• III

    Madem arkandan ağlamamı bile çok gördün bana
    Al bu taşlar senin olsun… O halde ve bundan böyle
    Bütün davullar vursun, telleri kopsun sazların
    boşluğa bağırsınlar, birlikte;
    Kan kusacağız.
    Kan kusacağız.
    Madem dünya bunca zalim
    Madem yakışmıyor kalbimize.

    Bütün davullar gümlesin
    Boşluktan gelen, boşluğu dolduranı
    Boşluğa böğüreni
    Vursunnnn.

    Bak! nasıl kan kusuyor külde uyuyan
    Dünya görsün.

    IV

    Her kezim ben
    Küle ne öğretebilirse hayat
    Onu öğretti bana da.

    (…)
    Ben külün içinde çok uyumuşum.
    Ben külün içinde çok uyudum.
    Ben külün içinde çok uyudum.

    II

    İçerde tıkanan çığlık dışarda inliyor
    Sabaha karşı
    Uyku kabul etmiyor beni
    Dışardan bir yerden uzuuuuunnnnuzun
    Bir inilti kopuyor.
    İçimde zulmün duvarları.
    Uykuuuuuuuu
    alsana beni koynuna.

    Kalktığımda,
    Banyoya seyirttiğimde gözümden sesler boşanıyor.
    İçerde,
    sonra bu sessizce akan yaşlar senin, diyor. İçimin duvarlarında
    bu taşlar oturuyor,
    çıkaramadığım bir ses var, benden onu çıkarıyor,
    Taşın sessizliğinde:
    Kalın, ilkel, boşluğa doğru, gecenin kovuğundan
    Dışşşşarı doğğğruuuu:

    Seni bu yalan dünyaya saldım sonunda
    acıyor çoooooookkkkkkkkkkkkk,

    VI

    Ben seni hep sevgilim ben seni hep
    yüzünden geçen dalgalardan okudum.
    Gözlerine sevgi okudum ellerine şefkat okudum
    Annen seni inkâr etmişti
    Aldım etime dokudum.

    V

    Yanmamı bekleme benden
    Ben ne çok yandım, biliyorsun.
    Yanamam ben yanamam
    yanamam küllerim uçuyor.
    Rüyamda sapladığın jiletler etimde
    Kanamıyor acımıyor.
    Acımıyor
    Bu dünya buz, bu buz
    zzzzzzzzzzzda
    Hiçbir şey acımıyor.

    Bunlar yalan,
    Yalan söylediklerim
    Yalan söylediklerin
    Bunlar sadece dünyaya yakışıyor.

    Küldüm ben zaten
    Küldüm zaten küldüm zaaaateeeen
    Kalmışsa eğer
    Külün içinde şimdi insanım
    uyanıyor.

    Dünya görsün şimdi.
    Bembeyazzzz
    dünya.
    Yoluna baş koyup buzzzdaaaaaaa
    Kan kusanı.

    I

    Tek tek dururken onlar
    Öbürü henüz yanına gelmemiş olanı çağırıyor:
    O ikisi yan yana, alt alta geldiklerinde
    Dünya böylece daha geniş oluyor.
    Biri ötekine ateş sunuyor
    ve eski kitaptan çıkıp başka bir anlam
    oldukları gibi oluşlarını da beraberlerinde taşıyarak
    çoook eski bir kitapta, ısınsın diye
    masalı tetikliyor
    ama yine de olduklarının ötesine taşan bir başka masal oluyor.
    Öbürü, henüz yanına gelmemiş olanı çağırıyor:
    Masal mıydılar, soruyor…
    Maaaasssssssaaaaallllllllllllllll…

    VII

    Dünya ne ki sevgilim,
    benim sana yaptığım kubbe yanında?
    Düşsün, olsun, bırak,
    içinde yıldızlar patlıyor.
    Kolaydır inanmak kadar inanmamak da.
    İster sal kendini dünyaya, ister kal yanımda.
    Her şeyden öte öyle sevdim ki ben seni
    Yoluna baş koymak diyoruz
    Biz barbarlar buna.

    VIII

    Kırdım, evet, o yalan mekânı kırdım
    Çıksın diye ortaya
    Çırrrrrrrrıııllçıpplaaaaaaak:

    Sen benim yuvamsın,
    Yuvanım ben senin.

    IX

    Beni bilmediğim bir dünyaya attı…

    Bir cümlem yok darrrrrğğmadaaaaaaanıım, bundan.

    Bir düşümüz vardı, “birlikte yaşamak” koymuştuk adını,
    çok acıyor, belki bundan. Aşkî bir cümle mi bekliyorsun benden.
    Beklemeeeeeeeee.
    Mutfakta reçel yapan iki kadın. Kırmızı biberleri filan.
    Rüzgâr alan biraz tepe bir yer. Bakınca, iki yandan da
    uffffffffffffuk filan.
    Dünya yuvarlak değil de hafif elipsmiş gibi.
    Kaldı ki iki kadın, dünyanın yuvarlağını zaten anlamayan.
    Böyle. Kendime inandığım gibi inanmıştım ona da.
    Aşk olanın ötesinde bir aşktan söz etmek, aaaaaaah
    Bir inançtı desem.
    Bu kadar dağılmam kendimi şimdi
    bu dünyaya fırlatılmış gibi hissetmem, bundan.
    Ne söylememi bekliyorsun
    Hava aldıkça sızlayan bir diş var içimde.
    Susmam bundan, konuşmam bundan.
    Ben zaten o ilk acıyla ölmediğimde çok gücenmiştim hayata.
    İnsan olmuştum ilk o zaman.
    Ya da bozmuşlardı beni yenidoğandan.
    Kendimi acıya teslim ettiğimde hatırladım,
    ölünmüyordu, hatırladım.
    Ölünmüyoooooorrrrrrrrrrdu.

    XI

    Acı çekerken de adil ol, diyor bana.
    Adil ol. Sen değil misin inanan
    hayatın büyük bir kader olduğuna,
    kaderi yönlendirmek bile o büyük Kader’in
    içindedir filllllllllllan.
    O yüzden şimdi adil ol.
    Sus. Söyleme böyle şeyler! Adil ol.

    İnanmıyorsun değil mi?
    Beni bilmediğim bir dünyaya attı,
    diyyyyyyyorum.

    Diyorum ki,
    Sözde kalıyor her şey. Sözzzzzzzzde kalıyor.
    Bir de bana adil ol, diyorsun.

    X

    Ey duymayan insanı,
    Ey hayat dedikleri büyük kusur.


    Ey kimselere değişmediğim
    Ayrılığın neden bunca ağır?

    Hani adalet?
    Bir kasım’dan öteki kasım’a
    Bir yanım kör bir yanım sağır.

    XIII

    Darmadağınım.
    Darmadağğğnıııımmmm ve
    Hepsi burada; Aprın Çor Tigin
    Haşim, Kadı Burhaneddin
    Hepsi burada, kör, topal, haşin
    Bağğğğrrrrıyorlar:
    Bırak soğusun,
    Bırrrak soğusssuuun
    bırak soğusun parçaların
    tekrar bitiştiğinde
    başka bir şey olacaksın.

    XV

    Ben başka bir şey olmak istememmm
    İstemedim başka şey.

    Sabırla sevgilim sabırla
    Acılarımız eşitlensin bu şehirde
    diye diye.
    Bu şehirde etten geçip kalbe erişene
    dek sabırla. Tek, sabırla.

    Kaç kişi var bu şehirde
    Ruhunu sana kubbe,
    kubbeeeeeeeeeeeeeeeee
    etmiş!

    XIV

    Büyük keder içerirmiş, gördüm, anladım
    Etten geçip aşka varanın sevgisi.
    Bunun yanında sevgilim bunun yanında
    etin ihaneti, kısaca
    hiçbir şeydir.

    XII

    Şimdi bir masaldan bir peri
    Sessizce dinlesin beni,
    Alsın yorgun başımı

    Alsın cümlemi
    Usulca kalbine koysun.

    Benim cümle taşıyacak halim
    yooooooğğğğğğğ.

    XXXI

    Katlanan, insanın birbirine yapışan yaralarından
    bir yuva inşa etmektir aşk da, varla yok arasından
    Ve ahşabı kemiren de ahşaba dahildir,
    değil dışarıdan.
    Beyhude insanın yuva arayışı ama
    yine de yuva arar insan.

    Dışarısı sevgilim, dışarısı senin
    kendini sürekli kaçak kılacağın yollardan başka nedir?
    Yollar ki hep gider, hep yatay.
    Ah ben bu kubbe fikrine o yüzden
    takılmışım; kubbe ki yüzseksen derece bir şey,
    büyük bir arzuyla mümkün.
    Gayret’in bildiğimiz ve unuttuğumuz anlamıyla örülen.

    XVI

    İn ordan, in ordan
    İnnnnnnnnn, diyor bana
    Zamanın ensesinden.

    Ey Adalet’ten söz eden zalim
    Şimdi bi dur, düşün:
    Ev ki, en büyük mahremiyetti
    Kimdi vuran, kimi, en mahreminden?

    XVIII

    En acısını sevgilim en acısını
    tadayım istedin:

    En acısı buydu.

    XVII

    Omurgamı aldın benim.
    Omurgamı aldın.
    Omurgamı aldın.
    Omurgamı.

    Niye?

    XIX

    Varla yok arasındayım
    Varla yok arasındayım
    Hep, varla yok arasındaydım.
    Zaten.
    Ben bilmedim ki
    Niye teyelliyim, niye?

    Varla yok arasında
    Varla yok arasında
    Elimde bir kırık testi

    Elimde bir kırık testi
    Nereye bırakayım!

