• 168 syf.
    Beyaz Gemi’yi bir de bu yorumdan sonra düşününüz…

    Eser, bir semboller şaheseridir. Bu nedenle evet, bir görünen tarafı ve anlatımı vardır ama bir de semboller üzerine kurulmuş bir iç anlatımı vardır. Bu yazım şekli Aytmatov’un dehasını ve ustalığını gösterir.

    Nitekim diktatörlüklerde, baskıcı sistemlerde insanlar fikirlerini açıkça dile getiremedikleri için hep semboller kullanırlar. Bu bazen bir türkü olur bazen bir destan bazense bir tek kelime.

    Buna göre bir kere romanın adı bile bir mesaj taşır. Nedir? Ak Keme/Beyaz Gemi. Beyaz, özgürlüğün rengidir. Beyaz Gemi’nin yazıldığı devlet ise her şeyin kızıl olduğu, bir totaliter sistemdedir. Ayrıca gemi ve göl kavramları ‘gidebilmeyi, sonsuzluğu’ çağrıştırır.

    Çocuğun adı yoktur. Çocuk, çocuktur. Bu anlamda hepimiz birer çocuk olabiliriz. Baskıcı rejimlerin ezip geçtiği, bir sayıdan ibaret gördüğü insanlardır çocuk. Nitekim Aytmatov yıllar sonra bir konferansında kendisini büyük bir ilgiyle dinleyen bir gencin söz alarak, ‘Beyaz Gemi’deki çocuk benim’ dediğini anlatır ve ekler, ‘Evet oydu ve hatta sadece o değildi…’

    Romanın kötü kişisi Oruzkul’dur. Bu isim Kırgız Türklerinde kullanılmaz. Manası Rus’un kuludur. Yani Rus’a kul olan… Aytmatov, totaliter bir rejimde açıkça yazamayacağı bir şeyi böyle ifade etmiştir. Ruslara kul olan tipler Orozkul gibilerdir. Sarhoş, rüşvetçi, kötü kalpli, milli ve manevi değerleri olmayan, kaypak kişiler. Hatta şu mesajı da verir. Orozkul’un çocuğu olmaz, yani soyu kesiktir. Yani, komünist sistemin de evladı olmayacak, tükenecek.

    Mümin Dede ise Kırgız halkını temsil eder. İsimler tesadüf değildir. Mümin, inanan, inançlı demektir. Mümin Dede de, inançlı ve iyi bir insandır. Lakin güçsüzdür, değer görmez ve pasif iyidir. Bu nedenle Orozkul’un tahakkümünden kurtulamaz. Ancak torunuyla arasında bir kültür aktarımı vardır.

    Isık Göl’ü gördüm ben. Öyle küçük bir göl değil; bilakis bizim Marmara Denizinin yarısı kadar bir göl. Karşı kıyısının görülmediği yerleri çok. Kırgızlar için bir deniz adeta. İşte oradaki baba motifi de beklenen bir kahramanı işaret ediyor. Umudun ona bağlandığı ama aslında var olup olmadığını bilinmediği bir kahraman.

    En nihayetinde, ‘Onun iki masalı vardı. Biri kendisinindi ve başka kimse bilmezdi. Ötekini ise dedesi anlatmıştı ona. Sonra ikisi de yok olup gitti. Şimdi biz bunlardan söz edeceğiz.’ diye başlıyordu kitap.

    Dediğim gibi bizzat Isık Göl'e gidip, romanın geçtiği yerleri gördüm. Gözlerim göldeki Beyaz Gemi'yi ve o isimsiz çocuğu aradı. Efsanelerle sarılmış, mükemmel bir dönem eleştirisi.

    Yaşasın çocuk...
  • 375 syf.
    ·37 günde·10/10
    Hiçbir kitabı okuduktan sonra böylesine kötü hissettiğimi, ağlamaklı olduğumu, sinirlendiğimi, tepkisiz kaldığımı, birine sarılma ihtiyacı duyduğumu, sessiz kalabildiğimi ve aynı zamanda öylece boşluğa bağırma hissine kapıldığımı hatırlamıyorum.

    Bir arkadaşlık, bu kadar samimi, sıcak ve masum olabilir mi?

    Evet yazarımız bize bu bahsini ettiğimiz arkadaşlığı mümkün kılıyor. Öyle ki ilerleyen olay örgüsünde keşke bu hissi vermeseydi bile diyorsunuz. Khaled Hosseini bana göre kitabın kendi türünde bir başyapıt ortaya çıkarmış. Khaled, kitabın daha ilk sayfasından son sayfasına dek, olayları ve kişileri öyle güzel organize etmiş ve birbiri ile öylesine güzel ilişkilendirmiş ki bazen burnuma, sayfalardan kâğıt kokusu yerine zekâ kokusu geldiği oluyordu. Kitabın dili gayet yalın ve anlaşılır, bu anlamda kitabı okuyacak olan arkadaşlar edebi bir dil beklentisi içerisine girmemelidir. Tüm bunların yanında yazar kullandığı sade dili ile çok belirgin bir atmosfer oluşturmuş. Kimi zaman bir tankın içerisinde nefes alamadığınızı kimi zaman da çocuklarının karnını doyurabilmek için tek bacağı olmayan bir Afgan’ın diğer bacağı için sizinle pazarlık ettiği yanılgısına düşebiliyorsunuz.

    Uçurtma Avcısı, biri efendi diğeri hizmetkâr olan iki arkadaşın hikâyesini anlatmaktadır. Kitabın başlarında efendi olan Emir’den nefret edebilirsiniz ve masum, yetenekli, cesaretli aynı zamanda efendisine sadık olan Hasan’a da üzülebilirsiniz. Sonrasında ne hissedeceğinize isterseniz siz okuduktan sonra karar verin.

    Aslına bakarsanız bu kitap genel anlamda sessizliği ifade ediyor. Emir’in Hasan’a yapılanlar karşısındaki sessizliği, Hasan’ın kendisine yapılanlar karşısındaki sessizliği, Afganistan’dan Amerika’ya kaçan arabanın içerisindekilerin Rus Askerlere karşı sessizliği, yetimhanede çocuklara yapılanlar karşısında müdürün sessizliği, stadyumda kadına yapılanları izleyen seyircilerin sessizliği ve biz… Kitabı okurken ki sessizliğimiz…

    Emir ve Hasan arasındaki diyaloglar, arkadaşlığa ve dostluğa yeni bir bakış açısı getirmektedir. Hayatım boyunca unutamayacağım o diyalog, Emir, “Benim için gerçekten yerdeki pisliği bile yer misin?” diye soruyor ve “Tabii ki yerim Emir Ağa ama asıl sen benden böyle bir şey yapmamı ister misin?” Cevabını alıyor ve bunun gibi onlarca diyalog.

    Herkesin hayatında pişmanlıkları vardır. Bazılarımızın pişmanlıklarının kitapta olduğu gibi geri dönüşü yoktur. Dostoyevski’nin Suç ve Ceza kitabında işlediği pişmanlık, Tolstoy’un Diriliş kitabında işlediği pişmanlık benim için çok değerlidir ve yerleri ayrıdır. İnanın burada işlenen pişmanlık başka, burada yüreğinize dokunan hatta acıtan bir şeyler var ve bir yazar Dostoyevski ile karşılaştırılıyorsa tüm samimiyetimle yazıyorum, o yazar mutlaka okunmalıdır!

