• Ruha ve bedene işkence eden, hepimizin içerisinde mutlu veya mutsuz köle olduğumuz tüketim toplumu medeniyetini dinmez bir öfke ve mizahla örgütlü olarak yok etme gayretinin anlatıldığı bir kitap karşınızda. Dövüş Klubü. Muzzam mobilyalarınıza elveda deyin, banka hesaplarınıza, renkli duvar desenlerinize, her sabah işe gitmeniz için öten alarmlarınıza, patronlarınıza, kariyer saygınlık gibi içi pörsümüş kavramlara, kuaförlerinize, kozmetik ürünlerinize, modern dairelerinize, uğruna yaşadığınız ve kendinizi sınıflandırdığınız alışveriş dünyanıza, mülkiyetlerinize hoşçakal deyin. Çünkü anlatıcımızın söylediği gibi, sizi gururlandıran ne varsa, çöpe gidecek. Çünkü Tyler Dövüş Klubünü kurdu.Yoksa, tüm bu benliğin halini almış tüketim kültürü uyuşturucusu, ömrünün anlamı mı hala? O halde, işten döndüğün zaman, evinin kapısını aç, ışıltılı avizelerinin estetiğiyle huzur bul, ışığa dokun... Yıldızlara bak, hop, gittin bile. Ampul bombası. Çünkü senin yaşamın, bir kopyanın kopyasının kopyası...

    Bir otomobil firmasında ürün iptali koordinatörü olan ve gökdelende dairesi bulunacak kadar iyi para kazanan anlatıcımız, yaşadığı hayat ve toplumdan nefret ettiği için insani yakınlığı, bir kilisenin bodrum katında kanser hastalarından oluşan dayanışma gruplarında arar. Aynı gruplarda Marla adlı tekdüze hayattan bunalmış bir kadın da vardır. Tüm hikaye, anlatıcımızın bir uçak seyahatinde, bir sinema makinisti ve garson olan Tyler Durden ile tanışmasıyla başlar. Anlatımız seyahatten döndükten sonra evinin dinamitlenmiş olduğunu görüp Tyler'a telefon açar ve bir barda birkaç biradan sonra birbirlerine vururlar. Böylece haftanın belirli bir günü yapılmak üzere Dövüş Klubü kurulur. Dövüş klubü, muritlerin birbirlerine zarar vererek bunalımlarından kurtulma felsefesi ile oluşturulmuştur. Şehre uzak tenha bir yerde kiraladıkları üç katlı ev, medeniyeti yıkmak için eylemler planladıkları karargahları olur. Gelirlerini de, sabun yaparak sağlarlar. Anlatıcımız ve Tyler, bazen hizmet sektörünün gerillaları olup önemli kişilere servis edecekleri yemeklerin üzerlerine işerler. Bazen patron öldürür, bazen patron sömürür, intikamlarını alırlar. Dövüş klubü ülkenin hemen hemen her tarafında yayılmaktadır ve medeniyeti zor günler bekler. Yazarımızın deyimiyle, "karanlık çağ, kültürel bir buzul çağ, medeniyetin tasfiyesi" sizi bekliyor okunmak için.


    Alıntılarım:

    Bir kolu çek. Bir düğmeye bas. Neyi neden yaptığını bilmiyor, sonra da ölüp gidiyorsun."

    ""Kafalarına doğrultulmuş o görünmez silahla herkes birbirine gülümsedi."

    "Uykusuzluk böyledir işte. Her şey çok uzaklardadır, bir kopyanın kopyasının kopyası gibi. Dünyayla arana öyle bir meseafe sokar ki, ne sen bir şeye dokunabilirsin ne de bir şey sana."

    "İşte bu özgürlüktü. bütün umutlarınızı kaybetmek özgürlüktü."

    "Tanrım, bugün bin bir düşünce içinde kendini oradan oraya sürüklerken, yarın soğuk gübreye, solucanlar için açık büfeye dönüşebileceğinin kanıtı işte. Ölümün inanılmaz mucizesi bu."

    "Mobilya satın alırsınız. Kendinize dersiniz ki, bu hayatım boyunca ihtiyaç duyacağım son kanepe. Kanepeyi alırsınız ve sonraki birkaç yıl boyunca, hangi işiniz ters giderse gitsin, en azından kanepe sorununuzu çözmüş olduğunuzu bilirsiniz. Sonra aradığınız tabak takımı. Sonra hayallerinizdeki yatak. Perdeler. Halılar.Sonra o güzel yuvanızda kısılıp kalırsınız. Bir zamanlar sahip olduğunuz şeyler artık sizin sahibiniz olur."

    "Lütfen Tyler, kurtar beni.
    Telefon bir kez daha çalıyor.
    İsveç malı mobilyalardan kurtar beni.
    İncelikli sanat eserlerinden kurtar."

    "Eğer ne istediğini bilmezsen diyor kapıcı, bir bakarsın istemediğin bir sürü şeyin olmuş."

    "Hiçbir şey durağan değil. Mona Lisa bile bozuluyor."

    "Belki de kendini geliştirmek aranan cevap değildir."

    "Bazen evdeki yataınızda, makinist odasında uyuyakaldığınızı ve bobin değiştirmeyi unuttuğunuzu sanarak karanlıkta dehşet içinde uyanırsınız. Seyirciler size küfredecektir. Seyircilerin sinema rüyası yıkılmıştır..."

    "Yolculuğun hoş tarafı; gittiğin her yerde hayat miniktir. Otele gidersin, minik sabun, minik şampuan, tek kişilik tereyağı, minik gargara ve tek kullanımlık diş fırçası. .... Tek kullanımlık minyatür arkadaş."

    "Ancak her şeyini kaybettikten sonra, canının istediğini yapmakta özgür olursun."

    "Tyler diyor ki, ben henüz dibe vurmaya yaklaşmamışım bile. Ve eğer sonuna kadar düşmezsem, kurtarılmam olanaksızmış. İsa çarmıha gerilerek yapmış bunu. Sadece para, mülkiyet ve bilgiden vazgeçmen yeterli değil, diyor. Bu bir hafta sonu tatili değil. Kendini geliştirmeye sırt çevirmeli ve felakete doğru koşmalısın. Bu işi böyle yarım yamalak yapamazsın artık."

