• "Ne soykırım, ne katliam ne de başka herhangi bir kelime "Holokost" sözcüğünün yerine kullanılmamalıdır (s5)". Ayrıca "1933 yılında Nazilerin Almanya'da iktidara gelmesiyle başlayan ve 1945 yılında Nazi Almanya'sının teslim olmasıyla sona eren " bir dönemi ve yaşananları anlatıyor bu kelime.

    Önsözde kitabın yazılma/yayımlanma amacı kısaca anlatılıyor. Bu kitabın 1997 yılında yayımlandığı da unutulmasın. Ve o zaman daha internetin adını bile bilinmiyor veya internetin üniversiteler arası ya da devlet kurumları arası bir araç yani bir
    çeşit 'iç ağ' gibi çalıştığını düşünürsek, bu kitabın o zaman dilimi içinde 'hepsi bir arada' tarzında yazılmış bir içeriğe sahip olduğu unutulmasın. Önsözde belirtildiği gibi Türkçe fazla kaynak olmaması üzerine 'Encyclopedia Judaica'nın 'Holokost' bölümümün tercüme edilmesiyle ortaya çıkmıştır.

    'Holokost' Yahudi dilinde 'Holokost'tur. Yani başka bir kelime ile karşılanmayan, kendine has özelliği olan ve sadece 'kendi' olan bir kelimedir.

    Yine önsözde belirildiği gibi 'ne soykırım, ne katliam ve ne de başka bir kelime' bu kelimenin yerine kullanılabilir. Acının tarifi yok ya da nev-i şahsına münhasır bir kelimeden bahsediliyor.

    Ama biz bu kelimeden ne anlıyoruz: Almanların, Yahudilere yaptığı soykırımı; Almanya = Yahudi Soykırımı diye biliyoruz. Çoğu zaman acının tarifi olmaz. Çekilen ızdırapların,
    kayıpların, katliamların, insanlık dışı muamelelerin tarifi yapılamaz ve Holokost'ta bu anlatılırken tek karşılık olarak bu kelimenin hapsedilmesini de istemiyor.

    Ben bu kitabı yayımlandığı yıl (1997) o zaman Tüyap Tepebaşı Kitap Fuarı 'Gözlem Gazetecilik' standından almıştım. O zaman okumuştum ama aradan o kadar zaman geçince (21 sene geçmiş) ve site içinde 1.ve 2.dünya Savaşı kitap okuma etkinliği olunca da tekrar arşivimden çıkarıp, bu sefer notlar alarak okudum. Notlar alırken de geçmişe gittim (Tepebaşı Tüyap 2 katlıydı ve stand alt katta diye hatırlıyorum, sonra arkadaşları ve özellikle bu sene kaybettiğim ve 1990 yılından beri fuarlara beraber gittiğimiz o arkadaşı hatırlamadan da geçemedim. )

    Holokost, Almanya'da ve Polonya'da yaşayan milyonlarca 'Yahudinin' bilinçli ve düzenli bir şekilde devlet tarafından kitlesel katliama tabi tutulması olarak da okunabilir.

    Nazilerin iktidarda oldukları süre boyunca hem Almanya hem de Nazi kontrolü altında bulunan topraklarda yaptıkları katliamların sebeplerini anlatmaya çalışıyor.

    Holokost'u iki ayrı dönem olarak değerlendiren çalışma bunu 'savaş öncesi' ve 'savaş dönemi' olarak adlandırıyor.


    30 Ocak 1933'te Adolf Hitler'in Şansölye (Başbakan) olarak atanmasıyla Naziler iktidara gelir. Gelir ama Hitler'in Mein Kampf (Kavgam) da belirttiği gibi, düzenin, hayatın, ekonomideki yaşanan sıkıntıların sebebi olarak gösterdiği unsurlardan biri olan Yahudiler içinde zorlu bir süreç başlar.

    1.Dünya Savaşı sonrası ve 2.Dünya Savaşı öncesi bölgede (yani Almanya, Polonya, Çekoslavakya, Macaristan vd.) yaşayan Yahudilerin, ikili anlaşmalarla korunan hakları ve daha sonra meydana gelen çeşitli olaylar neticesinde yaşanan sıkıntıların tarihsel gelişimi hakkında kısa bilgi veriliyor.