    Acaba, yeniden iyi biri olmak mümkün mü?
  • 352 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Gelirleriyle çocuklara kitap hediye edeceğim YouTube kanalımda 1984 kitabını yorumladım:
    https://youtu.be/dK1thKZa9ik

    "Who are you to wave your finger?
    You must have been out your head!"
    "Sen kim olduğunu sanıyorsun da bana parmağını sallıyorsun?
    Kafayı sıyırmış olmalısın!" Tool*

    UYARI : Bu inceleme yazılırken hiçbir kitap yakılmamış, haplanmamış veya fiziksel şiddet görmemiştir.

    https://image.ibb.co/fETD4e/1.jpg

    1984 : Evet beyler, uzat kolları, uzat kolları. Aranızda konuşmayın. Ben izin vermediğim sürece siz konuşamazsınız. Burada otorite benim. Nerede olduğunuzun farkında olun. Sabah içtimasında konuşan birisi olursa hayatta en korktuğunuz şeylerin gerçek olduğu 101 Numaralı Oda'da bulursunuz kendinizi. Sayımız 8 olmalı, Fahrenheit 451 nerede?

    https://image.ibb.co/epdkHz/2.jpg

    F451 : Buradayım efendim! Geldim, yetiştim işte! Umberto Eco'nun meşhur Gülün Adı kitabı için büyük bir kitap yakma töreni düzenledik biraz önce. Geç kaldığım için özür dilerim hem sizden hem Büyük Birader'den.

    1984 : Bir daha böyle şeyler istemiyorum, herkes vaktinde burada sıraya geçmiş olacak!

    F451 : Emredersiniz.

    https://image.ibb.co/dbAXxz/3.jpg

    1984 : 1,2,3,...8. Tamam sayı doğru, rahat oturuş pozisyonuna geçebilirsiniz. Parti'nin geleceği, onun sonsuz iktidarının sürekliliği ve sizlerin kesintisiz refahı için birkaç şey anlatmam gerekli.

    https://image.ibb.co/cNHCxz/4.jpg

    1984 : Öncelikle, içinde bulunduğunuz distopik dünyanın ve panoptikonun farkında olun. Bu bir rica değil, emirdir. Hepiniz birer distopya kitabısınız ve bağlı olduğunuz bu türün tanımlarını bilmek zorundasınız.

    Distopya, anti-ütopya demektir. Ütopya Yunanca'da olmayan yer, güzel yer anlamlarına gelebilirken distopya ise bunun tam tersidir. Genellikle distopyalar geleceğe duyulan kaygıdan dolayı yazılmış olumsuz senaryolardır, baskıcı bir sistem ve totaliter bir devlet modeli bulunmaktadır.

    Yaşamakta zorunlu olduğunuz bu dünya içerisinde renkler sadece bana aittir, sizi bir panoptikonun içerisinde yaşadığınızı unutturmamak adına elimizden geldiği kadar renklerinizden ve duygularınızdan arındırmaya çalışırız. Arkamda gördüğünüz Büyük Birader adındaki liderimize sınırsız ve sorgusuz itaat bekleriz. Panoptikon, mahkumların görülebileceği duygusu nedeniyle davranışlarını kurallara uygun yapmasına sebep olduğu modern bir hapishane modelidir. Evet, şu anki insanların çağdaş sandığı hayatları ve sizin renksiz hayatlarınız kelimenin tam anlamıyla bir panoptikondur diyebiliriz. Burada bulunduğunuz distopyanın müdürü ise Büyük Birader'dir. O her zaman sizi izler. O her zaman sizin 2x2'nin sonucunun 5 olduğuna sınırsız itaat etmenizi ister. Çünkü Parti böyle dediyse bu böyledir.

    Bu arada görevleriniz tam olarak neydi bana hatırlatın.

    F451 : Ben sabah akşam tür fark etmeksizin kitap yakarım. İnsanların kitap okuyamaması için elimden geleni yaparım. Çünkü kitap insanı cahilliğinden arındırır ve bu eylem 1984'ün içinde geçen "CAHİLLİK GÜÇTÜR." ilkesine ters düşer.
    Büyük Birader'in emirlerinin dışına çıkarsam ceza alacağımı, fobilerin gerçek olduğu 101 Numaralı Oda'yı boylayacağımı bilirim.

    Cesur Yeni Dünya : Ben insanları Ford Sistemi adını verdiğim, Tanrı'nın Ford olduğu ve doğan her yeni bebeğin ebeveyn bilincinden yoksun, şartlandırılarak doğduğu bir model içerisinde yönetirim. Soma adlı bir mutluluk hapını bir distopyanın içinde olduklarını unutsunlar diye onlara içiririm ki hiçbir zaman bu acımasız durumun farkında olamasınlar. Benim dünyamda da kitap okumak yasaktır, bebekleri ürettikten hemen sonra bebekler bir kitaplığa doğru emekletilir, kitaplara tam ulaşacağı sırada onlara elektrik verilir ve bu bireyler bir daha kitaplara hayatları boyunca dokunamaz.

    Otomatik Portakal : Ben şiddetin meşrulaştırıldığı yerin tam kendisiyim. Fiziksel ya da manevi her şekilde, her saniyede halkın gözü önünde ve çekinmeden şiddet uygularım.

    Çarpışma : Ben teknolojinin, arabaların, makineleşmenin distopyasıyım. Makinenin verdiği haz ve hızın, arabaların birbirleriyle çarpışmasının bana cinsel mekanizmaları hatırlattığı bir senaryoda anlatırım her şeyimi.

    1984 : Tamam, tamam! Kes, kes. Yeter bu kadar! Hadi, herkes görevlerinin başına! Mesai vakti!

    https://image.ibb.co/b5CCxz/5.jpg

    F451 : Seni yakmak istemiyorum NA1, kitap okuyanları anında yakalayan Mekanik Tazı'dan zorla kaçtım da buraya geldim, seni kesinlikle yakamam ben. Umarım 1984 bizi görmez.

    NA1 : Başımız belaya girecek.

    1984 : Benden ve Büyük Birader'den asla kaçamazsınız! Ona sınırsız itaat etmeli ve sonsuz sevgi duymalısınız. Aynı askerde size öğretildiği gibi, itaat et, rahat et felsefesi geçerlidir! Bu sistemde eğer bir hatanız olursa siz Büyük Birader'i sevecek hale gelene kadar cezayı, işkenceyi hak etmiş olursunuz.

    https://image.ibb.co/e6qAje/6.jpg

    C.Y.D. : Abi kafam çok güzel. Birkaç Soma hapı attım bir distopyanın içerisinde olduğumu unutayım diye. Kafam güzel ama nasıl güzel, o kadar güzel ki, o kadar güzel ki. Nasıl böyle... Neyse Havva'nın Üç Kızı, biliyorsun ki 1984 distopyasının içerisinde sadece Parti'nin soyunu devam ettirebilecek verimli döllere izin verilir, yani bu işi Damızlık Kızın Öyküsü ile yapmam gerekiyordu ama artık bu kafanın da etkisiyle senle olmuş oldu, bunu Büyük Birader ve 1984'ün kesinlikle duymaması gerek.

    Havva'nın Üç Kızı : Ah, kesinlikle bir skandal olacak, hem de büyük bir skandal, ateizm, günah, bombalı patlamalar, laiklik, tarikat, Mevlana, bekaret, yobaz, falan filan.

    1984 : Ne yazık ki, kadere bak, kadere bak. Kimler kimlerle beraber yan yana geliyor!! Büyük Birader sizi her yerde, her zaman izler. Yaşamış olduğunuz Okyanusya içerisinde izinsiz cinsel ilişkiye ve Parti'den olmayan insanlarla takılmaya nasıl cüret edersiniz! Bu sınırlar içerisinde böyle bir ilişki kesinlikle yasaktır. Elif Şafak'la kimse takılmayacak bundan sonra! Derhal 101 Numaralı Oda'ya!

    https://image.ibb.co/e8934e/7.jpg

    O.P : Tamam kardeşlerim, kaçmayın artık lütfen. Efendim, kaçmayın sizi dövmeyeceğim. Kendimi riske atıyorum ama bu işten gerçekten sıkıldım artık kardeşlerim.
    1984 : Senin görevin şiddeti meşrulaştırmaktır, sen bunun için distopyasın! Derhal 101 Numaralı Oda'ya!

    https://image.ibb.co/ewoKcz/8.jpg

    Çarpışma : Hayır yani, arabaların çarpışmasının, makineleşmenin erotizmi nasıl bir distopyadır? Arabalar yollarında gitsin, herkesi işine ve evine getirsin götürsün işte...
    F451 : Çok suçluyum, artık hiçbir kitabı yakmak istemiyorum.
    C.Y.D. : Bu distopyanın artık net olarak farkındalığındayım, Soma hapı atıp bunu görmezden gelmek istemiyorum.

