• 168 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Yazarla bu kitabıyla tanışmış oldum, kalemine hayran kaldım.
    Eserde birbirinden güzel 19 öykü yer alıyor ve kitaba adını ilk öykü veriyor.
    "Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu"
    Kitap çok güzel son buluyor. Şermin Yaşar'ın rahmetli eşine ithafen yazdığı bir kısım var. İşte orada duygularınıza hakim olamayabilirsiniz. Bir kadın düşünün ki sevdiği adamdan gelen acıyı bile seviyor. Bir kadın düşünün ki sevdiği adamın yaşattığı acıya teşekkür ediyor.
    Bazı öykülerinde güleceksiniz bazılarında göz yaşı dökeceksiniz.
    Okumanızı Tavsiye ederim :)
  • 288 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10
    Saint Bernardlar, oldukça nazik, arkadaş canlısı ve çocuklara karşı toleranslıdır. Saint Bernard yavaş hareket eden, sabırlı ve itaatkar bir köpektir.Ayrıca arama kurtarma köpekleridir.Tabi kuduz olmayan Saint Bernardlar için geçerli bu söylediklerim.

    1980 yılında Castlerock’a dönen iki kabus vardı.Çöl derecesinde bir sıcaklık ve kuduz virüsü.Oldukça itaatkar ve uysal koca cüsseli bir köpeğin kuduz virüsü kapıp çevresine bela olmasını anlatıyor gibi görünebilir kitap.Gelin derinlerine inelim ;)

    Kitabın anlatmak istediği kuduz virüsü olan bir köpeğin yaptıkları değil.Bunun psikolojik bir boyutu da var.Kitapta gerilim ve psikoloji eşit olarak pay edilmiş adeta.

    Önce gerilim boyutuna gelecek olursak 4 yaşındaki bir çocuğun gözünden kabuslarının anlatıldığı bölümler bile bize kabus gördürtecek cinsten.(Gece dolabımı üç kere kontrol ettim.)Kujonun insanlara yaptıkları da cabası tabiki.Gerilim boyutunda bir dikkat çeken nokta da Trenton ailesindeki yüklük.Gerçekten şaka yapmıyorum ; orda gece belirenleri akıcı bir üslupla harmanlayan King beni korkutmayı başardı.

    Kitabın psikolojik boyutuna gelecek olursak,karakterleri değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum öncelikle.

    Kitabımızda Trenton ve Chamber aileleri var.Dışardan Trentonlar mükemmel görünüyorlar,Chamberlar ise sefil halde görünüyorlar.

    Trenton ailesi tipik bir Amerikan ailesi.Vic Trenton reklam şirketi olan,ailesini rahat ettirmek için çalışan bir baba.Donna ise kasabanın en güzel kadınlarından biri ve yaşadığı şehirden bu küçük yere geldiği için oldukça şikayetçi.Ve ailenin balküpü diyebileceğim Tad.

    Chamber ailesi ise çok farklı bir yapıya sahipler.Ailenin babası John Chamber alkolik,eşine şiddet uygulayan bir zorba.Charity ise yaşadığı hayattan memnun olmayan,oğlunu daha iyi şartlarda yaşatmak isteyen bir anne.Ve John’un ileride bir kopyası olacak çocukları Brett.

    Kitapta King bize iki kadın profili sunmuş ve bunu atlamak istemiyorum.

    Donna yaşadığı güzel hayata rağmen aşırı derecede memnuniyetsiz ve ne yapılırsa yapılsın beğenmeyen bir tip.Hatta ailesini bile sevmiyor diyebilirim.Donna içinde bir boşluk yaşıyor ve bu boşluğu kapatmak için öyle şeyler yapıyor ki. Neyse..Kitabın ortalarında Tad yaşadığı bir travma sonucu ağlarken,Donna’nın aklından geçenleri bir okusanız eminim ki sizin de kanınız donardı.King her zaman ki yaptığını yine yapıyor.”Madem bu mükemmel hayatına rağmen kocanı ve çocuğunu üzüyorsun al bakalım” dercesine Donna’yı Kujo ile başbaşa bırakıyor ve bize muhteşem bir ölüm kalım mücadelesi okutuyor.

