• “Beni bu yarım adamlardan kurtaracak mısın?” diye sızlandı Bilge. Senin için her şeyi yaparım: gecekonduyu ve dul kadını ve albayı ve oyunları, hepsini silerim bir kalemde. Kadınlarla bile yola çıkarım. Öfkelerimi unuturum. Yaşantımın size iyi gelmeyen yanlarını kendime saklarım. Çünkü sizi seviyorum Bilge. Bütün hayatımı, hayır bütün hayatımın sadece güzel oyunlarını, yerdeki terliklere doğru çekingen hareketler yapan ayaklarınızın dibine seriyorum. Oysa, birikmiş alacaklarım vardı bu dünyadan. Çünkü kötü bir yaşantıydı. Bilge’nin varlığı ve içinde yaşadığı dünya unutulmuştu. Bu yaşantının sonu kötü bitecekti. Kitaplar da öyle yazıyordu. Bu yaşantının da sonu kötü bitecek albayım. Bizim gibilerin hayatında güzellikler, kısa süren aydınlıklardır. Bizim gibiler, başkalarının hayatına kısa süreliğine girerler. Uşak rolünde sahneye çıkarlar. Kötü bir yaşantı, fakat iyi bir oyun. Ben de benden önce gelmişlerin ve geçmişlerin bütün tecrübelerini hiçe sayarak sahneye çıkıyorum işte Bilge! Tarz-ı selefe tekaddüm etim, bir başka lügat tekellüm ettim. Yeni sözlere güveniyorum. Evet, ben geldim Bilge.
  • 68 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Stefan Zweig'ın ve açık ara Modern Klasikler'in en sevdigim kitabı. Hatta öyle ki favorilerimin başına taht kurdu kendisi.

    Nedenine gelirsek size nedenini söyleyemem çünkü ben de tam bilmiyorum. Belki ben de uzun süreli bir platonik aşk yaşadığım için duyguları bu kadar iyi hissedebildim. Belki benim de hikayem mutlu sonla bitemediği için. Hâlâ böyle bir imkan var mı bilmiyorum,belki başlayabilir ve mutlu bitebilir. Çünkü başlamayan bir şey bitemez değil mi?

    Işte bunlardan dolayı kendimi ana karakter de gördüm,dinledim,hissettim.

    •Spoiler Alarmı•


    Kitabı bitirince aklima direk şu cümleler geldi.
    "Evet,mavi vazo boş kalmıştı,o beyaz güller gelmeyecekti artık..."
    -Nur

    Sonu böyle bitmeseydi hâlâ aynı hissedermiydim bilmiyorum. Gerçi sonunun başlangıcında olduğu bir kitaptı kendisi.

    En sevdigim alıntıyı da şuraya iliştirivereyim:
    "Sana,beni hiç tanımamış olan sana..."
  • 560 syf.
    ·6 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Cress Cress, o uzun saçlarını parmaklarının arasında dolayıp hayal kurduğun o günleri özleyecek misin? Ben de öyle tahmin etmiştim. Evet evet, Ay Günlükleri serisinin 3. kitabı Cress bitti. Bu evrene bayılıyorum. Marissa Meyer masal uyarlaması olayını gerçekten doruklara çıkarmış. Cress bir kulede değil, bilgisayar ekranları ile dolu bir bir uyduda. Evet doğru duydunuz bir uyduda ve yapayanlız. Evren böyle bir evren işte. Kahramanlar nasıl karşılaşacak orayı da okuyunca anlarsınız Çünkü sonra bana kızıyorsunuz Spoiler veriyor diye. Bazı kitaplar benim için heyecanla bitiyor. Tam benim tarzım oluyor ve bazen kaptırabiliyorum haklısınız yani size kızmıyorum. Spoiler kraliçesiyim biliyorum. İlave olarak bu kitaptaki bütün karakterler harikaydı. Hepsi birbirinden efsane tiplere, efsane rollere bürünmüşlerdi. Tabii ki en vazgeçilmez karakterim Thorne ve Iko. Bir gün kişiye özel android yapılırsa kendime Ikonunu aynısından istiyorum. Benden bu kadar. Kesinlikle bu seri okunmayı hak ediyor. Ben bayılarak okudum. Kesinlikle ve şiddetle bu tarzı seven herkese öneriyorum...
  • 504 syf.
    ·14 günde·Beğendi·10/10
    YOK EDİLİŞİMİZİN ADIMLARINI ÖĞRENİN!!
    DİKKAT!! UZUN VE DEHŞET SAÇAN BİR İNCELEMEDİR.