    Nazilerin iktidara gelmesiyle Yahudiler için hem Almanya hem de yakın bölgelerde yaşayan Yahudiler için sıkıntılar baş göstermiş ve Nazilerin 'Temel siyaseti' olan 'Yahudilerden
    arındırılmış yurt' fikri, Yahudilerin zorla yaşadıkları yerlerden atılmasına yol açmıştır. 15 Kasım 1938 de Yahudi çocukların devlet okullarına alınmamasına başlandı (s13)' Rejim buna sebep olarak 'Alman kanının ve şerefinin korunmasını' ileri sürer ve bunu da 15 Eylül 1935'te çıkarılan Nürnberg Yasası'na dayandırır.

    Naziler, Yahudiler haricinde farklı unsurları da örneğin, komünist, çingene gibi yapıları da planlı bir şekilde yok etmeye çalışır. Ama Yahudilerden kadın, erkek, çocuk, yaşlı
    demeden imha etme eylemine girilirken diğer unsurlardan ise sadece sınırlı nitelikte bir eyleme girişilir.

    Almanya haricinde tüm Orta Avrupa ülkelerinde Yahudilere karşı ayrımcı işlemler yapılmış olsa da özellikle Almanya ve Polonya'da bunlar imha süreciyle sonuçlanmış, diğer
    devletlerde ise mallarına el koyma, sürgün gibi işlemler yapılmıştır.

    En korkunç katliamlar Almanya dışında Polonya'da yaşanmış ve Polonya'da 'ölüm merkezleri'nin adları kitapta belirtilmiştir.

    Kitabı okurken 40.sayfada 'Müslüman olarak anılan' diye bir cümleyle karşılaştım ve bir an duraksadım. 'Diğer kamplara nakledilen ve toplama kampı argosunda Müslümanlar
    olarak anılan hasta ve sakat mahkumlar burada öldürülür ve tıbbi deneyler burada yapılırdı'. Kelimenin kökeni ise 221.sayfada geçiyordu. 'Muselman': Nazi kamplarında ölüm halindeki tutsaklar için kullanılan deyim.

    Okurken şunu düşünmeden duramıyor insan: O bölgede oturan insanlar bu Yahudilere yardım etmediler mi? Kitap burada şunu ifade ediyor: "kaçan Yahudiler çok büyük
    tehlikeyi göze almaktaydılar" ve "onların çağrılarına kulak verilmemesi nasıl bir dünyaya çağrıda bulunduklarını çok iyi anlatmaktadır (s82)".

    Toplama kampları, Yahudileri imha etmek için kurulmasa da uygulamada tüm muhaliflerin yanında Yahudiler de burada tutulmuşlardır.

    Peki, Hitler'in Yahudi düşmanlığına iten sebepler neler? Niçin bu kadar düşman? Bunun esas araştırılmasında fayda var. Bir kişi bir anda bir şeye düşman olmaz ya da olursa neler yaşandığının bilinmesinde yarar var. Hitler'in anti-semitik düşünceye sahip olmasının arkasındaki düşünce neydi?

    Hitler'in düşünce yapısında etkili olan ve onun önderi olan kimlerdi? Bu da esasen araştırılıp, incelenmesi gereken bir konu ve kitap bu konuda bazı ipuçları da veriyor.

    Kısaca, 2.Dünya Savaşı öncesinde başlayan ve sistemli bir şekilde 'nihai çözüm -endlösung-, olarak nitelendirilen bir kapsamda Almanya ve Polonya'da bulunan Yahudilerin
    kitlesel olarak yok edilmesinin hikayesi anlatılıyor.

    Ezcümle: Tavsiye edilir.

