları’nda köylüler kente göçmüştür ve 1950’lerin İstanbul’unda yeni insanlar ve olaylarla karşılaşırlar.

    Sökeli yazar Samim Kocagöz’ün ‘Onbinlerin Dönüşü’ adlı romanını, araştırmacılar, Türkçe’de ‘İçimizdeki Şeytan’dan sonra faşizm karşıtı en iyi roman olarak değerlendiriyorlar. Olaylar, 1936-1955 arasında İstanbul Üniversitesi eksenindeki aydın çevreler üstünden gelişir. Kitapta Türklük ve milliyet sorunu, dönemin Sovyet ideolojisine benzer bir hatta formüle edilir:
    “ben, bu çeşit Türklüğümle iftihar ediyorum. Gurur duyuyorum! Çok şükür Türk yaratıldım, diyorum. Fakat bu hislerime kapılarak dünya yüzünde yaşayan hiçbir milleti aşağılık görmüyorum. Alt tarafı, önce insan, sonra Türküz. Bir Fransız da önce insan, sonra Fransızdır.” (s.69)


    Yaşar Kemal, Melih Cevdet Anday ve Fakir Baykurt

    Araştırmacılar Yaşar Kemal’in İnce Memed’i için şöyle diyorlar –ki bu, genellikle gözden kaçan bir durum:
    "Romanda olaylar çok hareketlidir. Eser, okuyucuyu sonuna kadar gergin bir merak içinde tutmaktadır. Belki bunda yazarın senaryoculuğunun da payı vardır." (s.179)

    Kitapta daha sonra, Melih Cevdet Anday'ın ilk romanı 'Aylaklar' inceleniyor. Roman, Osmanlı'nın son yıllarından ilerleyen yıllara 'aylaklar' olarak adlandırdığı asilzadeleri konu alıyor. Aylaklara sonunda dağ gibi maddi birikim dayanmayacaktır; konaktan apartmana düşeceklerdir. İncelemede varoluşçuluğun gerici bir akım olarak tariflendiğini de buraya not düşelim (s.134, s.193, s.195).

    Fakir Baykurt incelemelerinde, hangi köyün (Orhan Kemal'inki mi, Mahmut Makal'ınki mi, yoksa Samim Kocagöz'ünkü mü) gerçek köyü temsil ettiği sorusuyla ilgili tartışma, anmaya değer. Hepsi temsil ediyor; çünkü ülkenin farklı bölgelerini betimliyorlar: Sırasıyla, Güney, Orta ve Batı Anadolu. Samim Kocagöz'ün betimlemelerinde, radyo ve gazete, köy hayatının bir parçası iken, bu, diğerleri için geçerli değil. Yine de, üretim biçimi üç aşağı beş yukarı aynı olduğuna göre, mülkiyet ilişkileri açısından benzerlikler görülmesi şaşırtmıyor.

    İncelemede, Fakir Baykurt ve Sabahattin Ali anlatılarındaki kaymakam tiplemeleri karşılaştırılıyor. Fakir Baykurt romanlarındaki 'liberal kaymakam' tiplemesinin geneli yansıtmaktan uzak olduğu ileri sürülüyor. Yine de Baykurt, romanındaki bu tiplemeyle devlet görevlileri içindeki az sayıdaki demokratı temsil etmiş oluyor; ayrıca onların aslında ne kadar güçsüz olduklarını gösteriyor. 'Onuncu Köy'deki muhtarlar hep köylüden yanadır; ilk aydınlananlar onlar olur. Köyden kovulan öğretmene zanaatini öğreten demirci ise, romanda birleşik mücadeleye karşılık geliyor.


    Sonuç

    Fahri Erdinç ve Mahmut Makal üstüne incelemelerle devam eden kitap, önemli bir boşluğu dolduruyor. İncelemelerden çıkan çeşitli bulgular yaygın olarak bilinir olsalar da, daha az bilinen bulgular da söz konusu. Aslında kitabın daha kuramsal bir girişle açılması ve düşünsel zeminin bu biçimde oluşturulması fena olmazdı; fakat kitap bu haliyle bile okunmaya değer bir çalışma.


    Kaynak

    Tatarlı, İbrahim ve Mollof, Rıza (1969). (Hüseyin Rahmi'den Fakir Baykurt'a) Marksist Açıdan Türk Romanı. İstanbul: Habora Yayınları.



    Kaynak: Gezgin, U. B. (2017). Anlatıbilim Açısından Roman, Öykü ve Masal İncelemeleri (2000-2017) [Novel, Story and Fairy Tale Analyses through Narratology].

    ANLATIBİLİM AÇISINDAN ROMAN, ÖYKÜ VE MASAL İNCELEMELERİ (2000-2017)

    Prof.Dr. Ulaş Başar Gezgin

    Yazında Ezilenler ve Ezilenlerin Yazını
    1. Marksist Açıdan Türk Romanı.
    2. Sovyet Türkologlarının Gözüyle Türk Yazını.
    3. Yaşar Kemal’i Yaşar Kemal Yapan 6 Özellik.
    4. ‘Boynu Bükük Öldüler’: İlk Yılmaz Güney Romanı.
    5. Yıllar Sonra Yeniden Genç Gorki ve Arabesk.
    6. İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu?
    7. Bulgaristan Hatırası Bir Marksist Türkolog: İbrahim Tatarlı

    Sabahattin Ali Yazını
    8. Anlatıbilim Açısından Kürk Mantolu Madonna.
    9. Merhum Marko Paşa’nın Size Çok Selamı Var.
    10. ‘Değirmen’de Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    11. ‘Kağnı’da Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    12. ‘Yeni Dünya’da Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    13. ‘Sırça Köşk’te Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    14. ‘Ses’te ve ‘Esirler’de Sabahattin Ali Öykücülüğü.

