• 160 syf.
    ·3 günde·8/10
    Aslında kitabı okumaya başladığım zaman bitiremeyeceğimi hatta yarım bırakacağımı düşünmüştüm ama beni ilerleyen sayfalarda fazlasıyla şaşırttı. Çok akıcı ve sürükleyici değil fakat okudukça okuma isteği uyandırıyor, öteki sayfayı merak ediyorsunuz. Gerçekten güzel ve etkileyici bir kitap. İdam olacak baba son kez kızını görmek ister ve idam öncesi kızı getirilir. Kız babasını görmeyeli 1 yıl olmuştur ve baba da tabiki saç sakal birbirine karışmış vaziyettedir.
    -“Marie ?”diyor ve kızını göğsüne bastırıyor. Kızının verdiği cevap: “-bayım canımı acıtıyorsunuz”.
    Adam haliyle kahroluyor. Neyse...
    Kitabı okurken kendimi bir dizi ya da bir film sahnesini izler gibi hatta bazı sahneleri hatırlar gibi hissettim. Bazı yerlerinde çok acımasız bazı yerlerinde çok merhametli bazı yerlerinde ise çok duygusal ruh haline büründüm. Diyeceğim o ki kitaba başlayıp sıkıcı gidiyor diye düşünüp bırakmayın.
  • 200 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Bu kitabı görmeyeniniz, adını ilk defa duyanınız olduğunu hiç sanmıyorum. Bütün sosyal medya hesaplarında paylaşıldı, best-seller/çok satanlar listesine girdi ve uzun süre yerini korudu. Oldukça iyi bir (blog)yazarına sahip sıradanlıktan öte olduğu kadar sıradan bir kişisel gelişim kitabı. Etkileyici yanı, ingilizce adı: The Subtle Art of Not Giving a F*ck: A Counterintuitive Approach to Living a Good Life. Türkçe’ye çevrilmiş hali ise: Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı: İyi Bir Yaşam Sürmek İçin Sezgilere Aykırı bir Yaklaşım. Turuncu arka kapağında ise: “Büyük Güç Büyük Sorumluluklar Getirir.” Doğru. Ama bu sözün daha iyi bir akış açısı var, ve gerçekten derin bir bakış açısı. Tek yapmanız gereken sözlerin yerini değiştirmek: “Büyük sorumluluklar büyük güç getirir.” “Her şeyi iyi tarafından görmek” gibi bir şey iyi gibi görünse de, gerçek şu ki hayat bazen berbattır ve yapabileceğiniz en sağlıklı şey de bunu kabul etmektir. Negatif duyguları inkâr etmek daha derin ve daha uzun ömürlü negatif duygulara ve duygusal bozukluğa neden olur. Sürekli pozitif olmak hayatın sorunları için geçerli bir çözüm değil, bir inkâr biçimidir. Doğru değerleri seçerseniz, bu sorunlar size zindelik, kuvvet ve şevk verir. Dedemin zamanına dönersek, kendini çok kötü hissettiğinde şöyle düşünürdü, “Bugün berbat bir günümdeyim. Ama n’apalım hayat böyle, ben samanları havalandırmaya devam etmeliyim.” Ama ya şimdi? Şimdi beş dakikalığına bile kendinizi çok kötü