    Notlar:

    + Kitabın satışı yok sadece sahaflarda bulabilirsiniz.
    + 1997 yılı için iddialı bir kağıt yani beyaz kağıt ve kitap sırtı dikişli olarak basılmış. Bu sayede kitap okununca dağılmıyor. Yeni basılan kitaplarda yaşanan -Avrupa kağıt-, sararma, soluklaşma bunda yok.
    + Kitap 2 ana kısım ve 14 alt bölümden oluşmaktadır.1.kısım savaş ve savaş döneminde yapılanları kapsarken, 2.kısımda ise savaş suçları davaları, Sovyet Rusya, Arapların Holokost'a karşı tutumları, Yahudi bilinci ve kaynakça içerir.
    + Kitabın arka sayfalarında yer alan sözlük çok yeterli değil. Şimdi internet sayesinde daha öz/ya da ayrıntılı bilgiye sahip olunabiliyor. Ama yazıldığı dönem için çok sıkıntılıydı.
    + İncelemeyi kasım ayında bitirmeyi özellikle istedim, çünkü 1997 kasımında Tüyap Tepebaşı Kitap Fuarından almıştım ve yine bir fuar zamanı olan kasım 2018'de ise yazıyı yazdım
    + Bazı kelimelerin dipnot şeklinde çevirisi olmadığı için geçmiş zamanda ansiklopedilerden yardım alırdık. Şimdi ise kolay, basit ve hızlı bir şekilde tek tuşla internet sayesinde
    kelimenin ne anlama geldiğini öğrenebiliyoruz.
    + Bu kitap 5-9 /Eylül/ 2018 tarihleri arasında notlar alınarak okunmuş ve 13/Kasım/2018 tarihinde düzenleme yapılıp siteye eklenmiştir.
  • Çınar ilçesine bağlı Yıllarca (Gogwêrin) köyünde 10 Mart 1994 yılı Ramazan ayının, Kadir Gecesi'nin sabahında Diyarbakır'a bayram alışverişine giden ve içinde kadın, çocuk, yaşlı bulunan yaklaşık 50 kişiyi taşıyan midibüsün PKK tarafından yola döşenen mayına çarpması sonucu 10 Müslüman katledilmiş, 40 kişi de yaralanmıştı. Katledilenler arasında 11 yaşlarında 2 çocuk de vardı. Mayın faciasında şehid olanların hayatlarını köylüleri anlattı:
    — Şehid İbrahim Dağtekin
    Şehid İbrahim, Diyarbakır'ın Çınar ilçesinin Delavgür köyünde 1955 tarihinde dünyaya geldi. Küçük yaştayken, babasından ayrılan annesi ile beraber yaşamaya başlamış, ev işleriyle kendisi uğraşmıştır. Çevresi tarafından sevilen, iyi huylu güzel ahlaklı bir insandı. Küçük yaştan beri namazını kılmaya başlamıştı. Ailesine düşkünlüğü ile bilinen İbrahim, kimseye muhtaç olmamaya çalışan biriydi. Çevresi bir mesele ortaya çıktığında özellikle ona danışılır, kendisinin fikri alınıyordu. Allah'ın takdiri olsa gerek, küçüklüğünden beri birçok musibetle karşılaşmıştı. Askere gitmeden önce bir düğünde tesadüfen yaralanmış ve ameliyat olmuştu. Askerdeyken böbreklerinden tekrar ameliyat olmuştu. Teskeresine 2 ay kala çürük raporu almıştı. Bir yıl aradan geçtikten sonra, diğer böbreğinden de ameliyat olmuştu.
    Bölgede İslam davasının gün be gün gelişmesi onu sevindirmiş ve büyük bir aşkla davaya bağlanmıştı. Yakındaki Qubık köyünden şehit M.Nuri'yle arası çok iyiydi. 1994 tarihinde Kanipank çobanlarından 2 kişinin mürtet örgütün sempatizanları tarafından pusu kurularak yaralanmaları üzerine, onları köyde ziyarete gitti. O gece köyde kalan şehit İbrahim, sabah eve dönmek için Kanipank köyünün arabasına binmişti. Yolda mürtet örgütün koyduğu mayının patlamasıyla araç parçalanmış, kendisiyle beraber on kişi arabada şehid oldu.
    — Şehid M.Hıdır Akyol
    Mele Abdülaziz'in oğlu olan şehit M.Hıdır Akyol, 1971 Çınar Şehinan Köyü nüfusuna kayıtlıdır. M.Hıdır çocukluğunda babasının yanında dini bilgileri öğrenmişti . Erken yaşta babasının vefat etmesiyle yetim kalmış, onu annesi okutmuştu. Medrese ilmi yanında liseyi de okudu. Dini bilgilerini tamamladıktan sonra, Gogwêrin köyünde İmamlık yapmaya başladı. 1992 yılında İslami Camiayla tanıştıktan sonra İslami hizmetlerde aktif görev almaya başladı. Şehit olacağı sabahın akşamı, Kadir gecesiydi. O gece köylülere vaaz ve nasihatler de bulunmuş, “Bu gece kurtuluş gecesidir. Rabbimize yalvaralım, inşallah Allah'u Te'ala bizleri affeder.” diyerek köylüleri tövbeye çağırmıştı. M.Hıdır 10.03.1994 Perşembe sabahı 21 DH 670 plakalı Kanipank köyünün Midibüsüne binmiş, bayram alışverişi yapmak üzere Diyarbakır'a gitmek için yola çıkmıştı. Çınar Ovabağ (Qilwa) yolunun Kanipank (Yarımkaş) köyü yol ayrımındaki dönemeçe geldiklerinde, mürtet örgütün yola yerleştirdiği tahrip gücü yüksek el yapımı mayının patlamasıyla, içinde bulundukları araç, bombanın etkisiyle paramparça olmuş, içinde bulunan 10 kişi yaşamını yitirmiş, 11 kişide yaralanmıştı. M. Hıdır'da şehadet mertebesine ulaşanların içinde bulunmaktaydı. Şehit geride 2 çocuk ve dul bir eş bırakmıştı. Şehit M.Hıdır, çevresindeki herkesin takdirini kazanmış, güzel ahlakından herkesin memnun olduğu bir şahıstı.