    Zor, yorucu, akıl almaz, dehşet verici ve yok oluşumuzun nasıl gerçekleştiğine tanıklık edeceğimiz bir inceleme geliyor. Dikkat! Bu incelemeyi okumadan önce paketli gıdaları, market ürünlerini, istediğiniz her şeyi yiyin!!! Politikayı, ülkelerin adlarını, tüm kuruluşları, Türkiye’yi, gıda sektörünü, sağlık sektörünü, ilaç sektörünü, ekonomiyi, bilimi her şeyi düşünün. İncelemeden sonra nasıl uyutulduğumuzu, tüm dünyayı nasıl yönettiklerini, tüm insanlığı nasıl kandırdıklarını duyunca nasıl düşüneceksiniz? Yazarın da benzetmesi gibi korku filmi izleyeceğinizi (okuyacağınızı) düşünün. Başlayalım..
    Rockefeller ailesini duyan var mı? Dünyadaki küresel şirketlerin en kirlisi, en güçlüsü, en büyük yöneticisi.. ABD, İngiltere, Fransa, Arjantin, Hollanda, İsrail, Almanya, Türkiye ve daha nicelerini avucunun içine alan küresel şirket (ABD ile işbirliği içinde) . Tohumu, kimyasal ilacı, petrolü ve finansı elinde bulunduranların en büyüğü ROCKEFELLER ailesi..‘‘dünya imparatoru’’ ‘‘yeni dünya düzeni’’ kavramları onlara ait.. Yeni dünya düzeninin içeriğini öğrendiğinizde sizler de benim gibi dehşete kapılacaksınız. Rockefeller diyor ki: ‘‘Sahip olmak hiçbir şeydir; kontrol her şeydir.’’ Ve bu söylemlerini harfiyen uygulayıp, amaçlarına insanları, ülkeleri kandırarak gerekçeler sunarak ulaşan, ulaşmaya devam eden, dünyadaki çoğu şeyin kontrolünü elinde tutan bit aile.. bizi ABD yönetmiyor, dünyayı Rockefeller ailesi yönetiyor!

    Şimdi kitabımız Rockefeller ailesini biraz tanıttıktan sonra gıda sektörüyle başlıyor anlatmaya. GDO’lu tohumu duyanlar var mı? GDO=Genetiği Değiştirilmiş Organizma. Bir bitkinin bir genini değiştirdiğinizde tüm genler etkilenir, böylece genler arası işbirliği bozulur. Değişimden sonra gen başka protein üretiyor. Böylece canlılar hiç bilmedikleri, vücudun bağışık olmadığı, sindiremediği yeni proteinlerle karşılaşıyorlar. Yani sofralarımıza gelen o domates, pirinç, mısır, çay, tütün, tavuk, kırmızı et, balık, sigara, kuru yemişler, zeytin, peynir, sucuk, salam, sosis, süt, yumurta, yoğurt, meyve suyu, patates, makarna, hatta yediğiniz ekmek ve dahası yüzlerce, binlerce ürünlerin neredeyse tamamı GDO’lu.. Hiç öyle şaşırmayın!! Şöyle ki marketteki o hormonlu diye adlandırdığımız domates GDO’lu olduğu kadar köyde yetişen domates de GDO’lu.. Nasıl mı?