    1984 : İtaat edin, rahat edin! Genellikle disiplinden dolayı olsa da bu iktidarın içerisinde disiplinin olmadığı yerde kan ve gözyaşı vardır! Unutmayın. Hepiniz birer distopyasınız, özellikle de F451'i 2.kez uyarıyorum zaten. Şimdi doğru hepiniz 101 Numaralı Oda'ya!

    Beyler, beyler... Sizi anlamakta güçlük çekiyorum gerçekten. 302. sayfamda da belirttiğim gibi; "Eski reformcuların hayalini kurduğu o enayi, zevk düşkünü ütopyaların tam tersi bir dünya." içerisindesiniz. Enayi mi olmak istiyorsunuz yani gerçekten?

    https://image.ibb.co/g021qK/9.jpg

    Ütopya, Devlet : Merhaba, biz bugünkü toplantı için gelm...
    1984 : Siz de kimsiniz enayiler?! Çıkın dışarı, yanlış kapı! Yoldaş olmayan kimse buraya giremez!
    Ütopya : Arkadaşlar, bu Büyük Birader dedikleri 2 boyutlu kağıt parçasından başka bir şey değil, görmüyor musunuz bunu gerçekten? Bunu göremeyecek kadar at gözlükleriyle mi dolaşıyorsunuz? Biraz içinde bulunduğunuz hayatı, benliğinizi sorgulay...
    1984 : Muhafızlar çıkarın dışarı bunları, hemen!

    https://image.ibb.co/bRG5Hz/10.jpg

    1984 : Ben mimarlığın, cinselliğin, yaşamanın, iktidarın, etimolojinin distopyasıyım. Konuşacağınız duygu yoksunu kelimeleri bile ben belirlerim. Dün söylediğim şey bugün geçerli olmayabilir. Bugün doğru bildiğiniz gerçek, bir bakmışsınız yarın bambaşka bir gerçeklik haline dönüşmüş. Bellek deliğine onun evrağını attım mı bu dünyadan o bilgi silinir gider. Her söylediğimi halkımın 1 gün sonra hemencecik unutması bu sayededir. Düşmanımızın bugün Goldstein olduğunu söylüyorsam, bu kişi yarın başka birisi olabilir ve siz bunu hatırlamazsınız, hatırlasanız bile kanıtınız kalmamış olur. İktidar için yapmayacağım şey yoktur, gerekirse dini satın alır size tekrar satarım, Tanrılık rolünü Büyük Birader'e veririm, her türlü hırsızlığı ve kötülüğü yaparım ama siz yapamazsınız!

    Ayrıca istediğim kadınla da takılırım, kim söylemiş takılmanın yasak olduğunu? Zaten sen kim olduğunu sanıyorsun da bana parmağını sallıyorsun, bana itaat etmiyorsun? Kafayı sıyırmış olmalısın!

    O anda, fobilerin gerçek olduğu 101 Numaralı Oda'dan gürültülü sesler yükselmekteydi. Renksizlik, duygusuzluk, sınırsız ve sorgusuz itaat ilk günkü gibi hüküm sürmekteydi. Tek fark ise bütün distopyaların ortak özelliğinde olduğu gibi umut olmayan geleceğin kaygı duyulan senaryosunun esas gerçeklik olmasıydı. Bu yaşamın içinde hayatta kalabilmek sorgusuz itaate ve Büyük Birader'i koşulsuz sevmeye bağlıydı. Onlar Büyük Birader'in götünün kılıydı!

    https://image.ibb.co/eNGGPe/11.jpg

    Umut varsa halkın %85'ini oluşturan proletaryaya -yani alt sınıfa- aitti. 252. sayfada dendiği gibi, birbirlerinin varlığından ve gücünden habersiz olan bu topluluk, düşünmeyi hiçbir zaman öğrenmedikleri halde yeryüzünün dört bir yöresinde, aralarına nefret ve yalan duvarları girmiş de olsa bir gün dünyayı alt üst edebilecek gücü yüreklerinde, içlerinde biriktirmekteydi. Umut, varsa eğer, proleterlerdeydi!

    Tam da o anda, dışarıdan geçen onlarca arabanın oluşturduğu görgüsüz, sayısızca maganda içeren konvoyun önündeki kamyonetten bu gürültüyü bastıran daha ikna edici bir vaat işitiliyordu :

    "SAVAŞ BARIŞTIR
    ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR
    CAHİLLİK GÜÇTÜR."

    *Epigrafta bahsi geçen şarkı : https://youtu.be/civuoU_NE38
  • 464 syf.
    ·Beğendi·10/10
    UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

    Sabah buna diye başladım Aziz Nesin kritikleyip sekiverdik işsizlikten =)) Eh fena da olmadı hani ! Çünkü her ikisi de azmin ete kemiğe bürünmüş hali benim gözümde..İkisi de kelimenin tam anlamıyla tırnaklarıyla kazıya kazıya geldiler oldukları yere ..Bu açıdan bakınca az gecikmeli oldu ama olsun beklediğime değdi..

    Bu nasıl bir azim demek istiyorum ama kitabı okuyanlar hemen romana ya da Martin Eden karakterine atıfta bulunduğumu sanacaklar ..Halbuki Jack London ' ın hayatı ve başardıklarının yanında bu roman ne olabilir ki ? Amerikan edebiyatının incilerinden hatta ve hatta en iyilerinden biri diye nitelendirilen bu kitap Jack London' a kıyasla kumsalda bir kum tanesi olabilir mi acaba ? Romanı hayatını bilmeksizin okuyanlar , bir genç kıza aşık olan Martin isimli bir denizcinin azmi , sonrasında yaşadığı hüsran ve mutlu /mutsuz son olarak algılayacaklar .. Yahu arkadaşım ne demeye çalışıyorsun diyenleri duyar gibiyim .. O yüzden hemen sadede geleyim ..Arkadaşım bu okuduğun ve otobiyografik diye nitelendirilen roman Jack London ' ın hayatı değil .. En azından tamamı HİÇ değil ! Çok çok kısa bir dönemi .. Ve kurgu ile zenginleştirilmiş bir versiyonu .. Bir kez Jack London ' ın anne ve babası ölü değiller bu romanda olduğu üzere ..Burda bir kere anlaşalım .. Hatırımda kaldığı kadarıyla annesi ,kendisi milyoner olup ayrı çiftlik evi (WOLF HOUSE) yaptırıncaya kadar da hayatta ..
    Evet Ruth olarak okuduğun ve Martin Eden ' a tokadı basan onu yüzüstü bırakan omurgasız bir hatun Jack London ' ın hayatında var oldu .. Asıl ismi Mabel Applegarth idi..Jack London bu veremli genç kızı lise yıllarında ismi Ted olan abisinin daveti üzerine evlerine gittiği dönem tanıdı ..Çook öncesinde denizlerde inci avcılığı yaparken postu deldireceğini anlayınca polis vardiyasına katılmış sonrasında bu işlere paydos diyip liseye yazılmıştı .. İşte onu ilk kez gittiği Oakland lisesinde gördü ve etkilendi .. Sonrasında Kaliforniya Üniversitesine gitti ..Aynı romandaki gibi çok kaba , sürekli içen ingilizcesi bozuk bu genci , Kaliforniya Üniversitesinde tekrar görünce bizim hatunun feleği şaştı tabii .. O kalas aromalı genç gitmiş yerine entellektüel birikimli hızar gibi bir Jack London gelmişti .. Ama ne yazık ki maddiyat el vermedi tekrar çalışmaya başladı .. Tam herşey bitmiş , KENDİSİ GÜNEŞTE UNUTULMUŞ 100 yıllık BİR BAMBU TABUREYE DÖNMÜŞ , HAYAT İSE 160 KİLOLUK BİR ÜMİT USTA kıvamında "üstüne üstüne" geliyorkeeeeen bir mucize oldu ! Eserlerinden biri yayınlandı.. Sonrasında olanlar yer yer yazarımızın hayatıyla eşleşiyor .. Şimdi sanırım ne demek istediğimi anlamışsınızdır .. Evet Martin Eden Jack London mıdır ? Aynen öyle !! Kendi üzerinden hayatının bir kısımını değiştirerek aktarmış bize olanları .. Anlayacağınız üzere gerçek hayatta iki evlilik yapmasına rağmen gerçek ve ilk aşkını hiç unutmamış ..Tıpkı ona en kötü günlerinde yardım edenleri de unutmadığı , yeri gelince hatırladığı gibi ..Yeri gelmişken hatırlatayım bu insanlar için ne dediğini :

