Giriş Yap
365 syf.
·
19 günde okudu
·
10/10 puan
Tavsiye ile aldığım, keyif alarak okuduğum etkileyici bir başucu kitabı. Özellikle oğlu olanların, öğretmenlerin, eğitim alanında çalışanların veya eğitime dair ufkunu genişletmek, Farklı bakış açıları ile bakabilmeyi isteyenlerin mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum. Gerçek hayattan alıntılar ile yazılması, psikolojik danışmanlar ile görüşmeler yer alan bir kitap. Zaman zaman açıp okunabilecek el altında bulunması gerekir diye düşünüyorum.
Reklam
·
Reklamlar hakkında
910 syf.
·
9/10 puan
Don Kişot, 16. yüzyıl İspanya'sında şövalyelik çağını yeniden canlandıramaz. Zaten bu kodlara göre yaşamak demode oldu. Ancak, Don Kişot'un "hikayesinin" ilk bölümü hayattayken yayınlandığı için, yeniden şövalyeliğe başladığında kendisinin ve yaverinin pek çok maceralarıyla ünlü olduğunu görür. O ve Sancho'ya sürekli şaka yapılan şüpheli bir şöhret. Bu kısımda mesaj açık (benim için): Bir şeye inanıp hayatı bir macera olarak görmek mi yoksa aldanmamak mı daha iyi? Don Kişot'un akıl sağlığı geri gelseydi ne kaybedilirdi? Çok şey söylenebilirdi. Don Kişot kuşkusuz uzun bir okuma ama çok değerli! Don Kişot İspanyol Altın Çağı'nın en etkileyici, akıllara durgunluk veren, sıra dışı eserlerinden biri midir? Evet, yüzde yüz öyle! Yaklaşık 1050 tam sayfalık macerada kaybolmaya değer mi? Yine evet kesinlikle buna değer! Pek çok eleştirmen bu sıra dışı klasiği depresif, karanlık olarak tanımlarken, 10 yıl sonra yazılan kitabın ikinci bölümü daha karanlık, daha ciddi bir hal alıyor! Bence bu şimdiye kadar yaşadığım en üzücü hikayelerden biri. Bu hikaye çoğunlukla, hayalperest bir zihne sahip olduğunuz ve orada olmayanı gördüğünüz için, varış noktasından çok yolculuğun önemi hakkındadır! Don Kişot'un her şeyi kendi çarpık algısına göre yorumladığını görmek üzücü, bu da onu savunmasız kılıyor ve insanlara ondan yararlanma fırsatı veriyor. Evet, farklı bir dünyada yaşıyor ve şövalyelerle ilgili yasak eserleri okumak onu kendi kaçış rotasına yönlendiriyor. Sadık yaveri Sancho Panza ile arasındaki dinamikler ve onların soylu maceraları, kendi hayatlarında karşılaştıkları, genç kızlar, aşık köylüler gibi kendi canlı hikayelerini anlatan insanlar ilginizi çeker ve sonunda hiçbirini atlamak istemediğinizi anlarsınız. çünkü Arabic Nights ve Canterbury Tales'i andıran yazı yapısı sizi cezbediyor. Genel olarak: Bu, farklı bir şeyden zevk almama ve Quixote'nin yaratıcı ve savunmasız zihninden olayları görmeyi öğrenmeme yardımcı olan, yeniden okumaktan zevk aldığım en sevdiğim klasiklerden biri! İşte en sevdiğim alıntılar: “Tavsiyeme uyun ve çok, çok uzun bir süre yaşayın. Çünkü bir insanın bu hayatta yapabileceği en çılgınca şey kendini ölüme terk etmektir.” "Savaşta alınan yaralar şeref verir, onu geri almaz." "Suç saçma sapan talep eden güruhta değil, başka bir şey üretmesini bilmeyenlerdedir." "Belki de fazla pratik olmak deliliktir." "Akıl sağlığının fazlası delilik olabilir - ve hepsinden daha çılgınca: hayatı olması gerektiği gibi değil, olduğu gibi görmek!" "Hayatın kendisi çılgınca göründüğünde, deliliğin nerede olduğunu kim bilebilir?" "Gerçek incecik esnetilebilir ama asla kırılmaz ve her zaman yalanların üzerine çıkar, tıpkı suyun üzerinde yüzen yağ gibi"
56 syf.
