Vedat, Aylak Adam'ı inceledi.
11 May 15:56 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

En çok etkilendiğim kitapla tanışma hikayem...

2013 senesiydi, Facebook'da takılırken takip ettiğim bir sayfada bir kitap alıntısı gördüm. Alıntı buydu:

"Eve gelirken on paket sigarayla bir deste kibrit aldı. Odasının ışığını yaktı. Elindekileri karyolanın altına, boş bavula koydu. Çevresine bakındı. Yoktu. Oturma odasını da aradı. Orada da yoktu. Bunca lüzumsuz eşya vardı da, neden en gereken, bir sigara küllüğü yoktu. Kadınlar da böyleydi. Dünyada gereğinden çok kadın vardı ama, yalnız bir teki yoktu."

O zamanlar pek kitap okumazdım, yeni yeni başlıyordum kitap okumaya, okuduğum kitapları da kütüphaneden alıyordum. O gün ilk defa alacaklar listesi yaptım ve o kitabı ekledim.

2013'te alınacaklar listeme eklediğim ve hayatımda en çok etkileneceğim kitap olacağı aklıma dahi gelmeyen kitabı 2014'te sipariş ettim. Kitabın geldiği dönemde üniversite sınavlarıyla meşgul olduğum için diğer kitaplarımla beraber güzel bir yerde muhafaza ettim.

Kitap geldikten bir süre sonra onu okumak için elime aldım, bir defa değil tam 4 defa. Hepsinde de 40-50 sayfa okuyup bırakıyordum. Devamı gelmiyordu. Demek ki en çok etkileneceğim kitabı bitirmek için o zamanlar hazır değildim. Onu bitiremediğim için bende başka kitaplar okuyordum. O günlerde en çok sevdiğim kitap olarak bildiğim "Kürk Mantolu Madonna"yı okuyordum. Şu an bile 3 defa okuduğum tek kitap olma özelliğini devam ettiren tek kitabı okumuştum diğer kitap yine yarıda kesildiği için...

Kitap bu sözcüklerle başlıyordu... "Birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi. İçimdeki sıkıntı eridi." O'nun da olabileceği düşüncesi sıkıntıların yerini umuda bırakıyordu kitabın başında. Daha önce okuduğum zaman neden bu cümleyi okuduktan sonra kitap beni içine çekmedi diye çok düşündüm ama zamanı değildi demek ki... O'nun da hala bu dünya üzerinde nefes alıyor düşüncesi içimdeki umudu hep diri tutuyor. Şu an olduğu gibi...

Kitabın ismini sonlara bırakmak istedim, evet o kitabın ismi "Aylak Adam" bana Yusuf Atılgan'ı sevdiren kitap. Diğer bütün kitaplarını okumama neden olan bir kitap. Bu kitabı okuyana kadar en sevdiğim kitap yukarıda da söylediğim gibi "Kürk Mantolu Madonna" kitabıydı ama bunu okuduktan sonra kararım değişti. Hatta öyle bir hal aldı ki, sevdiği bazı kitapların isimlerini söylemeyecek kadar sahiplenen arkadaşımla dalga geçerken, kitaplar kıskanılır mıymış derken aynı şey başıma geldi. İlk defa bu kitabı bu kadar sahiplendim ve ismini zikretmez oldum herkese...

Kitabı neden bu kadar benimsedim?

En önemli sebebi şu ki Bay C. ile kendimi buldum adeta. Ve en önemli ortak özelliğimiz ikimizin de bir arayış içerisinde olması. Sıradanlıktan hoşlanmayan, kendini toplumdan kısmen soyutlamış, farklılıklar peşinde koşan Bay C.'yi kendime bu yönleriyle çok yakın buldum. Bir kaç şey daha var aklıma ama onların bende saklı kalmasını istiyorum.

Kitaptan bir kaç alıntı...

"İnsanları yalan söyledikleri zaman dinlemeyi severim. Olmak istedikleri, olamadıkları "kişi"yi anlatırlar."

"Bir sanatçının en güzel eseri hiç bitmeyecek olanı değil mi?"

"En yakınlarına bile siz diyenler tanırım. Üstelik onları sevdiklerini de söylerler. İnanılır mı onlara? Kibar görünme yapmacığı değil de nedir bu?"