    — Şehid Bedri Soysal
    Çınar'ın Şehinan köyü nüfusuna kayıtlı olan 1967 doğumlu Şehid Bedri Soysal, evli ve 8 çocuk babasıydı. Geçimini çobanlık yaparak sağlıyordu. İslami davaya gönül vermiş salih bir insandı. Davayı kendi alanında sürdürüyor, komşu köylerin çobanlarına İslam'ı anlatmaya çalışıyordu. Bu şekilde bazı arkadaşlarını davaya kazandırmıştı. Kendisi cesur ve mert bir insandı. İslam davasının düşmanlarından asla korkmazdı. Kendisi Kur'an okuduğu gibi, çocuklarına da Kur'an dersi veriyordu. O da bayram alış verişi için Bayram arifesinde, Kadir gecesinin sabahında Diyarbakır'a gitmek için Kanipank köyünün midibüsüne binmişti. PKK'lı canilerin yola koyduğu mayının patlaması sonucu araçları paramparça olmuş, Bedri'de şehadet mertebesine ulaşmıştı.
    — Küçük Şehidler: Muhammed Halil ve Muhammed Emin Gülçer
    Muhammed Halil ve Muhammed Emin, ikisi de 11 yaşlarında idi. İslam'ı öğrenmek için Camiye giderlerdi. Muhammed Halil, Molla Abdurrahman'ın oğluydu. Muhammed Emin ise Hadi Gülçer'in oğluydu. Yani amca çocuklarıydı. Akşamları arkadaşlarını toplar, camiye gidip beraber ders alıyorlardı. Daha o yaşlarda kendi aralarında şehit olmak için tartışıyorlardı. Her birisi, ilk önce ben Şehit olacağım diye kendi aralarında tartışmaya giriyorlardı. Hakikaten Karacadağ'da o dönemde büyüklerde şehadet arzusu olduğu gibi, gençler ve çocuklar arasında da bir özlemdir. Muhammed Halil ve Muhammed Emin'de Diyarbakır'a gitmek için Kanipank köyünün arabasına binmişti. İnsanlıktan nasibini almamış PKK'cılar, herkesin hatta kendi yandaşlarının bile geçtiği yola mayın koyarak, vahşi ve kirli yüzlerini bir daha göstermişlerdi. Çoluk-çocuk, kadın–ihtiyar ölmüş, onlar için hiç fark etmiyordu. Önemli olan eylemleri ses çıkarsın, halkın üzerinde korku salsın. Çünkü bütün sermayeleri yalan ve korkutma üzerine kuruluydu. Ama bilmiyorlardı ki Karacadağ'ın korkusuz cengâverleri bu kalleşlikleriyle daha da bilenecekler ve onlara kök söktürmek için bu eylemler, kinlerini daha da artıracaktı. Çünkü bazı yerlerde bu taktikleri belki tutmuş olabilirdi. Ama bu taktikleri Karacadağ'da sökmedi. Bu da onları daha da kudurtuyordu. Ve her türlü vahşiliğe başvurmalarına sebep oluyordu. Her şeye rağmen Karacadağlılar, şehitlerinin kanlarının bereketiyle PKK'nın köklerini Karacadağ'dan kazımış ve onlardan temizlemişlerdi. İşte küçük şehidler Muhammed Halil ve Muhammed Emin de bu alçakça mayın patlamasında daha küçük yaşlarında iken o çok istedikleri şehadete ulaşmışlardı. Onların kanlarının bereketiyle Karacadağ'a bahar gelmişti.
    — Şehid Taceddin Parlak
    1949 doğumlu olan Şehid Taceddin Parlak, Yukarı Molla Ali köyü nüfusuna kayıtlıydı. Kendisi Kanipank (Yarımkaş) ve Herrik köylerinde ikamet ederdi. Eski usul olarak dişçilik yapardı. İslami davanın gönüllüsü bir Müslümandı. Her yerde ‘Ben Hizbullahiyim' diyordu. Kardeşleri ve akrabaları onu sürekli tehdit ederek, korkutarak kendi yanlarına çağırıyorlardı. ‘O köylere bir saldırı olur sen de aradan gidersin' diyorlardı. Kendisi ise, ‘Ne olursa olsun gelmem, ölürsem şehit olurum. Onların başına ne gelirse benimde başıma gelsin' diyordu. O dönemde İslami davaya taraftar olanlar, ‘Hizbullahiyim' diyenler, adeta ateşten bir gömlek giyiyordu. Başta akrabalardan olmak üzere her taraftan tehditler alıyorlardı. Ancak gerçekten iman etmiş olanlar, bunlara sabredebiliyor, ayakta kalabiliyordu.
    Şehid Taceddin de Diyarbakır'a gitmek için Kanipank köyünün aracıına binmişti. Ovabağ yolu Kanipank yol ayrımında Kürdistan hainlerinin koyduğu mayının patlamasıyla araçta bulunan Taceddin de şehadete ulaşmıştı.