    XX

    Gitmek mi yitmektir kalmak mı artık bilmiyorum
    Yerini yadırgayan eşyalar gibiydim ya ben hep
    Ve inançlı, gitmenin bir şeyi değiştirmediğine.

    Bilemem, belki bu yüzden
    Ben sana yanlış bir yerden edilmiş
    bir büyük yemin gibiydim.
    Beni hep aynı yerimden yaralayan o eve
    Yine de döneyim döneyim istedim.

    XXI

    Ah benim sesimle
    Söylesem de, inanmazlar
    Benzemiyor çünkü bir dile.

    Döndüğüm, döndüğüm ama döndüğüm
    Döndüğüm bu semâ sensin. Dönnnnnnnnn
    düğüm.

    Sen benim kara ömrüme vuran
    Suyumu harelendiren sevincimdin.

    XXXV

    Onu, sevebileceğinin en yücesiyle sevdin.
    Titreme daha fazla kalbim.

    Bağışla kendini artık onu da
    Bırak gitsin.
    Bırak gitsin.

    O senin ezel gününden kaderin
    Sen onu nasılsa bin kere daha
    Seveceksin.

    XXII

    Günler öylece kendi kendine geçsin diye
    Bir camın arkasında durdum
    Bana dokunmasın hiçbir şey
    Hiçbir şey yarama merhem olmasın
    İyileşecekse, hiçbir şeysiz iyileşsin diye
    Bir camın arkasında durup
    Akan hayata ve zamana baktım.

    Bilirdim, biliyordum, biliyorum,
    Bittiğinde, geçtiğinde,
    Azaldığında sızı, iyileştiğimde,
    O saman tadıyla karıştığında;
    Her şey daha acı olacak.

    XXXIII

    Ne sanıyorsun?
    Ne sanıyorsun?
    Benim olan artın
    Senin de kaderin:

    Dağbaşı,
    Oradaki yaralı ıssızlık.

    XXIII

    Biz iyileşemeyiz diyor İlhan
    Biz iyileşemeyiz bunu bil, diyor,
    Biliyordum: ağırdı
    Biliyordum: çok ağrıdı
    Biliyordum: adım adım


    Ben seninle sevgilim
    Mutsuz ama bahtiyardım.

    XXIV

    Bir masal
    bir taş ağırlığında olabilir mi?
    Olurmuş meğer

    Birlikte bir masala inanmak istedim
    Ben seninle, sadece bu.
    Sen beni tek
    Tek
    Tek
    Bıraktın.

    Benim artık taş taşıyacak,
    Taş kaldıracak, taş atacak
    halim mi var!

    XXV

    Evet kara bir ömür bu benimki.
    Kara bir toprak.
    Gerçekle değil, hakikatle değil,
    Kalbimin aklıyla kurduğum
    Kara bir ömür.

    Yalnız değilim, biliyorum
    Binlercesi var, onbinlercesi vardı.
    Kara bir ömürle buradan geçen.

    Sen bundan böyle
    Gerçeğin yan yana getirilmiş
    yamalarıyla yaşayacaksın.
    Ben çoktan çıvdırılmış bir şeydim
    Sevgilim.

    XXVII

    Gözlerimde bir çita oturuyor birazdan deppppp
    parrrrrrrrrrrrrrrrrr.

    İçimdeki çilekeş Fuji’yi tırmanıyor sana
    Eski bir mektuptan gözlerime yağma
    Dünyanın bütün neonları yanıyor sönüyor
    Ve bir fotoğraf iki jiletle paramparça.

    Bir su aygırı kadar yaralıyım dünyadan
    Anlıyor musun?
    İçimde uzağa bakan bir zürafa var
    Hayat orda burda her yerde kaynıyor.

    Birazdan öleceğim, içeceğim su nerde?

    XXX

    Kar şiddetle rüzgârla büyük bir kırgınlıkla
    vardı gece yarısı dağlarına. Gelemem artık yanına.
    Ben kaybettiğime ağlayayım sen kaybettiğine ağla.

    XXVIII

    Ömrümü adadımdı.
    Elimden aldığın ve parçaladığın şey bu!
    Adaletin adını neden anmıyorsun burada da?
    O yüzden büyük yaram
    O yüzden büyük öfkem
    O yüzden dinmiyor
    İçimde hepsi, hıncahınç.

    Hıncahıııııııııııınnnnnnç.

    XXVI

    O kadar uzun yol geldik ki seninle
    Şimdi, sen ayrı ben ayrı olan o yolu
    Nasıl yürüyeceğiz?

    (Biz seninle yoldayken
    yanımızdan ovalar, ağaçlar; titreşen
    rüzgârlar akmıştı. Bir yolumuz olduğunu,
    yol kazılarını, yol yorgunluğunu
    o zamanlar biliyor muyduk?)

    XXXII

    Ömrü gurbette geçenler gibiydim senin yanında
    Duymadın mı, çok söyledim?
    O uzun gurbette,
    Ben senin “adalet” diye diye nasıl unufak olduğunu
    gördüm.
    Göre göre, duya duya
    yine de bigâne olarak her şeye.

    Bilmedin ki; ben senin gurbetinde delirmemek için
    Kalbimin aklıyla ördüğüm bir yıldızlı kubbede yaşadım.

    Tecellinin içinde ecel durur sevgilim, görmedin mi?

    Adaletin içinde bir zalim oturur.

    XXIX

    Sonra, çoook sonra, bu parçaların sonunda
    Sen beni kızını çok seven
    Bir anne olarak hatırla.

    Ben ki hiç kavuşamamıştım sana.

    XXXXII

    Ve huzurla, içerde bir yumuşak ışık
    Dışarda dağların etrafını saran kızıllık vardı.
    Durmak için dünyanın dışında iyi bir sebep
    Ve bir ana enstrüman;
    İncecik bir müzikle piyanonun tuşlarına vuran.
    Yüzünde yeryüzünü gördüğüme duyduğum bir şükran.
    Her şeyin sertliğini gömen ve uyutan bir kış,
    San ki, de ki Grand Teton’a kar yağdı.
    O karın ortasında önümüzden bir nehir
    karla karışık akardı.

    Sarartma beni.
    Sarartma beniiiiiiiiiiiii.. sarartma.

    XXXXIII

    Fazla insansın sen sevgilim fazla insan
    Bir barbarım ben oysa, bir hayvan
    Dilim bağışlamaktan söz eder benim
    Seninki adalet ve intikam.

    Söylemeye gerek var mı sevgilim
    Söylemeye gerek var mı şimdi
    Yetiştirdiğim en iyi nişancı vurdu beni
    Klimanjaro’nun karları sevgilim
    Klimanjaro’nun karları
    İnnnnniiiiiiyor aşağı.

    XXXIV

    Birini seviyorsan onu öldürme! demek kolay
    Oysa her âşık önce kendine sonra yanındakine cellat.
    Ve aşkta ölümün bir anlamı vardır, görklü kılınan
    Bozulsun diye im
    Her ateş önce kendi yanını yoklar sevgilim.

    Bundan böyle ne vakit bir yangından artakalan
    İsle kararmış bir şair gölgesi görsen
    Başıboş, duran, susan, içinden yanan:
    Ya da bir kızkardeş, ağlayan kekliğine,
    Uzak ve göğsünde klarnet sesiyle dolaşan.

    XXXVI

    Bunca zaman sonra, neden ona dokunmadığımı
    Neden çekmediğimi silahlarımı kınından
    Olanı biteni kalbime koyup kendimi çektiğimi
    soruyorsan…

    Dokunmadıysam tek bir sebepledir…

    Bir barbar ancak eşitine dokunur.

    XXXVII

    Akan sokaklarda yan yatmış otlara benziyorum
    Rüzgârla yana savrulan dallara.
    Aşk için ihanetle vuran aşk aşkm’ôla?
    Ah ciğerimin köşesi, kavrula kavrula
    Kopuyor gönülbağım, sen bağla.

    XXXXI

    Bir nefeslik can kalsaydı sana üflerdim canımdan
    Diyecekler; çok yüksekti ondaki zindan
    Görmeli, eline almalı, sıvazlamalıydın, öğretemeden
    Yazgına kanat ol kol ol diyemeden ayrı düştüysem senden.
    Buna yanarım çok, en çok buna yanarım inan.
    Onaramazdım kırdığım yerleri
    Onaramazdın kırdığın yerleri.

    Son bir nefesle sana sarıldımdı.
    En acısı buydu.
    En acısı buydu.

    XXXIX

    Aşk iki kişi arasında asla eşitlenmeyendir
    Ben bir Divan şairi değilim ki sevgilim
    Sana bercesteler düzeyim
    Yine de giderayak, gözlerine, ellerine, ayaklarına
    Tutulmuşluğumu herkes bilsin isterim.
    Ben bu çıldırmış vaktin, ben bu yılan zamanının
    Paramparça edilmiş şairiyim. Ne diyeyim!
    Yine de içimde, çok eskiden kalma bir
    Ya leyl… ya leyyyllllllllllllle.
    Bir çöl gecesine ismini bırakayım.

    XXXVIII

    Bir dalda iki kiraz gibi
    aşk ile öfke arasında
    yanayana.
    Dursun bu aşk. Aşk, mola!
    Ey yaban!
    ayaklanacağım
    ayaklanacağım!

    Dizlerimin bağını bağla.

    XXXX

    Sözde kalır sevgilim
    Sözde kalır bütün sözler
    Aşk çünkü, aşk çünkü kendine
    Bir yol, bir ideoloji ister.

    Bilirim, çöl rüzgârında çalıdır bazı yaşlar.
    Sen sevgilim ilerde, biraz daha ilerde
    Bir tarihe başlayacaksın, orası işte
    Benim tarihimle başlar.

    Ve say, geriye doğru, tek tek
    Sende kalsın şimdi al bu taşlar.

