• Eski Yunan düşüncesine göre görme, gözün içindeki ilahi ateş sayesinde mümkündü; göz merceği enerjiyi işin halinde dünyaya aktaran bir tür ileticiydi. Aristoteles bu kuramı sorgulamaya başlamıştı. Mademki gözlerimiz dünyaya ışık veriyordu o halde neden karanlıkta göremiyorduk?
  • Lügatlı konuşmaya ,sözleri arasına divan edebiyatından beyitler karıştırmaya be eski yunan tarihine meraklı bir zat olacaktı.Galiba beraber rakıda içmiştik.
  • Ölüm,bilhassa kitabın eskiden en çok yeniliğini sergileyen kısımlarını vurmuştu: sıfatlar benzetmeler istiareler -böcek koleksiyonlarında toplu iğne ile tutturulan ölü Kelebekler gibi- sayfaların üzerinde renkli birer cenaze halinde duruyordu.
    Meğer Bunlar Edebi eserin bozulmaya ve çürümeye en uygun süsleriymiş.
    Daha dünkü şair,üslubuna sürdüğü alacalı renklerle bir hafta içinde soluk bir eski elbise zavallılığına düşerken; sıfatsız benzetmesiz istiaresiz
    Yunan şairi Homeros,saf bir Billur piramit gibi hala güneşin ışıklarını güneşe yansıtıp duruyor
  • Eski Yunan, Roma ve Helen uygarlıklarının her biri, akıl rehberliğinde ilim yapanların yapıtı sayılır ve "Gerçeklere dinsel verilerle değil akılcı araştırmalarla erişilebilir" formülünün uygulanması sonucu oluşmuştur.
  • İslam dünyasının yetiştirdiği büyük bilgin ve düşünürlerin (örneğin Farabi,İbn Sina,İbn Rüşt, İbn Haldun vs) şeriat eğitimiyle yetiştikleri ve Kur'an'ı ilmin temeli edindikleri sanılır.Yalandır, çünkü bu kişileri büyük bilgin ve düşünür yapan şey Kur'an okumaları değil ve fakat eski Yunan'ın bilim kaynaklarından yararlanmış olmalarıdır.
  • "Çaresizliğin en amansız olduğu zamanlardayım şimdi. İlk defa sevmenin tarif edilemez korkuları içindeydim. Uykusuz gecelerin yorgun sabahlarında seni düşünüyor ve korkularla yine sana doğru koşuyordum. Hep aynı soru düşüncemde .Ya seversem? O zaman neler olabileceğini düşünmek korkutuyor beni. İlk defa yenileceğimi anlıyorum .Karşımda kendinden emin gözlerin, dudakların ,ellerin bunu söylüyor bana.Seni tanımadan geçen bütün yıllara lanet ediyorum. Önceleri hiç bilmediğim adını binlerce defa tekrarlıyor dudaklarım .Gün oluyor bir tablo seyredercesine mutlu heyecanlarla doluyorum karşında .Gün oluyor bir eski yunan heykelinin ölümsüz güzelliğiyle büyülüyorsun beni.Gözlerin gözlerime takılınca güçlüğüm aklıma geliyor beni sevmediğin,beni sevmeyeceğin aklıma geliyor ...O zamanlar öylesine yıkılıyorum ki bilemezsin!"
  • Avrupa Birliğine
    Seni ne zaman alırlar bilir misin? İşte şimdi açıklayayım:
    1.Türkiye nüfusunun en az üçte biri veya yarısı hristiyan olduğu zaman
    2.Kıbrıs elden çıktığı zaman
    3.Diyarbakır başkent olarak birkaç vilayeti içine alan muhtar bir Kürdistan kurduğu zaman
    4.Türk dili, sayısız yabancı söz ve tabirlerin karıştırılmasıyla "Türkçe" olmaktan çıkmaya yüz tuttuğu zaman vb...

    Örneğin, Ortak Pazara giriș sürecimiz için; Onlar ortak biz pazar oluruz, diyenler haklı çıktı. Kendi pazarını dıșa açan, dıș pazarı da kendine açamazsa, dağılan üretim ilișkilerinin altında kalıyor.

