Kitap her yerde okunur, bir alıntı ekledi.
7 saat önce

Avrupa'da zenginler, kibarca zengin değil gibi yaparlar... Uygarlık budur.
Bence kültürlü ve uygar olmak da herkesin birbiriyle eşit ve özgür olması değil, herkesin kibarca diğerleriyle eşit ve özgürmüş gibi davranmasıdır.
O zaman kimsenin suçluluk duymasına gerek kalmaz.

Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk (Epub)Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk (Epub)
Esra Dalkılıç, bir alıntı ekledi.
13 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Ne güzel olurdu...
Bütün dünyayı,kocaman bir ülke gibi görmek istiyordu Sabahattin.Din,dik,ırk,cinsiyet ayrımı yapulmayan,kavgasız gürültüsüz,barış ve huzur içinde yaşanan bir dünya vatandaşı olmak istiyordu.Diktatörlerden arınmış,kimsenin kimseye üstünlük taslamadığı,eşit çalışmanın karşuluğında eşit gelir elde edilen bir dünyada nefes almaktı genç yazarın hayali.

Yeşil Mürekkep, Osman Balcıgil (Sayfa 224 - Destek)Yeşil Mürekkep, Osman Balcıgil (Sayfa 224 - Destek)
Songül Arslan, Bir Bilim Adamının Romanı'ı inceledi.
Dün 16:06 · Kitabı okudu · 9 günde · Puan vermedi

Bir Bilim Adamının Romanı (Mustafa İnan) -Oğuz Atay

Öncelikle bu kitabı okumama vesile olan Ömer Gezen 'in #29309205 etkinliği için kendisine teşekkür ediyorum. Eminim pek çok kimsenin tanımadığı ve benimde bu kitap sayesinde tanımış olduğum Bilim insanı Mustafa İnan.
Oğuz Atay okumadım hiç bugüne kadar. Tutunamayan 'larını merak etmiştim ama kısmet olmadı okumak. Demek ki ilk okuyacağım kitabı bu olacakmış.

1911 de Adana 'da doğan Mustafa İnan 4 yaşında damdan düşmüş ve Babası Hüseyin Avni Bey bu çocuk adam olmaz demiş. Babası bilse ki ilerde bir bilim insanı olacak ülkesine çevresine kendini bilime adayan biri olacak. Belki görmedi babası ama büyük adam oldu Mustafa.
Derler ki meşhur fizikçi Einstein bir toplantıda Şarlo'ya 'Siz büyük bir adamsınız 'demiş, herkes sizi anlıyor, herkes Size hayran,.Şarlo, 'Siz daha büyüksünüz 'diye itiraz etmiş :'Size herkes, hiç anlamadığı halde hayran. "

Düşünürdü Mustafa İnan sözcükleri basma kalıp halleriyle değil onları her yönden içine girerek tam manası ile anlayarak o şekilde oturtarak olması gerektiğini ön görürdü. İnsnalara anlatım uslubu onalra bişey öğretiyormuş gibi değilde sohbet havasında, espirili gülmeli olurdu. Insanlar sonradan anlarlardı Mustafa 'yı o konuşmasından öğrendiklerini. Seminerlerinde bile mizahı eksik etmezdi insnlar onu dinlerken zevk alırlardı. Bilime kendini adamış biriydi o İnsanları değştirmek için değilde onalrın bildiği yanlışların giderilmesi ve öğrendikleri bildikleri şeyleri nedeni nasılı her yönüyle gerçek manada bilmelerini isterdi. Kendiside öyle değil miydi çok araştıran çok okuyan.
Üniversitesi yıllarında derste hocalar yazı yazmadığı için dinlemediğini düşünür serzenişt te bulunurlardı. Fakat bir kere dinledi mi aklından çıkmazdı bişey. Hocalarının anlattıklarından sınıfta anlamayan arkadaşlarına kendisi anlatırdı dersi. Hatta bir ders anlatımından sonra aynı yıl boyunca kendisi anlatmıştı. Üniversitede bir hoca onun yüzünden istifasını vermişti de bu çocuk çok şey biliyor o dersteyken ben bişey anlatamıyorum gibi sözler kullanmış.

Bu denli güzel anlatılmış bir kitap tan sonra Mustafa İnan'ı anlatmak doğru mudur? Belki kitapta yazılanları ben hiçbir şekilde aksettiremem,anlatımım yetmez. Ama kitabı okumanız için küçük bir vesile olabilirim.

Bilime kendini adamış Mustafa İnan ölümünden sonra bile 4 yıl Hizmet Ödülü alıyor. Şu an ülkemizin belki bir fırında, fabrikasında, market te, sokakta ülkenin ücra köşelerinde bi yerlerde Mustafa İnan lar olabilir.

Okumalıyız, Araştırmalı öğrenmeliyiz.