    BİRHAN KESKİN
  • III
    madem arkandan ağlamamı bile çok gördün bana
    al bu taşlar senin olsun...o halde ve bundan böyle
    bütün davullar vursun, telleri kopsun sazların
    boşluğa bağırsınlar, birlikte;
    kan kusacağız.
    kan kusacağız.
    madem dünya bunca zalim
    madem yakışmıyor kalbimize.

    bütün davullar gümlesin
    boşluktan gelen, boşluğu dolduranı
    boşluğa böğüreni
    vursunnnn.

    bak! nasıl kan kusuyor külde uyuyan
    dünya görsün.

    VI
    ben seni hep sevgilim ben seni hep
    yüzünden geçen dalgalardan okudum.
    ellerine sevgi okudum gözlerine şefkat okudum
    annen seni inkar etmişti 
    aldım etime dokudum.

    V
    Yanmamı bekleme benden
    Ben ne çok yandım, biliyorsun.
    Yanamam ben yanamam
    yanamam küllerim uçuyor.
    Rüyamda sapladığın jiletler etimde
    Kanamıyor acımıyor.
    Acımıyor
    Bu dünya buz, bu buzzzzz
    zzzzzzzzzzzda
    Hiçbir şey acımıyor.

    Bunlar yalan, 
    Yalan söylediklerim
    Yalan söylediklerin 
    Bunlar ancak dünyaya yakışıyor.

    Küldüm ben zaten
    Küldüm zaten küldüm zaaaateeeen
    Kalmışsa eğer
    Külün içinde şimdi insanım 
    uyanıyor.

    Dünya görsün şimdi.
    Bembeyazzzz 
    dünyaaaaaaaaaaaa
    Yoluna baş koyup buzzzdaaaaaaa
    Kan kusanı.

    VII
    Dünya ne ki sevgilim,
    Benim sana yaptığım kubbe yanında?
    Düşsün, olsun, bırak, 
    içinde yıldızlar patlıyor.
    Kolaydır inanmak kadar inanmamak da.
    İster sal kendini dünyaya, ister kal yanımda
    Her şeyden öte öyle sevdim ki ben seni
    Yoluna baş koymak diyoruz
    Biz barbarlar buna.

    VIII
    Kırdım, evet, o yalan mekânı kırdım 
    Çıksın diye ortaya 
    Çırrrrrrrıııllçıpplaaaaaaak:

    Sen benim yuvamsın
    Yuvanım ben senin.

    IX
    Beni bilmediğim bir dünyaya attı...

    Bir cümlem yok, darrrrğğmadaaaaaaanıım, bundan.

    Bir düşümüz vardı, "birlikte yaşamak" koymuştuk adını,
    çok acıyor, belki bundan. Aşkî bir cümle mi bekliyorsun benden.
    Beklemeeeeeeee.
    Mutfakta reçel yapan iki kadın. Kırmızı biberleri filan. 
    Rüzgâr alan biraz tepe bir yer. Bakınca, iki yandan
    uffffffffffffuk filan.
    Dünya yuvarlak değil de hafif elipsmiş gibi.
    kaldı ki iki kadın, dünyanın yuvarlağını zaten anlamayan.
    böyle. kendime inandığım gibi inanmıştım ona da.
    aşk olanın ötesinde bir aşktan söz etmek, aaaaaaah
    bir inançtı desem.
    bu kadar dağılmam kendimi şimdi
    bu dünyaya fırlatılmış gibi hissetmem, bundan.
    ne söylememi bekliyorsunhava aldıkça sızlayan bir diş var içimde.
    susmam bundan, konuşmam bundan.
    ben zaten o ilk acıyla ölmediğimde çok gücenmiştim hayata.
    insan olmuştum ilk o zaman.
    ya da bozmuşlardı ben yenidoğandan.
    kendimi acıya teslim ettiğimde hatırladım,
    ölünmüyordu, hatırladım.
    ölünmüyoooooorrrrrrrrrrrdu.

    XI
    acı çekerken de adil ol, diyor bana.
    adil ol. sen değil misin inanan
    hayatın büyük bir kader olduğuna,
    kaderi yönlendirmek bile o büyük kader' in
    içindedir filllllllllllan.
    o yüzden şimdi adil ol.
    sus. söyleme böyle şeyler! adil ol.

    inanmıyorsun değil mi?
    beni bilmediğim bir dünyaya attı,
    diyyyyyyyorum.

    diyorum ki,
    sözde kalır her şey. sözzzzzzzzde kalıyor.
    bir de bana adil ol, diyorsun.

    X
    ey duymayan insanı,
    ey hayat dedikleri büyük kusur.
    ...

    ey kimselere değişmediğim
    ayrılığın neden bunca ağır?

    hani adalet?
    bir kasım' dan öteki kasım' a
    bir yanım kör bir yanım sağır.
    XV
    ben başka bir şey olmak istememmm
    istemedim başka şey.

    sabırla sevgilim sabırla
    acılarımız eşitlensin bu şehirde
    diye diye.
    bu şehirde etten geçip kalbe erişene
    dek sabırla. tek, sabırla.

    kaç kişi var bu şehirde
    ruhunu sana kubbe,
    kubbeeeeeeeeeeeeeeeee
    etmiş!

    XIV
    büyük keder içerirmiş, gördüm, anladım
    etten geçip aşka varanın sevgisi.
    bunun yanında sevgilim bunun yanında
    etin ihaneti, kısaca
    hiçbir şeydir.

    XII
    şimdi bir masaldan bir peri
    sessizce dinlesin beni,
    alsın yorgun başımı

    alsın cümlemi
    usulca kalbine koysun.

    benim cümle taşıyacak halim
    yooooooğğğğğğğ.

    XXXI
    Katlanan, insanın birbirine yapışan yaralarından
    bir yuva inşa etmektir aşk da, varla yok arasından
    Ve ahşabı kemiren de ahşaba dahildir,
    değil dışarıdan.
    Beyhude insanın yuva arayışı ama
    yine de yuva arar insan.

    dışarısı sevgilim, dışarısı senin
    kendini sürekli kaçak kılacağın yollardan başka nedir?
    yollar ki hep gider, hep yatay.
    ah ben bu kubbe fikrine o yüzden
    takılmışım; kubbe ki yüzseksen derece bir şey,
    büyük bir arzuyla mümkün.
    gayret' in bildiğimiz ve unuttuğumuz anlamıyla örülen.

    XVI
    in ordan, in ordan
    innnnnnnnn, diyor bana
    zamanın ensesinden.

    ay adalet' ten söz eden zalim
    şimdi bi dur, düşün:
    ev ki, en büyük mahremiyetti
    kimdi vuran, kimi, en mahreminden?

    XVIII
    en acısını sevgilim en acısını
    tadayım istedin:

    en acısı buydu.

    XVII
    omurgamı aldın benim.
    omurgamı aldın.
    omurgamı aldın.
    omurgamı.

    niye?

    XIX
    Varla yok arasındayım 
    Varla yok arasındayım
    Hep, varla yok arasındaydım.
    Zaten.
    Ben bilmedim ki 
    niye teyelliyim, niye?

    Varla yok arasında
    Varla yok arasında
    Elimde bir kırık testi

    Elimde bir kırık testi
    Nereye bırakayım!

    XX
    Gitmek mi yitmektir kalmak mı artık bilmiyorum
    yerini yadırgayan eşyalar gibiydim ya ben hep
    ve inançlı, gitmenin bir şeyi değiştirmediğine.

    bilemem, belki bu yüzden
    ben sana yanlış bir yerden edilmiş
    bir büyük yemin gibiydim.
    beni hep aynı yerimden yaralayan o eve
    yine de döneyim döneyim istedim.

    XXI
    ah benim sesimle
    söylesem de, inanmazlar
    benzemiyor çünkü bir dile.

    döndüğüm, döndüğüm ama döndüğüm
    döndüğüm bu sema sensin. dönnnnnnnnn
    düğüm.

    sen benim kara ömrüme vuran
    suyumu harelendiren sevincimdin.

    XXXV
    onu sevebileceğinin en yücesiyle sevdin.
    titreme daha fazla kalbim.

    bağışla kendini artık onu da
    bırak gitsin.
    bırak gitsin.

    o senin en ezel gününden kaderin
    sen onu nasılsa bin kere daha
    seveceksin.

    XXII
    günler öylece kendi kendine geçsin diye
    bir camın arkasında durdum
    bana dokunmasın hiçbir şey
    hiçbir şey yarama merhem olmasın
    iyileşecekse, hiçbir şeysiz iyileşsin diye
    bir camın arkasında durup
    akan hayata ve zaman baktım.

    bilirdim, biliyordum, biliyorum,
    bittiğinde, geçtiğinde,
    azaldığında sızı, iyileştiğimde,
    o saman tadıyla karıştığında;
    her şey daha acı olacak.

    XXXIII
    ne sanıyorsun?
    ne sanıyorsun?
    benim olan artık
    senin de kaderin:

    dağbaşı,
    oradaki yaralı ıssızlık.

    XXIII
    biz iyileşmeyiz diyor ilhan
    biz iyileşmeyiz bunu bil, diyor.
    biliyordum: ağırdı
    biliyordum: çok ağrıdı
    biliyordum: adım adım
    ...

    ben seninle sevgilim 
    mutsuz ama bahtiyardım.

    XXIV
    bir masal
    bir taş ağırlığında olabilir mi?
    olurmuş meğer.

    birlikte bir masala inanmak istedim
    ben seninle, sadece bu.
    sen beni tek
    tek
    tek
    bıraktın.

    benim artık taş taşıyacak,
    taş kaldıracak, taş atacak
    halim mi var!