    "Acımak , aç bir köpeğin önüne kemik atmak değil , kemiğini o köpekle PAYLAŞMANDIR."

    İşte bu yüzden diyorum ki inanılmaz bir adam .. İnanılmaz bir azim ..İnanılmaz bir sadakat ..Eşi benzeri olmayan bir kalp bu adamdaki!! Eşsiz bir zeka ..Muadili belki hiç gelmeyecek bir yetenek!

    Nasıl başarılı olmasındı ki? Romanı okuyanlar bir şeyi hemen farketmişlerdir ..Kendisi gerçek bir "realisttir".. Hep söyledim ; Demir Ökçe incelememde (#25935136 ) , hayatını anlatan Doludizgin bir Denizci Jack London' da da (#24776554) belirttim..Gerçek hayatta neyi gördüyse onu yazdı Jack London! Edebiyat üzerine tartışan monşerler ,kırmızı kadife koltuklarda yaylanıp ,şarap şampanya yudumlayıp hiç yaşamadıkları hayatlar üzerine beylik tanımlar yaparken gerçek açlığı, sefilliği , bir ekmek için eriyen bedenleri gördü..O insan öğüten çarkların içine düştü..Hem de romanda geçen çamaşırhanedeki de dahil , daha kötü versiyonlarına .. Gözleriyle gördü yokluğu .. Dört gün sadece tek , bir tek patates haşlayıp hayata tutunduğu günleri yaşadı .. Bakın bu adamın başardığı mucizeyi gelin size bambaşka bir yoldan anlatayım .. Evet uzun oldu inceleme .. Varsın olsun ! Böylesi bir adama değer !! Martin Eden ' ın nasıl ve nerede yazıldığını, hiç olmazsa buraya kadar okuyanların bilmeye hakkı var ..

    Diyorum ya o çarkların arasına girdi diye .. Bana göre çok önemli iki eser kaleme aldı ünlü olduktan sonra. Bunlardan biri Uçurum İnsanları ( #18738047 ) diğeri ise Demir Ökçe idi ve her iki eser de ezilenlerin hayatını mercek altına alıyor ve kapitalizm eleştirisi barındırıyordu .. Uçurum İnsanları yazıldıktan sonra büyük eleştirilere göğüs gerdi Jack London .. Ama Demir Ökçe bambaşka bir durumdu .. İktisadi sistem eleştirisi barındırdığı gibi , din adamları ve dolayısıyla kiliseyi, ayrıca mahkeme ve yargı sisteminini de top ateşine tutuyordu..Bu sırada başına gelecekleri bilen kahramanımız elinde avucundakilerin hepsini nakite çevirip Snark adlı bir tekne yaptırmaya başladı .. Amacı 7 sene sürecek bir dünya turuna çıkarak gördüklerini yazmaktı .. Elinde avucunda hiçbir şey olmazsa , ondan da zerre koparamayacaklarını gayet iyi biliyordu çünkü .. Demir Ökçe' nin ilk tefrikası (belli bir kısmının okunuşu) Ruskin Club isimli bir mekanda oldu .. Tabii ki kıyametler koptu..Yayımcısının tek dileği en azından mahkemelere olan hakaret kısımlarının çıkarılmasıydı ama Jack London buna bakın nasıl karşılık verdi :

    "Eğer mahkemelere saygı duymadığım için suçlanacaksam , altı ayımı cezaevinde geçirmişim ne çıkar ? Bu süre içinde iki kitap yazar , dilediğim kadar da okurum.." (VER MEHTERİ!! )

    Ve ne diyordu onu Amerika' nın Karl Marx ' ı sayan Anatole France bu efsane kitaba yazdığı önsözde onun için : " Jack London , ölümlüler topluluğunun göremediklerini sezinleme dehasına sahip...İleriyi görme konusunda özel bir yeteneği var."

    Velhasılkelam eser yayınlandı ve bizim esas oğlan karadaki cinneti ardında bırakıp daha önce HİÇ ama HİÇ DENİZE AÇILMAMIŞ tayfası ile beraber Pasifik'e yelken açtı .. Bu tayfalardan biri tekneye ahçı olarak alınan "MARTIN" Johnson isimli bir gençti(kim bilir belki bu ismi onun için seçti)..Bu arada hayatı boyunca insanlara onca iyilik yapmış Jack London sırtından bıçaklanmıştı bir kez daha .. Depoladığı meyve sebze çürük çıkmış ,gemide de yapımdan kaynaklı hatalar farkedlimeye başlanmıştı.. Tayfayı hem deniz tuttuğu için hem de işten anlamadıkları için etkisiz eleman sayan Jack London bunlardan kimini kovdu ve okyanusun ortasında , ışıksız gecelerde bu yediği son darbenin de etkisiyle bir kez daha tükenmenin eşiğine gelmişken Martin Eden ' ı yazmaya başladı .. İşte size bahsettiğim Martin Eden bu ! Martin Eden ' ın gerçek azmi bu ! İşte bu efsane adam her akşam , her sabah hayatımın romanı dediği yazarlığının başlangıcını anlatan bu esere bin kelime eklemekte , eğitimsizliğinden gelen cahilliğine çare aramak için nasıl çabaladığını , nasıl bilgili bir insan olup çıktığını anlatmaktaydı ..Romandaki esas kişiler Mabel ve ailesi (Ruth ve Morse ailesi) ,kendisine yol gösteren şair George Sterling (Brissenden) ve bizzat kendisi idi.. Bu romanın kadın kahramanı Ruth Morse Jack London' ın işçi sınıfından gelmeyen tek kahramanıdır.Bu eserde sosyalizme bir gönderme de vardır ..Şöyle ki şair Brissenden ,Martin Eden ' a sosyalizme tüm gönlüyle bağlı kalmasını öğütler.Böylece , sosyalizm başarıya ulaştığında kendisinin de hayata bağlı kalmak adına bir nedeni olacaktır..Oysa o bundan vazgeçip kendi tabiri ile "Ay' ın yapımında kullandığı yeşil dolar dağları ile geldiği yere , denizlere döner..Bu bağlamda monetary sistem yani parasal sisteme de bir dikenli selam çakar ..Sınıflar arası ilişkileri , hayatı olduğu gibi anlatması ve azmin gücünü ele alması açısından da eşsiz bir eserdir .. İnsan isterse neler yapabilirin cevabıdır bu anlamda hem Jack London hem de Martin Eden .. İşte hayatını tam anlamıyla bilmeksizin okuduğunuz Martin Eden ' ın ardındaki gerçekler .. Sanırım biraz uzun oldu ama hayatını sadece bu romandır diyerek okumanıza da gönlüm razı gelmedi ..İnceleme burada bitiyor ..Tavsiye ediyor muyum ? Demiryolu Serserileri ve
    John Barleycorn (Bir Alkoliğin Anıları) kitaplarıyla beraber okuyacaksanız pek tabii =))

    KAHROL RUTH MORSE TAYFASI .. Sizi de unutmadı Tuco Herrera =)) Bu kısmı sizin için özellikle arayıp buldum ..

