İnsanların acılarından genel olarak söz açmayı düşünüyordum. Belki ortaya attığım görüşle on kat zayıf duruma düşeceğim, ama biz gene de sadece çocuklar üzerinde duralım. Bunda kaybeden de benim tabii. İlkin çocukların kirli, çirkin olanları (hoş, bence çocuğun çirkini yok ya) yakından da sevilebilir,
ikinci olarak, çocuklar suçsuzdur; büyüklerden söz açmamamın nedeni iğrenç oluşları, sevgiyi zaten hak etmemiş bulunmaları… Buna karşılık elmayı tadarak iyiliğin ve kötülüğün ne olduğunu öğrendiler, “Tanrılaştılar”… Elma yemekten vazgeçmeyi düşündükleri de yok. Çocuklar bir şey bilmedikleri için henüz suçsuzdurlar.
Adalete inancımız var, çünkü kötülerin cezasız kalmamasını istiyoruz ve adalete inanılan toplumların daha iyi işlediğini biliyoruz. Gelgelelim hayat adil değil. Bunu görüyoruz. Ama inançlarımızı ve sonuçlara yönelik akıl yürütmelerimizi gözden geçirmektense, bu adaletin başka bir boyutta tecelli edeceğiniz umuyoruz. En güzelinden bir hüsnükuruntu işte. “Ahirete inanmak istiyorum.” Hayat bir alegoriyse, tanrılarımız da korku ve umutlarımızın vücut bulmuş halleri olmalılar.