    "Bu devler, hiçbir nedeni yokken yemekleri mutfağa geri gönderirler. Tek dertleri, ödedikleri para karşılığında etrafınızda koşturup durduğunuzu görmektir. ... Size pislik muamelesi yaparlar."

    " -O zaman müdüre şikayet et, der Tyler.
    -Kovdur beni. Bu sikindirik iş için ayılıp bayılmıyorum.
    -Kovulmak, der Tyler, herhangi birimizin başına gelebilecek en iyi şey olurdu. Böylece havanda su dövmekten kurtulur ve hayatlarımızla bir şey yapardık. "

    "Bir gün öleceksin, diyor Tyler, ve bunu kavrayamadığın sürece benim gözümde beş para etmezsin."

    "vücudumdaki her kas sızım sızım sızlayarak içeri giriyorum; ama kalbim hala güm güm atıyor ve düşünceler beynimde fırtına gibi savruluyor. Uykusuzluk böyledir işte. Kafandaki düşünceler bütün gece yayın yapar."

    "Marla iki bacağını da naylon çorabının bir bacağına sokmuş olarak sıçraya sıçraya mutfağa geldi ve dedi ki: "Bak, ben denizkızı oldum."

    "Bilmeniz gereken şu ki, Marla hala hayatta. Marla'nın hayat felsefesi, bana söylediğine göre, ölmeye her an hazır oluşu. Marla'nın hayatındaki trajedi ise ölmüyor oluşu."

    "Felaket benim dönüşüm çizgimin doğal bir parçasıdır" diye fısıldadı Tyler. "Trajediye ve yok oluşa doğru bir dönüşüm.""

    "Fiziksel güçle ve mülkiyetle olan bağlarımı niçin koparıyorum?" diye fısıldadı Tyler. "Çünkü ancak kendimi mahvederek ruhumun gerçek gücünü keşfedebilirim." "

    "Dedektife diyorum ki, hayır, ben gazı açık bırakıp şehirden ayrılmadım. Ben hayatımdan memnundum. O evdeki her mobilya parçasını seviyordum. Onlar benim hayatımdı. Lambalar, sandalyeler, halılar, hepsi bendim. Mutfak dolaplarındaki tabaklar bendim. Saksılardaki bitkiler bendim. Televizyon bendim. O patlamayla havaya uçan bendim. Bunu anlamıyor musunuz?"

    "Sahip olduklarımı yok eden kurtarıcı" dedi Tyler, "benim ruhumu kurtarma savaşındadır. Bütün aidiyetleri yolumdan kaldıran öğretmen beni özgür bırakacaktır."

    "Tyler, kendisinin bir hiç olduğunu söyledi. Ölmesi ya da kalması kimsenin umrunda değildi ve tamamen karşılıklı bir duyguydu bu."

    "Senin kaybedecek çok şeyin var. Benim hiçbir şeyim yok. Senin her şeyin var. Hadi durma, yapıştır mideme. Suratıma bir tane daha geçir. İstersen dişlerimi dök..."

    *"Ben pisliğim demişti Tyler. "Senin ve bütün dünyanın gözünde pisliğin, iğrencin, ruh hastasının tekiyim" demişti Tyler sendika başkanına. " Nerede yaşadığım, ne hissettiğim ,ne yiyip ne içtiğim, çocuklarımın karnını nasıl doyurduğum ya da hastalandığımda doktor parasını nereden bulduğum senin umrunda bile değil. Ve evet, aptal, bıkkın, güçsüzüm; ama gene de senin çözmen gereken bir sorunum."

    "Yüzümün büyük bölümü hiçbir zaman iyileşme fırsatı bulmadığından, görünüş açısından kaybedecek bir şeyim yoktu. Patronum, işyerinde, yanağımdaki hiç kapanmayan delik için ne yaptığımı sormuştu. Ona dedim ki, kahve içtiğim zaman iki parmağımla deliği kapatıyorum, kahve dışarı akmasın diye." ( :) )

    "Tyler'in söylediği gibi hissediyordum kendimi;tarihin süprüntü ve kölelerinden biri olarak.Hayatta hiçbir zaman sahip olamayacağım bütün güzellikleri yıkıp yok etmek istiyordum.Amazon yağmur ormanlarını yakmak istiyordum.Uzaya klorofluorokarbon gazları pompalayıp ozon tabakasında koca koca delikler açmak istiyordum. Dev tankerlerin boşaltma vanalarını açmak,açık denizlerdeki petrol kuyularının kapaklarını kaldırmak istiyordum.Yemeye paramın yetmediği bütün balıkları öldürmek , asla göremeyeceğim Fransız kumsallarını kirletmek istiyordum.Bütün dünyanın dibe vurmasını istiyordum."

    "Binlerce yıldır insanoğlu bu gezegendeki her şeyin içine etmiş, her şeyi boka çevirmişti ve şimdi tarih benden herkesin pisliğini temizlememi bekliyordu. Boş konserve kutularını suyla çalkalamalı ve yassıltmalıydım. Kullandığım her benzin damlasının hesabını vermeliydim."

    "Louvre Müzesi'ni yakmak istiyordum. Elgin Mermerlerini balyozla parçalamak, Mona Lisa'yla kıçımı silmek istiyordum. Bu dünya benim dünyam artık. Bu dünya benim dünyam, benim dünyam. O eski insanlar öldüler."

    "Rockefeller Merkezi'nin etrafındaki yıkıntıların arasında, rutubetli kanyonların içinde koşturarak geyik avlıyorsun. Seattle'daki gözlem kulesinin kırk beş derecelik açıyla yan yatmış iskeletinin yanı başında istiridye topluyorsun. Gökdelenlerin cephelerini dev totem maskeleriyle ve Polinezya yerlilerinin korkunç suratlı tanrılarıyla süslüyoruz. Hayatta kalmayı başarabilmiş insanlar akşamları boşalmış hayvanat bahçelerine sığınıyor, dışarıda gezinip parmaklıkların arkasından onları seyreden ayılardan, büyük kedilerden ve kurtlardan korunmak için kendilerini kafeslere kilitliyorlar.
    Geri dönüştürme, sürat limitleri, hepsi palavra dedi Tyler. Ölüm döşeğinde sigarayı bırakmaya benziyor bunlar."