    Aradan iki yıl geçmiş Martin Eden yayınlanmıştır .San Jose ' deki kadınlar derneği , edebiyat eleştirmeni Mira Mac Clay ' i davet ederek Martin Eden üzerine bir konuşma yapmasını ister ..Mac Clay açar ağzını yumar gözünü ..Eserdeki kadın kahraman Ruth ' un korkaklığı ve iki yüzlülüğü yüzünden ,hem kendi hayatını hem de Martin Eden ' ın hayatını bitirdiğini söyler .. Tüm bunları söylerken , en ön sırada oturan ve gözlerinde ölüm kadar derin bir hüzün ve gözyaşları barındıran , soluk yüzlü incecik kadının isminin Mabel Applegarth olduğunu bilmemektedir ..

    Sunay Akın gibi adamım vesselam .. Lanedossun !!! Görüşmek üzere işsizler !!! Buraya kadar okuduysan son böbürlenmemi de hakettin ..Hiç kusura bakma güzel kardeşim =)))
  • Arkadaşlar, sitede en çok paylaşılan sahte alıntıları Kağan Bilge ile bu iletide topladık. Sitedeki bilgi kirliliğini temizlemek için bu alıntılara rastlarsanız lütfen şikayet ediniz. Ve lütfen okumadığınız, kitaplarda kendi gözlerinizle görmediğiniz alıntıları eklemeyiniz. Bu sözlerin mal edildiği kişilere ve sözlerin asıl sahiplerinin emeklerine saygı duyulması adına, her edebiyata,kitaplara değer veren okurun buna dikkat edeceğini umuyorum.Sizler de sitede ya da başka sayfalarda gördüğünüz sahte alıntıları bu ileti altına yazarsanız, iletiye eklerim.Böylece 3 alıntıları denetlerken sağlam bir arşivimiz olur. Şimdiden hassasiyetiniz için teşekkür ederim.

    Oğuz Atay ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR :

    *Gözden ırak, gönülden de ırak olur mu efendimiz?
    -Hayır Olric. Yüreğinde bir yer açıp oraya oturttuğun her kimse, seninle birlikte gider her yere.

    *Saat kaç Olric?
    Onunla bir ömür olmaya az var efendimiz.

    *Biliyor musun Olric
    + Neyi efendimiz?
    – Onunla ne zaman lades oynasak hep o kazandı.
    + Neden efendimiz?
    – Kalbimdeyken nasıl aklımda derdim?

    *Geçer "mi Olric?
    Geç "miş aslında geçmez "miş Efendim;
    Hep bir köşede yerinden çıkmak için geceyi beklermiş.

    *Neden sadece bir hayal ürünüsün Olric?
    - Siz gerçeksiniz de ne oluyor efendimiz.

    *Ben vedaları sevmem albayım.
    Hiç gitmesin insanlar.
    Hele gelmemek üzere giderlerse, çok üzülürüm albayım, dayanamam.

    *Geldi mi peki beklediğin Olric?
    -Beklenenler hiç gelmez efendimiz.

    * Ne çok şey biliyor bu insanlar Olric?
    Herkes işine geleni biliyor Efendimiz.

    *Elimde değil Olric !
    - Ne efendimiz ?
    - Elleri Olric , elleri.

    *Ne zoruma gidiyor biliyor musun Olric? O’na yazdıklarımı o’ndan başka herkes okuyor.

    *Gönlüm geniş ama odalara yerleşecek insan yok!

    *Kim o Olric?
    - Kapıcı, efendimiz.
    - Ne istiyor Olric?
    - Çöp var mı diye soruyor efendimiz.
    -Bi'tap bedenimden ala çöp mü olur Olric? Söyle taşıyabiliyorsa beni alsın Olric.
    - Olur mu efendimiz,çileyle yoğrulmuş ömrün ederi bu olamaz efendimiz.
    - Ya ne Olric. Bunca şeyden sonra göğsümüze nişan takacak değiller ya.
    - Ama efendimiz…
    -Kapat kapıyı Olric üşüyorum.

    *Yaşar gibi yapmaktan, özlemez gibi yapmaktan, iyiymiş gibi yapmaktan, nefes alıp onu içimde tutmaktan, o nefeste boğulmaktan sıkıldım.

    *Yalnızlığı çok seversek, bir gün o da çekip gider mi?

    *Susalım mı Olric ?
    -Konuşsanız ne değişecek Efendim ..
    -Hiç birşey Olric ...
    -Susalım birkez daha Efendim

    *Bazılarımız şiirlere,şarkılara,filmlere,kitaplara tutunuyor.
    Sanırım artık insan,tutunamıyor insana.

    *Herkes geçer diyor. Geçer mi Efendim ?
    - Herkes ne bilir acımı Olric ? Her gün biraz daha acır sonra, biraz daha ve biraz daha. Ama en sonunda ne olur biliyor musun Olric? Geçmez evet geçmez. Geçti sanırsın ama, geçmez.

    *Sen acıyı biriktirmeyi seversin Olric. Sen biriktirmeyi seversin.Hadi devam et şimdi. kuru yaprakları,deniz taşlarını, gözyaşını,sorulamamış soruları,senden kalan sesleri. yaşanamamış paylaşılmışlıkları. birlikte harcamak üzere kalbinde biriktirilmiş zamanları ve hüznü. ve özlemi biriktirmeye.

    *Çok şey vardı anlatılacak.

    "O yüzden sustum.

    Birini söylesem diğeri yarım kalacaktı.
    Sen duydun mu sustuklarımı?

    *Gözlerim onu arıyor Olric
    -Gözlerinizde zaten o var efendimiz
    -Ama elimi atıyorum ve bulamıyorum Olric
    -Yanaklarınıza doğru süzülmüştür efendimiz
    -Yanaklarıma Olric
    -Yanaklarınıza efendimiz

    *Sus Olric düşünüyorum."
    - Düşünmek ne haddinize efendim.
    - Descartes düşündükçe var oluyor.
    - O düşündükçe var olur, siz yok olursunuz Efendimiz.

    *Ben ölünce beni onun gamzesine gömün olric.
    -Siz öldükten sonra gülecekse, külleriniz okyanusa daha çok yakışır efendimiz.

    *Yağmur yağıyor Olric. Islanıyor etraf. Ağlasak kimse anlamaz değil mi?
    - Anlamaz Efendimiz...
    - Tut ki güneş açtı... Papatyalardan taç yapar mı saçlarımıza?
    - Bilinmez Efendimiz...
    - Yıldız kaydığında diler mi bizimle olmayı?
    - Sanmam Efendimiz...
    - Ben de sanmam...
    - Gidelim Olric...
    - Gidelim Efendimiz

    *Sevelim mi Olric?...
    - Sevmek nedir Efendimiz?
    - Sevmek vazgeçmektir Olric...
    - Vazgeçtiyseniz sevelim Efendimiz

    *Daha kaç kez ıskalayacağız hayatı Olric?
    - Oklarımız bitene kadar Efendimiz.

    *Keşke nedir olric?
    -Hatalarımız efendimiz.
    -Çok mu hata yaptık olric?
    -Keşke diyecek kadar efendimiz.

    *Hani yarınlar güzel olurmuş diyorlardı Olric, bu yaşadığımız gün de dünün yarını değil mi?
    - Kandırıyorlar efendim, kandırıyorlar.