hissetseniz son derece mutlu ve harika hayatları varmış gibi sunan insanların 350 fotoğrafıyla bombardıman ediliyorsunuz, bu durumda hatanın sizde olduğunu hissetmemeniz imkânsız kuşkusuz. Değmeyecek şeyleri kafaya takmamak çok önemlidir. Dünyayı kurtaracak olan şey budur. Dünyanın bazen berbat olduğunu ama bunun da doğal olduğunu kabul ederek yaşamak gerek. Çünkü her zaman böyleydi ve her zaman da böyle olacak. Sosyal medyada her gün milyonlarca kere paylaşılan “Nasıl Mutlu Olunur” tarzı saçmalıklarda yanlış olan ve kimsenin fark etmediği şey şudur: Daha pozitif bir deneyimi arzu etmenin kendisi negatif bir deneyimdir. Ve de tam tersine, insanın negatif deneyimini kabul etmesinin kendisi pozitif bir deneyimdir. Pokerde elinde korkunç kağıtlar olan biri çok güzel eli olan birini yenebilir. Elbette eli güzel olanın kazanma ihtimali daha büyüktür, ama sonunda kazanan her oyuncunun oyun süresinde yaptığı seçimlerle belirlenir. Hayatı da aynı şekilde görüyorum. Hepimize dağıtılmış bir el var. Bazılarının eli daha iyi. Sadece kağıtlara bakarak berbat durumda olduğumuzu söylemek kolaysa da, gerçek oyun o kağıtlarla yapacağımız seçimlere, almaya karar verdiğimiz risklere ve birlikte yaşamayı seçtiğimiz sonuçlara bağlıdır. İçinde bulundukları duruma göre sürekli en iyi seçimleri yapanlar tıpkı pokerde olduğu gibi hayatta da öne çıkarlar ve illa da eline en iyi kağıtlar gelmiş olmaları gerekmez. yazıyor. Arka kapağındaki yazı ve öneren zilyon adet insan düşünüldüğünde size almaya teşvik edecek 200 sayfalık bir kitap.
    Gelelim benim bu kitaba nasıl ulaştığıma ve nasıl bulduğuma; Hafta sonu çalıştığım yerde okudum bu kitabı, sürükleyici olduğu için değil devamını merak ettiğim için okudum. Oldukça katkısı olduğunu düşünüyorum, bana yani. Okurken çok kere ‘acaba buna nasıl karşı çıkılır’ diye düşündüm. Karşı çıkabilecek öneriler bulamamam iyiye işaretken Mark MANSON'ın psikoloji hakkındaki kesin cümleleri bana itici geldi, eğer objektif bir eleştirmen gibi görünmek istiyorsam tabii.
    Çok fazla altını çizmeye gerek duymuyorsunuz kitabı okurken, zaten yapmanız gereken de hayatınızın içinde uygulamaya koyabilmek. Neleri mesela dediğinizi duyar gibiyim ama size cevap veremeyeceğim. Okuyun ve görün!
  • 152 syf.
    ·8 günde·7/10
    Fındık kabuğu’nu #polisiyeseverlergrubu arkadaşlarım ile Birlikte Ian McEwan Fidanı bünyesinde okuduk. Çok sürükleyici çabucak okunan bir kitap olduğunu söylemem ama kesinlikle etkileyici ve farklı bir okuma deneyimi.