"Konuşmam yetmiyormuş gibi düşünmeye de başladım. En kötüsü buydu. Çoğu insanlar gibi düşünmeden konuşsaydım kimse bir şey demeyecekti ama ben düşündüğümü söylemeye kalktım."

"Dünyada hepimiz sallantılı,korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz.Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır."

...vee kitabın bitiş kısmı...

"Otobüs kalkmış gidiyordu. Koşarken,
— Heyy, dursana! diye bağırdı.
Geçenler ona bakıyorlardı. Bir adama çarptı; sonra birine daha... Gittikçe uzaklaşan
otobüse yetişemeyeceğine inanamıyordu. Bunun bir yolu olmalıydı. Otobüs ilerde, başka
taşıtların arasında kayboldu. İnsanların hızlı yaşadıkları bir çağda olduğunu neden
unutmuştu? Soluk soluğa durdu. Ötekiler ona bakıyorlardı. Önünden geçen taksiye el
salladı.
— Taksi!
İçi doluydu, durmadı. Otobüse yetişebilmek için bunlardan birini durdurması gerekti. Yolun
ortasına çıkıp karşıdan hızla gelen taksiye iki kolunu da kaldırdı. Araba yavaşlayıp yanından
geçmek niyetiyle sağa kırınca önüne koştu. Bir kadın bağırdı. Taksi durdu. Kapıyı açıp
dışarı çıkan şoföre yaklaşırken arkada oturan adamın sıkıntılı, kızgın gözlerini gördü. Belki
işine giden bir komisyoncuydu. Şoför,
— İtoğlu, dedi. Canına mı susadın?
— Beni otobü...
Göğsüne inen yumrukla sendeledi. Önce şaşırdı, sonra içinde kabaran bir öfkeyle
şoförün suratına vurdu. Adam elleriyle yüzünü kapayıp ıslak taşlara kıvrıldı. Parmakları
kanlıydı. Çevresini yavaş yavaş otomobil kornalı, tramvay canlı, insan sesli bir gürültüdür
kapladı.
— Burnu kırılmış, diyorlardı.
— Bayılmış.
— Burnu kırılmış! Birisi kolunu tuttu.
— Ne var, ne oldu? diye sordu. Baktı, bir polisti. Taksideki adam,
— Ben gördüm, dedi. Kabahat onda. Arabanın önüne geçip durdurdu. Üstelik şoföre
vurdu.
Çevresindeki herkes ona düşmanca bakıyordu. Kuşatılmıştı. Artık otobüse yetişmesi
olanaksızdı. Birden sol şakağındaki ağrı yeniden başladı. Yıllardır aradığını bulur bulmaz
yitirmesine sebep olan bu saçma, alaycı düzene boyun eğmiş gibi kendini koyverdi. Şimdi
ona istediklerini yapabilirlerdi. Yanındaki polis kolunu sarsıp, ummadığı yumuşak bir sesle
sordu:
— Ne oldu? Anlat.
— Otobüse yetişecektim...
Sustu. Konuşmak gereksizdi. Bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. Biliyordu;
anlamazlardı."

Maria Puder, Allah'ın Gazapları (4 Cilt)'i inceledi.
 11 Nis 21:23 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

En etkilendiğim kitaplar arasında mutlaka okunması gereken peygamberlerin hayatını sanki yaşarmışsınız gibi anlatıyor en etkilendiğim Hz.Eyüb'ün ve Hz.Musa'nın hikâyeleridir hikâyeler Tevrat,İncil,Zebur ve Kuran'ı Kerimden kesitlerle tamamlanmış 1403 sayfa size sanki 100 sayfa gibi geliyor.Okurken çocuktum daha Rabbim insanlar bile bile neden nasıl günah işler derdim.Sen demişsin ki şu günah yasak yapmayın nasıl yapabiliyorlar yada neden inanmıyorlar hala varlığına nasıl bu kadar kötü olabiliyorlar

Ayşe Nurdan Kula, Davam'ı inceledi.
04 Nis 15:03 · Kitabı okudu · 63 günde · Beğendi · 10/10 puan

En çok etkilendiğim kitaplar arasında yerini aldı. Erbakan hoca darwinden kapitalist dünyaya herşeyi en basit şekilde açıklayan zeki bir adam.. Dünyada birbirine düşman ikiz kardeş vardır. Birinin adı kominizm birinin adı kapitalizm.. Biri Doğu blok biri Batı blok.. Biri siyasi baskıyla biri ekonomik baskıyla meydana geliyor.. Ama her ikisininde bir ortak noktası var ikiside insan fitratına aykırı..