    Gülmece ve Hiciv Anlatıları
    15. Muzaffer İzgü Öykücülüğü: Azrail’den Bir Namussuz’a.
    16. Gülmece yazarı olarak Hasan Hüseyin: ‘Made in Turkey’.
    17. ‘Bay Düdük’ (1958).
    18. Bir Heccav Olarak Ümit Yaşar Oğuzcan.

    Çokkültürlü Yazın Çokkültürlü Toplum
    19. Türk Yazınında ‘Etnik Öteki’ İmgesinin Açımlanmasına Giriş Olarak Hüseyin Rahmi Yazını ve “Yankesiciler” Adlı Öykü.
    20. Çokkültürlü Toplum Çokkültürlü Öykü: Sait Faik Öykücülüğünde Ermeni İmgesi.
    21. Saroyan Öykücülüğü ve Yetmiş Bin Süryani.

    Masallar ve Efsaneler
    22. Eskimeyen Bir Yazın Evreni: 30 Yıl Sonra Yeniden Behrengi.
    23. Ferçler ve Zebler: ‘Binbir Gece Masalları’ Üstüne Bir İçerik Çözümlemesi Denemesi
    24. ‘Masalın Aslı’.
    25. ‘Vietnam Efsaneleri/ Vietnam Söylenceleri’.
    26. Tibet Masalları.

    Vietnam ve Tayland Yazını
    27. ‘Direnme Savaşı’: Direnenlerin Tarafından Vietnam-Amerikan Savaşı.
    28. ‘Şafakta Kazandık Zaferi’.
    29. Bir Vietnam-Amerikan Savaşı Romanı: Gök Cephesi
    30. Siyam Romancılığı Bağlamında Romanda Gerçeklik Sorunu.
    31. Siyamlı Romancı Siburapha’nın Yaşamı.
    32. Siyamlı Şair Sunthorn Phu’nun 'Phra Abhai Mani' Adlı Yapıtındaki Anlatının Özeti ve Değiniler.

    Türkiye Yazını, Türkçe Yazın
    33. Öykücü Yönüyle Ahmet Cemal’i Anarak.
    34. Torik Akını: Az, Öz, Akıcı, Okunası
    35. İstanbul Öyküleri.
    36. Onyıllar Sonra ‘Vatandaş’ı Yeniden Okumak
    37. Ölü Çiçekler Müzesi’nde Gezinti.
    38. ‘Uzaklara Mektuplar’.
    39. Ali Rıza Arıcan Öykücülüğü
    40. Puslu Kentin Mavisi: Modern Çin’den Öyküler.

    Taylan Kara Yazını
    41. Poe’nun Kuzgunu: Derinden ve Uzun...
    42. ‘Böyle de Buyurabilirdi Zerdüşt’: Hiççi Bir Başarı Öyküsü.
    43.‘Vasatlığa Giriş Dersleri’: Yine de İnsana Dair.
    44. Vasat Edebiyatı 101: Mizahla Polemik Arasında.

    Ütopya Anlatıları
    45. Uzaklaşan Ütopya ve Distopyalaşan Dünya.
    46. Devrim Öncesi Edebiyatında Ütopya: Kızıl Yıldız (1908) Örneği.

    İranlı Öykücüler
    47. İranlı Öykücüler: Hem Yakın Hem Yakın (1-4).
    48. Çağdaş İran Yazınının Öncüsü Sâdık Hidâyet (1-4).

    Avrupa Yazını
    49. Fransız Yazınında Bir ‘Muhalif Yazar Miti’ni Sorgulamak: Marguerite Duras.
    50. (Ölüm Yıldönümünde) Jose Saramago’yu Anarak...
    51. Bilişsel Bilimlere İlişkin Bir Roman: ‘Düşünce Balonları’

    Diğer Yazılar
    52. Darüşşafaka ve İmkansız Hayatlar.
    53. Endonezya’dan Bir Öykü: ‘Kral, Cadı ve Papaz’.
    54. Azerbaycan’dan Bir Öykücü: Anar.
    55. ‘En-Dor’a Giden Yol’.
    56. İki Çocuk Öyküsü: ‘Başka Karıncalar Diyarı’ ve ‘Yerle Gök Arasında’
    57. Defterde Kalan Borges (1899-1986) Dipçeleri.
    58. Latin Amerika’nın Çatık Kaşları: Bir Cehennem Ağacı Olarak Muz Ağacı.
    59. Başka Dünyalar Açısından Nobel Yazın Ödülü’ne İlişkin Değiniler.

    Gezgin Yazını
    60. Ulaş Başar Gezgin’le Yeni Romanı Üzerine (Söyleşi).
    61. Babasız Bir Roman Kişiliği Yaratmak (Söyleşi).