    Şöyle ki; tarlada yetişen domatesin tohumu yerli üretim değil. Çiftçi kendi tohumunu ekemiyor. Onun yerine devletimizin başındaki bizi düşünen şahıslar (!) daha ucuza daha çok gelir edeceğini, maliyetinin az kazancının fazla olacağını ve gelişeceğini ve en çok da ipleri bu küresel şirketlerin eline verip, AB’ne gireceğimiz inancıyla ‘tarım ülkesi Türkiye’nin yok edilişine imza attılar. Küresel şirketlerin kuralları, yasaları ile bugün onların tohumlarını kullanarak onların istediği şekilde üretim yapmamızı, hangi ürünü ne kadar üretip ne kadarını ithal edeceğimizi karar veren bu şirketler sayesinde (!) doğal bir şeyimiz kalmadı. Tohumunuzu biz vereceğiz dediler verdiler, onu ekin dediler ektik, bu kadar ekeceksiniz dediler ektik, yerli üretim yapamazsınız dediler yapmadık.. Onlar dediler bizler yaptık (Devletin başındakiler kararlarımızı verdi.) peki sonuç? Şeker pancarı, pamuk, zeytin, mısır, buğday, tütün, balık ve daha bir çok ürünün ihracatı yapılırken şimdi bu ürünleri ithal ediyoruz.. bizim mısırımızı, pamuğumuzu, buğdayımızı, zeytinimizi alıp Gdo’lu ürün haline getirip bize ucuza (ucuzla başlayıp arttırarak devam ettiler) sattılar. Depolarında kalan ürün fazlalarını bize sattılar, katkı maddelerinin zararları ortaya dökülüp satışları azalan ürünleri de bize sattılar. Üstelik zararları çok ciddi olan ürünler başka ülkelerde yasaklanmasına rağmen biz kabul ettik, ürünleri denetleme ihtiyacı duymadık, rüşvetler kirli paralarla ürünlere onay verdik, aldık; vatandaşımızın sofralarına, midelerine koyduk. İçlerindeki katkı maddelerinin zararlarını anlatmaya kalksam bitiremem. Bugün şeker hastalığından, böbrek yetmezliğinden, kısırlıktan, bebek ölümlerinden, engelli çocuklardan, kolesterolden, çölayak hastalığından, baş ağrısından, romatizmalı hastalıklardan, depresyondan, vitamin eksikliklerinden, sinir sistemi hastalıklarından, alzheimerdan, kanserin her türlüsüne kadar tüm hastalıklarda bu ürünlerin parmağı var!! Etkileri kanınızı dondurur.

    Kuş gribi, domuz gribinin ortaya çıktığı zamanları hatırlayın, sonradan aşıları ortaya çıktı hatırlarsınız.. AH!! Bu hastalıkların oluşmasına sebep olup sonra da iyilik meleği gibi tedavisi için çıkarılan o aşıların asıl niyetlerini bilmiyorsunuz. Bende bilmiyordum. Dünyadaki tüm ilaç sektörünün işleyişi, ilaçları satmak için insanları hasta etmek gerek politikası işleniyormuş… iyileştirilmiyormuşuz, yok ediliyormuşuz!! Sadece tohum meselesi değil ki ? Tarımda kullanılan binlerce ilaç, gübre… bunları da onlar üretiyor(hepsi kimyasal maddelerden). Ürünlerin kalitesinin düşmesinin baş sebeplerinden biri de bu. Bugün yediğimiz binlerce ürünün eski tadının olmaması neden kaynaklanıyor sanıyorsunuz? Ve bunun üçüncü basamağı da ilaç sektörü zaten. Bir taşla üç kuş vuruyorlar. 1.) tohum satıyorlar 2.) tohumunu kullananlara kimyasal ilaç satıyorlar 3.) bu tarım sonucu hastalananlara ilaç satıyorlar.