    Hikayenin esas konusu ihanet, komplo , cinayet planları ve bunu adım adım takip eden anne karnındaki Fetüs, ama neredeyse filozof bir fetüs. Annesinin ve çevredeki herkesin konuşmasını algılıyor, radyodaki haberleri dinliyor ve üzerine yorumlar yapabiliyor. Neredeyse alkolik olan annesi sayesinde içkiler konusunda bile gayet bilgili :(

    Kitabı okurken zaman zaman acaba anne karnındaki tüm ceninler gerçekten böyle mi bu kadarını anlayabiliyor ve hissedebiliyor mu diye düşünüyor insan. Belki de doğmadan önce hepimiz çok zeki, duygusal ve düşünsel yetenekleri muazzam olan varlıklardık, doğduğumuz andan itibaren bunları yavaş yavaş yitirdik..

    Başkahramanımız olan Cenin, annesi Trudy ve işe yaramaz, çıkarcı amcası Claude’ın yasak ilişkisine ve bir şair olan babası John’u öldürme planlarına şahitlik ediyor, elbette buna engel olmak istiyor ama neler yapıp yapamayacağını okuyarak görün derim..

    Bize tüm hikaye bu ceninin gözünden anlatıldığı için monolog ilerliyor , bazı arkadaşlarımın monolog yazılmış hikayeleri tercih etmediğini biliyorum ama bu onlardan biri olmayacaktır eminim
  • 360 syf.
    ·15 günde·Beğendi·10/10
    Sarah Jio ile Mart Menekşeleri'nde tanışmıştım ve sevmiştim. Böğürtlen Kışı kitabında da yanılmadığımı gösterdi. Sürükleyici anlatımı ile sayfaların nasıl akıp gittiğine varamıyor, ne olacak duygusunu içinizden hiç atamıyor, merakla okuyorsunuz. Kısa sürede okuyup bitirebileceğiniz bir kitap.
    Kitabı bir anne edasıyla okudum ve bazı sahnelerinde kalbim çok acıdı, çok ağladım.. Sonunu elbet okurken tahmin etmeye çalışıyordum ama hiç bu son aklıma gelmedi. Yok artık diyerek bitirdim kitabı. Kurgu dudak ısırtan cinsten. Böğürtlen Kışı'nın ne olduğunu bu kitap ile öğrenmem de kitabın bana güzelliği oldu.
    Karakterleri bir süre sindirmek için başka kitap elime almadım. Karakterleri diyorum ama aslında kurguyu sindirmek zaman aldı. Oldukça etkileyici ve üzücü bir olaydı.
    Sarah Jio okumayı seviyorsanız kesinlikle tavsiye ediyorum. Yazarla hiç tanışmamış olanlar kesinlikle bir şans vermeliler (özellikle böyle duygusal kitaplar sevenler) Etkisini uzun süre hissedeceğiniz bu kitapları sonbaharda, yağmurlu günlerde ya da kış aylarında okumak daha etkileyecektir. Benden küçük bir tavsiye olsun, mutlu okumalar.
  • 128 syf.
    ·4 günde·10/10
    Uzun süredir kitaplığımda olup hep okumayı ertelediğim bir kitaptı. Kitabı bitirdikten sonra bu kadar geç okuduğum için kendime kızdım açıkçası.Oldukca sürükleyici ve duygusal. Sonu okadar etkileyici ki boğazınız dugumleniyor sanki.Ozellikle Lennie'nin saflığı ,sevgisi ve umudu uzun süre aklımda kalacak.Mutlaka okunması gereken bir kitap...
  • 128 syf.
    ·8/10
    Kitabın Yorumu
    Pulitzer ve Nobel ödüllü ABD’li yazar John STEİNBECK’in sinemaya da uyarlanan kitabı “Fareler ve İnsanlar”; hayata tutunmaya çalışan iki arkadaşın trajik sonla biten kısa serüvenini anlatan bir romandır.
    Bizce, romanın üç kelimeyle özeti; "Çiftlik, Dostluk, Çaresizlik", üç kelimeyle yorumu ise; "Sürükleyici, Sarsıcı, Güzel"
    Roman; biri zeka geriliği olan iri yapılı, diğeri ise uyanık olan iki arkadaşın, çalıştıkları çiftlikte birkaç ayda yaşadıklarını konu alır.
    Romanda; arkadaşlıkları bile mümkün gözükmeyen iki zıt insanın dostça ilişkileri, olaylardaki çıkar ilişkileri ve yıkılan hayaller etkileyici bir şekilde tasvir edilir.
    “Fareler ve İnsanlar”; dili anlaşılır, anlatımı ustalıklı, olay örgüsü sürprizlere açık bir roman. Güçlü anlatım, yalın fakat akıcı olay örgüsü, ilk sayfadan itibaren, okuru romanın içine çekiyor ve hayalen çiftliğe götürüyor. Yazar; romanını trajik bir sonla bitirirken; doğru-yanlış, iyi-kötü yargılarına girmiyor ve değerlendirmenin ucunu açık bırakıyor.
    Romandan çıkartılacak ana düşünceyi; “Karar anları önemlidir. Böyle zamanlarda insan, kendisini vicdan azabında bırakacak duygusal hareketlerden uzak durulmalı.” şeklinde yorumladım.
    Sonuç olarak; hayatta zorlanan iyi veya kötü insanların ders veren hikâyesini anlatan John STEİNBECK’in “Fareler ve İnsanlar” romanını, 2-3 saat içerisinde bir solukta (tıpkı tiyatro izler gibi) zevkle okuyacağınızı düşünüyor ve tüm okurlara tavsiye ediyoruz.
  • 496 syf.
    ·10 günde·Beğendi·10/10
    İlk baskısının tamamı ön satışta tükenen ve hakları şimdiden 20'den fazla ülkeye satılan Dokuz Gün her ailenin kâbusu olabilecek bir durumu gerçekçi bir anlatımla ele alıyor.