    — Şehid Halil Demir
    Şehid Halil 50 yaşlarındaydı. O da Şehinan köyü nüfusuna kayıtlıydı. Kendisi Herrik (Yıllarca) köyünde ikamet etmekteydi. Evli ve 4 çocuk babasıydı. Maddi durumu iyi değildi. Muhtaç olmasına rağmen daima şükrederdi. O da o zor günlerde İslami davaya taraf olmuş bir mustaz'aftı. Şehid Halil de Bayram alışverişi yapmak üzere Diyarbakır'a gitmek için, Kanipank köyünün arabasına binmiş, mayın patlamasında O da hayatını kaybetmiş, şehadet mertebesine ulaşmıştı.
    — Şehid Kutbettin Ayhan
    1950 doğumlu olan Şehid Kutbettin, Çınar Şehinan köyü nüfusuna kayıtlıydı. Şehit Kutbettin'in iki hanımı vardı. 4'ü kız, 6'sı erkek 10 çocuk babasıydı. Şehid Kutbettin gençlik yıllarından itibaren büyük baş hayvan ticareti ile uğraşıyordu. İslami davayı tanıdıktan sonra dini eserleri okumaya başladı. Özellikle Hz.Peygamberin (as) hayatıyla ilgili bir kitabı sürekli cebinde bulundurur, akşamları köylülerin toplandığı yerlerde, onlara bu kitaptan okurdu. Sürekli gençlere nasihat eder, onlardan münkerlerden uzak durmalarını söylerdi. Cebinde bulundurduğu İslami kitaplarını nerede bir topluluk bulduğunda açıp onlara okurdu. Halim selim bir kişiliği vardı. Ailesinde de sözü dinlenir bir insandı.
    Şehid Kutbettin'de Bayram alışverişi yapmak üzere Diyarbakır'a gitmek için, Kanipank köyünün arabasına binmişti. Ve O da mayın patlamasında şehadet mertebesine ulaşmıştı.
    — Şehid Muhammed Ayhan
    Şehid Muhammed evli ve çoluk çocuk sahibiydi. Sağ ayağından sakat idi. Herrik (Yıllarca) köyünde ikamet etmekteydi. Muhtaç bir Müslümandı. İslami davaya taraftar olan mazlum bir insandı. Kendisi de Kanipank köyünün arabasına binmiş, mayın patlamasında yaralanmıştı. İyileşip hastaneden taburcu olduktan sonra evine gelmişti. Kendisini ziyarete gelenlere “Benim arkadaşlarımın hepsi Şehid oldu. Ben ise gazi kaldım. Demek ki şehadete layık değildim. Allah bana nasip etmedi.” diye sitem ediyordu.
    Olaydan 20 gün sonra kontrol için Diyarbakır'a hastaneye gitmişti. Dönüşte bindiği köyün otobüsü, Karamuz köyü mevkiinde, yine PKK'cıların yerleştirdiği mayına çarptı. Meydana gelen patlamada otobüste bulunan 40 kişi yara bile almazken, Allah'ın takdiri ile sadece Muhammed bu patlamada Şehit oldu.. Böylece daha önce hayıflandığı şehadet mertebesine ulaşarak, Şehit arkadaşlarına kavuştu.
    — Şehid Hacı Ramazan Yeşil
    Şehid Haci Ramazan, 1945 doğumlu, Şehinan köyü nüfusuna kayıtlıydı. Kendisi Kanipank (Yarımkaş) köyünde ikamet ederdi. Gençlik çağlarını hep çobanlıkla geçirmiş, hayvan otlatmıştı. Daha sonra bir süre kuzu alım satımını ile uğraştı. 1986 yılında Hac farizasını yerine getirdi. 1992'de İslam cemaatiyle tanıştı. Cemaatin emirlerine itaat eder ve şöyle derdi: “Bu asırda böyle mübarek bir dava geldi. Biz ise yaşlandık. Şehadet zor bize nasip olur. Gençler şehadete daha çok yakındırlar” diyordu. Arzusu genç olup Allah yolunda cihad etmek ve Şehit olmaktı. Ama o yaşında Allah'u Teala, bu samimiyetinden dolayı, ona da mayın patlamasında şehadet mertebesine ulaşmasını nasip etti.
  • Bu aralar kendimi öykü kitapları okurken buldum :) Ve Cemil Kavukçu ile böylece tanışmış oldum. Yeni yazarlar; yeni insanlar ve yeni hikâyeler demek. Yeni hayatlar demek benim için. Bu aradığım nitelikleri de Cemil Kavukçu’nun bu öykülerinde gayet tatmin edici bir şekilde buldum diyebilirim.
    Belki çalıştığımız iş yerinde aynı yemekhane de yemek yediğimiz biri, belki sokakta yürürken yanımızdan geçen biri, belki haberlerde hayretle haberini izlediğimiz insanlar, belki bizden fersah fersah uzakta yaşanan hayatlar. Kendimizin kapsama alanı dışında yaşayan milyonlarca hayat ve o hayatlarda yaşanan yaşanmışlıklar biz görmek sekte duymasak ta. İşte bu öyküler; belki dün sokağın köşesini dönerken yanlışlıkla çarpıp çantasını düşürüp özür dilediğiniz sizin ki gibi sıradan insanların belki o kadar sıradan olmayan hayatlarından biraz hüzünlü, biraz buruk kesitler anlatıyor.