    "Bir düşün. dedi Tyler. Mağaza vitrinlerinin yanından geçerek geyiklerin izini sürüyorsun. Askılar dolusu şık elbise ve smokin oldukları yerde küflenip kokuşuyor. Ömrünün geri kalanı boyunca deri giysiler giyiyor ve Sears kulesi'ni sarmalayan sarmaşıklara tutunarak yukarı tırmanıyorsun. Fasulye filizine tırmanan masal çocuğu gibi o azgın nemli bitki örtüsü içinden kendine yol açarak tepeye çıkıyorsun. Ve hava o kadar temiz ki, aşağı baktığında, ağustos sıcağında yüzlerce kilometre uzanıp giden terk edilmiş sekiz şeritlik dev bir otoyolun boş emniyet şeridine geyik eti seren ve mısır öğüten minicik insanlar görüyorsun. "

    "Bakacağınız yeri bilirseniz, her taraf gömülmüş cesetlerle dolu."

    *"Güzel ve emsalsiz bir kar tanesi değilsin. Herkes gibi sen de o çürüyen organik maddeden yapılmasın. Hepimiz aynı pürenin parçalarıyız."

    "Kültürümüz hepimizi aynı yaptı. Artık kimse gerçek anlamda beyaz ya da siyah, zengin ya da yoksul değil. Hepimiz aynı şeyi istiyoruz. Teker teker, hiçbirimiz hiçbir şey değiliz."

    "''Unutmaman gereken şey şu ki diyor'' tamirci çocuk ''Tanrı seni sevmiyor olabilir. Bu da bir olasılıktır. Belki de Tanrı bizden nefret ediyordur. Hayatta olabilecek en kötü şey değil bu.''
    Tyler'ın bakış açısına göre, kötü şeyler yaparak Tanrı'nın ilgisini çekmek, hiç ilgi görmemekten daha iyiydi. Belki de Tanrı'nın nefreti Tanrı'nın kayıtsızlığından daha iyidir.
    Ya Tanrı'nın can düşmanı ya da hiçbirşey olacaksan hangisini seçerdin ?
    Tyler Durden'a göre biz Tanrının ortanca çocuklarıyız. Tarihte özel bir yeri olmayan özel ilgi görmeyen kimseleriz.
    Tanrı'nın ilgisini çekemediğimiz sürece ne lanetlenme umudumuz olabilir, ne de kurtuluşumuz.
    Hangisi daha kötü cehennem mi hiçlik mi?
    Louvre'u yakacaksın, diyor tamirci çocuk ve mono lisa'yla kıçını sileceksin. Böylece en azından tanrı isimlerimizi bilecektir.
    Ne kadar derine yuvarlanırsan o kadar yükseğe uçarsın. Ne kadar uzağa kaçarsan Tanrı seni o kadar yanında ister.
    Ancak yakalnır ve cezalandırılırsak kurtulabiliriz.""

    "Aptalım ve durmadan bir şeyler istiyor, bir şeylere ihtiyaç duyuyorum.
    Benim minik hayatım. Küçük boktan işim. İsveç malı mobilyalarım. Bunu hiç kimseye, evet hiç kimseye söylemedim; ama Tyler'la karşılaşmadan önce, bir köpek satın alıp adını "Eş-Dost" koymayı tasarlıyordum."

    “Güçlü kadın ve erkeklerin oluşturduğu bir sınıf var ve bunlar hayatlarını bir şeye feda etmek istiyorlar. Reklamlar insanları gerek duymadıkları arabaların ve kıyafetlerin peşinden koşturuyor. Kaç kuşaktır insanlar nefret ettikleri işlerde çalışıyorlar; neden? Gerçekte ihtiyaç duymadıkları şeyleri satın alabilmek için. Bizim kuşağımız büyük bir savaş görmedi, büyük bir buhran yaşamadı; ama bizim de bir savaşımız var. Büyük bir ruhani savaş bu. Kültüre karşı büyük bir devrim hazırlıyoruz. Büyük buhran bizim hayatlarımız. Biz ruhani bir buhran geçiriyoruz.
    Onları köleleştirerek, bu insanlara özgürlüğün ne demek olduğunu göstermek zorundayız. Onları korkutarak, cesaretin ne olduğunu göstermek zorundayız."
    Napolyon, bir kurdele parçası uğruna hayatlarını feda edecek insanlar yaratabilmekle övünürdü.
    Düşün:Bir grev başlatıyoruz ve dünyadaki servet dağılımı yeniden düzenlenene dek kimse çalışmıyor.
    Rockefeller Merkezi'nin etrafındaki yıkıntıların arasında rutubetli kanyonların içinde koşturarak geyik avladığını düşün."

    "Az sonra sakinleşecektin: Ölümün akıl almaz mucizesi. Bir an yürür ve konuşurken sonraki an bir nesnesindir."

    "Şimdi kalk git ve küçük hayatını yaşa; ama unutma ki gözüm üstünde, Raymond Hessel. Ancak peynir satın alıp televizyon seyretmeye yetecek kadar para kazandıran boktan bir işte çalıştığını görmektense, seni öldürürüm daha iyi."

    ""Etrafıma baktığımda" diyor, yan camdaki yıldızların üstüne düşen siluetiyle, bugüne kadar yaşamış en güçlü, en akıllı adamları benzin pompalarken ve garsonluk yaparken görüyorum."

    "Başka bir yerde, başka bir zamanda uyanabilseydim. Niçin başka bir insan olarak uyanamayayım?"

    "Bize dünyanın bokundan ve pisliğinden başka bir şey bırakmadılar."

    “Şunu unutma” diyor Tyler. Ezmeye çalıştığın bu insanlar, senin muhtaç olduğun herkestir. Biz senin çamaşırını yıkayan, yemeğini pişiren ve önüne getiren insanlarız. Senin yatağını biz yapıyoruz. Uykudayken seni biz koruyoruz. Ambulanslarını biz kullanıyoruz. Telefonlarını biz bağlıyoruz. Bizler ahçıyız, taksi şoförüyüz ve senin hakkında her şeyi biliyoruz. Sigorta bildirimlerini, kredi kartı ödemelerini biz takip ediyoruz. Hayatının her alanını biz denetliyoruz.

    Biz tarihin ortanca çocuklarıyız. Bizi bir gün milyoner olacağımıza, film yıldızı, rock yıldızı olacağımıza inandıran televizyon programlarıyla büyüdük; ama bunların hiçbirini olamayacağız. Ve bu gerçek kafamıza ancak dank ediyor" diyor Tyler. " O yüzden bize karşı dikkatli ol."

