• •••
    ADINLAÇAĞIRBENİ;
    alıntılar:
    “Senden hoşlanıyor muyum Oliver? Sana tapıyorum ben.” s.106
    “Öleceğim zaman elveda demek istediğim tek kişi sensin.” s.238
    •••
    arka kapak:
    Aşk birden çıkar insanın karşısına; yakalamak ya da ıskalamak size kalmış. Bazen aşk olduğunu anlamazsınız, bazen de anlasanız bile onu tutmak, kendinize saklamak zordur.Adınla Çağır Beni, delikanlılık çağındaki bir gençle, ailesinin yazlığında kısa süreliğine kalmaya gelen bir konuğunarasında gelişen beklenmedik, bir o kadar da güçlü aşkın öyküsü. Sevdiği kişiyi sadece bedeninin değil ruhunun da bir parçası yapmanın etkileyici bir tasviri.Saf tutkunun dönüştürücü etkisini olağanüstü bir üslupla kaleme alan André Aciman, iki erkeğin gözlerinden damarlarına akan bir aşkı okuyucuya yaşatıyor.Adınla Çağır Beni, ince detaylarıyla insanı saran bir roman.
    •••
    #narnianinkitapcisiyorumladı :
    Kitabı nasıl yorumlayacağımı bilmiyorum. Daha önce hiç böyle bir kitap okumamıştım. Dolu dolu bir kitaptı. En çokta Elio’nun aşkıyla, fantezileriyle dolu bir kitaptı. Şeftaliler, kayısılar... Elio’nun bu tutkulu aşkını hiçbir kitapta görmedim daha önce. Oliver benim baya sinirlerimi bozdu bu kitapta. Hele sonlara doğru bir yerde, elimde olsa boğardım. Her türlü duyguyu elden geçirdiğim bir kitap oldu. Başta gözümü korkutan bir kitap oldu ama okuyunca geçiyor. Böyle tutkulu bir kitap okumak isterseniz; alın, okuyun, okutun. 5/5 veriyorum. Son olarak şunu söylemek istiyorum, kitap küçük yaştaki okurlara pek hitap etmiyor. +16 yaş daha iyi. Sevgilerimle
  • Bazen bir kitaba başlarken çok fazla etkileyeceğime dair bir hissiyat oluşur önceden. Daha önce Paulo Coelho okumadım. Simyacı ya da Veronika Ölmek Istiyor nasıl kitaplar bir fikrim yok yani. Ama şu an inanılmaz merak içindeyim Coelho'nun diğer kitaplarını da okumak için. Çünkü Hippi muhteşem bir kitap. Yani hissiyatım beni yanıltmadı.

    Coelho aslında bir nevi otobiyografi yazmış. Kitabın yazım dili sade evet ama kesinlikle çok derin. Yaptığım alıntılar en çok etkilendiğim yerler ama çok daha fazlası da var. Bu kitap insanın kendine yolculuğu için bir başucu kitabı olabilir. Cesaret verici bir hayat öyküsü.

    Kitap özellikle Mevlana ve Bhagavat Gita'dan motifler içeriyor ki bunlar hikayeye muazzam şekilde yerleştirilmiş. Bu kadar derin sözlere bu kadar güzel yerlerde değinebilirdi ancak.

    Istanbul'un hikâyede yer alması tabii ki etkileyici bir başka unsur ama tekil olarak değil.

    Hayatının yolunu çizebilmek için gerekli olan ışığın kendi içerinde olduğunu hatırlatan çok naif okuması çok tatlı bir hikâye.
  • Gazap üzümleri, her şeyin paralı olduğu, kapitalizmin yeni yeni boy verdiği, bu yüzden insanların 'yakında havayı bile parayla satacaklar' dediği, insan eliyle üretimin bittiği, insanların yerini makinelerin aldığı, köylünün tek varlığı olan toprağından koparılmaya başlandığı ekonomik bunalım dönemini anlatıyor. Açlığı, çaresizliği iliklerine kadar hissettiriyor. İnsana harekete geçme motivasyonu aşılıyor.
    Bir bölümde olayların normal akışı verilirken bir bölümde de olayların ve dönemin analizi yapılmış. Analiz yapılan bölümlerin bazılarında dudak uçuklatan, etkileyici alıntılar mevcut.
    Kitap, işçi hakkında, çiftçi hakkında, köylü hakkında fikir sahibi olmamı ve onlara saygı duymamı sağladı. Kitabı okurken sürekli olarak, ülkedeki gençlerin birer işçi olarak düştükleri durumu, birlik olmaları gerektiğini düşündüm ve bu düşünceleri her sayfada tekrar tekrar pekiştirdim.
    Kitap sadece işçiye değil kadına da saygı duymamıza araç oluyor. Ailesini parçalamamak için sonsuz çaba gösteren bir anneye, biyolojik yapısı sayesinde bir insana hayat veren bir kadına hayran kalıyorsunuz.
    Kısacası bu kitap tüm yönleriyle, en sevdiğim ve şiddetle tavsiye ettiğim kitaplar arasında yerini aldı.
  • Uzun zaman önce 2-3 TL gibi ucuz bir fiyata almıştım. Pek bilmediğim bir yayın evinden okudum. Çevirisi bana fena gelmedi. Sadece başta ilk bölüm ile son bölümün isimlerini karıştırmışlar. :) İlk kez Şirazlı Sadi'nin bir eserini okudum. Masal mı okuyoruz şiir mi orası belli değil. İç içe geçmiş bir kitap desek yeridir.