Esra Çabukol, Körlük'ü inceledi.
29 Mar 02:46 · Kitabı okudu · 15 günde · 9/10 puan

Adı bilinmeyen bir ülkenin, adı bilinmeyen bir kentinde, adı bilinmeyen insanlarla...
Çünkü adlar önemsiz bazen ya da hep ama farkında değiliz-değildik. Ülkede birden yayılan bir körlük salgını , sadece hayal edin artık sizin için neler ne kadar önemli hale gelirdi ve neler önemsiz? Hangi sesi isterdiniz yanınızda, hangi ruhu? Hangi bedeni demiyorum kıyafet ev araba takı gösteriş nesneler vs.,bunlar anlamsızlaştı.. Uzuvlarımızdan en bariz ruhumuzu gösteren 'gözler-gözlerimiz' bembeyaz veya simsiyah bir dünyada ve artık işimiz bedenlerle değil ruhlarla..
- Ama şartlara göre değişir işler canım.
- Ama ya şartlara göre değilde ruhlara göre değişmeliyse işler 'canım'?

*
Saramagoyla tanıştık, iyi ki de tanıştık, anlatım betimleme incelik bunları kesinlikle okuyunca görün isterim. Bazen sorarlar ' sence ne okuyayım, ne önerirsin?' hatta bazen değil çoğu zaman aldığım soru ama okudugum kitaplar arasından kolay ayrım yapamam hepsi okunmalı gibi gelir, hangisini ayırt edeyim ki, kişiye göre zevkine göre önereyim diye düşünür cevaplarım. Artık önereceğim ilk kitaplardan 'Körlük'.. Çünkü fazlasıyla körleştik, gözlerimiz görürken ruhlarımız körleşti görmüyoruz birbirimizi ve ötesi(ni)...


*
Kitapta etkileyici aslında bir o kadarda basit(!) cümlelerden biri şu: ' Bir gün gözlerim yeniden görmeye başlarsa, başkalarının gözlerinin içine bakacağım, ruhlarını görebilecekmişim gibi,.. '

Peki sen ? En son ne zaman birinin gözlerinin içine baktın? Kıyafetine saçına başına orasına burasına değilde, statüyü gücü güçsüzlüğü açığını bulmayı önemsemeyip, yüzüne gülüp arkasından dakikalar sonra gıybetini yapabileceğin bir hata arar şekilde değilde, bambaşka yüzlerce şeyi önemsemeden, en son ne zaman birinin gözlerinin içine baktın ama gerçekten ama ruhunu görebilecekmiş gibi o samimiyetle içtenlikle? Bugün lütfen yap bunu, bak sevdiğin değer verdiğin birinin gözlerinin içine,ya da sadece insan olduğu-olduğun-olabildiğin için bak, hissettir verdiğin değeri,,,

( ..çünkü senin gözlerin var, manasını bilerek yaptıgın herşeyden sevap kazanırsın ben buna inanıyorum şükrünü ödeyemeyeceğimiz uzuvlarımızdan biride gözlerimiz, güzel baktığın sürece oda ibadetten sayılır-sayılmaz mı?)

*
Ve düşünmeni-düşünmemizi istiyorum, Sence gözlerin görüyor ama insanlığın kör mü? İnsanlığımızın görmesi için gözlerimizin görmemesi mi gerek?
Neden ikisi birden görmesin ki, bu kadar zor mu?
Neden sahipken bilmeyelim ki kıymetini, gözlerimizinde insanımızında insanlığımızında...Hoşgörü, düşünceye saygı, tahammül, yardımlaşma, fedakarlık, cinsiyete- kişisel alanlara- inançlara saygı, yaşama hakkına saygı...Bu tip bir körleşme olduğunda sadece görememe yetisi çok insani kalmıyor mu? Birbirine hakaret eden, inanclar ve düşünceler ile alay eden, hayatı gösterişten ibaret gören, kendisine sunulanı sorgusuz sualsiz kabul eden, kendi gibi düşünmeyenleri küçümseyen insanları gördükçe körleşmenin sosyal çevremizde Saramagonun yazdığı gibi körlük salgınına dönüştüğünü hepimiz göremiyor muyuz-görebiliriz- görmeliyiz.

