Osmanlılar zamanında Avrupalı'nın birisi gelmiş. Paşa hazretleri onu da konağına çağırmış. Herkesle beraber sofraya oturmuş yemek yemişler. Bakmış ki bizim pala bıyıklı ecdat, Osmanlılar sofrada kollarını sıvıyorlar, besmele çekiyorlar, öyle çok yemek yiyorlar ki... Avrupalı uzaktan bunların iştahıyla, tatlı tatlı yemek yiyişlerine bakmış; "Bu adamlar, bu kadar yemekten sonra galiba biraz sonra kıvranmaya başlar, hepsi bir köşede kıvrana kıvrana ölür." demiş. Sonra biraz zaman geçmiş, çaylar kahveler de içildikten sonra; "haydi teravih namazına buyurun "denilmiş. Bizimkiler teravih namazına durmuş. Bakmış; yatıyorlar kalkıyorlar, tekrar okuyorlar, tekrar rüku, secde tekrar dinlenme, tekrar kalkıyorlar... Saymış saymış saymış... Yirmi rekat bu ilave, on üç rekat da daha önceden; otuz üç rekat! İnsan o hareketleri sırf idman olarak, beden eğitimi hareketi olarak otuz üç defa yapsa bile hepsi çok önemli hareketler. İnsanın bütün kasları, kemikleri çalışıyor, namazda hepsi çalışıyor. Dizler bükülüyor; omuzlar, bel, ayaklar, her şey gayet güzel çalışıyor. Onların öyle otuz üç rekat namaz kıldığını görünce; "Tamam şimdi ölümden kurtuldular, nasıl yaşadıklarını anladım. Ramazan geldi, her akşam böyle oluyor da bunlara bir şey olmuyorsa bu namazdandır." demiş. Çünkü bu idmandır. Başka zamanda olmayan teravih niye Ramazan'da oluyor anlıyoruz, hikmetini sezinliyoruz. Tabii aç kaldıktan sonra iftarda biraz fazla yiyecek. Sonra da bu kadar hareket oluyor. Hem gece ibadetle değerlenmiş oluyor hem midedeki yiyecekler erimiş oluyor. Hasılı, çok sevaplar olan, çok güzel bir ay!