    *İyi geçinmek, iki kişinin kusursuz olmasıyla değil, birbirlerinin kusurlarını hoş görmesiyle olur.

    *İki kadına adamak istiyorum hayatımı. Biri “erkeğim” desin bana, diğeri sadece baba.


    Cemal Süreya ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR:

    *Sonra gülüşün geldi aklıma ve içimden dedim ki; yine gelsen yine severim seni.

    *Uğraşamam dünümle ve dünümdekilerle.
    Ben yarına bakarım yanımdakilerle.

    *Bir kadını ortadan ikiye böl. Yarısı annedir, yarısı çocuk. Yarısı sevgili, yarısı aşk.Duyanlar bunu bilmez, görenler anlamaz bunu! Yarısı rivayettir, yarısı gece.

    *Mutlu uyumak lazım azizim.. Madem uyku yarı ölüm halidir, O halde mutlu ölmek lazım; Her gece.

    *Cevap veriyorum "zamanla her şey geçer"diyen akıllara;"geçen tek şey zamandır."
    Anlayan,anlatsın anlamayanlara.

    *Güzel hayat isteyen,
    Güzel insanlar biriktirsin.

    *Elimde olsa bir yasa çıkartırdım;sevgiler ertelenmeden,geciktirilmeden söylenecektir

    *Senin çelme taktığın yerden başlıyorum hayata.
    Varsın yara içinde kalsın dizlerim,
    Yüreğim kadar

    Sabahattin Ali ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR:

    *Zaten yalnızlığımın sebebi, kitaplardaki kahramanları semtimde bulamayışım değil miydi?

    *Sana ihtiyacım yok ki benim! İnsan yalnız da mutsuz olabilir çünkü

    *Ve çok geçten daha kötüsü yoktur hayatta.

    *Benim annem türkü bilmez. Ayıp değil ki. Çığlık bilir, Ağıt bilir.

    *Seninle şöyle bir oturup konuşamadık. Birbirimizi görmeden yaşlanıyoruz farkında mısın? (İkinci cümle uydurmadır.)

    *Sonra çıkıyorsun dışarı, bakıyorsun güneş hala tepede… Yıllardır kurduğun cümleyi bilmem kaçıncı kez kuruyorsun: “Napalım, kısmet değilmiş.

    *Bir kere avuç içini öptüğün insana bir daha düşman olamazsın. Oluyorsan o senin ayıbındır.

    *Hiçbir acı baki değildir. Üflersin geçer. Bazılarına daha çok üflemen gerekir, hepsi bu.

    *Şimdi özlediğim yerden uzanayım sana, sustuğum şiirden sarılayım boynuna. Tam da şimdi; unuttuğum şarkıdan öpeyim seni.

    *Bitmiyor, sadece bazen belki güneşli bir günde veya kalabalık bir gecede geçtiğini sanıyorsun ama geçmiyor esasında. Alışıyorsun zamanla. Asla bitmiyor.

    *Gözlerimden öptü, Ellerimden öptü, ellerimden. Avuç içlerimden öptü. Unutabilir misin şimdi? Ben ölsem, unutamam.

    Turgut Uyar ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR :

    *Yalnızlığına iyi bak, sahip çık. Kaç kişinin emeği var onda kim bilir?

    *Kadınları mutlu etmenin 20 yolu diye bir gereksiz haber çıkıyor. Tek maddede açıklıyorum: Dürüst olun, yeter.

    *Keşke bir şiir okumuş,
    Bir kedi sevmiş olsaydınız!
    Belki bu kadar kirletmezdiniz birbirinizi.

    *Palyaço
    Bitmedi, yazacağım daha
    yazmazsam ağlayacağım çünkü
    alçakça olacak biraz
    hem biz o zaman kimdik ki, nerelere giderdik
    her sokakta biraz daha eksilirdik
    bilirdim, geceleri puslu puslu olurdu bazen
    bazen birisi fısıldarmış gibi olurdu
    "duyamadım", derdim, "tekrar et"
    sessizliğe bürünürdü o vakit her şey
    sokaklar daha bir puslu
    palyaçolar daha bir ağlamaklı olurdu
    ve ben daha bir alçak olurdum
    ağlardım biraz.

    https://1000kitap.com/yazar/Ah-Muhsin-Unlu ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR :

    *Kaç lisan bilirsen bil,
    terk edilmeyi yüreğine tercüme edemeyeceksin.

    Nazım Hikmet Ran ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR :

    *Benim kelime hazinem çok geniştir, derdim. Senin bir kelimene yetemedim;
    Git, ne demekti sevgilim ?

    *Ne kötüdür insanın aklıyla yüreği arasında çaresiz kalması.
    Ne kötüdür an kadar yakın,
    bir asır kadar uzak olması.
    Ve bilir misin ?
    Ne acıdır insanın bildiğini anlatamaması...
    "Ben" deyip susması, "Sen" deyip ağlamaklı kalması.

    *Değmiyor bazen uğruna yorulduklarımız.

    *Yalnızlık insana çok şey öğretirmiş.
    Ama sen gitme, ben cahil kalayım.

    *Kaldı işte; Çayımız bardakta..
    Çocukluğumuz sokaklarda..
    Mutluluğumuz kursağımızda..
    Sevdiklerimiz uzaklarda..
    Gülüşlerimiz fotoğraflarda.

    *Şehrime gel sevgili.
    Yarın çık gel.
    Bırak her şeyi, bir bekleyenim var de gel.
    Gel ki bu şehir adımlarınla anlamlansın.
    Gel ki bu şehir nefretim olmaktan çıksın.
    Gel ki nefes alayım.
    Gel.

    *Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.
    Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karşılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıkların la yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz.
    Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksın dır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın. Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.
    Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor. Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....
    Sen yüreğinin sesini dinleyenlerden sin ve biliyorsun aslolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yaşadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...
    Hayatı ıskalamaya lüksün yok senin.

    Necip Fazıl Kısakürek ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR :

    *Ayağın taşa takıldığında "Allah kahretsin" bile deme, dua et ki; taşa takılan bir ayağın var.

    *Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer, perdesiz ev de ya satılıktır, ya kiralık.

    *Kurban olduğum Allaha bile günde beş vakit ulaşabiliyorken, kendini ulaşılmaz sananlara selam olsun!

    *Armut deyip geçmeyin, onun ilk hecesi çoğu kişide yoktur.

    *Herşeyin ilacı ZAMAN diyenler,birde bu kelimeyi tersten okumayı deneseler.

    *Benim ayağımın altı da müsait başımın üstü de.. Nerde duracağını kendin belirle.

    Özdemir Asaf ADIYLA PAYLAŞILAN SAHTE ALINTILAR :

    *Ben utangaç bir kalbi taşırım geceden.
    Ben sana âşık olduğumu,
    Ölsem söyleyemem.

    *Bana surat asma hayat
    Misafirim sonuçta,
    Kalkar giderim.

    *Ah sana bir sarılsam şimdi, kırılsa yalnızlığımın kemikleri.

    *Benimle ömür geçer mi ki' dedim. 'Senle geçirmeye ömür yeter mi?' dedi. İşte bu bana bir ömür yetti.

    *İnsanlar insanların içinde 'insan'lara hasret yaşarlar.

    *Ben sana hep üşüyordum
    Çünkü kıştım..
    İnkar etmiyorum da bunu
    Seni sevmek gibi
    Büyük işlere kalkıştım.

    *Baharda kışı,
    Kışın da baharı özler insan.
    Ne uzaksa onu özler...
    Kavuşmak şart mı? Boşver!
    Bazı şeyler yokken güzel.

    *En sevdiğim mevsime geldik. Yapraklar sararacak gök gürültülü yağmurlar yağacak. Sonbahar hüzündür. Hüzün ise ben demektir.