*Hala okumaya devam ediyorsan şayet ;uzattım biraz evet çünkü daha fazlasını hakediyor,kesinlikle daha azını haketmeyen bir eser. Kitaptan etkilendiğim birkaç cümleyede yer vererek yazımı sonlandırıyorum.

'Günün birinde krallığını tek bir ata değiştirmek istemiş kralı hatırlamamız yeter.'
'Hayattaki herşey gibi zamana zaman tanırsanız herşeyi çözümler.'
'Yazgı biryere varmadan önce çok dönüp dolaşır.'

Hep birlikte gerçekten görebildiğimiz günler diliyorum..Herşey için, sahipken kıymetini bilebildiğimiz günler..

İyi okumalar...

Kim Hüzünlerimizi Mutlulukla Değiştirecek ?
Ben sevginin ne demek olduğunu babamdan öğrendim. Doğayı, insanı, doğadan en çok çiçekler ve kedileri, insanlardan en çok bizden olmayanı, hep bir tarafa atılanı. Bir kadını nasıl sevmek gerektiğini, nasıl güzel insan olunacağını, nasıl güzel insanlar inşa edileceğini.. Evet öyle yaptı. Zaten inşaat ustasıdır kendisi. Bir evi güzel inşa etmeyi bildiği gibi, güzel insan inşa etmeyide bilirdi. Güzel sevmeyi bilirdi. Bunun ne kadar önemli olduğunu güzel sevemeyenlerle karşılaşınca öğrendim. Hep babam gibi bir adam istedim. Mükemmel değildi. Olsun da istemezdim aslına bakarsanız. Zira ben kendim kusurlarla dolu bir insanım. İşte o, kusurlarla dolu insanlar nasıl sevilir bana onu öğretti. Bu inanın herkesin harcı değil. Söylendiği gibi kolay hiç değil.

Güzel sevmeyi bilmeyen birine denk geldiğiniz de küsersiniz. Neye ? Her şeye. Mimoza neden dargın çiçektir sanırsınız. Kimler güzel sevmedi bizi ? Kim ya da kimler küstürdü bizi bir mimoza çiçeği gibi ? Kimler dokundu da yaprağımıza ansızın, kapandık böyle kendi özümüze ?

Sonra kim bekler sabırla başımızda. Geçsin küskünlüğümüz de açalım yapraklarımızı, açalım içimizi, özümüzü diye. Kim hüzünlerimizi mutlulukla değiştirir ? Kim gösterir bize, mutluluk pek bilmediğimiz bu yüzden de üzerine pek konuşamayacağımız bir kelimeden ibaret değil. Baharın sihirli elinin dünyaya değişi gibi kimin eli değer ruhumuza ?

Her yerden insanlarız burda. Herkes bir şeyler arıyor, bir şeyler buluyor. Kimsenin keşfetmediği inci gibi dizilmiş şiir dizelerini arayan, kendi hikayesine eş hikayeler roman kahramanları arayan, mevlasını arayan, evlasını arayan, son zamanlarda ekseriyetle Leyla'sını arayanlar :) Leyla'nın da adı mübarek arkadaş :D yoksa her Leyla diyeni Mecnun sanmaya kalkmayın. (ben Burcu'yu arıyorum. Artık defterimi bulmam kadar hayati onu bulmam) Ve hiç bir şey aramayıp, her şeyden kaçanlar. Ben buraya bir zamanlar arkama baka baka kaçarken düştüm. Hemen hemen herkes bilir çok düştüğümü sakarlığımdan. (Daha geçenlerde hem sakarlığım hem inadım yüzünden attan düştüm Kars'ta. Ne kötü bir ağrıymış düşman başına.) Burası düştüğüm en güzel yerlerden biriydi. Düşmek kötü bir algı uyandırır çoğu insanda. Hayır yanılıyorsunuz. Güzel düştüğü de olur insanın.

Şimdi hepimiz bir olup bahsi geçen ya da hiç geçmemiş Leylaları arasakta nafile. Burda Leyla'dan kasıt bir misaldir. Ben Burcu'yu arardım. Arıyorum. Yani nasıl kayboldu birden bire, bana yazarlar, kitaplar, delilikler bırakarak. Onu hayatta tutanın bu delilikler olduğunu nasıl anlamadım. Ve bir gün aynı delilikle ortadan kaybolacağını.. Şimdi biz seferber olsakta bir Leyla ya da onun nezdinde bulmak istediğimiz her şey ve herkes için, ne fayda. Hayır faydası olacak diye inatlaşma.! O zaman sen Shakespeare'in "Arama boşuna bulunmak istemeyeni" dediğini duymadın daha.