    XXV
    evet kara bir ömür bu benimki.
    kara bir toprak.
    gerçekle değil, hakikatle değil,
    kalbimin aklıyla kurduğum
    kara bir ömür.

    yalnız değilim, biliyorum
    binlercesi var, onbinlercesi vardı.
    kara bir ömürle buradan geçen.

    sen bundan böyle
    gerçeğin yan yana getirilmiş
    yamalarıyla yaşayacaksın.
    ben çoktan çıvdırılmış bir şeydim
    sevgilim.

    XXVII
    gözlerimde bir çita oturuyor birazdan deppppp
    parrrrrrrrrrrrrrrrrr.

    içimdeki çilekeş fuji' yi tırmanıyor sana
    eski bir mektuptan gözlerime yağma
    dünyanın bütün neonları yanıyor sönüyor
    ve bir fotoğraf iki jiletle paramparça.

    bir su aygırı kadar yaralıyım dünyadan
    anlıyor musun?
    içimde uzağa bakan bir zürafa var 
    hayat orda burda her yerde kaynıyor.


    birazdan öleceğim, içeceğim su nerde?

    XXX
    kar şiddetle rüzgârla büyük bir kırgınlıkla
    vardı gece yarısı dağlarına. gelemem artık yanına.
    ben kaybettiğime ağlayayım sen kaybettiğine ağla

    XXVIII
    ömrümü adadımdı. 
    elimden aldığın ve parçaladığın şey bu! 
    adaletin adını neden anmıyorsun burada da? 
    o yüzden büyük yaram 
    o yüzden büyük öfkem 
    o yüzden dinmiyor 
    içimde hepsi, hınca hınç.

    hıncahıııııııııııınnnnnç.

    XXVI
    o kadar uzun yol geldik ki seninle
    şimdi, sen ayrı ben ayrı olan o yolu
    nasıl yürüyeceğiz?

    (biz seninle yoldayken
    yanımızdan ovalar, ağaçlar; titreşen
    rüzgârlar akmıştı. bir yolumuz olduğunu,
    yol kazalarını, yol yorgunluğunu
    o zamanlar biliyor muyduk?)

    XXXII
    ömrü gurbette geçenler gibiydim senin yanında
    duymadın mı, çok söyledim?
    o uzun gurbette,
    ben senin "adalet" diye diye nasıl unufak olduğunu
    gördüm.
    göre göre, duya duya,
    yine de bigâne olarak her şeye.

    bilmedin ki; ben senin gurbetinde delirmemek için
    kalbimin aklıyla ördüğüm bir yıldızlı kubbede
    yaşadım.

    tecellinin içinde ecel durur sevgilim, görmedin mi?

    adaletin içinde bir zalim oturur.

    XXIX
    sonra, çoook sonra, bu parçaların sonunda
    sen beni kızını çok seven
    bir anne olarak hatırla.

    ben ki hiç kavuşamamıştım sana.

    XXXXII
    ve huzurla, içerde bir yumuşak ışık
    dışarda dağların etrafını saran kızıllık vardı.
    durmak için dünyanın dışında iyi bir sebep
    ve bir ana enstrüman;
    incecik bir müzikle piyanonun tuşlarına vuran.
    yüzünde yeryüzünü gördüğüme duyduğum bir şükran.
    her şeyin sertliğini gömen ve uyutan bir kış,
    sen ki, de ki grand teton' a kar yağdı.
    o karın ortasında önümüzden bir nehir
    karla karışık akardı.

    sarartma beni
    sarartma beniiiiiiiiiiiiiiiiiii..sarartma.

    XXXXIII
    fazla insansın sen sevgilim fazla insan
    bir barbarım ben oysa, bir hayvan
    dilim bağışlamaktan söz eder benim
    seninki adalet ve intikam.

    söylemeye gerek var mı sevgilim
    söylemeye gerek var mı şimdi
    yetiştirdiğim en iyi nişancı vurdu beni
    klimanjaro' nun karları sevgilim
    klimanjaro' nun karları
    innnniiiiiyor aşağı.

    XXXIV
    birini seviyorsan onu öldürme! demek kolay
    oysa her âşık önce kendine sonra yanındakine cellat.
    ve aşkta ölümün bir anlamı vardır, görklü kılınan
    bozulsun diye im
    her ateş önce yanını yoklar sevgilim.

    bundan böyle ne vakit bir yangından artakalan
    isle kararmış bir şair gölgesi görsen
    başıboş, duran, susan, içinden yanan:
    ya da bir kızkardeş, ağlayan kekliğine,
    uzak ve göğsüne klarnet sesiyle dolaşan.

    XXXVI
    bunca zaman sonra, neden ona dokunmadığımı
    neden çekmediğimi silahlarımı kınından
    olanı biteni kalbime koyup kendimi çektiğimi
    soruyorsan...
    ona dokunmadıysam,

    dokunmadıysam tek bir sebepledir...

    bir barbar ancak eşitine dokunur.

    XXXVII
    akan sokaklarda yan yatmış otlara benziyorum
    rüzgârla yana savrulan dallara.
    aşk için ihanetle vuran aşk aşkm'ola?
    ah ciğerimin köşesi, kavrula kavrula
    kopuyor gönülbağım, sen bağla.

    XXXXI
    Bir nefeslik can kalsaydı sana üflerdim canımdan 
    Diyecekler; çok yüksekti ondaki zindan 
    Görmeli, eline almalı, sıvazlamıydın, öğretemeden
    Yazgına kanat ol kol ol diyemeden ayrı düştüysem senden.
    Buna yanarım çok, en çok buna yanarım inan.
    Onaramazdım kırdığım yerleri 
    Onaramazdın kırdığın yerleri 

    Son bir nefesle sana sarıldımdı.
    En acısı buydu. 
    En acısı buydu. 

    XXXIX
    aşk iki kişi arasında asla eşitlenmeyendir.
    ben bir divan şairi değilim ki sevgilim
    sana bercesteler düzeyim
    yine de giderayak, gözlerine, ellerine, ayaklarına
    tutulmuşluğumu herkes bilsin isterim.
    ben bu çıldırmış vaktin, ben bu yılan zamanının
    paramparça edilmiş şairiyim.ne diyeyim!
    yine de içimde, çooook eskiden kalma bir
    ya leyl...ya leyyylllllllllle
    bir çöl gecesine ismini bırakayım.

    XXXVIII
    bir dalda iki kiraz gibi
    aşk ile öfke arasında
    yanayana,
    dursun bu aşk. aşk, mola!
    ey yaban!
    ayaklanacağım
    ayaklanacağım!

    dizlerimin bağını bağla.

    XXXX
    sözde kalır sevgilim
    sözde kalır bütün sözler
    aşk çünkü, aşk çünkü kendine
    bir yol, bir ideoloji ister.

    bilirim, çöl rüzgârında çalıdır bazı yaşlar.
    sen sevgilim ilerde, biraz daha ilerde
    bir tarihe başlayacaksın, orası işte
    benim tarihimle başlar.

    ve say, geriye doğru, tek tek
    sende kalsın şimdi al bu taşlar.

    Birhan keskin
  • ( Adam koltukta yatmaktadır. Elinde ısırılmış elma vardır, elinden kaymış düşmüştür. Etraf dağınık, kağıtlar etrafa saçılmıştır. Kapı çalar, adam dayanamaz kapıyı açmaya gider. )

