• Felsefesinden etkilendiğim kadar edebi kişiliğinden de etkilendiğim biri Ayn Rand. Betimlemeleri, işlediği detaylar, bir şehri tanımlarken seçtiği kelimeler, insanın yüzünü anlatırken bile giriştiği ayrıksı durumlar, yarattığı karakterler beni çok etkiliyor. Okuduğum hiçbir kitaba "bu okuduğum en iyi kitap" diyemem, karşıma daha nelerin çıkacağını bilmediğimden ötürü lakin Ayn Rand, benim için bir başyapıtçı. Bu eserini de Hayatın Kaynağı'nda olduğu gibi elimden bırakmak istemedim, kitaplar uzun oluyor ama yine de bir bitecek korkusu, okurken çevrilen sayfaların ne ara çevrildiğini bile idrak etmekte zorlanma yaşadım. Bu 19 günde elime almadığım ya da başka kitaplara bulaştığım oldu, o yüzden kısmı olarak süreyi uzattım. Neyse, kitaba geçecek olursak Rusya'da Sovyetler Birliği'nin ilk döneminde başlıyor kitap, ana karakterimiz Kira adında henüz 18 yaşında olan ve toplumdan ayrı, aykırı, devlete karşı bir genç kız. Sovyetler Birliği'nin, insanların nasıl davranacaklarına, nasıl eğitim alacaklarına, nasıl yaşayacaklarına karışan baskıcı rejimine karşı saf tutan Kira, yaşamak istediğini dile getirerek kendisi gibi aykırı bir yüzle tanışıyor ve yer yer aşk ile birlikte geçirdikleri yaşam savaşı anlatılıyor kitabımızda. Ayn Rand'ın kendi felsefi dizgesi olan Objektivizm ve Liberalizm düşünceleriyle dolu, Komünist rejimin sorunlarını gün yüzüne seren ve 20. yüzyılda Sovyetler Birliği'nin Rusya'da meydana getirdiği can alıcı durumu kendine özgü dil ve oluşturduğu karakterlerle çok iyi anlatan Ayn Rand'ın bu eserini "ölmezseniz ve unutmazsanız" mutlaka okuyun diyerek incelememi noktalıyorum. Yoksa, spoiler alanına girebiliriz. İyi okumalar.
  • Hani bazı kitaplar vardır ya bitmesini hiç istemeyiz, işte bu kitap öyle bir kitap, bitmemesi için çoğu yeri defalarca okudum..
    Kitabın bitmesini hiç ama hiç istemedim desem yalan olmaz..

    Kitap, Yaşar Kemal’in en yakın dostu olan
    Alain Bosquet ile yaptığı röportajlardan oluşuyor.
    Yaşar Kemal hayatını, fikirlerini, edebiyatını o kadar güzel bir şekilde anlatıyor ki, insan bir kez daha ona hayran kalıyor..
    Yaşar Kemal’in hayatını kendi anlatımıyla okumak, çok özel bir duygu olması gerek.
    Açıkcası bu duyguyu size tarif etmek isterdim ama biraz zor, kitabı okursanız ne demek istediğimi çok daha iyi anlayacaksınız.

    Yaşar Kemal bu kitapta o kadar çok farklı, güzel ve bilinmeyen yönlerini anlatmış ki,
    insan kitabı bitirip kendi kendine düşününce, insanın ağzından meğerse ben bugüne kadar Yaşar Kemal’i çok az tanımışım gibi cümleler dökülüyor..

    Ve Yaşar Kemal’in nasıl zorluklarla bunca kitabı yazdığını öğrendiğimizde ise yüreğimizi tarifi imkansız bir acı sarıyor...

    Kitap hakkında çok şey yazmak isterdim,
    ama yazılacak o kadar güzel şeyler var ki, insan nereden başlayacağını bilemiyor..
    Onun için kitap içeriği ile ilgili çok da şey yazmayacağım, sizin kitabı okuyup, kendinizin
    o harika duyguyu tadmanızı istiyorum.

    Özellikle en çok etkilendiğim şeylerden birisi de
    Yaşar Kemal’in kitaplarını yazmak istediğinde o gün kilometrelerce yol yürümesi..
    Yani kitaplarının konusunu yürüyerek düşünen bir adam..
    Sanırım çoğu insan bunu bilmiyor..