Kelimelerden bir bohça sırtımda. Burası o bohçadan kelimelerin düştüğü bir yırtıktır. Artık ne düşüyorsa bahtınıza. Bu bohçada bir kelime var. Mutlu, umutlu, tüm güzel kelimeleri kapsayan bir kelime. Ben bir gün çok etkilendiğim bir sevdayı (#12648166) okurken karşılaştım o kelimeyle. Bana dedim böyle bir kelime verilseydi. Bir kelimeyle insan ne yapar demeyin. Bu kelime bütün güzel kelimeleri kapsayan bir kelimeyse o kelimeyle her şey yapılır. Güzel şeyler yapılır. Hikayenin sonunu okuyamadan daha, sevdasında inatçı bir adam aradı. Meşgulüm dedim bir hikaye okuyorum. Al sen de oku dedim. Sendeki de aşk mı yani dercesine. Sonra tuttu o inatçı adam bu kelimeyi bana hediye etti bir orkideye iliştirip.

Kelimelerin ruhu var demişti biri bana. Ne mutlu sana demiştim ben de ona. Kelimelerin ben ruhu olanlarına değilde can acıtanlarına denk gelmiştim yıllarca. Şimdi biriken umutlu kelimeleri ne yapacağımı bilemiyorum. Bunlarla ne yapılır bilmiyorum. Bu kelimeleri bana vereni ne yapayım onu da bilmiyorum. "Aldım onu bana ayırdım." Dedim ki kendime (ben değilde Seyyidhan Kömürcü söyledi) "madem dünyanın bu kadar sabahını sen uyandın
Sen uyudun bu kadar uykusunu.. " (gelde bu dizeleri kıskanma ) uyuyup uyanabildiğin, uyanıp uyuyabildiğin vakitler hatrına (ki uyuyamamak uyanamamaktan daha kötüdür), bulamadığımız Leylalar, bir anda kaybolan Burcular hatrına al onu kendine ayır. Sen dedim evet evet sen, sana böyle güzel kelimeler verebilecek birini bulamazsın daha..

"Kendimin devamı değilim ben " diyor ya Seyyidhan Kömürcü. (Bu kelimeleri nerden bulmuş olabilir ?) Ben mesela dün acıklıydım, bu gün resmiyim. Doğru söylüyor valla. Kendimin devamı olduğumu nasıl iddia edebilirim. Hele benim gibi kendi içinde tutarsızlıkta çığır açmış bir ben nasıl kendinin devamı olabilir. Ben olsam olsam Barış Bıçakçının sayıklarcasına yazdığı bir kitabında, insanları saklayabilen bir kitabın devamı olabilirim. Belki de insan bir başkası gelip onun devamı olabilsin diye kendinin devamı olamıyordur. Bırak dedim. Sen kendine devam olamıyorsun madem, Martın ilk fesleğeniyle kapına gelmiş bu adam senin devamın olsun..

LEYLA BÖYLE ARANIR :)
https://youtu.be/x2C3sk8kNe4

Dilara, Tekinsiz Kitap'ı inceledi.
10 Mar 23:55 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Tekinsiz Kitap bu zamana kadar okuduğum kitaplar içinde yapı itibariyle en ilginç olanlarından biriydi. Kitap içinde kitap durumuyla oldukça sık karşılaştım. Hikayelerden oluşan bu kitapta, ele alınan hikayelerin temelleri sağlam olsa da, sonları bıçakla kesilmişçesine net fakat yarım. Her hikayenin sonunda okuyucu şaşırabilir ancak son yine de oturaklı olmalıdır diye düşünüyorum. Oysa bu kitapta sonlar başarısızdı. Kitap görünüm olarak oldukça ilgi çekici ve anlamlı, fakat çevirmenin kullandığı dile oldukça takıldım. Mamafih ve benzeri eski kelimeleri günümüzde kullanarak hikayeye eskilik havası vermeye çalışmışsa eğer oldukça başarısız olmuş. Açıkçası bu tür kelimeler okurken beni rahatsız etti. Bunun dışında en çok etkilendiğim hikayelerden biri Koğuş 416 isimli hikaye oldu, gerçekten harikaydı....