    "Burada, yıldızlarla yeryüzü arasındaki boşluğu dolduran binlerce kilometrelik gecenin içinde, kendimi tıpkı o uzay hayvanlarından biri gibi hissediyorum."

    "Bizler eşsiz değiliz. Süprüntü ya da pislik de değiliz. Biz sadece biziz."
  • "Ve herkes görünene aldanmaya hazırdı.
    Çünkü görünene aldanmak, hayatı dayanılır kılmanın ilk şartıydı."



    Çocuklar!Küçük yaşlarında anne-babasını kaybeden yada onlar tarafından hiç görülmeyen,en ufak bir değer verilmeyen,ailelerine sadece yük görünen hatta ve hatta aileleri tarafından kullanılan,istismar edilen,taciz edilen,kiralanan,satılan,hayatları daha başlarken doğdukları anda bitmeye mahkum çocuklar!

    Ülkemizin nereden aldığı belli olmayan,insanlığa bile yakışmayan birçok töresi,tabusu altında ezilen ve ne yazık ki daha doğarken ölmeye mahkum edilen tomurcuklar...

    Şu yaşadığımız zamanda bile bir çok iğrençlik,mide bulandıran kokuşmuşluk eylem töre hatta dinin gereği olarak lanse edilirken sadece izleniyor.

    Ve diğerleri bunlara göz yummak istemeyen,bunların acısını çeken,bunlara karşı çıkmak,engellemek isteyen insanlar...Ne yazık ki ellerinden hiç bir şey gelmeyerek çaresizce izliyor.Bir şey yapamazlar,çare bulamazlar,çözüm üretemezler,onları kurtaramazlar,ellerinden hiç ama hiç bir şey gelmez...Ve...Yine bunların birçoğu da hiç bir sorun yokmuş gibi,her şey yolundaymış gibi görmezden gelip umursamaz görünerek için için gözyaşı dökerler çünkü böylesi çok daha kolaydır.(Kendi kendini paralayıp HİÇ BİR ŞEY YAPAMAMAK ve kendi kendini paralamadan görmezden gelip yine HİÇ BİR ŞEY YAPAMAMAK)

    Çocuk gelinler,Tarikatların elinde seks oyuncağı olmuş erkek/kız çocukları,kendi ebeveyni tarafından taciz edilen çocuklar,evden kaçan ama ne yaparsa yapsın aradığı ışığı,aradığı çıkış yolunu bulamayıp pedofili adı verilen canavarların ellerine düşen Tanrı nın bile görmezden geldiği çocuklar.

    Sen!Evet sen bu yazıyı okuyan arkadaş ne kadar şanslı olduğunu biliyormusun?

    Uyuşturucu ticareti,fuhuş,hırsızlık,dilencilik hatta tetikçilik yaptırılan çocuklar,doğarken kaybolan ve ne yaparsa yapsın bizim normal dediğimiz hayatları hiç bulamayacak,yaşayamayacak olan gelecek yoksunu canlılar.

    Şu yazılanlar hala öyle yoğun öyle canavarca yaşanıyor ki bir çoğumuz kendi ruh sağlığımız bozulmaması için veya ruh sağlığımız zaten bozuk olduğu veya hiç ruhumuz olmadığı için veya daha da ileri gidelim ruhumuz lanetlendiği için bunları görmezden gelmeyi seçebiliyoruz.(üzülme,kızma,darlanma.Görsen hatta böyle olmaz diye bas bas bağırsan da elinden zaten bir şey gelmeyecek,sadece şu anki ruh sağlığını korumak adına elinden bir şey gelmeyeceğine,ne yaparsan yap düzenin değişmeyeceğine inandırabil kendini)

    Yine iyi saatte olsunlar geldiler bana.Kızıyorum üzülüyorum,darlanıyorum hatta kinleniyorum kime mi? en başta Tanrı'ya,sonra da diğer insanlara (hepsine değil sadece biraz önce bahsi geçen canavarlara ama yazıya konu olan çocuklar bu seçimi de yapamıyor,o çocuklar bütün insanlara kin tutup hepsinden nefret ediyor çünkü onlar için hepimiz aynıyız)

    Bir kitabın size verebileceği bir sürü his var,öğrenebileceğiniz bir sürüde bilgi yeter ki almak anlamak isteyin.Hakan GÜNDAY'ın kitapları kurgu ancak okurken çevremizde (tanıdıklarımız dahi olabilir) yaşanmış,yaşanmakta olan veya kaderleri belli daha doğarken o kaderlerin üzerine simsiyah kalın bir çizgi çekilen insanları ÇOCUKLARı etrafınızda aramaya başlıyorsunuz.

    İşte bu kayıp harcanmış hayatları anlatan,okurken rahatsız eden,sizi dürten çoğu kez ruhunuzu sıkan,canınızı yakan gerçek hayatları gerçek yaşanmışlıkları okuyorsunuz.

    Hani bir laf vardır ya 'Hayat üniversitesi mezunuyum' derler işte bu adam tam anlamıyla bu üniversitenin mezunu,bir kaç kere mezun olmuş hatta mastırını yapmış.Öyle manyak(kusura bakmayın başka kelime bulamadım),öyle yetenekli,öyle karamsar,öyle umutsuz,öyle KARA yazıyor ki etkilenmemek,kitaplarına konu ettiği yaşamları düşünmemek,yakınlarınızda aramamak,o hayatların içine girip müdahale etmeyi istememek elinizde olmuyor.

    GÜNDAY hayatlarımızı tüm çıplaklığı ve gerçekliği ile gözümüze sokuyor.GÜNDAY'ın kitaplarındaki argolardan ve küfürlerden rahatsızlık duyan bence hiç kitap okumamalı.Neyse fazla sündürdük yine.Bu adam kesinlikle okunmayı hak ediyor.Ders veriyor,gösteriyor,rahatsız ediyor,yaşatıyor,etkiliyor.Bu adamı çok seviyorum.Okuyun demiyorum,herkes okumasın Hakan GÜNDAY okumak bir ayrıcalık olsun ;)

    Bütün kitaplarını aldım aralarına ikişer üçer kitap serpip hepsini okuyacağım.

