“Rabbim bana indireceğin her hayra muhtacım.” Bu duanın alt metnindeki düşünce nedir?
“Şu anda öylesine zor durumdayım ki bana yapılacak en küçük iyiliğe ihtiyacım var. Fakat ne kadar zor durumda olsam da asla ümitsiz değilim çünkü Rabbim beni mutlaka bu durumdan kurtarır.” Ne güzel bir umut ve tevekkül hali!
Perde arkasındaki anlamları görmeye çalıştığımızda hikayemizin amacını da anlamaya başlarız. İşte burası, kendimizi hatırlamaya başladığımız noktadır. “Neden bunları yaşadım? Neden bu bu kişiler bana ebeveyn olarak seçildi? Neden onunla evlendim?” gibi sorular, yaşamımızın amacına dair sırları da içinde barındırır. Perdeyi kaldırıp yaşadıklarımızı çözümledikçe fark ettiklerimiz bizi kendimizi bilmeye sevk eder. Anlarız ki yaşadığımız her şey bize bir hikmet taşımak için gerçekleşmiştir. İmtihanların her biri bir eksiğimizi tamamlamış, karşımıza çıkan her insan bir yanlışımızı düzeltmiş, başımıza gelen her acı bilmemiz gereken bir dersi öğretmiştir. Bu bakışa ulaştığımızda kaderimizi canı gönülden kabul eder ve bize verilen kısmete razı olmaya başlarız. Kalbimizde hissettiğimiz kabul ve rıza basamağı, ulaşmamız gereken esas basamağa yükselmemizi sağlar, dünyanın ve kendi hayatımızın ne anlama geldiğini kavradığımız basamağa…
Her şeyin irade gücüyle çözülebileceğine inanmış aşırı mantıklı kişilerin de bu davranışlarının altında var olan kaygılarını görebilmeleri ve kabul edebilmeleri oldukça güçtür.
Güçlülük, yürekli olmayı gerektirir. Yüreklilikse insanın kendi gerçekleriyle yüzleşebilmesini içerir. İnsanın kendine yabancılaşması pahasına kazanılan güç, gerçek güç değildir. Güçsüzlüğümüzü yaşayabilecek yürekliliği gösterdiğimiz bir anda biri bizi küçümserse, bu onun sorunudur. Aslında için için aynı yürekliliği gösterebilmiş olmayı o da ister ama abartılmış gururunun tutsağı olduğu için bunu göze alamaz.
Örneğin, kimi insan entelektüel bir üstünlük geliştirip her şeyin irade ve mantık gücüyle çözümlenebileceğine kendisini inandırmaya çalışır ama duygusal yaşamında da yalnızdır ya da başarısızdır. Görkeme ulaşma çabası insanın yaşam alanını da daraltır. Yaşamı kendisini üstün hissedebileceği durumlarla sınırlandırıldığından yeni deneyimlere ve değişik yaşantılara kapalıdır. Kaldı ki sürekli görkem ya da kusursuzluk bir ütopyadır. Kusursuzluğun tanımı yapılabilmiş olsaydı, bu tanımdaki ölçütlere uyabilen bir kişi herhalde çok sıkıcı olurdu. Kusursuz olmaya çalışanlar bile öyle olduktan sonra…