İnsan, ne yaman bir yapı insan! Akıl gücüyle ne soylu bir varlık! Düşünme yetenekleri ne sonsuz! Duruşu, kımıldanışı ne anlamlı, ne güzel! Ne melekçe davranışları, ne tanrıca kavrayışları var! Evrenin gözbebeği insan, canlıların baş tacı! Ama benim için nedir insan, bu özü toz yaratık? İnsanın tadı yok benim için, kadının da yok...
Hiçbir yere ait olamayan, Afrika’dan başlayarak upuzun bir yolculuğa çıkan hatta bu yolculuğun kaçıştan bir farkı olmadan yapılmasıyla varoluş sancısı çeken iki karakterin hayatını anlatan Hakan Günday ın yazdığı bir roman Kinyas ve Kayra.
Bulunduğumuz dönemde okumamla birlikte epey sarsıldığım, ruhumu çokça sıktığı ve psikolojik olarak da fazla etkilemesinden dolayı dönem dönem ara vererek okudum. Böyle söylemem sevmediğim anlamına gelmiyor. Aksine kendimden çokça parçalar buldum , içime sık sık işleyip, beni düşüncelere sürükledi. Gerçekten çok sevdiğim bir yeraltı edebiyatı yapıtı oldu.
Kitap etkileyici olduğu kadar da rahatsız edici sapkınlık içeren cümlelerin bulunduğu bir roman. Ancak anlaşılır bir dille yazılması da sayfa sayısının çok olmasına rağmen oldukça sürükleyiciydi.
Kitabın temasını tam olarak anlatan bir alıntı paylaşacağım:
“Hiçbir yere ait olamayanları iyi tanırım. Her yere aitmiş gibi davranırlar.”
Geçtiğimiz yıllarda (2018) de kaybettiğimiz Ursula Le Guin’in Mülksüzler adlı yapıtını herkes okumalı! Bilim kurgu severlerin ise kütüphanesinde muhakkak bulunmalı diye düşünüyorum.
Ursula K. Le Guin anarşi