    Kitabın konusu nerede? bahsetmemişsin diyen arkadaşım olursa netten özetini okusun.Ya da... Kitabı alıp onu yaşasın.
  • Sonra öyle bi adam sevin ki kokusunun ne olduğu hakkini bi bilginiz olmasın o bilmediğiniz kokusuna hasret kalın o tanımlayamadiğiniz kokuyu sanki burnunuzun ucundaymis gibi her derdin bi nefes aldığınızda o kokuyu bütün ciğerlenize işleyecek kadar alın nasıl da huzur veriyor degil mi ? Düşünün artık sevdaya layık olan adamın bilmediğiniz kokusu bile huzur veriyor değil mi ? Belkide dünyanın en güzel kokusu ama bi haberesiniz..
    Sizi gözünden sakından bi adamın yoluna değil ömrünüzü canınızı verseniz az bütün dünyevî nefsini duygularını bi kenara atmış ve sadece sizin o sinirlenmemenize yüzünüzdeki mimiklere hayranlıkla bakıp sizi izleyip sadece gülümseyen adam o bakın her kadına nasip olmaz bu adam sonra yok sen hep arıyorsun sen seviyorsun diyenler olucak etrafınızda aldırış etmeyin kimse onun kalbini göremezken siz onun kalbini içindekileri hatta bazen kurduğu cümleleri bile ondan önce kuracak kadar tanımış ve benimsemiş olacaksınız . Siz sadece sevin ve beklemeye değecek olan o adamı bir ömür bekleyelin ondan güzel bi duygu olamaz bakın... Evet size sizi çok sevdiğini söyleyen hatta sizin için ağladığını idda eden özgürlüğünüzü benliğinizi karakterinizi kadınlık onurunuzu kiran bi süreden sonra sizi kukla gibi oynatan bazı karakterler olucak aldırış etmeyin bilin ki onurunuzun gurunuzun hatta size olan saygısını yitirmiş birinden size zarardan başka hiç bisey gelmez o
    Isterseniz onun için herşeyden vazgeçin ama sonuç?? Her gece o yastık gene ıslanır gene gözleriniz şişer ve siz gene sabah olunca bi özür ile devam edersiniz bu saçma yaşama haa ozurude siz dilersiniz çünkü o hep haklıdır... Diyeceğim o ki sevmeye layık adamları sevin..
  • Ben bu kitaptan kendime çıkardığım dersler ve kitaptan hoşuma giden şeyleri paylaşıyorum

    Stres bizi yaşlandırır, acil durumlarda faydalıdır ama modern insanda sürekli olan stres yorgunluk, uykusuzluk, tansiyon problemlerine sebep olur. Çok oturmak iyi değildir, hareketli olmak gerekir. Hayata karşı farkındalık geliştirmek gerekir. Çoğu doktora göre bedeni genç tutmanın sırrı, zihni aktif tutmaktır. Yaşlı insanların ortak özelliği; olumlu bir tutum ve yüksek derecede duygusal farkındalıktır. Bir başka deyişle stoacı bir tutum olmuş olur. Bir Japon gazeli der ki : Sevdiğin her şeyden az az ye, erken yat erken kalk, sabah yürüyüşe çık, dostlarınla iyi geçin, bütün mevsimlerin tadını çıkaralım.
    Parmaklarınızı sıkı çalıştırmalısınız. Her türlü kaygıyı unutturacak kadar yapmaktan zevk aldığımız ne var? En çok ne zaman mutluyum? Bu sorular kendi Ikigai'mizi keşfetmemize yardımcı olabilir.
    Basit olmayan, Sizi zorlayan ama imkansız gibi de görünmeyen şey sizin akışınızdır, akıp gidersiniz. İstediğin şeyler varsa yapmaya başlayın. Aynı anda birden fazla işle ilgilendiğiniz zaman pek verimli olamazsınız. Ikigai'ye giden yol zaman algısını yitirmektir ve akışına kapıldığın şeyle birleşmektir. Birçok sanatçı, yazar, bilim adamı Ikigaisiyle akar, dikkat dağıtıcılardan uzak dururlar.
    Rutin işleri mikro akış ile zevkli ve mutlu hale getiririz. Meditasyon yapmak insanı mutlu eder ve daha iyi yaşamasını sağlar. Mutluluk sonuçta değil, süreçtir.

    Ikigai'nizi bulmak için bu soruları sorup cevaplayın: Sizi akışa götüren etkinliklerin ortak özelliği nedir? O etkinlikler sizi neden akışa götürür? Tek başınıza yaptıklarınız mı yoksa başkalarıyla yaptıklarınız mi? Hareket gerektiren mi yoksa sadece düşündüren mi?
    Uzun ömürlü insanların tavsiyeleri ise şu şekilde:
    1) Misao Okawa (117) - Yiyin ve uyuyun. Suşi yiyip uyudum.
    2) Maria Capovilla (116) - Hayatımda hiç et yemedim ve dans ettim, şarkıyla dans ettim ve Tanrı'ya şükrettim.
    3) Jean Calment (122) - Herşey güzel.
    4) Walter Brevening (114) - Bedeninizi ve zihninizi meşgul ederseniz uzun süre burda olursunuz. Günde iki öğün yemek yedim, her zaman egzersiz yaptım.
    5) Alexander Imich (111) - Hayatımda asla alkol tüketmedim.

    Uzun ömür için röportajlardan çıkarılan dersler:
    1) Endişelenmeyin. Kaygıdan uzak durun, gülümseyin ve kalbinizi açın, insanlarla iyi geçinin. Sorun çıkartmayın, önemli olan şey birlikte iyi zaman geçirmek ve eğlenmektir.
    2) İyi alışkanlıklar edinin. Sabah 6'da kalkıp bahçeye geçer sebzelerime bakar sonra tekrar eve geçer kendi yetiştirdiğim sebzeleri pişirir ve yerim.
    3) Arkadaşlıklarınızı her gün besleyin.
    4) Acele etmeden yaşayın. Her zaman ağır ol ve rahatla.
    5) İyimser olun.