    Sultanların geleneklerine, Derviş ahlakı, Kanaat ve yetinmenin erdemleri, Sükûtun faydası, Aşka ve gençliğe dair, güçsüzlüğe ve yaşlılığa, eğitim ve öğretime, sohbetin kurallarına dair olmak üzere sekiz etkileyici bölümden oluşuyor.

    Sadi biraz kendini beğenmiş birisi gibi geldi. Mesela kendine "Sadi'nin sözleri, hikmetli, kıvrak ve zekicedir." Diyor. Daha başka yerlerde de buna benze cümleleri görebilirsiniz. Eserini de öve öve bitiremiyor. Kısmen haklı buluyorum. Faydalı, ders ve nasihat alınması gereken hikâyeler var. Bazı yerleri anlayamadım. Yani bana ters geliyordu. Mesela padişah gündüz vakti “Şimdi gecedir” derse onaylayacaksın diye bir kısım var. Belki de ben yanlış anlamışımdır. Haklı bulmadığım bir diğer tarafı kadınlar hakkındaki düşünce ve sözleri olabilir.

    Kitapta çok güzel alıntılar ile karşılaştım. Bazılarını paylaştım. Kuranı Kerim, İncil ve diğer kitaplar ile ilgili kısımlar ile karşılaşıyoruz. Yeri geldiğinde peygamberler den, kıssalarından bahsediyor. Mesela Muhammet, Nuh, Yunus, Yusuf, İbrahim ve diğer peygamber isimleriyle karşılaşabilirsiniz. Hiç duymadığım isimlerde geçiyordu. Araştırdığım da tarihte yer edinmiş şairler ve yöneticilermiş. Hikâyelerin hepsi kısacık olmasına karşın anlam olarak çok uzunlar dersem yanlış olmaz. Hikâyeler de genelde Padişah, Sultan, Vezir, Derviş, Allah dostları, Âlim, Hoca, Şair filan var. Bazı dizeleri bana Yunus Emre'yi hatırlattı. O da aynı Şirazlı Sadi gibi dervişliğin taç ile hırka olmadığını söylüyordu.

    Sonuç olarak ise akıcı bir üslup ile yazılmış kısa hikâyelerden oluşan, ahlak konusu temel alınarak ders çıkarma, nasihat etme gibi amaçlar ile yazıldığı anlaşılan bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.
  • Kitabın akıcılığı ve sadeliği herkesin okuyabileceği bir seviyeye getiriyor. Genel konu olarak basit olsa da İngiliz Edebiyat içinden alıntılar yaparak daha etkileyici bir kitap olmuş. Yazar tarihçi olduğundan konuya fazlasıyla hakim olması ve yer yer bilgiler vermesi iyiydi. Okumanızı öneririm.
  • Size okudukça sevdiğim Nurullah Ataç'ın bir denemesiyle geldim. Konuya başlamadan önce şunu diyebilirim ki bu kitaptan sonra nerde bir Ataç eseri görürsem bu hemen alıp okuyacağım. O kadar ki çok sevdim. Hadi gelin size biraz bu kitaptan bahsedeyim.