    Bu öykülerde ki ortak nokta baş aktörlerimizin hepsinin erkek olması ve hikâyelerde yalnızlık çekenler kadar psikolojik olarak benliğinde yalnızlığa hapsolmaya aday bireylerinde olduğuydu. Tabi her öyküde yalnızlık teması somut olarak kullanılmasa da bir araç olarak öykülerde soyut bir biçimde başrol oyuncusu olarak yerini alıyor. Mesela “Kuzeydeki Kum Kosterleri” ni örnek verebilirim. Ana karakterlerin hepsi erkek olunca öykülerin aşk ile bağlantılı olmasını bekleyebiliyor ama öyle değil öyle olmaması da güzel. Tabi aşk acısı da işlenmiş ancak öykülerde her türlü duygu var: ayrılıklar, pişmanlıklar, özlemler, bıkkınlıklar, umutlar, umutsuzluklar, yalnızlıklar, çaresizlikler… Bu öykülerde mutlu yaşanmışlıklar, eğlenceli hayatlar, mutlu sonlar bulamazsınız. Yazar bize madeni paranın diğer yüzünü de gösteriyor hiçbir zaman çevirmek istemediğimiz, hepimizin hayatında yaşayabileceği duygulara tercüman oluyor.

    Kitabın içindeki 11 öyküyü okuduğum da birbirinden bağımsız ve farklı hikâyelere sahip bu öykülerin genel olarak kitabın ismine yaraşır bir biçimde bir bütünlüğe ve hissiyata sahip olması etkiledi beni. Her öyküyü bir yemek olarak düşünün görünüşleri ve kokuları farklı olsa da damakta bıraktıkları tatlar birbirine yakın ve lezizdi. Bunu da yazarın usta kalemi ve akıcı diline borçlu diye düşünüyorum. Üslubu gayet net ve okuyucuya vermek istediği hissiyatı hissedebiliyorsunuz. Öykülerden “Yalnız Uyuyanlar İçin”, “En Eski Güvercin”, “Malı Baba”, “Kuzeydeki Kum Kosterleri”, “Parantezler”, “Eyyup” en beğendiğim öyküler oldu.
  • Gassallık mesleğini icra ederken bir gün bir cenaze teslimini bana verdiler cenaze 10 yaşındaki bir erkek çocuğuydu, bu çocuk hakkında bilgi edindim ve o an dünya başıma yıkıldı bir ailenin 5 yıl çocuğu olmamış, 5 yıl sonra bir çocukları olmuş ve çocuk 10 yaşına geldiğinde trafik kazası sebebiyle vefat etmiş aileye cenazeyi teslim ederken hüngür hüngür ağladım. Şunu demek istiyorum araç kullanan okurlarımız trafikte lütfen dikkatli olalım ve telefonla meşgul olmayalım ki bir başkasının hayatını karartmayalım
  • En sık görülen psikolojik sorun: Bipolar bozukluk
    Toplum ve aile içindeki sorumluluklar, bazen insanlara ekstra yükler getirebiliyor. Böyle durumlarda stresin de katkısıyla çeşitli psikolojik dalgalanmalar yaşanıyor. Bu sorunlardan en sık görüleni, bipolar bozukluk...