·
2 saatte okudu
·
Beğendi
·
10/10 puan
Kovrin, üniversitede çalışmaktan yorulunca biraz dinlenmek için, tanıdıkları olan Pesotski'lere gider. Buradaki yaşam onu gerçekten dinlendirir. Ailenin tek kızı olan Tanya ile yakınlaşmaları hayatını daha da düzene sokar. Bir gece yürüyüşe çıktığında manevi bir varlık - Kara Keşiş - karşısına çıkar. Bu varlığı ve onunla sohbeti kendisinden başka kimse göremez. Bu görüşme Tanya ile evlenene kadar sürer. Bir gece eşinin yanında kendisini ziyarete gelen Keşiş'le konuşmaya başlayınca, Tanya onun delirdiğini zanneder. Acil psikolojik tedaviye başlamasını empoze eder. Kovrin de bunu kabul eder. Ama kâbus dolu günler de böyle başlar. Zira Keşiş' ten kendisine gelen bir tehlike olmamıştır bugüne kadar. Ancak ondan iletişimi koparınca hayatının alt üst olması kaçınılmazdır. Evliliği ve sağlığı sarsılır. O coşkulu hayat dolu adam gitmiş; sinirli, gergin, çökmüş Kovrin gelmiştir. Hayatında hiç olmadığı kadar üzgün, çaresiz ve bitik durumdadır. Yine böyle olduğu bir gece eski eşi Tanya'dan beddua ve sitem dolu bir mektup alır. Okuduktan sonra kendi kendine moral vermeye çalışır. Balkona çıktığında 2 yıldır görmediği Kara Keşiş tekrar çıkar karşısına, sitemle: Sözlerime niçin inanmadın? Kısa öykü de olsa çok düşündürücü. Anton ÇEHOV, iyi bir yazar dışında asıl mesleği doktorluktur. Ama tedavide ilaçların her zaman tek çözüm olamayacağını vurgulamıştır. Eski klasik roman ve hikayelerde Rus ve Fransız yazarların Türkler ve Hz. Muhammed(s.a.v) hakkında bilgileri ve bunu eserlerine konu etmeleri çok etkileyici. Ayrıca çoğu yazar hikayelerinin başına veya bölümlerin girişlerine İncil veya Tevrat'tan bir ayet alarak konuyu o ayetle bağlarlar. Bence bu eseri ilginç ve anlamlı kılıyor. Bizde de böyle bir romancılık olmasını isterdim doğrusu . Türk edebiyatımızda Yakup Kadri' nin Sodom ve Gomorra'sında bu tarz alıntılar işlenmişti ; ancak Tevrat ayetleriyle.
574 syf.