    Yaşar Kemal’i daha yakından tanımak istiyorsanız bu kitabı ilk fırsatta okuyun derim.
    Şüphesiz ki kitabı çok ama çok beğeneceksiniz ve sizin için çok özel bir kitap olacaktır.
  • "Bir erkeğin kalbi fesat habis bir şeydir Meryem. Bir ananın rahmine hiç benzemez. Kanamaz, sana yer açmak için genişlemez"

    Derinden etkilendiğim muhteşem bir kitaptı. Hatta enlerimin içinde sıralamaya bile koydum. Hani güzel bir film izlersin bittikten sonra da etkisi bi süre devam eder. Gündelik hayatında o sahnelerin devamını cekersin. Yeni kadrajlar yeni replikler ... Hatta belki mutsuz hikayelere mutlu sonlar.
    Yeni kitaplara başladım bitirdim fakat aklım hala Meryemde Leyla da .
    Feminist duygularım kabardı ve bir kez daha cinsiyetciligin, eşitsizliğin ve insan olabilmenin önemini hatırladım. Kadının Coğrafyası ister Afganistan ister Kabil ister Türkiye ister Fransa olsun. Zulüm aynı zalim aynı. Dil değişiyor din değişiyor vicdan ya da vicdansızlık aynı.
    Sonra bir bakıyorsun otobüste öldürülen Özgecanlar , şort giydiği için dayak yiyen Ayşegüller.
    Ne diyeyim zor arkadaş. Vallahi kadın olmak çok zor. Fiziksel olarak zayıf , ruhen duygusalız . Bir çiçekle mutlu olur bir tokatla bayılırız. Erkeğin hangisini seçtiği bizi derinden etkiler.
    Hani derler ya iyi insana denk gelesin. Ya da Allah iyi insanla karşılaşırsın.
    Ruhu insan, dili insanca olan canlılarla denk gelmek ümidiyle.
    ▶️Son olarak , bu ve bunun gibi kitaplar bence erkeklere ücretsiz olsun. Olsun ki hepsi okusun. Okusun ki Empati duyguları gelişsin. Gelişsinki Güneş Meryemler için tekrar doğsun.
    Yine çok şey istedim farkındayım
  • En sevdiğim ve en etkilendiğim kitap en beğendiğim kitaplar arasında en başta gelir çok güzel ve sürükleyici aynı zamanda çok ilginç çok etkilendim herkesin okumasını tavsiye ediyorum
  • En etkilendiğim kitaplar arasında mutlaka okunması gereken peygamberlerin hayatını sanki yaşarmışsınız gibi anlatıyor en etkilendiğim Hz.Eyüb'ün ve Hz.Musa'nın hikâyeleridir hikâyeler Tevrat,İncil,Zebur ve Kuran'ı Kerimden kesitlerle tamamlanmış 1403 sayfa size sanki 100 sayfa gibi geliyor.Okurken çocuktum daha Rabbim insanlar bile bile neden nasıl günah işler derdim.Sen demişsin ki şu günah yasak yapmayın nasıl yapabiliyorlar yada neden inanmıyorlar hala varlığına nasıl bu kadar kötü olabiliyorlar
  • En çok etkilendiğim kitaplar arasında yerini aldı. Erbakan hoca darwinden kapitalist dünyaya herşeyi en basit şekilde açıklayan zeki bir adam.. Dünyada birbirine düşman ikiz kardeş vardır. Birinin adı kominizm birinin adı kapitalizm.. Biri Doğu blok biri Batı blok.. Biri siyasi baskıyla biri ekonomik baskıyla meydana geliyor.. Ama her ikisininde bir ortak noktası var ikiside insan fitratına aykırı..
  • Adı bilinmeyen bir ülkenin, adı bilinmeyen bir kentinde, adı bilinmeyen insanlarla...
    Çünkü adlar önemsiz bazen ya da hep ama farkında değiliz-değildik. Ülkede birden yayılan bir körlük salgını , sadece hayal edin artık sizin için neler ne kadar önemli hale gelirdi ve neler önemsiz? Hangi sesi isterdiniz yanınızda, hangi ruhu? Hangi bedeni demiyorum kıyafet ev araba takı gösteriş nesneler vs.,bunlar anlamsızlaştı.. Uzuvlarımızdan en bariz ruhumuzu gösteren 'gözler-gözlerimiz' bembeyaz veya simsiyah bir dünyada ve artık işimiz bedenlerle değil ruhlarla..
    - Ama şartlara göre değişir işler canım.
    - Ama ya şartlara göre değilde ruhlara göre değişmeliyse işler 'canım'?