    Bipolar bozukluk nasıl bir hastalık?

    İnsanların duygusal dünyasında, ruh halinde değişiklikler, inişler-çıkışlar olur. Öfke, sevinç, üzüntü, coşku, keder, huzursuzluk ve endişe gibi duygular yaşanabilir. Ancak bipolar bozuklukta; uzun süre yaşamsal olaylara kısmen veya tamamen ilgisizlik, keskin iniş çıkışlar, yoğun duygudurum değişimleri yaşanır.

    Bu değişimler; düşünceleri, duyguları, fiziksel sağlığı, davranışları ve kişinin işlevlerini, yaşamını etkiler.

    Bipolar bozukluğu olanlar, sıklıkla aşırı yükselmelerden çöküşlere dönen, arada normal duygudurum dönemleri bulunan süreçler yaşar. Bu rahatsızlığa sahip olmak kimsenin suçu veya hatası değildir.

    Ne sıklıkta görülüyor?

    Dünyada her 50 kişiden birini etkileyen bir bozukluktur. Genellikle ergenlik veya erişkinlik döneminin başında başlar ve hayat boyu devam edebilir. Erkek ve kadınlarda eşit oranda görülür ve ırk, eğitim, meslek veya gelir düzeyi sebebiyle farklılık göstermez.

    Ortaya çıkma nedenleri nedir?

    Bipolar bozukluğun sebebi kesin olarak bilinmemektedir. Akrabalarının hiçbirinde bu hastalık olmayanlarda görülme olasılığı yüzde 1-3’tür. Birinci derece akrabasında görülen insanların etkilenme oranı, yüzde 11-12’ye yükselir.

    Sorun, tek yumurta ikizinde varsa yüzde 60-80 oranında diğer ikizde de ortaya çıkar. Araştırmalar, beyinde duygudurumun normal düzeyde kalmasını etkileyen bazı anormallikler olduğunu göstermiştir.