    ADAM – Ben sana kaç sefer diyeceğim Azray?. ( Şaşkın ) Siz kimsiniz?.
    KADIN – Özür dilerim, apartman ışığına basacaktım ama sizin zile basmış oldum.
    ADAM – Önemli değil canım.
    KADIN – Siz Sır olmalısınız?.
    ADAM – Tanışıyor muyuz?.
    KADIN – Yok buraya büyük harflerle yazmışsınız da…
    ADAM – ( Kapı Girişine bakar. ) Ha… evet… Sırrı olmayan bir sır ( Gülümserler. ) Siz?.
    KADIN – Yeni taşındım aslında, hemen üstünüzde oturuyorum artık.
    ADAM – Orası perili diye düşünmeye başlamıştık.
    KADIN – Tık derken?.
    ADAM – Ev arkadaşım, Azray… Sizi o sandım.
    KADIN – Hım.. ( Gülümser. ) Anladım.
    ADAM – Zaten anlayışlı bir kadın olduğunuzu sezmiştim.
    KADIN – ( Tutamaz kendisini. ) Sizin de, esprili yanınız halinizden belli oluyor.
    ADAM – ( Adam çıplaklığını fark eder, kapının diğer tarafına yaslanır. ) Çok özür dilerim, işte öyle bir anlık öfkeyle kalkınca, insan zararla oturuyor işte. Şey diyecektim, yardıma ihtiyacınız var mı?.
    KADIN – Yok hallettik her şeyi, teşekkür ederim.
    ADAM – Şey diyecektim…
    KADIN – Dediniz az önce şeyi… ( Gülümser. )
    ADAM – Yok, yani bir hoş geldin kahvesi arzu eder miydiniz, tabi ben hemen üstümü değiştirip, yapabilirim, üstümü derken, altımı yani?.
    KADIN – Tamam olur, o zaman bende bu eşyaları bırakıp geleyim.
    ADAM – Süper, nasıl tercih ederdiniz kahvenizi?.
    KADIN – Orta…
    ADAM – Baş üstüne, başımın üstünde yeriniz var zaten…
    KADIN – ( Gülümser. ) Teşekkür ederim, tamam bekle hemen geliyorum ben. ( Kadın hızlıca gider. )
    ADAM – Linda… ( Adam uzun bir süre anlamsızca durur. Kapıyı kapatır. ) Yok hayır, şaka olmalı bu... Linda… ( Yukarıya bakıp sevinir. ) Kahve!. ( Koltuğun orada ki pantolonu hızlıca geçirir. Mutfağa geçer. Kapı çalar. ) Ne çabuk!. Ama daha kahveleri yapmadım. ( Kapıyı açar. Azray elinde laptopuyla kapıdadır. ) Azray hiç hoş gelmedin, hemen sektire sektire git. ( Yüzüne kapıyı kapatır. Kapı hem zil, hem yumruklanır. ) Off!. ( Kapıyı açar. Azray bir hışımla içeri girer. )
    AZRAY – Nereye gidiyorum oğlum burası benim de evim!.
    ADAM – Yahu Azray!. Hayatımın kadını gelmiş, başımın üstüne konmuş, birazdan buraya kahve içmeye gelecek. Sen burada oturuyorsun, it’s a amazing!. Shit the fuck!.
    AZRAY – Ne oldu oğlum heyecandan beynin mi yandı?. Tamam gelsin gideriz.
    ADAM – Olmaz seni burada görürse ürke bilir.
    AZRAY – ( Kahkaha atar. ) Niye lan! Hayatında insan mı görmemiş?.
    ADAM – Bak sen öyle aralarsan topu, yok yok senin gibi bir kıl yumağı görmemiş, hadi biraz yumuşattım.
    AZRAY – Oğlum kız nereden geliyor?
    ADAM – Ya tutma beni lafa, daha kahve yapacağım, anlamıyor musun?. Ben sana böyle mi davranıyorum?. Üstümüze taşınmış, Linda oğlum o!
    AZRAY – Üstümüze mi?. Ooo beyimizin telleri yanmış, sen benden gizli bir şeyler mi kullanıyorsun lan bu evde?. Oğlum yukarısı boş, az önce kedi kaçtı, onu çıkarttım dışarı, lan şimdi anladım… bende diyorum pantolonu niye giydi bu herif?. ( Adam hızlıca yukarı çıkar. Azray Laptopu açar bir şeyler tıkırdatır... Sır kapıdan girer üzgün ve anlamsız bir halde. ) Oğlum erken geldin, misafir bulduğunu da yerdi bir şeyler yeseydin…
    ADAM – Ama…
    AZRAY – Tamam oğlum olur arada, sakinleş, relax man, calmn down, okey?. Bak etrafın azına sıçmışsın zaten, yine bir şeyler mi yazıyorsun?.
    ADAM – Linda…
    AZRAY – Çok sarıyorsun oğlum, çok içine giriyorsun yazdıklarının, böyle olmaz, profesiyonel düşün lütfen. Yazdıkların sana hükmetmemeli, sen yazdıklarına hükmetmelisin, gel böyle koca oğlan… ( Adam gelir koltuğa Azray’ın kucağına uzanır. ) Sen bence yazma hacı, benim gibi ol, yazılımcı ol, kodlar türet. Eskide kalmış öyle hayallerde yaşamak, artık kodlarla orta da her şey.
    ADAM – Linda, beklesem gelir mi?...
    AZRAY – Şekicem Linda’na, tamam sakin ol oğlum, benimde vardı bir Manolyam, ne oldu sonra? Elalemin oldu, eminim onlarında şimdi Lindasıdır, Marifaritikosudur, anlatabiliyor muyum?. Yok işte, hayal ettiklerimiz, hayal ettiğimiz gibi olmuyor, olsaydı hayal etmemiş olurduk. Ya oğlum sen beni yaz, uzakta arıyorsun mevzuları, konu yakınında.
    ADAM – Hayır, ben zaten huylandım zaten kardeşim de bir an öyle… Çok gerçekçiydi oğlum, ilk defa yaşadım bu mevzuyu anlıyor musun?.
    AZRAY – Ben çok yaşadım. ( Adam doğrulur. )
    ADAM – Sahi mi lan?.
    AZRAY – Tabi oğlum sana her baktığımda, gerçekten böyle bir insan var mı acep, cidden yaşıyor olabilir mi, diye düşünmüyor değilim yani.
    ADAM – Aman be geç dalganı sen…
    AZRAY – Sır,
    ADAM – Efendim.
    AZRAY - Sana bir sır vereceğim.
    ADAM – Bravo Zıbaray, İlkokul 3 esprileri ( Alkışlar ) Kahve içiyor musun?. Kime niyet, kime kısmet.
    AZRAY – Yap içeriz… orta olsun…
    ( Işıklar söner. Açıldığında adam koltukta yine benzer pozisyonda uzanmaktadır. Yine etraf kağıtlar, Kapı çalar. Direnir kalkmamak için, sonunda dayanamaz kalkar. )
    ADAM – Yahu senin anahtarın ( Kapıyı açar. ) sen?.
    KADIN – Ama sen hala çıplaksın?.
    ADAM – Nasıl yani?.
    KADIN – Üstünü değiştirip, yani altını. ( Gülümser. ) Gerçi değiştirmek yeni bir boxer demek olur neyse anladın sen işte, kahveleri koymayacak mıydın?.
    ADAM – Evet, ama sen yoktun?.
    KADIN – Uyudun mu yoksa?
    ADAM – Lan uyudum mu yoksa?.
    KADIN – Pardon?.
    ADAM – İnanmıyorum ya uyudum ben.
    KADIN – Evet halbuki çok istekliydin?.
    ADAM – Hala öyleyim. Yani kahve koymak konusunda, lütfen içeri geç lütfen, ( Koltuğun üzerinden Pantolonu alır. ) Biraz dağınık kusura bakma lütfen, orta içiyordun değil mi?
    KADIN – ( Kadın etrafa anlam vermeye çalışarak ) evet… Bu kağıtlar ney böyle?.
    ADAM – ( İÇERİDEN SESLENİR ) Sen keyfine bak geliyorum.
    KADIN – ( Kadın koltuğa oturur. Yerden rasgele bir kağıt alır, okur. ) Gözyaşı doğdu geceye, doğup durmaktan, ölmeyi beceremedi. Tuhaf, öldükçe yeniden doğuyor aynı yerden, acaba bu spermi, kim akıtıyor gözlere?. Gözler çocuk sahibi, çocuklar yetim. Linda, ağlama yeter… ( ADAM Girer. Kahveyi uzatır. ) Sen şair misin?.
    ADAM – Yok be canım, öyle kendimce karalıyorum bir şeyler diyelim.
    KADIN – Şey mi yapıyorsunuz şu an, mübalağa.
    ADAM – ( Gülümser. ) Yok henüz yapamadım.
    KADIN – Ama çok güzeldi, gerçekten gözlerimize kim koyuyor acaba sperm mi?. ( Adam kahvesini içerken etkilenir. ) Şey diyeceğim…
    ADAM – Evet…
    KADIN – Linda kim?.
    ADAM – Siz ( Toparlamaya çalışır. ) Yani sizin gibi bir bayan, yani kadın, hanım efendi.
    KADIN – Bir özelliği yok mu yani?. Herkes gibi mi?.
    ADAM – Yok, aslında çok özelliği var.
    KADIN – Açıklayabilirsin bana Kerem?.
    ADAM – Kerem mi?.
    KADIN – Evet, Kerem?.
    ADAM – Yani aslında ona çok benziyorsun.
    KADIN – Kime Linda’ya mı?.
    ADAM – Evet, yani O’sun diyebilirim, değilsen de o zaman Linda kim?.
    KADIN – Tamam sen nasıl istersen, öyle olsun olur mu?. Sen yazarsın, istediğin zaman silersin.
    ADAM – Peki sen nesin?.
    KADIN – Kağıt… Her şeyini üzerime işliyorum…
    ADAM – Şey diyeceğim…
    KADIN – Tabi söyleyebilirsin Ekrem
    ADAM – Kerem değil miydim?.
    KADIN – Ekrem?.
    ADAM – Linda sen misin?.
    KADIN – Sen nasıl istersen öyle dedim değil mi?.
    ADAM – Ama, sen yoksun, yoktun, yok…
    ( KADIN Adamı öperken ışıklar söner. Işıklar açıldığında Adam neredeyse Azray’ı dudaklarından öpecektir. )
    AZRAY – Napıyorsun şu an mesela?. Kim var rüyanda?. Beni öpüyorsun şu an mesela, lan gorum gorum kafana!
    ADAM – ( Fark eder. ) Hasiktir. Rüya mıydı lan, oğlum Azray kalk hastaneye gidelim.
    AZRAY – O nereden çıktı?.
    ADAM – İyi değilim abi ben, bir şeyler oluyor bana, Linda.
    AZRAY – Yine mi Linda?. Birader, insanın ayarını bozuyorsun ama oğlum niye böyle büyük yaşıyorsunuz anlamıyorum. Yok öyle bir aşk, hep filmlerin, oyunların etkisi bunlar. Gerçekten seven insanlar buluyor oğlum birbirini ya da birbirlerine ait değiller başka doğruları bulduklarında fark ediyorlar. Hayat real anlıyor musun, gerçek, sana bir şey olduğu yok, sadece kabullenmiyorsun, kafanı yaşamak istiyorsun, ama öyle bir kafa yok kardeşim, kabullenmek istemiyorsun ama ben sana bir Sır vereyim mi?. Gerçekten… siz bundan keyif alıyorsunuz, yani yabancı yüzlere benim gibi Manolyayı yapıştırmaktan ve o yabancı yüzlerde aynı şeyi yapıyorlar zaten!. Lan oğlum hiç sevmem kendisini çok ama Şeykss Pirrr boşuna dememiş lan cidden “ Beğendiğiniz bedenlere, hayalinizdeki ruhları koyup “ aşk “ sanıyorsunuz!. “ sen sanıyor musun ki bu adam yaşamadı?. Yaşadı ki yazdı, onun da mesela bir Juliet’i, ne biliyim, neydi, neydi, neyse boşver, vardı işte bir şeyleri ha! Hamleti, gerçi hamlet erkekti değil mi?. Ham atlet ( Sırıtır. Adam Yüzünü hiç bozmaz. ) Ya kardeşim hem adam tee ne zaman söylemiş azına sıçıyım, kapat oğlum ağzını sıçarım cidden. ( Ağzını kapatır. ) Biraz feyzlenin, bari adamın yaşına hörmet edin.
    ADAM – Ben kendimi mi kaybettim acaba?. Adım ne benim?.
    AZRAY – Sır…
    ADAM – Yok hayır, Kerem…
    AZRAY – Si Kerem, non capisco! Oggi a te, domani a me!.
    ADAM – Ne?.
    AZRAY – Yani diyorum ki, bugün sana olan, yarın bana olur.
    ADAM – Hayır hayır, Ekrem…
    AZRAY – Güzel kardeşim, senin adın Sır… Anlıyor musun?. Ve sen kafayı falan yemedin tamam mı?. İnatçılık ediyorsun diyorum sana. Ya her derdin bitti azına sıçayım bir Linda’sı kaldı. Oğlum kira var, ne biliyim elektirik var, su var, interneti var, kıçımın kenarı anca yatıyorsun boyuna.
    ADAM – Şey diyeceğim…
    AZRAY – Deme şey mey, gidiyorum ben… ( Kalkar ) Uslu dur… ( Çıkar gider. Adam pantolonunu giymiş olduğunu fark eder. Kadın havluyla saçlarını kurulayarak girer. Yeni duştan çıkmış gibidir. )