·
8/10 puan
"Gecenin Sonuna Yolculuk" Kitap Yorumu
Çalkantılı bir dönemde çalkantılı bir ruh haline sahip olan karakter Bardamu ve onun dünyası… Bu dünyayla tanışmak benim için zorlayıcı olduğu kadar güzel bir deneyim de oldu. Kitabın her bir bölümüne yepyeni bir felsefik bakış açısı diyebiliriz çünkü kitap boyunca anlatıcı okura belirli konular hakkında fikirlerini ve dönemin özelliklerine karşı gözlemlerini aktarıyor. Hatta fikrimce kitabın asıl kaleme alınma nedeni olayların anlatımından çok anlatıcının düşüncelerini anlayabilip onunla empati kurabilmemizdir. Her düşünceye katılmak zorunda değilsiniz, bu nedenle bu yorumumda gerekli yerlerde “yazar” yerine “anlatıcı” demeyi tercih edeceğim, sonuçta kitap karakter bakış açısıyla anlatılıyor ve muhtemel ihtimalle yazarın fikirlerini okuyor olsak da bir kısmının yalnızca karaktere ait olduğu belli oluyor. Kitapta ilgimi çeken bir noktadan bahsetmek istiyorum. Kitaba ait “Felsefe yapmak denen şey, korkmanın başka bir çeşidinden ibarettir ve insanı olsa olsa alçakça düzmecelere sürükler.” alıntısında anlatıcı felsefeye bakış açısının ne kadar kötü olduğundan bahsetmesine rağmen sürekli bir sorgulama içerisinde, yani bir nevi felsefe yapıyor. Oysaki Bardamu, bu alıntıda olduğu gibi kendini “bir korkak” olarak tanımlıyor, bu nedenle savaştan bile kaçıyor ama kitapta yalnızca korkakların hayatta kalacağını da belirtiyor. Eser boyu bu ve bunun gibi kontrast oluşturan sorgulamalar mevcut, bu noktada yazarın kitabı yazarken biraz da bu fikirlere son noktayı okuyucuya koydurmak istediğini düşünüyorum. Kitap boyunca uzam çok sık değişiyor ve buna bağlı olarak kişiler de değişime uğruyor, bu durumda sürekli olarak karakterlerin de değişime uğramasına ve okuyucunun yeni birileriyle tanışmasına sebep oluyor öyle ki kitaptaki tek karaktere Bardamu ve diğerlerine birer “tipleme” dersek yanılmış olmayız. Kısacası kitap yalnızca Bardamu’ya odaklanıyor. Yazar anlatıcımız Bardamu’yu Fransadaki bir akıl hastanesine, Afrika’ya, Fransa’ya götürüyor ve bu süreçte okura yaşam, ölüm, hastalık, sağlık, mental sağlık, düşünmek, sorgulamak, varoluş, acı, savaş, barış, vatan sevgisi gibi derin konularda güzel alıntılar ve akılda kalıcı olaylar sunuyor. Uzun süredir en çok altını çizdiğim ve bu alıntıları en çok beğendiğim kitap olduğunu düşünüyorum bu kitabın. Kitapta aynı zamanda çok zekice kurgulanmış olaylar da mevcut, tesadüfler, ölümler insanı çabucak etkileyebilecek cinsten. Çok karanlık bir havası olduğundan ve ciddi bir dikkat ile okuma disiplini gerektirdiğinden her okurun çok severek okuyacağını düşünmüyorum ama ben de uzun sürede bitirdiğim bu kitabı bitirdiğimde tatmin olmuş durumdaydım ve kitabın sayfalarını açıp altını çizdiğim yerleri teker teker okuyup bu zevki tekrar yaşamaktan kendimi alamadım. Kitaptaki özel isimlerin çoğu kitabın orijinal dilindeki bazı kelimeleri çağrıştırıyor ve çevirmenin notlarını da okuyarak ilerlerse eğer bu özel isimler okura, anlatıcının o tipleme hakkındaki düşüncelerini daha iyi anlayabilmek açısından güzel bir fırsat oluşturuyor; anlatıcının haz etmediği karakterlerin adı “kötü” sıfatlardan oluşurken sevdikleri “iyi” sıfatlardan oluşuyor. Bu da zaten anlatıcıyla empati kurdurmayı hedefleyen bir eserde şık bir detay oluşturuyor. Bu noktada çevirinin zekice yapıldığını düşündüğümü belirtmemde fayda var. Kitap, betimlemeleri ve duygusal durumlara odaklanıyor olması açısından