33 yaşında profesör olan biri. Hocası Kerim Erim gibi, bilim alanında yeni yetişenleri elinden geldigi kadar da dış ülkelere tanıtmaya çalıştı. Herkes de onu tanıyordu. Gerçekten meşhur mukavemetçiydi ülkesinde.
Herkesin eşit olduğu düşüncesinin hemen istismar edilmesinden korkuyordu. Mehmet Akif gibi, Bilenle bilmeyenin elbette bir olmayacağını düşünüyordu.
Kendisine Bayındırlık Bakanlığı teklif edilince bi düşünce sarar kendinisini. Yeni yönetimi gücendirmek istemiyordu konuyu arkadaşaları ile görüştü herkes olması yönünde ısrar ediyordu. Cemal Gürsel çok istiyordu çünkü o zmn işler iyice bozulmuştu bunu Mustafa nın düzelticeğine yürekten inanılıyordu. Ama o idareci olmak istemiyordu sadece meşhur mukavemetçi olmak istiyordu.

Yapmak istediği herşeyi yapmıştı. Ülkesine yararlı olan bir bilim insanı.Gayesi öğrenmek ve öğretmek. Bu ülkenin nice Mustafa İnan lara ihtiyacı var. Bu kitap bütün genç nesillere okutulmalı diye düşünüyorum. Okuyun okutun...

Bazı insanlar çok rahat
İddiası olmayan sınanmaz
Kim kendini hangi özellikle nitelerse
O özelliğe göre imtihana tabi olur
İhya = Dirilmek
Dirilmek ise hayat
Hayatın zıddı, etkisizlik
Munkız = Kurtaran
Gazali nin
“ el munkızi min ed dalal “ eseri,
Açılımı , ihya
Bizi ne kurtaracak ?
Vahiy – Rasul – Akıl – İnsan tecrübeleri,
Her meslek erbabı kişiye güven verir
Talebe = Talep eden
Zihinsel olarak talebeyiz
Ey soru soran
Ben senden iyi durumda değilim
Sahicilik, en ileri eleştiri
Sahicilik, İhlas tır
İhlas,
Kimseyi dikkate almadan Kendindekini konuşmak,
Kimse yokmuş gibi hakikate bakmak
Her birimizin zihninde tecrübeler var
Futuhul ibare = Sözün açılmasıdır
Her kelimenin gerçek manasına ulaşmalıyız
Doğrular ayakta tutulmalı
Bir ana fikirde toplanmalı
Ve İHYA
Bütünlük sağlanmalı
Kemalât = Bilmek- yaşamak- Ahlaklı olmak
Önce dert anlaşılacak
Temel kavramlar netleşecek
Dönüştürecek bilgi külli bilgidir
Bilgi – Eylem arasında fark olmayacak
Marifet, eylemin kendisinden çıkar
Cömertlik dendiğinde,
Cesaret dendiğinde,
Alim dendiğinde,
Adalet dendiğinde,
Bilmemiz ile olmamız eşit olacak
Kötülük ise bilgisizlik ve olmamaktır

Yol notları,

Bazı insanlar çok rahat
İddiası olmayan sınanmaz
Kim kendini hangi özellikle nitelerse
O özelliğe göre imtihana tabi olur
İhya = Dirilmek
Dirilmek ise hayat
Hayatın zıddı, etkisizlik
Munkız = Kurtaran
Gazali nin
“ el munkızi min ed dalal “ eseri,
Açılımı , ihya
Bizi ne kurtaracak ?
Vahiy – Rasul – Akıl – İnsan tecrübeleri,
Her meslek erbabı kişiye güven verir
Talebe = Talep eden
Zihinsel olarak talebeyiz
Ey soru soran
Ben senden iyi durumda değilim
Sahicilik, en ileri eleştiri
Sahicilik, İhlas tır
İhlas,
Kimseyi dikkate almadan Kendindekini konuşmak,
Kimse yokmuş gibi hakikate bakmak
Her birimizin zihninde tecrübeler var
Futuhul ibare = Sözün açılmasıdır
Her kelimenin gerçek manasına ulaşmalıyız
Doğrular ayakta tutulmalı
Bir ana fikirde toplanmalı
Ve İHYA
Bütünlük sağlanmalı
Kemalât = Bilmek- yaşamak- Ahlaklı olmak
Önce dert anlaşılacak
Temel kavramlar netleşecek
Dönüştürecek bilgi külli bilgidir
Bilgi – Eylem arasında fark olmayacak
Marifet, eylemin kendisinden çıkar
Cömertlik dendiğinde,
Cesaret dendiğinde,
Alim dendiğinde,
Adalet dendiğinde,
Bilmemiz ile olmamız eşit olacak
Kötülük ise bilgisizlik ve olmamaktır

Yol notları,

Yazar 17 yıla yayılan altı araştırma gezisi yaparak Lasistan olarak adlandırdığı Doğu Karadeniz Bölgesi'ni bir bütün olarak anlatmaya çalışmıştır. O bölgede yaşayan insanlar hakkında gözlemledikleri, deneyimledikleri seyler ile birçok veri toplama tekniğinin kullanarak o bölgede araştırmalar yapmışlardır.