    Rachel Jenner bir an için arkasına dönmüştü. Şimdi sekiz yaşındaki oğlu Ben kayıp. Peki ama o talihsiz öğleden sonra gerçekten ne olmuştu?

    Kişisel sorunları ve kendisine sırtını dönen insanlar arasında kalan Rachel bir hata yapmıştı ve artık güvenebileceği kimse kalmamıştı. Ya insanlar Rachel'ın anlattıklarına güvenebilir miydi? Saat ilerliyor, Ben'in şansı azalıyordu. Peki, siz kimin tarafındasınız?

    "Eğer Kayıp Kız ve Uyuyana Kadar'ı sevdiyseniz, bunu okumalısınız."
    -Closer-

    "Bu yıl okuduğum en iyi çıkış romanlarından biri; gerçekçi ve duygu yüklü bir hikâye."
    -Daily Mail-

    ". . . en başından itibaren yüreğiniz ağzınızda okuyacağınız bir çıkış romanı… sizi daha ilk sayfadan etkisi altına alacak ve ikna edecek, kelimenin tam anlamıyla heyecan verici bir gerilim romanı. Mutlaka okunmalı."
    -Sunday Mirror-

    "Ne büyüleyici, etkileyici ve harika yazılmış bir roman! Dokuz Gün beni bütün gece uyutmadı ve korkudan ödümü patlattı."
    -Liane Moriarty, Sırrını Derine Göm romanının yazarı-

    "Dokuz Gün ender rastlayacağınız türden bir kitap, sizi etkisi altına alıyor ve son sayfaya kadar bırakmıyor."
    -Shotsmag-

    "Bu başarılı ve zekice kaleme alınmış çıkış romanı bir uyarı yazısıyla birlikte satılmalı: Kesinlikle bağımlılık yaratıcı! Tırnaklarınızı kemireceğiniz, uykusuz kalacağınız, harika bir kitap."
    -Saskia Sarginson, The Twins romanının çoksatan yazarı-

    "Her ailenin kâbusu olan bir durum zekice ve hassasiyetle işlenmiş… Bu roman aldatıcı derecede zekice yazılmış. Kendimi, neler olduğunu öğrenebilmek için sayfaları birbiri ardına çevirirken buldum." -Rosamund Lupton, Kardeşim ve Ardından romanlarının yazarı-

    "Gerçekten neler olduğunu öğrenene kadar rahat edemeyeceksiniz."
    -Lisa Ballantyne, Redemption Road romanının ödüllü yazarı-

    "Ne heyecan verici bir çıkış romanı! Dokuz Gün, tutku ve öngörüyle yazılmış, gerçekçi ve sürükleyici bir roman. Beni sabahın ilk ışıklarına kadar uyutmadı. Bravo, Gilly Macmillan"
    -Charity Norman, After The Fall romanının yazarı-

    "Ustaca yazılmış, gerilimli ve fazlasıyla etkileyici… Dokuz Gün okuyup bitirdikten sonra uzun süre unutamayacağınız türden bir roman."
    -Tim Weaver, Paravan, Ölüm Patikası ve Tünel romanlarının yazarı-

    "Bu hızlı, duygusal ve karakterleri ustaca kaleme alınmış romanın, gerilim türünün başarılı örneklerinden olan Trendeki Kız ve Kayıp Kız gibi, çoksatanlar listelerinin üst sıralarında yer alacağı kesin."
    -The Media Eye-

    "Güçlü, sürükleyici ve herkesin fikrini dile getirebildiği bir forumun bulunduğu bu internet çağında neler yaşayabileceğimizi son derece etkileyici biçimde anlatan bir roman."
    -Woman's Weekly-
    (Tanıtım Bülteninden