Suzan Koçaklı, Aylak Köpek'i inceledi.
 09 Mar 03:01 · Beğendi · 8/10 puan

MUALLAKLAR SİLSİLESİ ;SADIK HİDAYET

Muallak tanımının lügatlardaki tüm anlamlarını karşılayan bir adam Sadık Hidayet.Anlaşılmazlıkla bir derdi var besbelli.Hayatı boyunca anlaşılamamanın intikamını alıyor okucusundan .

İlk Okuduğum Kör Baykuş kitabından sonra;uyandığımda acaba ben bu kitabı okudum mu gerçekten,kim kimdi,olay nerde geçti,zaman var mıydı diye diye çeliştim kendimle.
İlk okumayla anlaşılacak bir yazar değildi elbette ;peki ne yapmalıydı?
Hani çivi çiviyi söker diye bir deyim vardır ya ;işte Sâdık Hidayet bu deyimin ağa babası bana göre.Nasıl mı ?Kör Baykuş ‘ta yaşadığım o eksikliği,yarım kalmışlığı telafi etmenin bir tek yolu vardı;bir başka Sâdık Hidayet eseri okumak .Ne de olsa Sadık Hidayet’in panzehiri yine Sâdık Hidayet’in kendisidir diye düşündüm .

Aylak Köpek okuduğum ikinci Sadık hidayet kitabı oldu.Beklediğimin çok ötesinde bir kitaptı;Sadık Hidayet’ten öte bir kitap .Kör Baykuş’un o buhranlı,melankolik ve anlaşılmazlığı bu kitabın yakınından bile geçmiyor .Acaba okuduğum gerçekten Sâdık Hidayet kitabı mı diye şüphe etmeden duramadım .Kendini tekrarlamayan bir yazar Sadık Hidayet vesselam.

Aylak Köpek yazarın üçüncü öykü kitabı .Her biri birbirinden farklı yedi öykü derlemesinden oluşuyor ki ;bana göre her bir öykü ayrı bir eser niteliğinde .Teknik açıdan incelendiğinde çıkarılması gereken birçok ders var bu öykülerde.Toplumsal sınıfın irdelendiği ,yansıtıldı bir Sâdık Hidayet kitabıdır ve bana göre dönemin toplumsal yapısının açık birer kanıtıdır.Zira bu yapıyı hâlen gözlemlemek mümkün .Öykülere yabancılık duymamanız da bu yüzdendir.Öykülerdeki karakterleri kabullenmek zor gelmeyecektir ki ;bu kişileri çok uzakta değil biraz ötenizde gözlemlemeniz eserin ne kadar kıymetli oldugunun ispatıdır.
Savaş,kadın,hurafeler ,toplumun ahlak anlayışı,gelenek ve kültür izlerinden minnet duygusuna kadar her konuyu işlemiş yazar .Kitabın ilk öyküsü Aylak köpek ;aynı zamanda kitabın ismini aldığı öyküdür ki benim hem konu butunluğu olarak hem de teknik acıdan zayıf bulduğum bir öykü .Ardından Kerec Don Juan’ı adlı öykü tekerrür ediyor .Üçüncü öykümüz; Çıkmaz;kendisi benim en beğendiğim ve etkilendiğim öykü oldu .Ve ardımdan Katya,Taht-ı Ebû Nasr ,Tecelli, ve son olarak Karanlık Oda ile son buluyor kitap .

Akıcı bir anlatımı var kitabın ve her öykü ucu açık bir şekilde sonlanıyor .(Her zaman bu tarz bitişler beni merakta bırakmıştır.)
Zaman- mekan netliklerine rastlayacağınız bu kitap kesinlikle Sadık Hidayet çelişkisi gibi .
Mekan ve ruh tasvirleri muazzam .
Her yaş grubuna hitap edebilecek bir kitap bana göre ve gerçekten bir panzehir niteliğinde .

Kim ne derse desin Sâdık Hidayet tik yaratır insanda.Keyifle okunacak bir yazar olmasa da ,Aylak köpek keyifle okunacak kitaplar arasında sayılabilir..