Kitabın giriş bölümünde Lazistan bölgesi'ne ait genel bilgiler verilmiştir. Verilen bilgilerden bir parça verecek olursam eğer, yazar kitabında şöyle bir alıntı yapmıştır.

"Lazlar hakkındaki stereotipler, denizle özdeşleştirilme, şiddete eğilim, şeref ve dini bağlılıklara düşkünlük, batıdaki büyük
şehirlerde emlak, inşaat ve pastacılık sektörünü de içeren iyi para getiren ekonomi alanlarında yer edinme gibi özellikleri
kapsar." (Sayfa 23)

Bu alıntıyı seçmekte ki amacım genel bir yargıdan bahsediyor olmasına rağmen benim buna pek katılmıyor olmam. Lazların
denizle uğraşmaları yanı başlarında denizin bulunmasından ve tarım için yeterli alanın bulunmamasından kaynaklanıyor.
Şiddete eğilimli olmak ise bence tamamen bulunduğu coğrafi konumundan kaynaklanan bir durum o bölgenin ağaçlarla kaplı
olması ve yabani hayvanların bulunuyor olması o bölgedeki insanların silahlanmasına yol açmıştır. Şeref ve dini bağlılıklara
düşkünlükten bahsedilmiş bu sadece o bölge için değil tüm Türkiye için geçerli bir durum yani sadece lazlara özgü bir durum
değil ancak çok düşkün oldukları bir gerçek. Batıya göç etmişlerdir batıdaki büyükşehirlerde emlak,inşaat ve postacılık sektöründe İyi para getiren alanlarda çalıştığı dile getirilmiş sadece iyi anlarda mı çalışmışlar yani kötü anlarda çalışmış
olamazlar mı! Ayrıca gelir düzeylerinin yüksek olması onları batı kentlerindeki iyi para getiren işlere yönlendirmiştir. Genel
olarak onları tanımlamaya çalışılmış ancak yeterli olduğu söylenemez.

Kitabın 'Devlet' bölümünde Türkiye Tarihinden kemalizmden bahsedilmiş bölgenin eğitim, yönetim, milliyetçilik ve bölgesel gelişimleri ele alınmıştır. Sonraki bölümlerde ise yazarın ele aldığı konular değişmektedir.

"Kızlar daha sıkı bir disiplin altında yetiştirilirken ve erkek kardeşlerine oranla daha
küçük yaşlarda ev işlerine katkıda bulunmaları beklenirken erkekler daha çok
şımartılır ve oyun oynama özgürlüğünün tadını çıkarırlar."

Bu alıntı bizim toplumsal yapı örüntümüzün bir yansıması, bu sadece Lazistan bölgesi'ne ait bir özellik değil maalesef, bu tüm Türkiye'de görülen, toplumsal cinsiyetin sonuçları...

Ataerkillik bölümünde Lazistan kadınlarının sömürülmesi üzerinde durulmuş. Ataerkil bir yapı mevcut tüm Türkiye'de olduğu gibi...

Kadınlar ve erkekler arasında iş bölümü vardır. Kadınlar çay bahçelerinde ve evde çalışır. ( sömürülür ) erkekler ise kahvehanede oturur!
Bu yüzden Doğu Karadeniz'de kahvehaneler çoktur.

Arada geçen bir kaç söz çok dikkatimi çekti.

"Kadın sepettir. Boşaltıyorsun, sonra yine dolduruyorsun,"
"Kadın sepettir. Eskisini atarsın, yenisini alırsın."

Aşağılamaya bakar mısınız! Bu benzetme ile kadının ikincil konumda olduğu ve değersiz bir eşyayı nitelendigi anlamı çıkıyor.

Dinin bireysel hayatları ve toplumsal ilişkileri şekillendiren önemli bir güç olduğundan bahsedilmiş. Dinin toplumsal hayat üzerindeki etkisini örneklerle açıklamıştır.

Kitabın bir yerinde geçen bir yazıda ise şunlar söylenmiş;tabi bu söylenen şeyler yazarın kendi görüşleri değil. En başından da belirtildiği gibi,yazar elde ettiği gözlemler sonucunda bu verilere ulaşmıştır.

" Bazı erkekler kadınların kirlenmesini, kadınların fiziksel ve zihinsel olarak aşağı yaratıklar olmasına bağlarlar. Ancak bazı kadınlar başka yorumlarda bulundular. Kadınların fiziksel kirlenmeye müsait oldukları için, ahlaki kirlenmeye de müsait olduklarını kabul ederler; ancak erkekleri doğaları gereği pis olarak nitelendirirler. Bir kadının kalbi temizken erkeğin kalbi her zaman pistir. Bu yüzden hiç durmadan kırk gün namaz kılan bir kadının evliya olabileceğini, normal bir erkeğinse dört yüz yıl bile namaz kılsa evliya olamayacağını söylerler. Dolayısıyla bazı kadınlar erkeklerin üstünlüğünü doğrudan sarsmadan, en azından "eşit derecede kusurlu" olduklarını ima ederler." ( Syf.258 )

