Bu aralar pek çok rastladığımız El Kızı, Orhan Kemal ile tanışma kitabım oldu. Kitap inanılmaz duru ve akıcı bir dille kaleme alınmış. Başlangıçta prolog bulunuyor. Geriye dönüş tekniği bir diğer adıyla flashback ile yazılmış, bu da kitabın sonunda bizi ne beklediğini, başta aktarıyor. İstanbul’a yakın, denize kıyısı olan bir kent ve İstanbul’un 50’li yıllarında geçiyor. Türk aile yapısından oldukça yetkin bir kesit sunuyor bizlere. Okurken sinirden kitabı kapatıp, “eee bu kadar da değil be!” diyecek kadar; sert kaynana-gelin ilişkileri, iyi-kötü çatışmaları, namus-ahlak temaları bulunmakta. Orhan Kemal kitabı ağlayarak yazdığını söylüyor, elbette siz de içiniz ezile ezile okuyorsunuz. Nazan’ın saflığını, içine atmalarını, boyun eğmelerini gördükçe kafanızda Toygar Işıklı besteleri (özellikle Yaprak Dökümü jeneriği) çalabilir!
Naçizane eleştirilerim mevcut elbette: Kaynana Hacer’in akıbetinin detaylıca anlatılmaması, ilahi adaletin tecelli ettiğini pek de görememek içimi ferahlatmadı. Yazarın, Nazan’ın iç dünyasına çok inmemesi, monologların çok da bulunmaması maalesef yetersiz geldi.
Sevgi, sevdiğin ölünce azalmıyordu. Azalsa zaten adı sevgi olmazdı. Yunus Emre’nin “Ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil” dediği ten, Reyhan Hanım’ın o gün ışıldayan teniydi. Can dediğiyse zaten bende gizliydi.
Alan… Öyle çok güldürdü ki beni. Öyle umut dolu, öyle hayat dolu bir çocuk ki! “Bir sıkıntı çölünde vaha” oluyor ailesinin üzerine.
Kitap adından da anlaşılacağı üzere intihar malzemeleri satan, karamsar bir ailenin (Tuvache ailesi) başından geçenleri anlatıyor. Hikâye, son çocukları olan Alan’ın doğumuyla bambaşka bir yaşama evriliyor. Sonuyla da epey şaşırtıyor.
Çok çok sevdiğim kara mizahın, güzel bir örneği niteliğinde.
Not: Kitapta zararlı ve tetikleyici ögeler bulunuyor!
Yanıtınızdan sonra, düzeltmek amacıyla tekrar kitabın 23. baskındaki 118. sayfasını açtım; motamot bir şekilde alıntılamışım cümleyi. Yukarıda da yazdığım gibidir: “ezgi” sanki.