    "Fatih için kullanılan 'çağ kapatıp, çağ açan padişah' nitelemesi aslında Avrupalıların (özellikle Fransızların) düşüncesidir. Çünkü derler ki fetih sonucunda, Yunan klasiklerini bilen Bizans bilginleri kaçtıkları İtalya'da Hümanizmi ve Rönesansı tetiklemişler, böylece orta çağ son bulmuş, yeni çağ başlamıştır."

    Niçin Avrupa'yı seviyorum? Çünkü en akılcı yaşam Avrupa'da da ondan. Avrupa şehirlerinde, ülkelerinde otomobiliniz
    olmazsa da çok rahat yaşayabilirsiniz. Avrupa şehirlerinde yollar, binalar, taşıtlar, diğer kıt'alardakilerle kıyaslanamayacak
    kadar muntazam ve temizdir. Dünyanın en zengin ülkesi ABD,
    bu konuda Avrupada (bazı eski sosyalist blok ülkeleri dışında) hiçbir ülkenin eline su dökemez. Avrupada şehirlerde tiyatrolar, kütüphaneler, müzeler bulunur, bunlar yüzyıllardır belirli gelenekler dahilinde çalışırlar, ama sürekli olarak kendilerini
    geliştirir, yenilerler. Avrupa eskiyi eski olduğu için atmaz; daha iyisini bulursa rafa kaldırır, müzesine koyar, eskiyi yeniyle harmanlayıp korur. Avrupa okur. Yollarda, trenlerde, evlerde, otellerde okuyan insanlar görürsünüz. Okudukları da gelip geçici hafif meşrep literatür değil, bilgi ve görgü artırıcı bilim, san'at eserleridir. Avrupa efemera okumaz mı? Tabii ki okur. Hem de herkesten fazla okur, ama Avrupa gazeteleri, haftalık ve aylık
    popüler dergileri kaliteli haberin yanında kaliteli eleştiri, san'at ve bilim yazılarıyla doludur. Bir sürü yazısını kesip kütüphanenize kaldırırsınız. Avrupada ilk, orta ve lise dünyanın en iyi okullarıdır. Avrupalı çocuğuna en iyi, en akılcı eğitimi vermek için debelenir. Öğretmenine saygı gösterir. Amerikada ortalama bir lise mezunu ancak okuyabilirken, Avrupalı lise mezunu Amerika üniversite mezunlarından genellikle daha geniş ve kullanılabilir bir genel kültüre sahiptir. Avrupalı üniversite mezunu, konusunu genellikle ve pek çok konuda Amerikalı üniversite mezunundan
    daha iyi bilir. Avrupalı kişisel özgürlüğüne herkesten çok düş­kündür (bu kavramı icat eden odur), ama kanun ve kural tanır. Demokrasiyi dünyada en iyi uygulayandır; ama demokrasinin başıboşluk veya halkın oyuna irrasyonel yollardan (para gücü, din gücü vs.) hükmetmek demek olmadığını herkesten iyi bilir ve bu tür uygulamalara izin vermez.

    Yer olsa daha neler neler yazacağım. Ama sırf bu yazdıklarım bana yetiyor. Bu yüzden ben sırf Avrupa doğumlu olduğum için değil, tercihen de Avrupalıyım. Avrupa eleştirel aklın en iyi çalış­tığı yerdir. Bilimin doğup büyüdüğü kültür Avrupadır. Bugün en iyi yapıldığı yer gene Avrupadır. ABD'deki üniversitelerin doğa
    bilimi bölümlerine bir bakın: Hocaların neredeyse yarısı nerede doğmuş, büyümüş ve yetişmiş! Avrupadan korkmak, Avrupadan
    nefret etmek, sömürge kafasıdır. Atatürk o kafayı edinmeyelim diye bize bir kültür devrimi yaptirmadı mi?

    Avrupa'yı, evet, ırkçılığın mucidi ve yatağı olduğu gibi, aynı zamanda ırkçılığa karşı mücadelenin en güçlü soluk alıp verdiği yer olarak görüyordu.


    YAZIMIZ MÜSVETTE AŞAMASINDADIR.