    Charity ise her şey çocuğum için diyen anne tiplerinden.Çocuğuna Dünya’nın bu kasabadan ibaret olmadığını göstermek ve daha iyi şartlarda çocuğunu yaşatmak için elinden geleni yapıyor.Kocasının zorbalıklarına onun için katlanıyor.Şu an gözünüzde çok naif ve hassas bir kadın modeli canlandırdığımın farkındayım.Konu oğlu olduğunda dişi bir kaplana dönüşebilen bir kadın olduğunu çok iyi anlayacaksınız.Charity’nin hiç mi kötü özellikleri yok.Tabiki var,Charity zengin olan kız kardeşini Allah katına çıkarıyor adeta.”Paraları var onlar iyi onlar her şeyin en iyisini bilir “ diyip duran bir kadın.King onu da ucundan cezalandırıyor.

    Yani buradan şunu anlatmaya istiyorum,bu salt korku olarak okumak isteyen insanlar memnun kalmayabilirler.Bu kitap insani değerlere,insanın zihninin diplerine de iniyor.Bunun bilincinde olarak okuyun diyorum.

    Kitap oldukça akıcı,basit bir dille yazılmış,sıkmayan bir anlatıma sahip.Benim en sevdiğim noktası kitapta herkesin gözünden bir bölüm bile olsa anlatılmış olması.Kujonun gözünden anlatılan bölümler var,siz düşünün gerisini.Kuduz bir köpeğin neler düşündüğüne Hatta düşünebileceğine tanık oluyoruz.

    Son olarakta her yıl evcil hayvanlarınıza kuduz aşısı yaptırmayı unutmayın,eğer yeni doğmuşlarsa on dört haftalıkken veteriner hekiminize götürerek kuduz aşısını yaptırın diyerek bir kamu spotu yapmak istiyorum :)

    Bu inceleme Reyhan ablama ithafen yazılmıştır. :)
  • 63 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Okuduğum ilk kitabı.
    Lâkin şiirlerdeki anlam öyle bir örtünmüş ki sütü mayalamak gibi örtmüş de örtmüş İbrahim abi.
    Bunu da şuna yordum, sanırım eşine ithafen yazdığı için mahrem bellemiş şiirleri :)
    Eşime... ne naif ama !
    İbrahim abi hep yazsın !
    Şiir hep yazılsın !
  • “Ben seni tanıdıktan sonra yaşamağa başladım... Yirmi iki sene gelişen, kökleşen bir sevgi bu.Bir sevgi ve bir hayranlık.”
  • 168 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Şermin Yaşar'ı çok uzun zamandır sosyal medyadan takip etmeme rağmen kitapları ile tanışmam yeni oldu. 19 hayattan hikayelerin yer aldığı kitabı "sesli kitap" uygulamasından dinleyerek tamamladım. Adeta masal gibi eşlik etti bana.
    Tüm hikayelerin kendi içinde sarsıcı ve düşündürücü noktaları vardı. Adını verdiği göçüp gidenlerin hikayesi ve ardında kalanların hislerine yer vermiş yazar. Kitabı eşinin ölümü ardından çıkarmış ve son hikayede de eşine ithafen duygusal bi anlatımla sonlandırmış.
    Çok içten anlatımı olan kitapta bol bol mahalle kültürünün içinde yer alıyoruz. Adeta okuyan/dinleyen değil yaşayan gibiyiz. Bu sıcak anlatımını gerçekten çok sevdim.

    Okunabilecek yer yer gülümsetecek yer yer hüzünlendirip bizden göçüp gidenleri anımsatacak samimi bir kitap.
    Elbette tavsiye ederim.

    Not: hüzün ağırlıklı hikayelerden oluşan kitapta Vecdi Kartal hikayesini kahkahalarla dinledim. Yazarın mizah yönünün güçlülüğüne de ayrıca bayıldım.
  • Göçüp gidenler,isteğiyle gidenler istemeden gidenler ama gidenler ...

    "Gülüşününüzün yanına biraz da keder koyun,okurken biraz ondan alacaksınız,biraz bundan" demiş Şermin Yaşar.
    Evet her ayrı öyküde biraz tebessümden aldım biraz kederden,bazen gülerken dolan gözlerim şahitlik etti buna.

    Hele o son kısım : Şermin Yaşar'ın göçüp giden eşine ithafen anlattığı ilk 40 günü,yüreğimde bir kor bırakıp söndürmeden gitmek gibiydi.

    Insan sevince her şeyi kabulleniyordu. Vuslatı,gidişi,arta kalan acıyı...

    Sahi kalana mı zordu gidişler,gidene mi ?
    Kimbilir ...

    Yüreğine,kelimelerine sağlık Şermin Yaşar sen çok yaşa ve hep yaz ...