    Mani halinde kişi nasıl olur?

    Temel belirtileri; aşırı neşeli, bazen öfkeli, coşkulu duygudurumu, düşünce, konuşma ve hareketlerde hızlanma, benlik kabarmasıdır. Belirtilerin en az 4-7 gün sürmesi gerekir.

    Kişi kendini aşırı mutlu ve taşkın, enerjik hisseder, bazen de aşırı öfkeli olabilir. Zihninde düşünceleri hızla akmaya başlar. Konsantrasyon kaybı vardır, dikkati çabuk dağılır. Kendini güçlü, önemli, diğerlerinden üstün görür. Fazla para harcama, hediyeler alma, ısmarlama, cinsel aktivitede artış, hızlı araba kullanma, kumar oynama, aşırı miktarlarda iş yapma gibi davranış değişiklikleri görülebilir.

    Pek çok insanın hoşuna gidecek bir durum gibi görünüyor...

    Burada aşırılıktan doğan riskler söz konusu olmaya başlar. Örneğin aşırı özgüven artışı kişinin ani tartışmalara ve kavgalara girmesine, “Nasılsa çok başarılıyım kazanırım” diyerek aşırı para harcamasına, “Çok yetenekliyim kaza yapmam” diyerek çok hızlı ve tehlikeli araç kullanmasına yol açabilir. Manik dönemde öfke, aşırı şüpheci ve hatta saldırgan davranışlar da ortaya çıkabilir. Çok şiddetli mani dönemlerinde kişi halüsinasyonlar görebilir.

    Depresyonu biraz anlatır mısınız?

    Depresyon; mutsuzluk, hayattan zevk alamama, isteksizlik, enerji azlığı, uyku ve iştahla ilgili değişiklikler, suçluluk ve değersizlik duyguları, dikkatini toplamakta güçlük, ölüm ve intihar düşünceleriyle karakterize bir durumdur. Normal depresyondan farklıdır çünkü tekrar eder. Bipolar depresyonda, depresif duygular olağan üzüntüden daha ağırdır; daha uzun süre devam eder ve kişinin günlük faaliyetlerini yerine getirmesini zorlaştırır.

    Tanı ve tedavisi nasıl yapılır?

    Bipolar bozukluk genelde depresyon dönemiyle başlar, manik dönemler sonraki yıllarda ortaya çıkar. Bu yüzden
    hastalar doğru tanı ve doğru tedavi ile karşılaşana kadar yıllar geçebilir.

    Temel tedavisi ilaçlarla yapılır. Hastalığın niteliğinden dolayı, çoğu zaman hem manik hem depresif belirtileri kontrol altına almak için tek ilaç yeterli olmayabilir. İlaç tedavisinin amacı, manik ve depresif dönemlerin sayısını azaltmaktır.

    Tedavide iki süreç var; birincisi ataklar başladığında uygulanan akut ilaç tedavisi; ikincisi ise ataklar henüz başlamadan uygulanan koruyucu tedavi. Hastaların çoğu iyiyken neden ilaç kullanmaları gerektiğini kabul edemez ve tedavilerini sonlandırır. Koruyucu tedavi uzun zamana yayılır ve yıllarca sürebilir.

    Zamanı ve süresi değişiyor

    Mani ve depresyon dönemlerinin süresi ile sayısı kişiye göre farklılık gösterebilmektedir. Mani ve depresyon dönemleri birkaç gün sürebileceği gibi, aylarca da devam edebilir. Zamanla dönemler sıklaşır; bu sebeple de bozukluğun süresi uzadıkça dönemler arasındaki süre kısalır.

    Dr. Oya Bozkurt
  • Erkek dediğin başka kadınlar üretmek için kadının kullandığı bir araçtır sadece.
  • Erkek, kadını birçok șey olarak kabul etmeye razıdır: kendisiyle eşit bir kiși, etek giymiș bir erkek, bir melek, bir șeytan, bir bebek yüz, bir makine, bir araç, bir çift göğüs, bir rahim, bir çift bacak, bir hizmetçi, bir ansiklopedi, bir ideal veya bir müstehcenlik olarak...
    Ama kabul etmediği tek șey, kadının bir insan olduğudur; kadın cinsiyetine sahip, gerçek bir insan olduğu.