    *
    Saramagoyla tanıştık, iyi ki de tanıştık, anlatım betimleme incelik bunları kesinlikle okuyunca görün isterim. Bazen sorarlar ' sence ne okuyayım, ne önerirsin?' hatta bazen değil çoğu zaman aldığım soru ama okudugum kitaplar arasından kolay ayrım yapamam hepsi okunmalı gibi gelir, hangisini ayırt edeyim ki, kişiye göre zevkine göre önereyim diye düşünür cevaplarım. Artık önereceğim ilk kitaplardan 'Körlük'.. Çünkü fazlasıyla körleştik, gözlerimiz görürken ruhlarımız körleşti görmüyoruz birbirimizi ve ötesi(ni)...


    *
    Kitapta etkileyici aslında bir o kadarda basit(!) cümlelerden biri şu: ' Bir gün gözlerim yeniden görmeye başlarsa, başkalarının gözlerinin içine bakacağım, ruhlarını görebilecekmişim gibi,.. '

    Peki sen ? En son ne zaman birinin gözlerinin içine baktın? Kıyafetine saçına başına orasına burasına değilde, statüyü gücü güçsüzlüğü açığını bulmayı önemsemeyip, yüzüne gülüp arkasından dakikalar sonra gıybetini yapabileceğin bir hata arar şekilde değilde, bambaşka yüzlerce şeyi önemsemeden, en son ne zaman birinin gözlerinin içine baktın ama gerçekten ama ruhunu görebilecekmiş gibi o samimiyetle içtenlikle? Bugün lütfen yap bunu, bak sevdiğin değer verdiğin birinin gözlerinin içine,ya da sadece insan olduğu-olduğun-olabildiğin için bak, hissettir verdiğin değeri,,,

    ( ..çünkü senin gözlerin var, manasını bilerek yaptıgın herşeyden sevap kazanırsın ben buna inanıyorum şükrünü ödeyemeyeceğimiz uzuvlarımızdan biride gözlerimiz, güzel baktığın sürece oda ibadetten sayılır-sayılmaz mı?)

    *
    Ve düşünmeni-düşünmemizi istiyorum, Sence gözlerin görüyor ama insanlığın kör mü? İnsanlığımızın görmesi için gözlerimizin görmemesi mi gerek?
    Neden ikisi birden görmesin ki, bu kadar zor mu?
    Neden sahipken bilmeyelim ki kıymetini, gözlerimizinde insanımızında insanlığımızında...Hoşgörü, düşünceye saygı, tahammül, yardımlaşma, fedakarlık, cinsiyete- kişisel alanlara- inançlara saygı, yaşama hakkına saygı...Bu tip bir körleşme olduğunda sadece görememe yetisi çok insani kalmıyor mu? Birbirine hakaret eden, inanclar ve düşünceler ile alay eden, hayatı gösterişten ibaret gören, kendisine sunulanı sorgusuz sualsiz kabul eden, kendi gibi düşünmeyenleri küçümseyen insanları gördükçe körleşmenin sosyal çevremizde Saramagonun yazdığı gibi körlük salgınına dönüştüğünü hepimiz göremiyor muyuz-görebiliriz- görmeliyiz.

    *Hala okumaya devam ediyorsan şayet ;uzattım biraz evet çünkü daha fazlasını hakediyor,kesinlikle daha azını haketmeyen bir eser. Kitaptan etkilendiğim birkaç cümleyede yer vererek yazımı sonlandırıyorum.

    'Günün birinde krallığını tek bir ata değiştirmek istemiş kralı hatırlamamız yeter.'
    'Hayattaki herşey gibi zamana zaman tanırsanız herşeyi çözümler.'
    'Yazgı biryere varmadan önce çok dönüp dolaşır.'

    Hep birlikte gerçekten görebildiğimiz günler diliyorum..Herşey için, sahipken kıymetini bilebildiğimiz günler..

    İyi okumalar...