Yok sayılmak, görmezden gelinmek, sözünün dinlenilmemesi, sözünün kesilmesi, sözüne cevap verilmemesi... Bütün bunlar yok sayılmanın belirtileridir ve insanı kayıtsızlık kadar inciten bir şey yoktur. Düşmanlık bile insan için bir lütuftur; çünkü muhatap alınıyorsunuzdur, yeryüzündeki varlığınız önemli bulunuyordur. O yüzden âdâb-ı muaşeretten bir cüz de muhatabımızın varlığını teyit etmek ve ona beraber olmanın bize hissettirdiği güzelliği yansıtmaktır.
Geçmişte insanlar 5 saat, 6 saat ezberlerinden konuşabilirlermiş. Divan Edebiyatı'ndan aklında bir sürü beyitler olurmuş. Sizde de onu görebiliyoruz. Günümüzde arama motorlarının bir protez hafıza işlevi gördüğü, insanların bu bilgisayar teknolojisi ile beraber bir şeyleri hatırlamak zorunda hissetmedikleri, en ufak bir meselede internete başvurup kullandıktan sonra yine unutmaya devam ettikleri söyleniyor. Böyle olunca sohbette de kesinti oluyor.
Bir yazar diyor ki: "Hayatta herkesi üstadım ve hocam bildim. Herkesin dizinin dibinde oturdum. Herkesten bir şeyler öğrenmeye gayret ettim." İnsanı hayata karşı istekli ve coşkulu kılan şeylerden bir tanesi de bu öğrenme arzusu gibi geliyor bana hocam. İnsan herkesten bir şey öğrenebilir.
Her şey ol emriyle oluyor. Tecellinin ifadesidir benim gördüklerim. Ve ben de bu tecellinin bir rüknüyüm. Kopmam, ayrılmam mümkün değil. Geldiğim zaman, yetiştiğim çevre, temas ettiğim insanlar ve bütün eylemlerimle o ol emrinin bir parçasıyım. Ben de bu sahnede, şu sıralar doğduktan ölünceye kadar ciddi bir özneyim ve aktörüm.