Kirli ve üstün tanımları göreceli şeylerdir, kime göre ya da neye göre kirli ve üstün bu yüzden alıntıya katılmıyorum.
Allah insanın üstün bir varlık olarak yaratmış, burada cinsiyetler arası bir üstünlük söz konusu bile değil, burada önemli olan nefistir ve bizim ona ne kadar hükmettiğimizdir. Bence erkeğin kalbi pistir’deki kasıt, nefsine düşkün olmasıdır.
Kadınlar ve erkekler arasında kıyaslama yapılmış kadınların sanıldığının aksine aşağı yaratıklar olduğunu erkeklerin ise daha üstün olduklarını söylemiş. Kadınlar ise doğaları gereği pis olduklarını kabul etmişler ancak erkeklerin de onlardan aşağı kalır yanının olmadığını dile getirmişler. Her iki tarafta birbirine sorumluluk yüklemiştir. İnsanların ruhlarını cinsiyete göre yorumlayamayız, eğer yorumlarsak erkeklerin ruhlarının daha kirli oldukları gereği kaçınılmaz olarak ortaya çıkar. Ayrıca erkekler de kadınlar da birbirlerinin kusurlarını söyleyerek sonunda birbirlerinin eşit derecede kusurlu olduklarını ve her iki tarafında doğası gereği eksik yanlarının olduğu ve bundan dolayı üstünlük savaşı’nın gereksiz olduğunu söyleyebilirim .

Genel olarak kitabı ele alacak olursak eğer, bir araştırma yazısı olmasına rağmen sıkıcı bir kitap değil. Bu kitap sayesinde Doğu Karadeniz bölgesinde yaşayan insanlar hakkında genel bir kanıya vardığımı söyleyebilirim. Onları az çok tanıdım diyebilirim.

Büyük emekler sonucu yazılan bu kitabın okunmaya değer olduğunu ve okuması gerektiğini söyleyebilirim.

Şimdiden okuyan ve okumayı düşünen kitap severlere iyi okumalar dilerim. :)

Elvan Akyol, bir alıntı ekledi.
22 May 16:01 · Kitabı okuyor

İnsanlar yaratılışlarının gereği madde ile mana dengesinde yaşamak isterlermiş. Madde tükenince geride bıraktığı boşluğu mana doldurur; yahut mana yükselince madde bedeni terk edip gidermiş. Zaten Allah da insanı bu madde-mana dengesi üzerine yaratmış. İnsanın içinde, her biri yarı yarıya etkin imiş. Mutlu olmak veya iyi kulluk edebilmek için maddenin göstergesi olan beden, eller, ayaklar, kirpikler, gözler ile mananın göstergesi olan düşünce, duygu, iman gibi bahisler birbiriyle dengeli tutulmalıymış. İnsan, bunların her ikisini de eşit kabullenir veya sahiplenirse bahtiyar bir ömür sürermiş.

Od, İskender Pala (Sayfa 67)Od, İskender Pala (Sayfa 67)
《Mizgine_İslâm / ميزگينه اسلام》Ӝ̵, bir alıntı ekledi.
22 May 15:19 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Enbiya Suresiİ :
Mekke döneminde inmiştir. 112 âyettir. “Enbiyâ”, peygamberler demektir. Sûre, temel konu olarak peygamberlerden, onların tevhit davası uğrunda verdikleri mücadelelerden bahsettiği için bu adı almıştır

