Elise Kova’nın kalemine aşık olarak bu kitapta nedense hayal kırıklığına uğradığımı hissediyorum. Kendisinden beklentim çok daha fazla mıydı? emin değilim açıkcası ama bu kitabından neredeyse zevk alamadım. Aşırı zorakiydi hissettiklerim. Elise’ye ihanet etmek istemiyorum “mecbur” sevmeliyim modunda okudum. Serinin ilk kitabından daha güzel olduğunu söylemişlerdi bana ben de o hevesle okuyunca ister istemez biraz beklentiyi yükseltmiştim ama umduğumu tam bulamadım. Okuyunca az çok sonu tahmin edilebiliyor, en azından benim açımdan öyleydi ama tüm gerçeği gerçekten son 10 sayfaya sığdırmak çok kötü benim açımdan. Tek kitaplarda böyle bir şeye gerek var mı? heyecanı dorukta bırakıp 2.si yolda havası katıyorlarmış gibi halbuki öyle bir şey de yok. kötüydü… yakıştıramadım… en başta o “cinderella” havası vs mükemmeldi bayıldım gerçekten sonradan biraz “beauty and the beast” moduna geçildi tadından yenmedi ama dünyalar değişince hadi hadi hadi ama modundaydım. beğenemedim maalesef.
Bolca spoi içerebilir o yüzden aman dikkat diyim…
Serinin son kitabı için oldukça az aksiyon vardı diyebilirim. Tatmin edici miydi? Kesinlikle hayır. Sürekli bir şeyler eksikmiş hissiyatı vardı kitabı okurken. İlk 7 kitabı çok önceden tek seferde okuyup bunu çok geç okuduğum için mi bilmiyorum ama serinin diğer kitaplarına göre çok kötüydü bence. Hiç ummadığım gibiydi. 8 puanı da kesinlikle diğerlerinin hatırına verdim diyebilirim.
Ne bileyim, Vonnegut’un çok saçma bir insan çıkmasından tut da Victor’un aslında bu konuda hiç şaşırmaması? Eyvallah, duygu göstermek konusunda zaten sıkıntılı biriydi iyi eğitilmişti ama buna da şaşırırsın be! Fredrik… ah canım fredrik… Aranan bir seri katil olmak mı vardı kaderinde? Bu zalimliği sana nasıl yaparlar?
Victor, hiçbir şey olmamış gibi gayet rahat bir şekilde Birlik’i ele geçirdi ve bitti. Böyle bir sonuç mu olur? Vasat. Izabel neden haftalarda aç susuz kaldı? Bunun için mi? Gereksizdi ya! Bunu demek can acıtıyor ama gerçekten üzücüydü…
Maalesef beklediğim gibi bir kitap değildi, puanımı da sadece Baldair’e olan aşkımdan verdim. Ne Hava Uyanıyor da ne de Tahtın Köpeği’nde Baldair’e bu kadar sinir olmamıştım. Hiç görmediği tanımadığı bir kadının peşinden gidiyor, kendi prensliğini hiçe sayarak ve altın muhafızları da buna göz yumuyor… Her şey bi kenara kılıcın kimin çaldığı da biraz yarıda kalmış. Bir bakandan bahsediliyor ama kim açıkcası çıkaramadım, Hava Uyanıyor da vs geçtiyse de insan aklı bu tutamadım beynimde…
dark romance denilen şey bu illetse ben sevmiyormuşum böyle bir şeyi!! Arkadaşlar, sağlıklı düşünen hiçbir okuyucu böyle bir kitabı beğenmemeli, yalvarıyorum size. İlk iki kitap da aynı bunun gibi sağlıksız “ruh hastalarıyla” doluydu ama Ronan ve Mila bunun nirvanası. Serinin ikinci kitabına aşık olan birisi olarak yazıyorum bunları, sakın beni bu tarz okumayıp da linçleyen tayfa olarak görmeyin ama bu kitap tam da linçlenilmesi gereken bir şey. İlk başta şunu belirtmek istiyorum ki yazarın serisindeki üçüncü kitap olmasına rağmen diğer iki kitaptan daha amatörce ve hatalı bir kitaptı. Aceleye getirilerek yazılmış gibi bir hali vardı. Ne olup bittiye gelmeden kitabı bitirdi. Bana göre çok amatörce! bir haraket ki şöyle bir şey var: diğer iki kitabın kurgulaması aşırı iyiydi. Karakterlere gelecek olursak yorum dahi yapmak istemiyorum… Hayatımda bu kadar “wattpad kızı” havası veren başka bir kız görmedim hayatımda. Hayatını kurtaran ilk adama “bırakma” beni demek ne demek :) kurgunun bu cümleden sonra iyiye gideceğini kim düşündü allahınızı severseniz? :D
Green Gables yok Gilbert yok üniversitedeki kızlar yok. Kesinlikle ilk üç kitaba göre sınıfta kalmış bir kitaptı benim için. Dullarla takılan Anne bile benim gibi sıkılmıştır bu üç sene içinde