Geri Bildirim
  • Kuran’ın tamamını okumadan Mūslūman, İncil’i okumadan Hristiyan, Marx’ın tek bir kitabını okumadan Marksist, Bakunin’i okumadan anarşist, Nutuk okumadan Kemalist olanlarla dolu bir dūnyada yaşıyoruz. İnançlar, dūşūnceleri belirliyor. İnançlar, dūşūnceden daha gūçlū. Dūnyayı bu yūzyılda bile inançlar yönetiyor ve belirliyor; gerçeklik değil.
    Daha doǧrusu neye inandıǧını bilmeyen insan, en fanatik insan olabiliyor. Çehov’un dediǧi gibi, ‘en tehlikeli insan tipi az anlayan, çok inanandır.'
    Erol Anar
  • Hani Pavlov’un meşhur bir köpeği vardır. Pavlov, köpeğiyle bir deney yapar. Dostoyevski de hapishanedeki bir köpekle, insan ilişkileri üzerine gözleme dayalı bir deney yapıyor. İlginç gözlemleri var yazarın. Önce hapishanedeki bir köpeğin yanından geçen her mahkûm tarafından tekmelendiğini gözlemler. Asıl ilginç olan şey, köpeğin mahkûmlardan kaçmaması ve yanına bir mahkûm yaklaştığında otomatik olarak eğilerek tekme pozisyonu almasıdır. O, bir gün köpeğin yanına yaklaşarak onun başını okşar. Köpek bir süre şaşkın şaşkın ona baktıktan sonra, hızla yanından uzaklaşır ve acı acı havlamaya başlar.
    Bu őrnekte, ruhu köleleştirilmiş köpek bir sevgi açıdır. Bu örnek insanlar için de geçerlidir. Hayatları boyunca haksızlığa ve kötü davranışlara uğramış sevgi açları, iyi bir davranış ile karşılaştıklarında nasıl davranacaklarını bilemezler. Elinizi verirseniz, kolunuzu koparabilirler.

    Bu örneği bazı ilişkilere de uygulayabiliriz. Bazı ilişkiler ezen-ezilen, köle-efendi ilişkisine benzer. Bazen kötü davrandığınız insanlar size tapar, bazen ise iyi davrandıklarınız sizden nefret ederler. Bőylesi kişilerin gözünde onları aşağılamanız, onlara sunulmuş bir nimettir. Sizi gőzlerinde yüceltirler. Eşit ve iyi davrandığınızda ise, onların gözündeki değeriniz birdenbire düşer. Çevremize, işyerimize, okulumuza baktığımızda bőyle çok sayıda ilişki gőrebiliriz.

    Hepimiz bir anlamda Dostoyevski’nin köpeğine benziyoruz. Gerçek sevgiye yeterince değer vermiyor, sevgimizi göstermiyoruz. Bize sevgi gösterenleri ise kırıyor ve itiyoruz. Gerçek sevgimizi açığa çıkardığımızda ve sevgiye daha çok sevgiyle karşılık verdiğimizde kendimize biraz daha yaklaşmış olacağız.
    Erol Anar
  • Bu coğrafya insanı genelde, " seçmemeyi seçmek" cesaretinden yoksundur. Toplumsal ölçekte bir aydınlanmanın yaşanmadığı özgür bireyin oluşmadığı bu coğrafyada insanlar da seçmeyi seçer.
    Örneğin hepsini denediği ve hiçbir umudu olmadığı halde, defalarca denediği partilere oy vermeyi sürdürür. Ve tercihini hep seçmekten yana yapar. Bu partilerin hiçbirini seçmemeyi, yani seçmemeyi seçmeyi bir an olsun aklına getirmez.
    Belkemiksiz bir anlayış egemendir toplumda. Bu anlayış kendisini "kötünün iyisi", "hiç yoktan iyidir" vb... gibi sözler açığa vurur.
    Bu belkemiksiz anlayış, seçeneklerden birini tercih etme, - kolay olanı- ve yetinme felsefesi üzerinde şekillenmiştir.
    İnsan, her zaman iki kötü seçenekten birisini tercih etmek zorunda değildir. Böyle durumlarda, zor olan, şeçmemeyi seçmektir. Seçmemeyi seçmek, bir kaçış değil, bir mücadele biçimidir. Bu coğrafyada, seçmemeyi seçmek, reddetme kültüründen geçer.
    Seçmemeyi seççtiğimiz gün biraz daha özgürlüğe yakınlaştığımız gün olacaktır.
    Erol Anar
    Sayfa 174
  • İçinde yaşadığımız çağ, her ne kadar " bilgi ve enformasyon çağı" olarak nitelense de özünde anti-entelektüel bir çağdır. Bu ilk bakışta bir paradoks olarak görünse de, yadsınamaz bir gerçektir. Bu çağda son olarak internet'in yaygınlaşması bilgiye ulaşmayı ve onu elde etmeyi çok kolay hale getirmiştir. Ancak bilgiye bu derece kolay ulaşma ve ona bir bilgisayarın tuşları altında hükmedebilme yetisi, insanın bilgiyi öğrenme arzu ve isteğini de büyük ölçüde söndürmüştür. Bilgiye bir tuşla ulaşabilen insan onu öğrenmeye artık çok istek duymamaktadır.
    Erol Anar
    Sayfa 168 - Chiviyazıları
  • Bilge kişi, bilmediğini bilen kişidir; bilginin sonsuzluğunu bilir ve herkesin çeşitli konularda bilgi sahibi olduğunun ayırtına varmıştır. Bu nedenle bir profesör ile bir çobanın bilgi bakımından birbirine hiçbir üstünlükleri olamaz. Profesör uzmanlık alanıyla ilgili bilgilere sahiptir. Çoban ise, otların çeşitlerini, hayvanların davranışlarını bilir, bu anlamda her iki bilgi sahibi de hayatı üretmeye katkı sunarlar.
    Erol Anar
    Sayfa 167 - Chiviyazıları
  • Bilgi sahibi olmak ve bilge olmak arasındaki fark büyüktür. Derin tarihsel kökenleri olan Uzakdoğu felsefesine göre asıl olan bilgi sahibi olmak değil bilge kişi olabilmektir. Bilge kişi, çağdaş anlamdaki bilgin de değildir. Bilge kişi kendiliğinden, doğal davranış biçimleri göstererek doğaya uygun davranan, her tür durumda mutluluğunu koruyabilen, nesnelerin boyundurugu altına girmeyen kişidir.
    Erol Anar
    Sayfa 165 - Chiviyazıları
  • Söyleyen bilmez, bilen söylemez.
    Erol Anar
    Sayfa 165 - Chiviyazıları, Lao-tzu