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1. İnsanların hesaba çekilmeleri yaklaştı. Hâlbuki onlar gaflet içinde yüz çevirmekteler.
2,3. Rab’lerinden kendilerine yeni bir öğüt (bir uyarı) gelmez ki, onlar mutlaka onu alaya alarak, kalpleri de gaflette olarak dinlemesinler. O zulmedenler gizlice şöyle konuştular: “Bu da ancak sizin gibi bir insan. Şimdi siz göz göre göre sihre mi kapılacaksınız?”
4. Peygamber, onlara dedi ki: “Rabbim yerdeki ve gökteki her sözü bilir. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”
5. Onlar, “Hayır, bunlar karma karışık yalancı düşlerdir. Hayır, onu kendisi uydurdu; hayır, o bir şairdir. Eğer böyle değilse, önceki peygamberlerin (mucizelerle) gönderildikleri gibi o da bize bir mucize getirsin” dediler.
6. Onlardan önce helâk ettiğimiz hiçbir memleket halkı iman etmedi de şimdi bunlar mı iman edecekler?
7. Senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.
8. Biz, onları yemek yemez bir beden yapısında yaratmadık. Onlar ölümsüz de değillerdi.
9. Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik. Kendilerini ve dilediğimiz kimseleri kurtardık. Haddi aşanları ise helâk ettik.
10. Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?
11. Biz zulmetmekte olan nice memleketleri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka başka toplumlar meydana getirdik.
12. Onlar azabımızı hissedince, hemen oradan süratle kaçıyorlardı.
13. Onlara, “Kaçmayın, o içinde şımartıldığınız bolluğa ve yurtlarınıza dönün. Çünkü sorulacaksınız” denildi.
14. “Eyvah bizlere! Bizler gerçekten zalim kimseler idik” dediler.
15. Biz onları biçilmiş ekin, sönmüş ateş gibi yapıncaya kadar bu feryatları devam etti.
16. Biz yeri, göğü ve arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.
17. Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, onu kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık böyle yapardık.
18. Hayır, biz hakkı batılın üzerine atarız da beynini parçalar. Bir de bakarsın yok olup gitmiş. Allah’a karşı yakıştırdığınız nitelemelerden ötürü yazıklar olsun size!
19. Göklerde ve yerde kim varsa hep O’nundur. O’nun katındakiler, ne O’na ibadetten çekinir (ve büyüklenir) ne de yorgunluk (ve bıkkınlık) duyarlar.
20. Hiç ara vermeksizin gece gündüz tespih ederler.
21. Yoksa yerden, ölüleri diriltebilecek birtakım ilâhlar mı edindiler?
22. Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu. Demek ki, Arş’ın Rabbi Allah, onların nitelemelerinden uzaktır, yücedir.
23. O, yaptığından dolayı sorgulanamaz fakat onlar sorgulanırlar.
24. Yoksa ondan başka ilâhlar mı edindiler? De ki: “Haydi getirin delilinizi! İşte benimle beraber olanların kitabı ve işte benden öncekilerin kitabı (Hiçbirinde birden fazla ilâh olduğuna dair hiçbir delil yok). Şüphesiz çokları hakkı bilmezler de bu sebeple yüz çevirirler.”
25. Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlere, “Şüphesiz, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Öyleyse bana ibadet edin” diye vahyetmişizdir.
26. (Böyle iken) “Rahmân, çocuk edindi” dediler. O, böyle şeylerden uzaktır, yücedir. Hayır, (evlat diye niteledikleri) o melekler ikrama erdirilmiş kullardır.
27. Onlar Allah’tan önce söz söylemezler ve hep O’nun emriyle iş görürler.
28. Allah, onların önlerindekini de arkalarındakini de (yaptıklarını da yapacaklarını da) bilir. Onlar, O’nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler ve hepsi O’nun korkusuyla titrerler.
29. İçlerinden her kim, “Allah’tan başka ben de şüphesiz bir ilâhım” derse, böylesini cehennemle cezalandırırız. İşte biz zalimleri böyle cezalandırırız.
30. İnkâr edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı?
31. Onları sarsmasın diye yere de sabit dağlar yerleştirdik ve (varacakları yere) yol bulabilsinler diye ondan geçitler, yollar meydana getirdik.
32. Gökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise oradaki, (Allah’ın varlığını gösteren) delillerden yüz çevirmektedirler.
33. O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedirler.
34. Biz, senden önce de hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar ebedî mi kalacaklar?
35. Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.
36. İnkâr edenler seni gördükleri zaman ancak alaya alırlar. “Bu mu ilâhlarınızı diline dolayan?” derler. Hâlbuki kendileri Rahmân’ın kitabını inkâr ediyorlar.
37. İnsan çok aceleci (tez canlı) yaratılmıştır. Size yakında âyetlerimi göstereceğim. Şimdi acele etmeyin.
38. Bir de “Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?” diyorlar.
39. İnkâr edenler, yüzlerinden ve sırtlarından ateşi savamayacakları ve hiçbir yardım da görmeyecekleri vakti bir bilseler!