    Ortak özellikler:
    * Müzik, şarkı, dans günlük yaşamın ritüelleri.
    * Hiç boş vakitleri yok sürekli bir şeylerle ilgileniyorlar.
    * Bir bankta öylesine amaçsız oturmazlar.
    * Okinawa, günde 10gr'dan az tuz kullanan tek Japon ilidir.
    * Geniş çeşitlilikte yiyecekler, özellikle sebze yiyor düzenli olarak baharatlar dahil 206 farklı yiyecek tüketiyorlar.
    * Hergün en az 5 porsiyon meyve sebze, hergün en az 7 çeşit sebze meyve yiyorlar. Yeterli çeşitlilik için masada gökkuşağı oluşuyor.
    * Günlük kalorilerin %30 u sebzelerden gelir.
    * Tahıllar, diyetlerinin temelidir bazen erişteli olmak üzere pirinç Okinawa' da temel besindir.
    * Nadiren şeker yerler yedikleri takdirde şeker kamışından yapılmış olanı tercih ederler.
    * Haftada ortalama 3 kez balık yerler.
    * Düşük kalori (ortalama 1785 ). Aslında mavi kuşağın tamamında düşük kalori alımı olur.
    * Neredeyse doyduğunuzu ama biraz daha yiyebileceğinizi anladığınız anda yemeyi bırakın (hava hacmi bu).
    * Kalori sınırlaması hayatınıza yıl eklemenin en etkili yoludur.
    * haftada (5:2) orucu. (Haftanın iki günü günlük 500 kalori).
    * Antioksidan bakımından zengin yiyecekler:
    Yasemin çayı, yeşil çay, havuç, soğan, ton balığı, tofu, lahana, su yosunu, biber, salatalık.
    * Batılılar için antioksidan listesi: Yüksek su, brokoli, pazı gibi sebzeler, somon, uskumru, ton balığı ve sardalya gibi yağlı balıklar, turunçgiller ve kayısı gibi meyveler, yaban mersini ve goji gibi meyveler, kuru meyveler, yulaf ve buğday gibi tahıllar, zeytinyağı, aşırıya kaçmayan kırmızı şarap.
    * Çok uzun yaşayanların çok fazla egzersiz yapmadıkları çok hareketli oldukları gözlemlenmiştir.
    * Bol bol yürüyüş.
    * Oturduktan 30 dk sonra metabolizma %90 yavaşlar.
    * Direnç önemli şeylere yoğunlaşabilmek için bir bakış açısıdır.
    * Stoacılık: Keyifler, hayatınızı kontrol etmediği sürece yanlış değildir.
    * Erdemli insanın amacı sükunet durumuna (apatheia) ulaşmaktır.
    * Olabilecek en kötü şeye hazırlıklı olmaktır.
    * Kontrol edebileceğiniz tek an bu andır.
    * Wabi-Sabi: Güzelliği mükemmellikte değil, kusurlu ve eksik şeylerde aramalıyız.

    Yedekler yaratın: Tek bir işten para kazanmak yerine hobilerinizden, diğer işlerden, veya kendi işinizi kurarak para kazanın. Arkadaşlıklar ve kişisel ilgi alanları içinde aynı şey geçerli. Hayatın her alanına çeşitlilik katmak önemli.
    Bazı alanlarda tedbirli olurken bazı alanlardan daha küçük riskler alın.
    Sizi kırılgan yapan şeylerden kurtulun:
    Kötü arkadaşlardan kurtulun. İnstagram ve Facebook'ta fazla harcamayın. Öğünler arasında atıştırmayı bırakın. Haftada sadece 1 kez tatlı yiyin. Hoşlanmadığınız ama yapmak zorunda olduğunuz işlerde zaman harcamaktan kaçının. Ikigai'nizi keşfedince onu hergün takip etmek ve beslemek hayatınıza anlam katacaktır. Hayatınızın bir anlamı olduğu anda yaptığınız her şeyde bir akış yakalayacaksınız.

    Modern yaşam bizi gerçek doğamızdan uzaklaştırır: Para, güç, dikkat, başarı günlük bazda dikkatimizi dağıtır. Yaşamınızı ele geçirmelerine izin vermeyin. Zevk aldığınız şeyleri izleyin ve hoşlanmadığınız şeylerden uzaklaşın. Hayat, çözülmesi gereken bir sorun değil, sadece etrafınızda sizi seven insanlar olsun ve sevdiğiniz şeylerle meşgul olun.
  • İnsanlık tarihine, insanlığa ve insana dair…

    "İnsanlar özgür doğdular ama her yerde zincirler içine alındılar."
    ~Jean Jacques Rousseau

    İlk insandan günümüze kadar birçok şey değişti. En basiti insan değişti… Yaşamak için avlanan insandan, keyfi için avlanan insana güncelleme yapıldı. Bunu tek başına, insan yaptı.. Şempanze yapacak değildi ya. Ya da bu güncellemeyi Microsoft’un sahibi Bill Gates vermedi….. Bizzat insan yazıp, güncellemeyi yayınladı ve her insan kendi güncellemesini indirdi…daha sonra kullanmaya başladı...

    Kitaba dönecek olursak; ilk olarak kalıplaşmış zihinlerin, o kalıplardan uzaklaşıp okuması gereken bir kitap. Kafanızda belirli bir yapı taşı var ise uzak durun. Sizin kalıplaşmış ilkelerinize ters gelecektir. O yüzden her şeyden arınmış, nü bir yek beyinle okumaya başlayın.. Okumaya başlamaya karar mı verdiniz.. Gelin o halde başımızdan neler geçmiş, başınızdan neler geçecek bir ufak tur atalım.. Spoiler içermez ama insan vahşeti içereceği kesindir… İnsanlık namına yapabileceğim en iyi eleştirilerin olacağı inceleme olacaktır. Haydi başlayalım…!

    Öncelikle bu kitap ile ilgili altmış iki alıntı paylaştığımı söyleyeyim. Sonra baktım bu işin sonu yok azalttım, sonrada bıraktım. Kitabı yazdığımı düşündüm çünkü. Altı çizilecek o kadar nokta var ki, hepsi tek bir kitapta toplanmış gibiydi. Bazı alıntıları şu an yeniden paylaşıyorum, inceleme öncesine hazırlık olması açısından. Kitabı okuyalı üç ay oldu sanırım. İncelemeyi yazarken Burzum’dan güzel bir liste yaptım..

    Hayvanlardan Tanrılara: İNSAN! İnsan aslına bakarsanız dünyanın Tanrısı gibidir. Hatta ve hatta kendini İnsan Tanrı ilan etmiştir. Bir düşünün etrafınızda olanları, devletlerin kararlarını, toplumsal olayları.. Bunların hiçbirini doğa tek başına yapıyor mu? Aynı görüşte birleşen insanların, diğer görüşlere saygısı kalıyor mu? Her şeyi en ucunda yaşamaya çalışıyoruz. Sınırları zorladığımız şey İNSAN olmak için değil ne yazık ki, insanlıktan çıkmak için.