    Bir de açlık yalanı var dünyada… Oysa dünyada üretilen gıdanın neredeyse yarıya yakını israf olmakta… ya ekonomik dengesizlikler ?? kimse bunları konuşmuyor.. İsrafın getirdiği açlık var sadece. Sonra da bu şirketler çıkıp diyor ki ‘‘bu ürünler açlığı ortadan kaldırmak için, bu ilaçlar, bu izlenen politikalar hep bunun için. Yalanın en alası burada saklı işte.. Açlığı meydana getirenlerle, açlığı ortadan kaldıracağız adı altında insanları yok edenler yine aynı kişiler. Amaç açlığı ortadan kaldırmak değil, amaç o insanları yok etmek, hasta insanları, zayıf insanları yok etmek!!

    Evet bunca yapılan şeylerin amacı sadece para mı kazanmak? Dünyayı mı yönetmek? Değil! Gelelim duyduğumuzda bizi hayrete düşürecek o saklı gerçeğe.. Asıl gerçek amaca.. Kısırlık neden çoğalıyor? Hastalıklar neden artıyor? Ölümcül hastalıklar neden artıyor? Neden bazı şeyler hep ucuz? (örnek tavuk..) bunları birleştireceğimiz noktaya geliyorum şimdi.. Öjeni nedir? Açıklayayım hemen: sağlıksız ceninleri ayırıp, sağlıklı ceninler yetiştirmenin yollarını arayan, bilimselliği tartışmalı akım.. özetle bu akımın amacı üstün insan ırkı yaratmak!! Doğumlar kontrol altına alınsın, sadece zekilerin daha çok çocuk yapmasına izin verilsin, daha zeki insan toplumu oluşturulsun, hasta engelli zayıf olan insanlar ölsün.. Zayıf olanı beslemeye ve kaynakları tüketmesine izin vermeye gerek yok diyorlar.. Bir de dünya nüfusundaki artışı da biliyorsunuz.. kısırlaştırıyorlar çünkü biliyorlar ki dünya 2050 yılında 10 milyar insana yetmeyecek.. Eee bunu bizim kadar onlar da biliyor. Kısırlaştırmanın amacı üremeyi yok etmek. Dünyada ‘‘ari ırk’’ nüfusunu arttırıp gelişmemiş ülkelerde nüfus planlaması yapmak amaçları arasında.(
    nüfus planlama: zayıf olan soyların sistematik şekilde imha edilmesi!) İmha edilecek olan ırk kalitesiz beslenen (gdo’lu ürünlerle beslenenler) ırk, yoksul ırk.. Yani sen, ben, kardeşin, ailen, sevdiklerin, akrabaların, bizler… Hayat hakkı dünyayı ve bu sistemi yönetenlere ve onların hizmetçilerine tanınacak.