40. Şüphesiz o (tehdit edildikleri azap) onlara ansızın gelecek de kendilerini şaşkınlıktan dondurup bırakacak. Artık ne onu geri çevirmeye güçleri yetecek, ne de kendilerine göz açtırılacak.
41. Andolsun, senden önce de birçok peygamberle alay edildi de içlerinden alay edenleri, o alaya aldıkları şey kuşatıverdi.
42. (Ey Muhammed!) De ki: “(Size azab edecek olsa) gece ve gündüz Rahmân’ın azabından sizi kim koruyacak?” Öyle iken onlar Rablerinin zikrinden yüz çevirmekteler.
43. Yoksa bizim dışımızda onları koruyacak ilâhları mı var? O ilâh edindikleri nesneler kendilerine bile yardım edemezler. Zaten onlar bizden de yardım görmezler.
44. Evet, biz onları da atalarını da, faydalandırdık. Öyle ki uzun süre yaşadılar. Ama, artık görmüyorlar mı ki, biz yeryüzünü çevresinden eksiltiyoruz? O hâlde, onlar mı galip gelecekler?
45. De ki: “Ben sizi ancak vahy ile uyarıyorum.” Ama sağırlar uyarıldıkları vakit çağrıyı işitmezler.
46. Andolsun, onlara Rabbinin azabından hafif bir esinti dokunsa, muhakkak “Eyvah bize! Gerçekten biz zalim kimselerdik” diyeceklerdir.
47. Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz.
48. Andolsun, biz Mûsâ ile Hârûn’a, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için o Furkân’ı (Tevrat’ı) bir ışık ve öğüt olarak verdik.
49. Onlar, görmedikleri hâlde Rablerinden içten içe korkarlar. Onlar kıyamet gününden de korkarlar.
50. İşte bu (Kur’an) da bizim indirdiğimiz mübarek bir öğüttür. Şimdi siz bunu mu inkâr ediyorsunuz?
51. Andolsun, daha önce de İbrahim’e doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğini verdik. Biz zaten onu biliyorduk.
52. Hani o, babasına ve kavmine, “Ne bu tapınıp durduğunuz heykeller?” demişti.
53. "Babalarımızı bunlara ibadet ediyor bulduk” dediler.
54. İbrahim, “Andolsun, siz de, atalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz” dedi.
55. “Bize gerçeği mi getirdin, yoksa sen bizimle eğleniyor musun?” dediler.
56. İbrahim, dedi ki: “Hayır! Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir. O, bunları yaratandır ve ben de buna şahitlik edenlerdenim.”
57. Allah’a yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp gittikten sonra ben putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım.
58. Derken (İbrahim) belki kendisine başvururlar diye içlerinden bir büyüğü bırakarak onları (putları) paramparça etti.
59. Onlar, “Kim yaptı bunu tanrılarımıza! Muhakkak o zalimlerden biridir” dediler.
60. (İçlerinden bazıları), “İbrahim denilen bir gencin onları diline doladığını duyduk” dediler.
61. (Bir kısmı da) “O hâlde haydi, onu insanların gözü önüne getirin. Belki (bu konuda) şahitlik ederler” dediler.
62. (İbrahim gelince) “Sen mi yaptın bunu ilâhlarımıza ey İbrahim” dediler.
63. Dedi ki: “Hayır! Bunu şu büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorlarsa, onlara sorun bakalım!”
64. Bunun üzerine birbirlerine dönüp, “Hiç şüphesiz asıl zalimler sizsiniz siz” dediler.
65. Sonra eski inanç ve inatlarına döndüler ve, “Andolsun, bunların konuşmayacağını sen de bilirsin” dediler.
66. İbrahim, şöyle dedi: “Öyle ise siz, (hâlâ) Allah’ı bırakıp da, size hiçbir fayda, hiçbir zarar veremeyecek şeylere mi tapacaksınız?”
67. “Yazıklar olsun, size de; Allah’ı bırakıp tapmakta olduklarınıza da! Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?”
68. (İçlerinden bazıları), “Eğer (bir şey) yapacaksanız, onu yakın da ilâhlarınıza yardım edin” dediler.
69. “Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol” dedik.
70. Ona böyle bir tuzak kurmak istediler. Fakat biz onları en çok zarar edenler durumuna düşürdük.
71. Onu Lût ile beraber kurtarıp, içinde âlemler için bereketler kıldığımız yere ulaştırdık.
72. Ona İshak’ı ve ayrıca da Yakub’u bağışladık ve her birini salih kimseler yaptık.
73. Onları bizim emrimizle doğru yolu gösteren önderler yaptık ve kendilerine hayırlar işlemeyi, namazı dosdoğru kılmayı, zekâtı vermeyi vahyettik. Onlar sadece bize ibadet eden kimselerdi.
74. Biz, Lût’a da bir hikmet ve bir ilim verdik ve onu çirkin işler yapan memleketten kurtardık. Gerçekten onlar kötü bir toplum idiler, fasık (Allah’ın emrinden çıkan kimseler) idiler.
75. Onu rahmetimizin içine soktuk. Çünkü o, gerçekten salih kimselerdendi.
76. (Ey Muhammed!) Nûh’u da hatırla. Hani o daha önce dua etmişti de biz onun duasını kabul ederek, kendisini ve ailesini o büyük sıkıntıdan (tufandan) kurtarmıştık.
77. Âyetlerimizi yalanlayanlara karşı ona yardım etmiştik. Şüphesiz onlar kötü bir toplumdu. Bu yüzden biz de onları topyekûn suda boğduk.
