Siz başka yeteneklerinizi, aklınızı, duygularınızı, vicdanınızı ortaya koyup düşünmeye başladığınızda ise artık bir tüketim aktörü olmaktan çıkarsınız, düşünen ve sorgulayan bir insan hâline gelirsiniz; ama Amerikan kapitalizmi bunu istemiyor, önümüze set çekiyor, ihtiyacınız olmayan şeyleri de size aldırıyor ve o aldığınız malı kullanmadan ondan vazgeçmenizi istiyor. Sürekli satın almanızı arzu ediyor, hedefliyor. Küreselleşmenin getirdiği boyut bu. Sadece sahip olmak sizin hazzınız, tabii buna sahip olmak için de para lazım, o da kısıtlı. Hâl böyle olunca emeği zamana yayıyorsunuz, işten başka bir şey düşünmüyorsunuz.
Din bizi sonsuzlukla buluşturuyordu, ondan feragat ettik; felsefe bizi hayret duygusuyla buluşturuyordu, ondan feragat ettik; aşk ve sevgi bizi neşeyle, coşkuyla buluşturuyordu, ondan feragat ettik; sanat bizi güzellikle buluşturuyordu, ondan feragat ettik. Hayatımız sadece iş eksenli olursa ve hayatın her anını tıka basa üretimle doldurarak yaşarsak o hayat anlamlı bir hayat olmaz.
İslam medeniyeti bir tasavvur olarak bir düşünce bir duygu bütünü olarak çocukları küçüklükten itibaren Allah fikriyle, Allah'ın Resulü fikriyle, kutsalların fikriyle yetiştiriyor, böylece hayata karşı çok donanımlı oluyorlar. Bu tasavvurla yetişen bir adam hayata karşı çok sert olmuyor, daha yumuşak bakıyor.