    Dikkat edin! Robotlar artık çoğalıyor.. İnsana ihtiyaç giderek azaltılıyor.. ''Gereksiz insan'' modern kıyımla yok ediliyor. Daha iyi daha zeki daha sağlıklı ve sorunsuz insanları kendileri istediği kadar yetiştirecekler. İstiyorlar ki dünya ‘‘ari ırk’’ dedikleri ‘‘seçilmişler’’e kalsın. Hastalıkların tamamen son bulması için çalışmaları, ölümsüzlüğü aramaları kim için sanıyorsun? Seni, beni yaşatmak için değil, kendileri için Uyanın artık!! Onlar ‘‘saklı seçilmişler’’ dünyayı paylaşmak istemiyorlar. Onları biz seçmedik, onlar yok etmek için bizi seçti, biz de izin verdik… OKUYUN!! GÖZÜNÜ AÇIN!! OKUTTURUN!!
  • Dördüncüsü:
    Şu üstümdeki sakoyu, yedi sene evvel, eski olarak almıştım. Beş senedir elbise, çamaşır, pabuç, çorap için dört buçuk lira ile idare ettim. Bereket-i iktisad ve rahmet-i İlahiye bana kâfi geldi.
    İşte şu numuneler gibi çok şeyler var ve bereket-i İlahiyenin çok cihetleri var. Bu köy halkı çoğunu bilirler. Fakat sakın bunları fahr için zikrediyorum zannetmeyiniz, belki mecbur oldum. Hem benim için iyiliğe bir medar olduğunu düşünmeyiniz. Bu bereketler, ya yanıma gelen hâlis dostlarıma ihsandır veya hizmet-i Kur'aniyeye bir ikramdır veya iktisadın bereketli bir menfaatıdır veyahut "Yâ Rahîm, Yâ Rahîm" ile zikreden ve yanımda bulunan dört kedinin rızıklarıdır ki, bereket suretinde gelir, ben de ondan istifade ederim. Evet hazîn mırmırlarını dikkatle dinlesen, "Yâ Rahîm, Yâ Rahîm" çektiklerini anlarsın.
    Kedi bahsi geldi, tavuğu hatıra getirdi. Bir tavuğum var. Şu kışta, yumurta makinesi gibi pek az fâsıla ile her gün rahmet hazinesinden bana bir yumurta getiriyordu. Hem bir gün iki yumurta getirdi; ben de hayrette kaldım. Dostlarımdan sordum: "Böyle olur mu?" dedim. Dediler: "Belki bir ihsan-ı İlahîdir." Hem şu tavuğun yazın çıkardığı küçük bir yavrusu vardı. Ramazan-ı Şerifin başında yumurtaya başladı, tâ kırk gün devam etti. Hem küçük, hem kışta, hem Ramazanda, bu mübarek hâli bir ikram-ı Rabbanî olduğuna, ne benim ve ne de bana hizmet edenlerin şübhemiz kalmadı. Hem ne vakit annesi kesti, hemen o başladı.. beni yumurtasız bırakmadı.
  • Elcevab:
    Ben iktisad ve bereketle yaşıyorum. Rezzakımdan başka kimsenin minnetini almıyorum ve almamağa da karar vermişim. Evet günde yüz para, belki kırk para ile yaşayan bir adam, başkasının minnetini almaz. Şu mes'elenin izahını hiç arzu etmiyordum. Belki bir gururu ve bir enaniyeti ihsas eder fikriyle, beyan etmek bana pek nâhoştur. Fakat madem ehl-i dünya evhamlı bir surette soruyorlar, ben de derim ki: Küçüklüğümden beri halkların malını kabul etmemek -velev zekat dahi olsa- hem maaşı kabul etmemek -yalnız bir-iki sene Dârü'l-Hikmet-il İslâmiye'de dostlarımın icbarıyla kabul etmeye mecbur oldum ve o parayı da manen millete iade ettik- hem maişet-i dünyeviye için minnet altına girmemek, bütün ömrümde bir düstur-u hayatımdır. Ehl-i memleketim ve başka yerlerde beni tanıyanlar bunu biliyorlar. Bu beş seneki nefyimde, çok dostlar bana hediyelerini kabul ettirmek için çok çalıştılar, kabul etmedim. "Öyle ise nasıl idare edersin?" denilse, derim: Bereket ve ikram-ı İlahî ile yaşıyorum. Nefsim çendan her hakarete, her ihanete müstahak ise de; fakat Kur'an hizmetinin kerameti olarak, erzak hususunda ikram-ı İlahî olan berekete mazhar oluyorum.sırrıyla, Cenab-ı Hakk'ın bana ettiği ihsanatı yâdedip, bir şükr-ü manevî nev'inde birkaç numunesini söyleyeceğim. Bir şükr-ü manevî olmakla beraber, korkuyorum ki, bir riya ve gururu ihsas ederek o mübarek bereket kesilsin. Çünki müftehirane gizli bereketi izhar etmek, kesilmesine sebeb olur. Fakat ne çare, söylemeye mecbur oldum.
    İşte birisi:
    Şu altı aydır otuzaltı ekmekten ibaret bir kile buğday bana kâfi geldi. Daha var, bitmemiş. Ne mikdar kifayet
    {(Haşiye): Bir sene devam etti.}
    edecek, bilmiyorum.