Romanın ilk bölümlerinde Raif'in silikliği, çevresi tarafından "zayıflık" olarak görülür. Oysa yazar, bu sessizliğin arkasında bir duyarlılık ve yorgunluk olduğunu gösterir. Raif'in hayatındaki asıl kırılma noktası, Berlin'de yaşadığı aşkın ardından geldiği Türkiye'deki hayal kırıklıklarıdır. Hayatın sertliği, insan ilişkilerindeki yüzeysellik ve ailesinin umursamazlığı onu içe kapatır.
Raif Efendi'nin dünyasında dış gerçeklik ile iç gerçeklik arasındaki mesafe büyüktür. Dışarıda disiplinli, hesaplı, renksiz bir hayat sürerken, içinde geçmişin sıcaklığı ve bir aşkın yankısı yaşamaya devam eder. Sabahattin Ali, onun iç sesini defter aracılığıyla duyurur. Bu defter, insan ruhunun günlüğüdür adeta; her satır, yıllarca bastırılmış duyguların yavaşça yüzeye çıkışıdır.
Okuduğum güzel kitaplardan birtanesi.