    *Bunca vefasızlıktan sonra, bazılarının ederi kalmadı artık gönlümde; kaç'a deseler, hiç'e sayarım.

    *Ben kattım sana biraz
    öyle sevdim seni.Çünkü sen de bensiz o kadar güzel değilsin hani.

    *Yemin ederim kokundan anlamıştım, benim için herhangi biri olmayacağını.

    *Sende gördüğümü görecekler diye ödüm kopuyor.

    *Eskisi kadar özlemiyorum seni,
    Ve ağlamıyorum olduk olmadık zamanlar da..
    Adının geçtiği cümlelerde, gözlerim dolmuyor..
    Yokluğunun takvimini tutmuyorum artık.
    Biraz yorgunum.
    Biraz kırgın.
    Biraz da kirletti sensizlik beni!
    Nasıl iyi olunur henüz öğrenemedim ama
    "İyiyimler" yamaladım dilime.
    Tedirginim aslında, seni unutuyor olmak,
    Hafızamı milyon kez zorlamama rağmen yüzünü hatırlayamamak korkutuyor beni.
    Gel diye beklemiyorum artık,
    Hatta istemiyorum gelmeni.Nasıl olduğun konusunda ufacık bir merak yok içimde.Arasıra geliyorsun aklıma, banane diyorum,
    Benim derdim yeter bana banane!
    Alıştım mı yokluğuna?
    Vaz mı geçiyorum, varlığından?
    Tedirginim aslında,
    Ya başkasını seversem?
    İnan o zaman seni hayatım boyunca affetmem.
  • 214 syf.
    ·Beğendi·9/10
    UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

    Uzun zaman önce başlayıp, sekmelere uğrayan ve bir türlü yazamadığım bir incelemeden daha hepinize selamlar ola .. Normalde bu incelemeyi yapmayı pek düşünmüyordum ama bazı incelemeleri ve altındaki yorumları okuyunca yazmazsam olmaz diye düşündüm .. Öyle akla mantığa sığmaz yorumlar okudum ki .. Yani bunlar, ya kasıtlı ya da bilgisizlikten böyle yazılıyor ..Düşünüp empati yapabilen insanların , hele hele inkilap tarihi okumuş kesimin bu yanlışları yapacağını düşünmüyorum .. Bu incelemeyi de Yakup Kadri ile yeni yeni tanışacak arkadaşlarımız için yapıyorum .. Kafalarında soru işareti kalmasın, bu güzide yazarımızı yanlış tanımasınlar diye yazıyorum ..

    Bir kitabı okuyacağım zaman ,hele hele bir yazarı ilk kez okuyacağım zaman adetim olan bazı değişmez ön hazırlık koşulları ve kıstaslarım vardır .. Nedir bunlar ? Birincisi , yazarı tanımak .. İkincisi yazıldığı dönemi araştırmak .. Sadece tek taraflı değil her yönüyle araştırmak ..Gidip o dönemleri, tek taraflı olarak Mustafa Armağan' dan veya Yavuz Bahadıroğlu' ndan falan okursanız aşşağıda bahsedeceğim yanlışları yaparsınız .. Bu da kaçınılmazdır ..Hemen salça olacaklar için gerekli uyarıyı yapayım da sonradan papaz olmayalım ..Ben bu bahsettiğim şahıslar okunmasın diyenlerden değilim .. Aksine onları da okuyun hatta mutlaka okuyun ama bunları da okuyun diyorum .. Her daim söylüyorum , Aziz Nesin de aynı şeyi söylüyor : GERÇEKLER ZAMANA GÖRE DEĞİŞMEZ ! Sanırım ne demek istediğimi anladınız .. Kısaca o dönemin şartları ile minik bir girizgah yapalım ..

    Bu bilgiler 1923 ' e ait .. Ona göre kafanızda o günün Türkiye' sini ve Kurtuluş Savaşı dönemini siz kurgulayın kukumanjerolar ...
    Toplam nüfusumuz "13 milyon" .. Bu sayının 11 milyonu KÖYLERDE yaşıyor ..40 bine yakın köy var ve bu köylerin 37 bininde OKUL , POSTANE ve herhangi bir DÜKKAN YOK! 30 bin köyün ise, yani her 4 köyün 3 ünde CAMİ YOK... Traktör- biçerdöver ve modern tarımcılık bir hayal ..Atadan dededen görme kara düzen ve son derece verimsiz bir tarımcılık yapılıyor .. Karasabanın premium ligte birinci sırada olduğu dönemler .. Hal böyle olunca şekerden EKMEKLİK UNA , pirinçten en basit gıda maddelerine kadar herşey İTHAL..Sağlık sektörünü hiç saymayayım diyeceğim ama bilinsin ..Tüm vatan sathında 337 doktor , 60 ' a yakın eczacı var ..Bunlardan sadece 8'i Türk ..40 BİN KÖY İÇİN SADECE 4 EVET YANLIŞ OKUMADIN YAZIYLA DÖRT HEMŞİRE VE 136 EBE VAR.. Doğumdaki bebek ölüm oranı %40 .. Anne ölüm oranı %19 .. Haaa az daha unutuyordum .. Frengi ve sıtmalıların sayısı milyonları buluyor ..Bitlenmek son derece sıradan bir durum .. Ve trahom diye bir hastalık daha var ki onu ne sen sor ne ben söyliyeyim .. Bugün yok .. O yüzden pekçoğunuz ismini dahi yeni duyuyor .. Sonra açar google a sorarsın .. Tüm bu bilgiler ışığında okuma yazma oranının hesabını falan var gel sen yap,işin içinden sen çık canım kardeşim..Köylerde okuma yazma dahi bilmeyen şıh , hacı - hoca denen din bezirganları köylünün kanını emiyor.. KISACA MİLLETİMİZİN YOKLUKTAN , EĞİTİMSİZLİKTEN KIRILDIĞI DÖNEMLER...

    YABAN çok değil, bu dönemden 2 - 3 sene öncesini anlatır ..O dönemin Türkiyesi' ne daha doğrusu , unutulmuş ve kaderine terk edilmiş Anadolu' ya , köylerimize , köylülerimize ayna tutar .. Okul yüzü görmemiş , okuma yazma bilmeyen insanlarımızı , onları kandıranları , işgal ordusu denen yunanı , onlarla işbirliği yapan kansızları anlatır ..Esas olayı budur ama Yakup Kadri olayın içine bir aşk hikayesi de empoze edip olayları önümüze bu şekilde servis etmiştir.. Çanakkale Savaşı' nda gazi olan bir Türk subayının Kurtuluş Savaşı sürerken Anadolu' ya gelişi ve çevresinde gelişen olaylardır özünde anlatılan.. Kurgu denebilir , hatta denmelidir ama romanda geçen olaylar birebir yaşandığı için yaşanmışlıkların romanı dersek de yanlış olmaz diye düşünüyorum .. Yaşanmışlıklar diyorum çünkü biz "Kurtuluş" için savaş verirken bu olaylardan çok daha fazlası yaşanmıştır .. Kitapta Yunanlılar geçtikleri köylerin üzerine uçaklardan Mustafa Kemal' in hilafet düşmanı olduğunu , padişah düşmanı olduğunu ,kendilerinin islamı kurtarmak için geldiklerini , mukavemet görmedikleri müddetçe halka zarar vermeyeceklerini , bu gelen ordunun Avrupa adlı bir kraliçenin emrinde olduğunu , islama hizmet ettiklerini anlatan bildiriler atmışlardır .. Bu anlattığım olayın aynını zaten yaşadık .. Dönemin şeyhülislamının verdiği fetvalar halen ortada duruyor.. Hatta yıllar sonra bile bu oyunu yaptılar ..Yunanlıları biliyorsunuz ki ingizliler ve amerikalılar giydirdi..Aynı ingilizler bir dönem prens charlesın sünnet olduğu haberini piyasaya servis ettiler.. Buna mütakipte prensin devasa boyutta bir Kuran önünde çekilmiş fotografları pompalandı tüm dünyaya .. Gülmeyin !! Bunlar gerçek ..Neyse devam edelim ..