78. Dâvûd ile Süleyman’ı da hatırla. Hani bir ekin tarlası hakkında hüküm veriyorlardı. Çünkü halkın koyunları o ekine girmişti. Biz de hükümlerine şahit olmuştuk.
79. Biz hüküm vermeyi Süleyman’a kavratmıştık. Zaten her birine hükümranlık ve ilim vermiştik. Dâvûd ile birlikte, Allah’ı tespih etmeleri için dağları ve kuşları onun emrine verdik. Bunları yapan biz idik.
80. Bir de Davud’a, sizin için, zırh yapma sanatını öğrettik ki, savaşlarınızda sizi korusun. Şimdi siz şükrediyor musunuz?
81. Süleyman’ın hizmetine de güçlü esen rüzgârı verdik. Rüzgâr, onun emriyle içinde bereketler yarattığımız yere eser giderdi. Biz, her şeyi hakkıyla bileniz.
82. Bir de şeytanlardan, Süleyman için dalgıçlık eden ve daha bundan başka işler yapanları da onun emrine verdik. Hep onları zapteden bizdik.
83. Eyyûb’u da hatırla. Hani o Rabbine, “Şüphesiz ki ben derde uğradım, sen ise merhametlilerin en merhametlisisin” diye niyaz etmişti.
84. Biz de onun duasını kabul edip kendisinde dert namına ne varsa gidermiştik. Tarafımızdan bir rahmet ve kullukta bulunanlar için de bir ibret olmak üzere ona ailesini ve onlarla beraber bir mislini daha vermiştik.
85. İsmail’i, İdris’i ve Zülkifl’i de hatırla. Bunların hepsi sabredenlerdendi.
86. Onları da rahmetimizin içine soktuk. Şüphesiz onlar salih kimselerdendi.
87. Zünnûn’u da hatırla. Hani öfkelenerek (halkından ayrılıp) gitmişti de kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıklar içinde, “Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum” diye dua etti.
88. Biz de duasını kabul ettik ve kendisini kederden kurtardık. İşte biz mü’minleri böyle kurtarırız.
89. Zekeriya’yı da hatırla. Hani o, Rabbine, “Rabbim! Beni tek başıma bırakma. Sen varislerin en hayırlısısın” diye dua etmişti.
90. Biz de onun duasını kabul ettik ve kendisine Yahya’yı bağışladık. Eşini de kendisi için, (doğurmaya) elverişli kıldık. Onlar gerçekten hayır işlerinde yarışırlar, (rahmetimizi) umarak ve (azabımızdan) korkarak bize dua ederlerdi. Onlar bize derin saygı duyan kimselerdi.
91. Irzını korumuş olan kadını da (Meryem’i de) hatırla. Ona ruhumuzdan üflemiştik. Kendisini de, oğlunu da âlemlere (kudretimizi gösteren) birer delil yapmıştık.
92. Şüphesiz bu (İslâm), tek ümmet (din) olarak sizin ümmetiniz (dininiz)dir. Ben de Rabbinizim. Onun için sadece bana kulluk edin.
93. (İnsanlar) işlerini kendi aralarında parça parça ettiler. Hepsi de ancak bize dönecekler.
94. Şu hâlde, kim mü’min olarak bir salih amel işlerse, çalışması asla inkâr edilmez. Şüphesiz biz onu yazmaktayız.
95. Helâk ettiğimiz bir memleket halkının bize dönmemeleri imkânsızdır.
96. Nihayet Ye’cüc ve Me’cüc’ün önü açıldığı zaman her tepeden akın ederler.
97. Gerçek vaad (kıyametin kopması) yaklaşır, bir de bakarsın inkâr edenlerin gözleri açılıp donakalmıştır. “Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gafildik. Hatta biz zalim kimselermişiz” derler.
98. Hiç şüphesiz siz ve Allah’tan başka kulluk ettikleriniz cehennem odunusunuz. Siz oraya varacaksınız.
99. Eğer onlar ilâh olsalardı oraya varmazlardı. Hâlbuki hepsi orada ebedî kalacaklardır.
100. Onların orada derin bir iç çekişleri vardır! Onlar orada hiçbir şey işitmezler.
101. Şüphesiz kendileri için tarafımızdan en güzel mükâfat hazırlanmış olanlar var ya; işte bunlar cehennemden uzaklaştırılmışlardır.
102. Onlar cehennemin hışıltısını bile duymazlar. Canlarının istediği nimetler içinde ebedî olarak kalırlar.
103. En büyük korku bile onları tasalandırmaz ve melekler onları, “İşte bu, size vaad edilen (mutlu) gününüzdür” diyerek karşılarlar.
104. Yazılı kâğıt tomarlarının dürülmesi gibi göğü düreceğimiz günü düşün. Başlangıçta ilk yaratmayı nasıl yaptıysak, -üzerimize aldığımız bir vaad olarak- onu yine yapacağız. Biz bunu muhakkak yapacağız.
105. Andolsun, Zikir’den (Tevrat’tan) sonra Zebûr’da da, “Yere muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır” diye yazmıştık.
106. Şüphesiz bunda Allah’a kulluk eden bir toplum için yeterli bir mesaj vardır.
107. (Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.
108. De ki: “Bana ancak, ilâhınızın yalnızca bir tek ilâh olduğu vahyolunuyor. Artık müslüman oluyor musunuz?”
109. Eğer yüz çevirirlerse, de ki: “(Bana emrolunanı, ayırım yapmadan) size eşit olarak bildirdim. Tehdit edildiğiniz şey yakın mı yoksa uzak mı, bilmiyorum.”
110. “Şüphesiz, Allah sözün açığa vurulanını da bilir, gizlediğinizi de bilir.”
111. “Bilmem! Belki bu (mühlet) sizin için bir imtihan ve bir vakte kadar yararlanmadır.”
112. (Peygamber), “Ey Rabbim! Hak ile hüküm ver. Bizim Rabbimiz, sizin nitelemelerinize karşı yardımı istenecek olan Rahmân’dır” dedi.