bana rus edebiyatını da anımsattı ama bu yalnızca bana böyle gelmiş olabilir, böyle düşünmemin ana sebebinin ciddi olaylara ulaşabilmek için bütün detayları okumuş olmamız gerektiği ve böylece detaylar arasında yitip gitmiş gibi hissetsek de olayların eninde sonunda detaylara bağlandığı olduğunu düşünüyorum. Asla eserin “Modern Klasik” özelliklerini taşımadığını da iddia edemem, okuduğum güzel modern klasiklerden olduğunu düşünüyorum. Kitabın sonlarına doğru anlatımın düşüncelerden çok olaylara kaydığını fark ettim, bu bazı okurlar için bir “artı” olabilir çünkü kitap sonlarının hep daha etkileyici olması beklenir ve olay sıklığının giderek artmasıyla hikayeyi asıl etkileyecek karakterlerle sonlara doğru tanışmamız hikayenin akılda kalıcılığını artırabilir. Ben yine de bu kitaptaki öne çıkarılmak istenen şeyin açık ara düşünce ve tartışmalı diyaloglar olduğunu düşünüyorum, bunlar aktarılırken de edebi kaygıdan çok anlama önem verildiğinden bazı okurlar tarafından bu kitap “yeraltı edebiyatı”ndan bir örnek olarak görülüyor sanırsam. Kısacası “Gecenin Sonuna Yolculuk” okura çerezlik, kolay bir okuma deneyimi sunmuyor ama okuduktan sonra oturup düşünmenizi sağlayabiliyor. Uzun soluklu bir okuma deneyimine hazırsanız ve karanlık havasıyla dikkat çeken, ana karakteriyle bağ kurabileceğiniz kadar nefret de edebileceğiniz, bol bol betimleme okuyabileceğiniz bir kitap okumak istiyorsanız bu kitabı size önerebilirim. Görüşümce kitabı yalnız başına okumak yerine yanında başka bir eser daha okurken sıkıldıkça bu esere dönerek okursanız daha zevkli bir okuma deneyimi yakalayabilirsiniz. Şimdilik herkese bol kitaplı günler diliyorum!
Reklam
·
Reklamlar hakkında
432 syf.
·
Puan vermedi
Herkese selam Beni rüyalar âleminde bırakma. Keşkelerin yanılsımasından beni çekip al. Buna hemen bir son ver. Beni hemen gerçeğe kavuştur ki sevmeyi tekrar öğrenebileyim… Ne güzel bir söz değil mi?Bazen rüyalarımızda yaşadıklarımız ne kadar gerçekçi gelir ve bunun sonunda gerçek ile rüya arasında sıkışıp kalırız.Kitty de küçük bir dairede kedisi aslan ile yaşıyordu.Lisedeki en yakın arkadaşı Frieda ile küçük bir kitapevi işletmektedir.Bir gün başka bir yatak odasında uyandığını fark etmesi ile allak bullak olur.Hiç görmediği bu ev onun evidir.Buda yetmezmiş gibi Lars ile evli ve üç çocuk sahibi olduğunu,başka bir çevre başka arkadaşlarının varolduğu bambaşka bir dünyaya adım atmıştır.Hangi dünyanın gerçek hangi dünyanın rüya olduğunu anlayamaz.Kitty'nin hayali hayatı ile gerçek hayatını sorgulamaya başladığı bir süreç başlar.Bu iki dünya arasında gel gitler yaşarken travmaları, acıları, korkuları ve geçmişiyle yüzleşmesi gerekmektedir. Peki ya gerçeklerle yüzleşecek cesareti yoksa? Bu kitabı mutlaka okuyun o kadar etkileyici ki insan kendini sorgulamaya başlıyor.Ha birde bol vaktiniz olduğunda okuyun araya sıkıştırılacak bir kitap değil. Alıntılar Bir insanın en az bir tane iyi arkadaşının olması, o insanın anormal olmadığının işaretidir. Yaşlanmak, çocukken ya da gençken sevdiğin, artık duvarlardaki fotoğraflarda, hikayelerdeki sözcüklerde ve kalbindeki anılarda yaşamasıydı. Rüya bitmişti, gerçekse beni artık korkutmuyordu. #okudumbitti #kitapönerisi #tozlurüyalarkitapçısı #kitapyorumu #books #bookstagram #bookstagramturkey #okudumyorumladım #kitapalıntıları #kitaptavsiyesi #martıyayınları #cynthiaswanson
2
42
417 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.28.14