İçimizi kemiren yıkım, insanın iliğine işlemiş olan acımasızlıktır, tümümüz, bu zehirle can vereceğiz. Bizden sonra geleceklerin vay haline! Onların işi bitik; bizden bir milyon inanç şehidi ile ikinci milyonu tamamlamakta kullanacakları işkence aletlerini devralacaklar. Hiçbir yönelim bu kadar çok azize dayanamaz. Her kentte bunun gibi altı katlı Engizisyon sarayları yapılacak. Kim bilir, belki de Amerikalılar gökyüzüne değen rehin sandıkları yaparlar. Yanarak ölme korkusuyla yıllar boyu bekleyen mahpuslar, otuzuncu katta sürünmektedir. Ne acımasız bir oyun, bulutlara değen zindanlar. Yakınacak yerde yardım etmek mi? Gözyaşları yerine eylem mi? Nasıl varılabilir o noktaya? Kimden sorulacak buraları? İnsan kör geçer yaşam yollarından. Çevremizde bulunan korkunç yoksulluğun ne kadar azını görüyoruz aslında! Utancından kekeleyen, uyurgezer gibi konuşan, kendi ürkünç sözcüklerinin yükü altında adeta yıkılan, bir rastlantı sonucu karşılaştığınız, yüreği yerli yerinde kalmış bir cüce, olanı biteni anlatmasaydı, işlenen bu günahı, bu dönüşü olmayan, hayvansı ayıbı, bu yıkım ve kokuşmuşluk örneği tiksinç olayı örten perdeyi nasıl kaldırabilirdiniz?