“Başka milletlere benzemek için neyimiz var? Bir edebiyatımız mı, bir sanatımız, bir ticaretimiz, bir sanayimiz mi var? Bir siyasetimiz, bir idaremiz var mı? Bilim ve fen dünyasında bir keşifte mi bulunduk; altı yüz bu kadar senedir ne keşfettik? Daha doğrusu, başkalarının keşiflerini taklit edeceğiz diye, bozmaktan başka ne yaptık?”
“Ben her özgürlüğü feda etmeye hazırım, hatta sokağa çıkma hakkımı bile kolaylıkla feda edebilirim, yalnız evimde içim rahat ve mutlu bir hayat sürmek mümkün olmalı… Yani, hiç olmazsa beraber yaşayacağım adamı mümkün olduğu kadar tanımak ve sevmek mümkün olmalı… Fakat mümkün değil, bu bile mümkün değil!”
“Mademki onlar da her anne, baba gibi böyle evlendirecekler, bana vere vere böyle bir hayat vereceklerdi, niçin beni böyle bir terbiyeyle süslediler? Niçin bana, böyle düşünceler, böyle arzular vermeye uygun bir hayat yaşattılar? Ben düşüncesiz, duygusuz, cahil bir kız olsaydım o zaman, oh ne iyi olurdu, hiç olmazsa düşünmeden bilmeden bu hayata memnuniyetle girerdim ve başıma gelen felaketi kaderime yorar, boyun eğerek ızdırap duyardım! Hâlbuki onlar beni eğitip aydınlattılar; bana dünyanın, hayatın, kaderin ne olduğunu öğretecek bir terbiye verdiler. İnsana, yaşayacağı hayata göre bir terbiye vermek gerektiğini düşünmediler ve bugün böyle bir kıza, ‘Haydi zindana... Çünkü başka türlü yapmaya memleketin hâli ve âdeti uygun değil,’ diyorlar. Peki, bunu niçin önceden düşünmediniz?”
“Bizim milletin büyük bir gelecek sahibi olması için tek eksiğimiz sosyal hayatımızın olmamasından, kadınsızlıktan, kadınları erkeklerden uzak bulundurduğumuzdandır. Kadınlar örtülü olması gerekse, örtünsünler. Onları örtülü bulundurmak hayatımızdan çıkarmak demek midir? Bugün bir kadının kocasıyla sokağa çıkması hala ayıp görünüyor, hatta gezinti yerlerinde beraber oturmalarına polis engel oluyor. Sorun bu kadar önemliyken, bu hanımların bahsettikleri çarşaf oyunları adi bir oyuncaktan ibaret kalır. Bence bizde bugün, kadın meselesi yalnız bundan ibarettir.”