    Voltaire, "Tanrı yoktur ama bunu sakın hizmetkârıma söylemeyin, yoksa geceleyin beni öldürür," demiştir. Biz şuan bunu tartışacak değiliz. Sadece konunun ironisine dikkat kesilmeniz için paylaştım. İnsanlar görmedikleri ya da maddesel olarak dokunmadıkları hayali şeylere bir yere kadar inanır. Ondan sonrası sadece kandırmak için kullandıkları kelimelerden ibarettir. İşte bu yüzden diyoruz ki; İnsanlar, kendi Tanrısal Dünyasını yaratmıştır. Bu Dünya’nın tek hakimi de onlardır. Dolar uğruna ağaç kesilecekse kesilir, dolar uğruna bir fil katledilip dişi birkaç züppenin boynuna kolye olacaksa olur, bir kadın eğlence uğruna satılabilir, bir çocuk açlığa terkedilip ölüme mahkum edilebilir. Bunlar en doğal eylemlerdir. Okuyunca garip, işleyiş olarak normaldir.

    İlk insana dönelim? Teknoloji’nin olmadığı, dilin olmadığı insana… Doğa ile baş başa kalmış insan… Ne yapardı bu insan? Homo Erectus’tan………Homo Sapiens’e, yani bize.. Biz şuan Dünyada tek canlı insan türüyüz . Ne oldu geçmişimize. Neden o eski insanlardan bir canlı örnek yok … Cevabı basit aslında, her bir yeni insan türü, bir diğerini yok etti.. Beyaz’ın Siyah’ı yok etmeye çalıştığı gibi… Günümüzü düşünün şimdi, Beyaz insan ile Siyah insan arasında hala ayrım var. 22. değil 33. Yüzyılda da olsak bunun değişeceği imkansıza yakın bir şey. Beyaz insan, siyah insanı hakir görerek; onun üzerinde güce sahip olduğunu iddia etmektedir. Yani Beyaz insan üstün ırk, siyah insan ise işe yaramaz, çürük ırk olarak görülmektedir. Ve bunu yapanların çoğu, Tanrıya inanan insanlardır. Eee hani onu da Tanrı yaratmadı mı? Kendilerince saçma sapan cevaplar buldukları bir çok teoriyle gelirler. Evet ne demiştik, neden tek insan türüyüz.. Çünkü yok etmek bizim doğamızda var. İnsanın doğasında olan en nadide parça yok etme ve sahip olma dürtüsüdür. Kitabın içeriğinde karşınıza çıkacak olan durumlardan biri de Kadın, Erkek ve aile ile ilgilidir. Eski insanlar da ve belki de şuan yerli kabilelerin bir çoğunda evlilik vb. bir şey yoktur. İsteyen istediği ile birlikte olur, doğa çocuklar zaten kabilenin çocuğudur. Bir ayrım olmaz. Böyle bir ayrım olmayacağı içinde kıskançlık yoktur. Bu satırı okuduğunuzda bu ne saçma şey dediğinizi duyuyorum ama bunu şuan ki yüzyılda söylüyorsunuz. Binlerce yıl geriye gittiğinizde bu durum fazlasıyla normaldi. İlk insan ve ondan sonra gelen insan türleri her birini yok ederek yoluna devam etti. Bir çok toplu mezar bulunmasına karşında, bunların bilerek ve istenerek bir başka insan türünün sonunu hazırlayan katliamlar mı, yoksa doğal bir ölüm mü olduğu tam olarak anlaşılamamıştır. Bugün yapılan keşifler çok olmamakla beraber, bulunanlardan da çok fazla şey elde edilememektedir. Tek bildiğimiz, dünün ilkel insanı, bugünün teknolojik ve bilgili insanından farklı değildir. Bilgisel beyinlerin yaptığı katliamları unutacak kadar saf değilizdir. Şimdi ilk insandan çıkıp, yüzyıllarımızın insanına bir bakalım..

    Avrupa diyelim.. İlk olarak İngiltere’yi konuya bahis edelim. Talleyrand Prensi şöyle demiştir; "Süngüyle pek çok şeyi yapabilirsiniz, ama üstüne oturmak pek rahat değildir." Bazen yüzlerce askerin yapamadığını, tek bir rahip üstelik çok daha ucuz ve etkili bir şekilde yapabilir. Dünya sömürge ile haritalanmıştır. Ne demiştik, insanlar yok ederek hakim olmayı sever. Bir yere hakim olmak istiyor ise, derhal oranın yerli halkını katliam yolu ile yok eder ya da kendine köle yapar ya da kanının son damlasına kadar kurutur. Bakınız; İngiltere.. Fransa, İspanya…

    Coğrafi keşifler başladıktan sonra, her bir ülke kendince bir yerleri keşfetmeye, keşfederken de sömürmeye ant içmiş bir TERMİNATÖR gibi her adım attığı yeri kuruttu. Yerli halkı katletti, onların ritüellerine, inançlarına ve topraklarına saygı göstermedi. Coğrafi keşiflerin hiçbirisi Tarih derslerinde anlatıldığı gibi masum değildir. Zaten birçoğunun da gerçek olmadığı daha sonra anlaşılacaktır. Keşiflerin her birinde kan vardır. İnsan kanıdır. Doğa’nın kanıdır. İnsan adım attığı her yeri katletmiştir. 1450’lerden sonra artık dünya sömürmek için keşfetmeye hazırdır…!! Savulun İnsan ırkı, Avrupalı ırklarınız gelip sizi katletmeye, çocuğunuzu öldürmeye, soyunuzu kurutmaya geliyor…! O eski kabilelerden, yerli halktan bir şey kalmadı… Belki kalsaydı, bizden önceki insan türüne dair daha somut deliller elde edilebilirdi.
    "Bir imparatorluk kurmak ve sürdürmek genellikle büyük nüfusların katledilmesini ve geriye kalanların da zalimce bastırılmasını gerektirir."
    İnsan ırkı vardı, yavaş yavaş gelişti… Her yeni ırk, bir önceki ırk ile karşılaştı ve onu yok etti.. Bu yok edilişe doğada ayak uydurur. Birbirinden habersiz birçok insan türü aynı anda yaşamış bile olabilir. Bunu tam olarak bilemiyoruz. Ama ayrı ırkların birlikte olması, günümüzün siyahı ile beyazının birlikte olması gibidir. Hala kabul görmemektedir ve daha 40-50 yıl önceye kadar, idama giden kararlar alınmıştır.