    Konu bakımından ilk olarak sıradan bir şekilde konuya giriş yapıyor. Sonra karakterlere bağlı olarak durum (kitap) başka bir hal alıyor. Türkçe ve edebiyatımız hakkındaki görüşleri adeta ufuk açıcı. Yaa sivri dili, hiç çekinmeden usta yazarları bile eleştiriyor. Burda haksızlık yapmayıp kendisini bile eleştirmiş. Hem insanın kendisini eleştirmesi daha makul değil midir? Bunu kitabında başarılı bir şekilde yapmış.Kitabı okurken çeviri bir roman mı okuyorum diye düşündürtmüyor değil bu kadar ki kitap etkileyici. Kitap şiirle nesirin kıyaslanması, gençlik ve yaşlılık, İstanbul, sevgi, yeni yılın anlamı hatta kedilere olan sevgisi ve canım kelimesinin ne kadar güzel ve anlamlı bir hitap sözcüğü olduğuyla birlikte birçok konuya değinmiş. Eseri okurken içinde altı çizilecek çok cümle var. Dilinin sadeliği, akıcılığı, etkileyiciliği kendini bir çırpıda okutsa da tat bıraktıran türlerden. Ayrıca eser de hiç "ve" bağlacı kullanılmamış. Nedeni usta yazar Nurullah Ataç'a göre 've' Türkçe değilmiş. Edebiyat severler mutlaka okuyun!!


    #alıntılar
    “Cânım Efendim,
    Bilseniz ne kadar severim “cânım” demeyi. Ca’yı şöyle uzatarak... Kısaca söylemenin de bir zevki, bir tatlılığı vardır, bilirim, ama “caaanım” demek daha hoşuma gider benim. Nasıl anlatayım? daha bir âşıkça oluyor, hani “âşık” denince bir de şair anlaşılıyor, işte o mânada, daha doğrusu iki mânasıyla birden. Benim durup dururken: “Cânım...” dediğim de olur.

    Dört yanımız yalnızlıkla çevrilmiş.
  • Hayli zamandır merak ediyordum ve hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadan okudum Dune'u. Çok beğendim, hatta bayıldım diyebilirim ama bazı pürüzler var.

    Dune bilim kurgu romanı gibi görünse de içinde çok fazla fantastik öge var hatta bilim kurgudan çok fanteziye yaklaştığı zamanlar olmuş. Dune beni şaşırtan bir roman oldu, yazar yeni dünyalar kurmuş, yeni dinler, ırklar, kehanetler -daha bir çok şey- kurgulamış ve bunları aynı potada eritmiş. Dune, büyük çaplı bir kurgu ve bu kadar geniş alanı kapsayan kurguları yönetmek zordur, mutlaka çatlaklar oluşur. Herbert her ne kadar bir çok ayrıntıyı hesaplasa da bazı çatlaklar kalmış, bir kısmının ilerideki kitaplarda ortaya çıkacağını düşünsem de bazıları olduğu gibi kalacak sanırım.

    Din ve kültürler, şuan geçerli olan dinlerden ve tarihten bir çok esintiye sahip, tamamen bağımsız olması düşünülemez ama yer yer fazla bağlantı olduğunu düşündüm. Kehanetleri genel anlamda zayıf buldum, tüm Fremenlerin kehanetleri ve dini alıntıları çok iyi bilmesi ve alıntıların doğrudan olması, her olayla Muadib'i işaret eden kesin alıntılar bana gerçekçi gelmedi, biraz daha muğlak olması daha uygun olabilirdi.

    Solucanların ekosisteme katkıları ve kitaptaki konumlarını çok beğendim. Kitabın fantastik kısmını güçlendirdikleri gibi gezegendeki vazgeçilmez konumlarının bilime dayandırılıyor oluşu onları daha da etkileyici kılıyor.

    Karakterler ve kurgu çok iyiydi, bir olay çözüldükçe yeni bir olay başlıyor ve tempo hiç düşmeden, beklenti içinde sayfalar akıp gidiyor. Yalnızca sonunu kitabın geneline göre zayıf buldum, biraz aceleci bir son gibi geldi. Karakterler güçlü ancak ilerleyen kitaplarda ne kadar iyi olduklarını göreceğiz diye düşünüyorum, özellikle Paul'ün bu kadar mükemmel oluşu sürprize yer vermiyor. Bölüm başlarında yer alan alıntılar da her bölüme ayrı bir güzellik getirmişti ve kitabın içinde çok güzel sözler var.

    Dune çok sevdiğim ve etkilendiğim bilim kurgu romanları arasına girdi. Giriş kitabı olarak çok güçlü ve dolu dolu bir kitaptı, yazar aynı tempoyu devam ettirebilecek mi bilmiyorum ama devam kitaplarını merak ediyorum.