Yaşamak ile sorgulamak arasında bir seçim yapmam gerekirse her defasında yaşamayı seçerim. Açıklama illetinden itinayla sakınırım. Bunu sana da tavsiye ederim. Bir şeyleri açıklama dürtüsü, modern düşüncenin salgın hastalığıdır. Bu virüsü en çok da çağımızın terapistleri taşır: Görüştüğüm her terapistte bu bağımlılık yapan, bulaşıcı hastalık vardı. Açıklama, bir yanılsamadır; bir serap, bir kurgu, teskin eden bir ninnidir. Açıklama, herhangi bir varoluşa sahip değildir. Hatta gerçek adını da söyleyelim: Ödleklerin, varoluşun rizikosunun, fütursuzluğunun ve değişkenliğinin yarattığı, o insanın betini benzini attıran korkuya karşı geliştirdikleri bir savunmadır.
Şizoid bireylerin "klasik açmaz"ını, "şizoid kişi, diğer bir kişiyle bir ilişkinin ne içinde bulunabilir ne de dışında durabilir, her iki durumda da, çeşitli şekillerde hem kendisini hem de nesnesini kaybetme tehlikesini yaşar" şeklinde betimlemiş olan Guntrip (1952) bu açmazdan "içinde ve dışında programı olarak bahseder. Robbins (1988) bu dinamiği şöyle bir mesaj şeklinde özetler: "Yalnızım, yaklaş bana; ama benden uzak dur, işgal edilmekten korkuyorum".
Erxi çocuklarının büyüdüğünü sadece izleyen diğer babalar gibi değildi. Onu sırtında taşıyor, ne kadar ağırlaştığını biliyordu. Böylece onun büyüdüğünü anlıyordu. Bir baba olarak bu durum onu çok mutlu ediyordu.
Geçmişle, çoğunlukla bir tür miskinlik hâlinde yüzleşirler. Ne yapacaklarını bilmeden, geçmişi garip bir gülümsemeyle başlarından savarlar. Sanki dedikodu ya da kulaktan dolma şeylermiş gibi, kendi tecrübelerine karşı ilgiden yoksundurlar. Parça parça hatırlarlar, bunların da genellikle yaşadıklarıyla bir ilgisi yoktur.