• Reşad Ekrem Koçu’dan beşinci kitabımı da okumuş bulunmaktayım. Kitabın ismi “Esircibaşı’’ alt başlığı ise”Lale Devrinde Bir Aşk Romanı”. Fakat alt başlığın kitaba uygun olmadığı düşüncesindeyim. Çünkü kitapta aşk diye nitelendirebileceğim bir durum yoktu, ki bahsedilen aşk da kitabın son dört-beş sayfasında anlatılıyor. Yani kitabın alt başlığına konulacak bir şekilde kitabın konusunu oluşturmuyor.

    Kitap Lale Devri dönemini ve Patrona Halil isyanını, bu isyanın oluşma evrelerini anlatıyor. Başlarda kitaptan hiçbir şekilde roman havası alamadım. Tarihi bir araştırma kitabı gibi ilerledi ve konudan konuya atladı. Bir bölümde Esircibaşı Muhsin Çelebi’yi anlatırken, diğer bölümde Saraç Ali Bey’e, akabinde Civelek Mustafa’ya geçebiliyor. Bu da ister istemez kitabın içine girememeye ve kim kimdi diye kafa karışıklığına neden oldu. Ancak sonlara doğru olayları anlamaya ve sebep-sonuç ilişkisi kurmaya başladım, böylece de kitap daha akıcı bir hale geldi. Kitabın konusunu çok da bilmeden okuduğum için de kitaptan bir müddet sıkıldığımı ve biraz zor bitirdiğimi söyleyebilirim. O yüzden okuyacak olanlara yarar sağlasın diye tekrar ediyorum; kitap aslında Lale Devri’ni ve Patrona Halil isyanını anlatıyor. Bunun içinde de çok yoğun olmasa da ara ara Esircibaşı’nın hikayesi geçiyor.

    Ben kitabı çok sevdiğimi söyleyemeyeceğim. Ama Patrona Halil isyanının oluşması ile ilgili ekstra bir kaynak okumamıştım. Tarihin belli olayları ve dönemleri hakkında ayrıntılı okumalar yaptığım bir dönem olmuştu. O dönem Lale Devri ile ilgili de bir okuma yapmak istiyordum. Fakat sonra gerçekleştiremedim bunu. O açıdan da iyi oldu. İyi okumalar.
  • Kağıthane Deresi ve civarı, İstanbul'un her tabakadan halkının tekellüfsüz gidip eğlenebilecekleri yerlerdendi. Bu taraflarda İstanbul halkının gittiği yerlerden biri Alibeyköy'dü. Bir geniş çimenli dere içinde yetmiş seksen kadar çınar ağaçlarıyla müzeyyengün görmez bir teferrücgahtı. Onun az ötesinde '' Lalezar Mesiresi'' vardı. 16.asırdan beri meşhur Kağıthane laleleri burada yetiştirilirdi. Lale vakti bu mesireyi görmek, aklı perişan ederdi. Kağıthane Deresi kenarında '' İmrahor Kasrı Mesiresi'', Ali Osman padişahlarının atlarının çayırlandığı yerdi. Dere kenarında, eski ve ahşap bir kasrı vardı. Etrafı azim çınarlardı. Burada olan arpa, tirfil, yonca bir yerde olmazdı, meğer ki Bingöl Yaylası ola. Derisi kemiğine yapışmış bir at getirilse, o çimenden on gün yese semirirdi. Onun yanındaki asıl Kağıthane Mesiresi'ne gelince, Arap ve Acem, Hint, Yemen, Habeş seyyahları burayı gördüklerinde, '' Bizim diyarlarda eşi yoktur'' derlerdi. Ab ve havasının letafeti kaleme ve dile gelmezdi. Kaynağı Karadeniz Boğazı'na yakın Levent Çiftliği civarında bulunan bir dere akardı ki, İstanbul'un bekar çamaşırları yıkayan bütün çamaşırcıları oraya giderler, don ve gömlek ve destarları orada yıkarlardı.
    Reşad Ekrem Koçu
    Sayfa 45 - Doğan Kitap 3. Baskı, 2016