    Son insan türüne gelelim.. Yani bize.. neler yaptık, neler yapıyoruz??

    "16. Yüzyıldan 19.Yüzyıla, 10 milyon Afrikalı köle Amerika'ya getirildi ve bunların yüzde 70'i şeker çiftliklerinde çalıştırıldı. Çalışma koşulları felaketti. Çoğu kısa ve sefil bir yaşam sürüyordu(...) Bütün bunlar, Avrupalılar şekerli çay içebilsin ve tatlı yiyebilsin, tabii bu arada da şeker baronları da muazzam karlar elde edebilsin diye yaşanıyordu."
    "Avrupayı kasıp kavuran Sanayi Devrimi, bankerleri ve sermayedarları zenginleştirdi ama milyonlarca işçiyi sefalet içinde fakirliğe mahkum etti."

    Sanayi Devrimi….!
    Sanayi Devrimi ile Sapiensler yani bizler tamamen değiştik. Öyle bir değiştik ki, hala toparlanamadık ve bununla birlikte Dünyanın sonunu getirmek için en hızlı şekilde çalışıyoruz. Birilerinin zengin, birilerinin fakir olduğu net bir düzende yaşıyoruz. Bunu kabul ettiğimiz için de olan şeylere çok tepki göstermiyoruz artık. İnsanların katledilmeleri, yüzyıllar önce duyulması çok zor bir haberken, şimdi olduğu anda bile haberimiz olmaktadır. Yalnız değişen bir fark var; hissiz bir insan türü vardır artık. İnsanlar ölümlere bile çok tepki vermiyor artık. Uysal bir hayvan gibi itaat ediyor ve sesini çok nadir çıkarıyor. Zaten sesini çıkaran grup istediğini alıyor ise; derhal o zulmetmeye başlıyor. Bu da tekerrürün bir tarihi oluyor. Yani hiçbir şey değişmiyor.

    Günümüz insanını tanıyalım;
    "Ortaçağ Avrupası'nda, aristokratlar paralarını aşırı lüks şeylere dikkatsizce harcarken köylüler her kuruşu sayarak tutumlu yaşarlardı. Bugünse durum tam tersine döndü; zenginler kendi yatırımlarına ve varlıklarına dikkat ederek yaşarken, daha az varlıklılar borca girerek hiç ihtiyaçları olmayan arabalar ve televizyonlar alıyorlar."
    Evet, tam olarak olduğumuz konu bu…. Tüketim insanı olduk.. İlk insan beslenmek için avlanırken, biz keyif için her şeyi yapıyoruz. Konu karnımızı doyurmayı geçti, doğanın zevklerini bile bir kenara bıraktık, suni zevkler arıyoruz. Ama buna karşın mutlu değiliz… "Tarihin seçimleri insanlığın faydası için yapılmamıştır. Tarih ilerledikçe insanların iyilik ve mutluluğunun geliştiğine dair hiç bir kanıt yoktur."
    İnsanlar mutlu değildir… Para bile insanları mutlu etmemektedir. Çünkü insan elde ettiği şeyi bir süre sonra umursamaz bir hale gelir. Anlık mutluluk için yapılan şeyler, uzun süre sürmez…
    "Kimse lotoyu kazandığı, yeni bir ev aldığı, terfi ettiği veya gerçek aşkı bulduğu için mutlu olmaz. İnsanlar sadece vücutlarındaki keyif veren hisler sayesinde mutlu olurlar."
    Artık pahalı cep telefonları ardı ardına alınan ayakkabılar, elbiseler, yeni koltuk takımları ve işimize yaramayan birçok ıvır zıvır, dünyamızın yeni çöplüğü haline geldi. "Para parayı, fakirlik de fakirliği çeker. Eğitim daha fazla eğitimi, cehalet daha fazla cehaleti doğurur." Bu doğurgan tablo, homo sapiens’tir.

    "Şuanda insanlar her zamankinden daha fazla çelik ve kıyafet üretip, öncekinden çok daha fazla bina inşa ediyorlar."
    Tüketiyoruz….
    "...on milyarlarca çiftlik hayvanı bugün mekanik bir üretim bandında yaşıyor ve her yıl bunların 50 milyar tanesi kesiliyor."
    Tüketiyoruz…… Sınırsızca tüketiyoruz… Sadece Paraya İtaat ediyoruz…
    "Aynı Tanrıya inanmayan veya aynı Krala itaat etmeyen insanlar seve seve aynı parayı kullanıyorlar."

    İnsan doğdu.. İnsan yaşadı.. İnsan katletti.. İnsan öldü… İnsan bunların içinden sevgiye ve hoş görüye çok az hizmet etti. İnsan daha önce de kullandığımız tabiri ile kendisini Tanrı ilan etti. Ne isterse onu yaptı ve yapıyor. Ne isterse onu yapmaya devam edecek. TERMİNATÖR gibi, önüne ne çıkarsa paramparça ediyor.
    İnsanlığın kısa tarihine göz attığınız bu eser, insan ırklarından girip, günümüze, günümüzden çıkıp, 1800’lere, 1800’lerden M.Ö ve M.S.’ya gidiyor. Edineceğiniz bilgilerin belirli bir sınırı yok ve bu sizi şaşırtarak okumaya sevk edecektir.

    Kitabı okuduktan sonra, sizlere Dan Brown ‘un Başlangıç ‘ını okumanızı öreniyorum. Yuval Noah Harari 'nin yazdıklarının, kurgusal olarak karşınıza çıkmasına olanak sağlamış olacaksınız.

    Uzunca yazdığım incelemenin sonuna geliyorum. Atladığım çok şey var ve hepsini buraya kısaca yazmam imkansız. Daha çok İnsanlardan, ırkların yok edilişinden, sanayi devrimi, coğrafi keşifler ve tüketim çılgınlığından bahsettim. Dediğim gibi kitap anlattıklarımdan daha fazlasıdır.

    Herkese önermiyorum. Çünkü kalıp insanların okuyamayacağı bir kitap. Derin bir nefes alın, zihninizi boşaltın ve öyle okuyun. Bakın o zaman bilginin karşısında eğileceksiniz.

    https://www.youtube.com/watch?v=YPGeEE05N5A

    İyi okumalar….