Kuran-ı Kerim Türkçe Meali, Elmalılı Muhammed Hamdi YazırKuran-ı Kerim Türkçe Meali, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır
Tayfun, bir alıntı ekledi.
22 May 14:33 · Kitabı okuyor · Beğendi

Avrupa'da zenginler, kibarca zengin değil gibi yaparlar... Uygarlık budur. Bence kültürlü ve uygar olmak da herkesin birbiriyle eşit ve özgür olması değil, herkesin diğerleriyle eşit ve özgürmüş gibi davranmasıdır. O zaman kimsenin suçluluk duymasına gerek kalmaz.

Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk (Sayfa 228 - Yapı Kredi Yayınları)Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk (Sayfa 228 - Yapı Kredi Yayınları)
zeyneb, Bir Tereddüdün Romanı'ı inceledi.
 21 May 18:44 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Bayanlar ve baylar, Tereddüt Kulübü’ne hoş geldiniz. Tereddüt Kulübü’nün ilk kuralı, Tereddüt Kulübü hakkında konuşmamaktır. Tereddüt Kulübü’nün ikinci kuralı, Tereddüt Kulübü hakkında KONUŞMAMAKTIR! Tereddüt kulübünün üçüncü kuralı biri “pes” diye bağırır, vazgeçtim der ya da buhran geçirirse tereddüt sona erer. Dördüncü kural, bir tereddütte yalnızca iki kişi tereddüt eder. Beşinci kural her seferde tek bir tereddüt gerçekleşir. Altıncı kural, kalbi ve duyguları kullanmak yok. Yedinci kural, tereddüt ne kadar sürmesi gerekiyorsa o kadar sürer. Sekizinci ve son kural, eğer bu Tereddüt Kulübü’nde ilk gecenizse, tereddüt etmek zorundasınız.

(İşbu inceleme romanın bende uyandırdığı çağrışımlar üzerinedir. İçerik ve yazar hakkında daha detaylı bilgi almak isteyen arkadaşlar körpüden önce son çıkış olarak şu incelemelere başvurabilirler. #28788822 #29739904 Yok ya hu, ne çıkışı ben merak ettim diyenlere ise keyifli okumalar.:))

Peyami Safa’yla Dövüş Kulübü tadında bir romana merhaba, bugün size "Tereddüt Suyuyla Terbiye Edilmiş Gelgit Marineli Roman" tarifi vereceğim:

Malzemeler:
1 adet Serseri Boy bir yazar
1 adet Tereddüdella Mualla (Bir gece önceden tereddüt suyuna yatırılmış olacak)
1 adet Vildan Singer (Az Marla’laşmış olacak)
1 adet İtalyan hançeri (İtalyan hançeri olacak çünkü diğer hançerlerde aynı lezzeti yakalayamayabilirsiniz.)

Terbiye için:
Tereddüt suyu, gelgit çeşnisi, yalan tohumu, bir tutam yedibahar hissiyat, bol kafa bulucu şeyler

Üzeri için:
Bohem diyaloglar dizisi

İşte başlıyoruz.

Efendim öncelikle Serseri Boy yazarımızı serkeş hayatın gölgesinden sıyırarak içini evlilik düşüncesiyle yıkıyoruz. Serseri boy yazarımızla bir gece önceden tereddüt suyunda bekletilmiş Tereddüdella Mualla’mızı genişçe bir kapta birleştirip üzerleri pembeleşinceye kadar tereddüt ettiriyoruz. Tereddüt ettirdikten sonra, bunları ayrı tabaklara koyarak soğumalarını bekliyoruz. Ardından, Az Marla edilmiş Vildan Singer’ımızı alıp içine yalan tohumlarını yerleştiriyoruz. Üzerine bolca gelgit çeşnimizden sürerek her bir hücresine eşit miktarda yayılmasını sağlıyoruz. Tereddütle sote ettiğimiz Serseri Boy yazarımızı iyice soğuduğundan emin olduktan sonra, Vildan Singer’ımızla aynı kaba alıp üzerlerine 2 yazar kaşığı yedibahar hissiyat, bolca kafa bulucu ‘şey’ler ekleyip bunları iyice karıştırıyoruz. Ardından genişçe bir tepsiye yayarak fırına veriyor, yaklaşık 100 sayfa kadar pişiriyoruz. İyice kendinden geçtiklerinden emin olmak için hançerimizi kalplerine saplayıp bir kontrol ediyoruz. Hançerimiz temiz çıkıyorsa pişmiş demektir. Efendim birbirleriyle marine edilmiş Serseri boy yazarımız ve Az Marlalanmış Vildan Singer’ımızı fırından çıkardıktan sonra dumanı üzerindeyken dilimleyerek servis tabağımıza alıyoruz. (Burada dumanlıyken dilimlemeniz çok mühim çünkü soğuğunca kafaları dağılıyor. Duman önemli.) Yine yanına daha önceden pembeleşinceye kadar tereddüt ettirdiğimiz Mualla’mızı alıyoruz. Üzerlerine bolca bohem diyaloglar dizisi serpiştirerek servise hazır hale getiriyoruz.

Bir an önce tadına bakmanız dileğiyle. Afiyet olsun efendim.