    KADIN – Aşkım…
    ADAM – ( Şaşkın ) Aşkım?.
    KADIN – Neyin var senin?.
    ADAM – Bende merak ediyorum, neyim var acaba?. Sanırım ben delirdim.
    KADIN – Bundan on, on beş dakika önce formun gayet yerindeydi ama.
    ADAM – Lan yoksa, bir saniye!. Özür dilerim lan diye bir giriş yaptığım için ama yapbozu tamamlamaya çalışıyorum. Biz burada en son öpüştük değil mi?.
    KADIN – Evet...
    ADAM – Azray yoktu?.
    KADIN – Azray?.
    ADAM – Ev arkadaşım.
    KADIN – Ben geldiğimden beri onu, hiç görmedim Serhat.
    ADAM – ( Sinirlenir. ) Serhat kim ya?.
    KADIN – Sensin…
    ADAM – Ya ben anlam veremiyorum, sanırım ara ara halüsinasyonlar görüyorum, yediğim bir şey mi dokundu acaba?.
    KADIN – İyisin sen aşkım, hiçbir şeyin yok senin.
    ADAM – ( Sırıtır. ) Aşkım?.
    KADIN – Aşk… ( Omuzlarına biraz masaj yapar Adamın )
    ADAM – Oy canım ya, Linda…
    KADIN – Efendim erkeğim, paşam, haşmetlim!
    ADAM – Allah allah!.
    KADIN – Havluyu bırakıp geliyorum hemen, bekle beni.
    ADAM – Hemen gel ya da dur gitme!.
    KADIN – Neden?.
    ADAM – Sen gidince, her şey de gidiyor, aklım gidiyor, sen aklımda bir hayal oluyorsun, gitme…
    KADIN – ( Kadın adamı öper. ) Korkma canım, buradayım, geçti o tüm olanlar tamam mı?.
    ADAM – Tamam… ( Arkasından bakar uzun bir mühlet. ) Yoğunlaş kopma oğlum buradan, aklını başka şeylere ver ama buradan kopma, ( Adım atarken ayağına takılan kağıdı alır okur. ) Kadın adamı öper. Korkma canım, buradayım, geçti o tüm olanlar tamam mı?. Adam – Tamam… Arkasından bakar uzun bir mühlet. Yoğunlaş kopma oğlum buradan, aklını başka şeylere ver ama buradan kopma, Kadın gelir. ( Kadın gelir. ) Adam… ( Kadına bakar. ) Hasiktir!. Nasıl ya?.
    KADIN – Ne oldu hayatım?.
    ADAM - Yaşadıklarımız?.
    KADIN – Ne varmış yaşadıklarımızda Gürkan?.
    ADAM – Ya değiştirme beni lütfen!. ( Kağıtlara bakınır. ) Yaşadıklarımız, hepsi yazılıyor mu?. Yoksa yazıldı mı?. Yoksa ben mi yazdım bunları?.
    KADIN – Hiçbir şey anlamıyorum dediğinden biraz daha açar mısın konuyu lütfen?.
    ADAM – ( Adam sayfayı bulmuştur. ) Al buyur. Kadın – Hiçbir şey anlamıyorum dediğinden biraz daha açar mısın konuyu lütfen?. Adam – Bak.
    AYNI ANDA – ( Adam kağıttan okur. ) Delirdin galiba sen?.
    ( Sessizlik. )
    ADAM – Bir saniye… ( Diğer kağıtları arar. ) Devamı?. Devamı nerde?.
    KADIN – Neyin devamı hiçbir şey anlamıyorum Ferit,
    ADAM – Ya beni değiştirip DURMA!. LÜTFEN!.
    KADIN – Teşekkür ederim Ahmet, hep bana kızıyorsun haksız yere!.
    ADAM – Lanet olsun!.
    KADIN – Biraz sakin olur musun?. Cengiz?.
    ADAM – Lütfen!. Sus artık!. Sen Linda değilsin!.
    KADIN – Hani ben oydum?.
    ADAM – Sen o değilsin, bende senin dediğin gibi Cengiz, Ahmet, Serhat ve diğerleri değilim tamam mı?.
    KADIN – Hani ben oydum?.
    ADAM – Ya değilsin, değilsin işte, olsan olurdun, niye anlamak istemiyorsun?. Ben Cengiz değilim diyorum sana veya Kerem, değilim lan hiçbiri!. Anlıyor musun beni?.
    KADIN – Hani ben oydum?.
    ADAM – Sen o olduğuna inandın!.
    KADIN – Sen demedin mi?.
    ADAM – Evet, ben dedim özür dilerim!. Seni o sandım!.
    KADIN – Hani ben oydum!.
    ( Azray kapıdan girer. )
    AZRAY – Vay müdür! Ne yaptın ya?.
    ADAM – Azray kağıtları sen mi karıştırdın, veya attın mı?.
    AZRAY – Yenge kim?.
    KADIN – Hani ben oydum!.
    AZRAY – Af buyur yenge?.
    KADIN – Hani ben oydum!.
    AZRAY – Kim?.
    ADAM – Ya Azray buradan kağıt mağıt attın mı sen?.
    AZRAY – Hayır…
    KADIN – Hani ben oydum!.
    AZRAY – O’sun sen bacım, ne diyor bu ya?.
    ADAM – Herhalde replikleri bitti.
    AZRAY – Replikleri bitti derken?.
    KADIN – Hani ben oydum!.
    AZRAY – Lan O’sun desene oğlum sende?
    ADAM – Tamam O’sun sen…
    KADIN – Seni seviyorum!.
    AZRAY – Vay…
    KADIN – Aycan ben şimdi çıkıyorum tamam mı?.
    AZRAY – Aycan kim ya?.
    ADAM – Hacı ben delirdim…
    KADIN – Aycan sana dedim?.
    AZRAY – Ne olduğunu bir çözsem.
    KADIN – Geç kalmam tamam mı?.
    AZRAY – Memnun oldum ben Azray bu arada.
    KADIN – Sana haber veririm, sende bir şey olursa beni ararsın. Bu arada ben Linda…
    AZRAY – Memnun oldum Yenge. ( Adam ve Azray kadının gidişini izler… ) Ne oluyor burada Sır?.
    ADAM – Abi kafamı toplayamıyorum.
    AZRAY – Neden ki?.
    ADAM – Ya Azray ağlayacağım sinirden…
    AZRAY – Tamam sakinleş patron!. Otur şöyle, 5,4,3,2,1 sakinleş 5,4,3,2,1 nefes al, ver.
    ADAM – Az –
    AZRAY – Dur hemen konuşma bekle… bir kafanı toparla, hiç iyi gözükmüyorsun!.
    ADAM – Tamam…
    AZRAY – Evet?.
    ADAM – Bir saniye…
    AZRAY – Aha kafası geldi.
    ADAM – Sen o kadını gördün mü?.
    AZRAY – ( Taklidini yapar. ) Hani ben O’ydum!. Hani ben O’ydum!.
    ADAM – Gördün yani?.
    AZRAY – Sende takılı kaldın galiba?.
    ADAM – Ya Azray, ben yazdığım şeyi yaşamaya başladım galiba.
    AZRAY – Bunu yeni mi anladın?.
    ADAM – Nasıl?.
    AZRAY – Dedim ya ben sana çok içine giriyorsun, yazarken yaşıyorsun diye…
    ADAM – Hasiktir!. Yazdığım şeyi yaşıyorum!.
    AZRAY – Ahanda Şok Tiyatrosu!.
    ADAM – Sana niye bu kadar doğal geliyor mevzu?. Sen şaşırmıyor musun?.
    AZRAY – Artık o kadar çok şaşırdım ve şaşırmaya devam ediyorum ki, tepki veremiyorum güzel Sırrım benim…
    ADAM – Bu kadın nereye gitti ki?.
    AZRAY – Ne biliyim oğlum sen yazıyorsun, ben mi yazıyorum!.
    ADAM – Gördün mü sen kadını hala cevap vermedin?.
    AZRAY – Sır… Üzülerek söylüyorum, gördüm ama oğlum ben senin harbi delirdiğini düşünmeye başladım. Şimdi sen diyorsun ki bu kadını, ben yazdım öyle mi?.
    ADAM – Öyle kağıtlar da replikleri yazıyordu.
    AZRAY – E nerde oğlum kadın?.
    ADAM – Ne biliyim?
    AZRAY – Madem yazarı sensin, o zaman kadın nerde?.
    ADAM – Bir saniye… ( Masanın başına geçer. Yazmaya başlar. ) Kadın içeri girer. ( Kadın evin kapısından içeri girer. )
    ADAM / AZRAY – Hasiktir!.
    AZRAY – Vallahi geldi lan!. Bir tane de bana yazsana hacı!.
    ADAM – Bir saniye, Kadın –
    İKİSİ AYNI ANDA – Benim adım Linda.
    AZRAY – Vay anasını!.
    ADAM – Linda, sen isen lütfen sabit kal yalvarırım. Değişme lütfen ve değiştirme beni!.
    KADIN – Anladım artık her şeyi…
    ADAM – Gerçekten mi?.
    AZRAY – Gelin gelin önüme geçin…
    KADIN – Evet… Geç oldu ama öğrendim, özür dilerim her şey için.
    ADAM – Asıl ben özür dilerim…
    KADIN – Hep sen haklıydın, evet artık kabul ediyorum.
    ADAM – Hangi konu da?.
    KADIN – Hepsi…
    ADAM – Linda?.
    KADIN – Evet ben O’ymuşum, inatçılık ettim.
    ADAM – Ya ben?.
    KADIN – Sen benim Sırrımsın…
    AZRAY – Ve iki mutlu çift gibi sarılırlar!. ( Adam ve Kadın Sarılırlar!. ) Çok klişe oldu!. Ayrılın… ( Kadın ve Adam ayrılırlar. ) Gelin yanıma oturun… İşin tuhaf tarafı ne biliyor musunuz?.
    ADAM – Ne?.
    AZRAY – Siz yoksunuz…
    KADIN – Evet?.
    ADAM – Ne?.
    AZRAY – ( Kadına ) Kusura bakma, bunu biraz yaratırken asalak oluşturdum karakterini, geç anlıyor. Gerçi beni canlandırıyor ama mevzuyu geç anlıyor.
    ADAM – Nasıl yani?.
    AZRAY – Oğlum sen yoksun…
    ADAM – Nasıl yani?.
    AZRAY – Baya…
    ADAM – Linda?.
    AZRAY – O da yok…
    ADAM – Nasıl yani?.
    AZRAY – ( Kadına ) Biraz asalak oluşturduğumu söylemiştim değil mi?. Linda da yok… Yani aslında varsınız ama, kodlardan ibaretsiniz. Yazılımlardan oluşturduğum bir robotsunuz o kadar. Bilinçaltımı tazeliyorum sizle, güzelleştiriyorum desem yeridir. Neler yaşadığınızı çok iyi anlıyorum, çünkü bende yaşadım. Belki bende yokumdur ne dersiniz?. ( Projeksiyondan bu kısımlar WORD sayfası olarak sahneye yansır. ) Belki beni de şu an biri yazıyordur olamaz mı?.
    ADAM – Olabilir.
    AZRAY – Hadi siz beni gördünüz, mutlu sona erdiniz, hafızalar sıfır!. Ya ben, onunla konuşabilecek miyim acaba?.
    ADAM – Evet şu an konuşuyor olabilirsin mesela…
    AZRAY – Hasiktir lan!. Beni teşkoya mı getirmeye çalışıyorsunuz?.
    ADAM – Yo…
    KADIN – Sende yoksun…
    AZRAY – Yok artık…
    ADAM – Evet…
    AZRAY – Yapmayın gençler, bunu kaldıramam…
    ADAM – Kaldırırsın, tabi böyle yazılırsa, neden olmasın?.
    AZRAY – Oy… İliklerime kadar soğudum resmen… Yani hiçbirimiz yokuz öyle mi?.
    ADAM – Evet… ( Karakterler Seyirciyi Görür. )
    HEPSİ AYNI ANDA – Hasiktir!.
    AZRAY – Ne yani lan? Hepsi bir Tiyatro Oyunu muymuş?.
    ADAM – Hacı niye kızıyorsun ki, yoksun :)
    AZRAY – Aga ben rolümü acayip sahiplendim ya!
    KADIN – Emir neyi keserdi.
    ADAM – Demiri keser.
    KADIN – O kadar keskin yani.
    AZRAY – Yazar boş yapıyor şu an.
    ADAM – Hep biz mi yapacağız?
    AZRAY – Vay anasını kendini güvene aldı.
    KADIN – Adam şu an çayını içiyor biliyor musunuz?.
    AZRAY – Kızım o bilgiyi bize vermedi sana verdi, sayende öğrendik, teşekkürler Linda. Gerçi sen artık Linda değilsin.
    ADAM – Aslında hepimiz O ‘nun ürettiği hayalden ibaretiz, burada ki her şey canlı cansız…
    AZRAY – Öyle mi?. Seni hep salak hayal etmiştim ama zekisin.
    KADIN – Benim repliğim için baya düşündü, ne yazacağını sapıttı.
    AZRAY – Boş yapacak yer arıyor diyorum anlamıyorsunuz.
    ADAM – Biz onun beyninin içindeyiz hacı.
    AZRAY – Zeki çocuk bu ya!. Neyse ben ona da dertleniyorum.
    KADIN – Kime?.
    AZRAY – Yazar ve burada ki herkese…
    ADAM – Neden ki?.
    AZRAY – Sanırım onlarda bizim gibi ama daha mevzu onlarda patlak vermedi.
    ( OYUNUN BİTİMİNE SON 3 DAKİKA…
    BUNDAN SONRASINI ARTIK KADER YAZAR…
    AMATÖR YAZAR’DAN BURAYA KADAR…
    OYUNCULAR KARAKTERİNDEN SIYRILIP ÖZLERİNDE NASIL DİLERLERSE DAVRANSINLAR. OYUN GÜNÜ,
    OYUNUN SONUNU, KADER BELİRLEYECEKTİR…
    BAŞ YAZAR’A SEVGİLERİMLE… )
  • Lüzum üzerine açıklama:

    Aşağıdaki bir taşlama (yergi,hiciv) denemesidir. Taşlama şiir şeklinde olsa da burada nesir tarzda bir özgünlük cesareti gösterilmektedir.

    Kitabı okuyanların daha çok lezzet alacağı düşünülmektedir.

    “Bir dal alıp çıkayım” ise derdiniz uyarıyorum:

    Yok öyle bir dünya, çooook uzun !!!

    Mide fesadı geçirtmeden bırakmıyoruz!!!




    REKLAMLAR… ŞARKILAR… REKLAMLAR… ŞARKILAR…REKLAMLAR...



    1.BÖLÜM: ÖLÜMSÜZLÜĞE SIĞINIŞ VE 7.BÖLÜM: ELDORADO’NUN KEŞFİ’ne ait reklam :

    PARA!!!! PARA!!!! PARA!!!!

    Temizlikte son nokta!

    Bir kıtayı keşfederken veya herhangi bir ülkeye demokrasi, özgürlük götürürken kutsal görevinizin bir parçası olan; tecavüzlerinizin, cinayetlerinizin, hırsızlıklarınızın, katliamlarınızın ve hatta soykırımlarınızın sonrasında ruhunuza sıçrayabilecek “iz” ler için artık dert etmeyin.

    Çünkü artık PARA var.!!!

    Temizleyemeyeceği bir tek leke bile yok!

    Artık yoğun kıvamlısı da var! Yoğun kıvamı tercih etmeniz halinde sizi “ AZİZ” ilan ediyoruz.!!!

    PARA İLE KİRLENMEK ÇOK GÜZEL !!!

    Ultrasüperhemidehiper marketinizden “şiddetle” isteyiniz…

    Reklam cıngılımız: Arzu edene Rüçhan Çamay’dan “para,para,para” (https://www.youtube.com/watch?v=9jlv6zc8L2o)
    veya arzu edene ABBA’dan geliyor efenim: Money, Money,Money (https://www.youtube.com/watch?v=ETxmCCsMoD0 )

    2.BÖLÜM: BİZANS’IN FETHİ’ne ait reklam:

    Acımazsızzzzz… Bilim adamııııı… Sanatseverrrrr… Diplomattttt… Olmazı olur yapannnnn… Hülya adamııııı… Askeri Dehaaaaa… Şöhret düşkünüüüüü…. Dindarrrrr… veeeee…… Psikologgggg….

    Evet yanlış duymadınız tüm bu özellikler ve dahası bir arada…

    FSM 1453

    (Yanlış okudun balım!!! Şöyle okunur: Efesem foğtığğfiftitiriğğğ)

    İSTANBUL’DA NE İMİŞ? BİZ KALBİNİZİ FETHEDECEĞİZ…

    Reklam cıngılımız: Sinan Özen’den Evlere Şenlik Kızınız Var
    https://www.youtube.com/watch?v=EoN700LSt8Y

    3.BÖLÜM: GEORG FRİEDRİCH HANDEL’İN DİRİLİŞİ, 8.BÖLÜM: BİR YİĞİTLİK ANI, 12.BÖLÜM: MÜHÜRLÜ TREN ve 13.BÖLÜM: CİCERO’nun şarkısı:

    Yüüüürrrrrrrreeeeeekkkkk efemmmmmm !!!!

    Kavgadan kaçarken arkasını dönüp de dayak yediği adamların , nüfus kayıtlarında görünen tüm er ve hatun kişilere abesle iştigal olacak niyetlerini yüksek bir seda ile haykıran adamlar vardır ya, o adamları bir daha gören olmaz…

    Ama bu yiğitler onlardan değil!!!

    Dayaklarını yediler ama geri de döndüler. Gerçi yine dayak yediler…

    Ama geri dönecek yüüüürrrrrrrreeeeeekkkkkleri olduğunu gösterdiler.

    Tüm Yüüüürrrrrrrreeeeeekkkkklilere geliyooooorrrrrrr!