F.a.t., Uçurtma Avcısı'ı inceledi.
23 Şub 20:48 · Puan vermedi

Okuduğum her satırında etkilendiğim ağladığım kitap..
Kesinlikle tavsiye ediyorum..
Kütüphane de bulunması gereken kitaplar arasında..
Uçurtma avcısı...

Ebru Şahin, Fahrenheit 451'i inceledi.
16 Şub 04:42 · Kitabı okudu

• Bir dünya düşünün; düşünen, sorgulayan insan yok. Öyle bir dünya ki, kitap okuyanlar cezalandırılıyor ve kitaplar da yakılıyor...
Korktuğumu söyleyebilirim. Kitaplarınızın yandığını düşünsenize tam anlamıyla vahşet...
Yevgeni İvanoviç Zamyatin'in Biz adlı kitabından sonra etkilendiğim bir kitap.
Okumanızı tavsiye ederim, iyi okumalar...
:)

Yadigar Soydan, Biz'i inceledi.
 28 Oca 11:32 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 8/10 puan

Uzun zamandır inceleme yazmıyorum okuduğum hiç bir kitaba; genelde arkadaşlarla kitap üzerine sohbet etmeyi yeğliyorum, bu durumun nedenini ise tam olarak bildiğim söylenemez hani.

Zamyatin'in "Biz" kitabına inceleme yazma isteği duydum kitap bitince; bunun belli başlı bir kaç nedeni var, biraz sonra değineceğim onlara sırayla.

Öncelikle, uzun yıllardır okumayı istediğim ama bir türlü fırsat olmayan ya da bir türlü sıra gelmeyen bir kitaptı "Biz" benim için. Belki yılların vermiş olduğu büyük bir beklenti ya da her defasında gözünde büyütüp bir türlü okuyamaya cesaret edemediğim bir durum. Kitapla ilk tanışmam, George Orwell hayranlığım ile olmuştu. Gerçek anlamda bir George Orwell hayranı olduğum doğrudur ve bu durum bende; o kadar sevdiğin, eserlerini beğendiğin bir yazarın; etkilenmiş olduğu bir yazarın kalemi nasıl olur acaba sorusunu gündeme getirdi. Bu durum kitabı okuma isteğimi daha çok kamçıladı. Sonra yaptığım araştırmalarda gördüm ki; bu durum sadece George Orwell için geçerli değil; "Cesur Yeni Dünya" kitabının yazarı( ki Cesur Yeni Dünya da çok beğendiğim, etkilendiğim kitaplar arasında yer alır) Aldous Huxley, Ray Bradbury, Kurt Vonnegut gibi yazarlar Zamyatin olmasaydı bir çok eserimiz olmazdı gibilerinden söylemlerde bulunmuşlar açıkça.

Kitap hakkında derinlemesine bir inceleme yazmayacağım, sitedeki incelemelere baktığımda bir çok incelemenin gerçek anlamda açıklayıcı olduğunu gördüm. Ben distopyayı seven, bir çok kitabını severek okuduğu yazarların etkilendiği bir yazarın kitabı nasıldı benim açımdan, bununla ilgili bir kaç cümle kuracağım sadece.

Kitap 40 kayıttan oluşuyor ve sonunda Zamyatin'in "Edebiyat, Devrim, Entropi ve Diğer Şeyler Üzerine" sonsözü ile bitiyor. Yazarın dili aslında akıcı gibi duruyor ama okumaya başladıktan bir süre sonra durumun böyle olmadığını görüyorsunuz; cümlelerin altındaki anlamlara inmek gerekiyor, işin içine matematik, felsefe giriyor. Tamamlanmamış cümleler çok fazla, kayıtlar arasında kopukluklar var. Neden kitabın adı "Biz" diye merak ediyordum kitabı okumadan önce. Okurken anladım ki, bireyselcilik kavramı yok, sadece hepimiz, biz söz konusu. Olayın kurgusu bir çok yerde okurken bana Cesur Yeni Dünya'yı anımsattı. Bilmiyorum dönem itibari ile mi ilgilidir ki bu yaptığım ne kadar doğru bir çıkarımdır ama Cesur Yeni Dünya kitabını okurken daha çok keyif aldığımı, kitabın daha akıcı ve anlaşılır olduğunu düşünüyorum.

Distopya seven okurların mutlaka okuması gerektiği bir kitap olduğunu da belirtmek isterim.