    Kadir Tapucu’dan dinliyoruz efenim…

    Gidişim suskun olmuştu, ama dönüşüm muhteşem olacak diyor üstat…
    https://www.youtube.com/watch?v=dOb8ENteXn4

    4.BÖLÜM: BİR GECELİK DAHİ ve 5.BÖLÜM: WATERLOO DÜNYANIN YAZGISINI BELİRLEYEN AN’a ait reklam:

    + Babaaaaaaa! Yaaaa Babaaaaaa! Babaaaaaaa “SAVAŞ” lar içeri girdi çıkmıyorlar!

    - Ahhhhh! Bu ikizler beni öldürecek! “İÇ SAVAŞ” hadi oğlum çık artık. “ DIŞ SAVAŞ” oğlum bak kardeşine de kötü örnek oluyorsun.

    + Çıkmıyoruz işte bağne yaağğ. Sen “BARIŞ” ı daha çok seviyorsun. Bizi hiç sevmiyorsun. O gitmeden biz çıkmayız işte…

    - Oğlum nasıl söz öyle ben en çok ikinizi seviyorum. Yok! Çıkmayacak bunlar, kafayı sıyıracağım valla! Ben daha bir “SAVAŞ ÇIKARAMIYORUM” iki “ SAVAŞ” ı nasıl çıkaracağım?

    + Korkma komşum yettimmm gariiii !!!

    - Aaaaa! GAZMAN geldi!

    + Size bir müjde ile geldim. Dostlar artık başınız sıkıştığında beni beklemenize gerek kalmadı. Artık sokak aralarında bile bulabileceğiniz “GAZ” var…

    “GAZ” sayesinde çıkmamak konusunda inatçı olan tüm “SAVAŞ” ları çıkartabileceksiniz.

    - Ama her yerde kullanabilecek miyiz? Sonuçta huyları ayrı suları ayrı. Biri “İÇ SAVAŞ” biri “DIŞ SAVAŞ” . Bilemedim valla!

    + Bu söylediklerin artık hiç sorun değil. Eşsiz formülünün içinde karşı tarafın kutsal saydığı tüm değerlere saldırı düzenleyen; troller, yazarlar, siyaset adamları, hatta futbol kulübü başkanı “özleri” var.

    Hangisi çıkarmak istiyorsanız, kulağına birkaç damla salın gitsin! Kesin, formülün içindekilerden biri onu tahrik edecek!

    Hadi deneyelim isterseniz !

    - Yok böyle bir şey aman tanrım! Hem “İÇ SAVAŞ” hem de “ DIŞ SAVAŞ” ikisini de çıkardı. Çok teşekkür ederiz GAZMAN!

    + Bana değil “GAZ” a teşekkür edin. “GAZ” artık bakkallarda.

    “SAVAŞ” sonrası ortada kalan “ BARIŞ” artıkları için de artık üzülmeyin. Yeni formül bir zerre bile “BARIŞ” bırakmayacak.

    (Reklam cıngılımız: Yaşar Kurt’tan “Anne”)
    https://www.youtube.com/watch?v=dKK7dlZB6A4

    6.BÖLÜM: MARİENBAD AĞIDI’nın şarkısı:

    Çuuuuukkkkkkuuuuurrrrrr efemmmmmmmmmmmmmmm !

    Bir ayağı çukurda olanların sesi…

    Evvvvetttttt sevgili dinleyen, bir diğer istek parçamız Weimar’ın dünyaca ünlü azgın tekesi Goethe için arkadaşlarından geliyor. Şarkı müthiş dostlar

    Evvvveeeettttt !

    Aşk acısını üretkenliğe çeviren radyo…

    Adama 84 yaşında “Faust” u yazdıracak ilhamı veren radyo…

    Çuuuuukkkkkkuuuuurrrrrr efemmmmmmmmmmmmmmm !

    Tüm sevip de kavuşamayanlar için gelsin o zaman…

    Duayen sanatçı Erdem Çömez söylüyor: Sevdiğim Kız Bana Abi Deyince…

    O zamannnnnnn Bir Daha çal Sammmmmm…

    https://www.youtube.com/watch?v=Ws9VzUGvhsY

    9.BÖLÜM: OKYANUSU AŞAN İLK SÖZ’e ait reklam:

    Teknoloji artık daha ne kadar ilerleyebilir ki ?

    Siz buradan bir aleti “tıklatma” vasıtasıyla meramınızı taaaa okyanusun diğer tarafına bile gönderebileceksiniz.

    MORS 18-37 Telgraf değil; gelecek deyin ona!

    Dün’ün mucizesi… Bugün’ün gerçeği…

    Artık “uzak” hiç de değil o kadar uzak…

    ( Yasal uyarı: “Yakın”ın da artık; hiç de o kadar yakın kalmama riski yüksek oranda bulunmaktadır. )

    “Peki! Zeki Müren de bizi görecek mi?” tayfası hiç gevrek gevrek gülmesin…
    Bugün değil ama yarın neden olmasın…

    MORS 18-37 renk seçenekleri tüm seçkin telefoncularda…

    ( + Telefon ? What the Telefon? )
    (- Sus sus! Allah söyletti…)

    Reklam cıngılımız: Müzeyyen SENAR’dan Telgrafın Tellerine Kuşlar mı Konar
    https://www.youtube.com/watch?v=X_-CcfF--Dw

    10.BÖLÜM: TANRIYA SIĞINIŞ’ın şarkısı:

    Sooooonnnnn Vaaaaagoooooonnnnnn efemmmmmmmmm!

    Son yolculuğunuzun sadık dostu…

    Eşinin dırdırına daha fazla dayanamayıp evini terk edip son vuslatına giden Tolstoy’dan karısı Sonya’ya geliyor…

    Kazım koyuncu söylüyor efendim “ Hoşça kal”…
    https://www.youtube.com/watch?v=hluVrTixQwI

    Stüdyomuzda çok ilginç anlar yaşanıyor sayın dinleyen…

    Tolstoy’a cevap geldi. Hemen yerine getiriyoruz…

    Sooooonnnnn Vaaaaagoooooonnnnnn efemmmmmmmmm!

    Son yolculuğunuzun sadık dostu…

    Ayna’dan geliyor. “gitme kal diyemedim”…
    https://www.youtube.com/watch?v=7apTRc_R1DU

    11.BÖLÜM: GÜNEY KUTBU İÇİN SAVAŞIM’ ın şarkısı:

    Soooonnnnn Ütücüüüüüüüüüüüüü efemmmmmmmm !

    Herkes gider ama o hep yanınızda…

    “Eşhedü” demeden hemen önce dinlemek istedikleri son bir şarkısı olanların en son dinledikleri radyo…

    Soooonnnnn Ütücüüüüüüüüüüüüü efemmmmmmmm !

    Sayın dinleyen çok üzücü bir istek parça daha elimize ulaştı.

    Güney kutbuna giden Bir kaşif’in son dileği, İngilizce yazmış ama sorun değil…

    Evet çevirisini yaptırdım. Karısına sesleniyor:

    Nazım Tahir ile Zühre şiirinde diyordu ya “ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil diye ben de sevdam için yola çıktım. Yine aynı şiirde “ Mesela Kuzey Kutbunu keşfe giderken (…) ölmek ayıp olur mu?” diyordu ya ben Güney’i keşfedemeden ölüyorum canım… Ama bir “hiç” uğruna değil bir “amaç” uğruna mutlu gidiyorum canım…

    Blah,blah, blah… Ben hiçbir şey anlamadım sayın dinleyen. Oksijen beyne yeterince gitmiyor ya normal yanııııı… Espri manyağı yapan radyo
    (https://www.youtube.com/watch?v=X5XV_mcVvPY)

    Neyse biz şarkımıza geçelim.
    Ajda Pekkan’dan geliyor “ Bambaşka Biri”
    https://www.youtube.com/watch?v=fJo66d6HMLw

    Şarkıdan 5 dakika sonra:

    Evvvveeeet sayın dinleyen. Yeni bir son dilek geldi. Yalnız bu aynı kişiden. Evet, yazıda bolca “fak” “ şit ” gibi sin kaflar var. En iyisi bunu da çevirttirelim…

    Benim hatam sayın dinleyen. Dinleyen ölmek üzere olduğundan sadece “lanet olsun” ve “canın cehenneme” diyormuş. Kaka şeyler yazmamış. Ben de neler düşündüm…

    Şarkıyı yanlış anlamışız doğrusunu çalalım. “ ayvilsörvayvıy” ( Bu nedir şimdi sayın yönetmenim ? Ses yayına mı gitti? Abboooo!!! )
    https://www.youtube.com/watch?v=Tth-8wA3PdY

    Bu arada çeviriler konusunda yardımını esirgemeyen Trt nin çeviri ekibinin yüz akı kaynıma teşekkürü bir borç bilirim.


    14.BÖLÜM: WİLSON’IN BAŞARISIZLIĞI’nın şarkısı

    Yeağğğğğğ kürkümmmmmmmm yeağğğğğ efemmmmmmmm!

    Yemişim niyetini, gösterecek faaliyetin olmadıktan sonra…

    Amaç odaklı değil sonuç odaklıların radyosu…

    Yarışmak değil kazanmaktır kazanç diyen galiplerin radyosundan merhaba sayın dinleyen!

    Bugünkü “loser” köşemizde Wilson var. Paris Barış Konferansının en büyük mağlubu. Kendisine ülkesine dönerken ulaştık ve bir parça isteği olup olmadığını sorduk. Bir parça istedi ki dostlar tam bir kaybedene yakışır, yanı, kısaca cuk diye oturdu.

    Özkan Uğur söylüyor : Olduramadım..

    https://www.youtube.com/watch?v=lJXhxvJBeX0