    1912 ve 1918 arası Türk edebiyatında millileşmenin zirveye oturduğu yıllar.Yakup Kadri ' de bundan nasibini sonuna kadar almış bir yazarımız ..Roman okunduğunda yazar kimi zaman köylüyü acımasızca eleştiriyor.. İlk kez okuduğum da ben de başlarında yahu neler oluyor diyip bir afallamadım dersem yalan olur .. Ki Yakup Kadri ' nin romanlarını okumazdan önce , tarih (özellikle inkilap tarihimiz ve siyasi yakın tarihimiz ) okuduğum dönemlerden dolayı kendisi hakkında yeterince bilgiye sahip biriyim.. Denmiş ki Türkiye aydınları genel olarak halkı aşşağılıyor ..Yakup Kadri ' de bunlardan biri ..Yaban' da bunun en bariz örneği.. Yahu arkadaşım siz şaka falan mısınız ?!?!? Nerenizle okuyorsunuz kitabı ? Hangi uzvunuzla ? Hangi organınızla ?!? Biri de çıkmış :

    - "İşte efenim ben lisede okumuştum da .."
    - "Eeee? "
    - "Sonrasında gördüm ki bu halk o halk değil .."

    YAPMA YAA!!!!

    Hayırdır bilader zaman makinasına atladın da ,1920 lerde Anadolu köylerine mi gittin geldin ? Ölümsüzlüğü mü keşfettin ? O günden bugüne dek yaşadın da ona istinaden mi yazdın bunları ?

    BAKIN ROMANDA NE DİYOR YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU :

    "bunun sebebi türk münevveri (AYDINI!!), gene sensin! bu viran ülke ve yoksul insan kütlesi için ne yaptın? yıllarca, yüzyıllarca onun kanını emdikten ve onu bir posa halinde kara toprağın üstüne attıktan sonra, şimdi de gelip ondan tiksinmek hakkını kendinde buluyorsun.

    anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. bir kafası vardı, aydınlatamadın. bir vücudu vardı, besleyemedin. üstünde yaşadığı bir toprak vardı, işletemedin. onu behimiyetin, cehlin ve yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. o, kara toprakla kuru göğün arasında bir yabani ot gibi bitti. şimdi, elinde orak, buraya hasada gelmişsin. ne ektin ki ne biçeceksin? bu ısırganları, bu kuru dikenleri mi? tabii ayaklarına batacak. işte her yanın şerha şerha kanıyor ve sen acıdan yüzünü buruşturuyorsun. öfkeden yumruklarını sıkıyorsun. sana ıstırap veren bu şey, senin kendi eserindir, senin kendi eserindir."

    Romanın YABAN ismi ile yayınlanması tüm şu yukarda bahsettiğimiz muhabbet göz önüne alındığında gayet manidardır.. Yaban , söz konusu insanların arasına sonradan gelip yerleşen Türk subayının köylülerce kendisine verilen adıdır .. Yakup Kadri ' de ilkin karakterin kendi bakış açısı ile kimin yaban olduğunu sorgular .. Sonrasında iç hesaplaşmasını yapar .. Haklıyı haksızı birbirinden ayırır .. Şu alıntıyı romanda okumasına rağmen gelip zırıl zırıl ağlamak - açıkça söylüyorum- AKILSIZLIKTIR! İZANSIZLIKTIR! TUTARSIZLIKTIR!

    Şimdi ben soruyorum ;

    İşbu romanı doğru düzgün okumadan aydınımız milleti aşşağılıyor diyenler mi , yoksa romanda cahil bırakılmış toplumun arasına sonradan giren , halk arasında ötekileşen karakterimiz mi YABAN ?

    Birkez daha söylüyorum ..Ne okuduğunuzun bir önemi yok ..İSTEDİĞİNİZİ OKUYUN CANIM KARDEŞİM! Yeter ki romanı GÖ"Z"ÜNÜZLE okuyup , BEYNİNİZİ çalıştırarak yorumlayın .. YOKSA YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU' nu , BAŞ HARFLERİ KISALTILINCA ORTAYA ÇIKAN "YKK" HAFRLERİNDEN MÜTEVELLİT BU FERMUAR MARKASININ KURUCUSU VEYA SAHİBİ SANMANIZ İÇTEN BİLE DEĞİL ..

    "ROKET" aromalı bir incelememizin de böylece sonuna geldik .. Esen ve İŞSİZ kalınız sevgili kikirikler !!

    Elzem linkler ..

    YKK fermuarları : https://onedio.com/...de-ykk-yazar--509597

    bonus parca : https://www.youtube.com/watch?v=bJNiMNUSrw8
  • 128 syf.
    ·Beğendi·10/10
    UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

    Birkaç gündür , bir şekilde süre gelen aksiliklerden ötürü girizgahını yapıp nihayetine erdiremediklerimden oldu bu kitap..daha önce Steinbeck okumuşluğum da vardı..ne hikmetse sahaflarda bir türlü denk getirip alamamıştım bu eserini.. methini çok duymuştum yalnız..her neyse sağolsun sahaf bir arkadaşım eline geçer geçmez ayırmış biz de kattık arşivimize.

    ----- Spoiler içermez rahat rahat OKU güzel kardeşim =) -----

    İNCİR ÇEKİRDEĞİ VS KARPUZ!! (anlatıcam OKU sen n'apcan?!) =)

    "Büyük Buhranın" başta Amerika olmak üzere tüm dünyada ailelerin ocağına incir ağacı ektiği , insanları çekirdek gibi çitleyip açlık ve sefaletten yokettiği dönemler..bu yetmezmiş gibi bir de ırkçılık ve hiçbir daim anlam veremediğim siyahlardan - beyazlardan ve akan kandan oluşan bir beşiktaş sendromu..siyahların bariz şekilde aşağılandığı , toplumdan soyutlandığı , KKK ' nin (klu klux klan) altyapıyı kurup süper ligte iyiden iyiye, bölge bölge terör estirip top koşturduğu sıralar.. bununla beraber halkın genelinde inanılmaz bir yoksulluk ve umutsuzlukta cabası..evet genele bakacak olursak romanın arka planında o zamanın Amerika' sında vaziyet bu şekilde..
    gelelim kahramanlarımıza ..biri nokta biri ÜNLEM kıvamında takılan ,öncesinde kaderin bir şekilde hayatlarını kesiştirdiği , çalışmak için sürekli iş arayan bu sırada da çeşitli badireler atlatıp seyyah moduna geçmiş iki göçmen işçi..biri ufak tefek ve çok akıllı, takımın beyni.. diğeri ise bunun tam tersi ve kas gücü..hal böyle olunca başları da dertten kurtulmuyor bir türlü..
    Yorum yaparken genelde olaylara girmek pek adetim değil.. sadece şunu söyleyeyim kelimenin tam anlamıyla "inanılmaz" bir arkadaşlık hikayesi okuyacaksınız..kitabın bitiminde "KURUYEMİŞ TEZGAHINDA FİYAT ETİKETİ LEBLEBİYLE =( KARIŞAN KAJUNUN BİRİM FİYATINI GÖRÜP , ANLIK BİR SEVİNÇLE " ŞUNDAN 2 KİLO GÖMEYİM BARİ" DİYEN KÖYLÜ KURNAZI MUHARREM AMCANIN , KASAYA GİDİP YANLIŞLIĞI KENDİSİNE BELİRTMELERİ ÜZERİNE YAŞADIĞI DERİN ÜZÜNTÜYÜ İLİKLERİNİZDE HİSSEDECEK", yaşanan "SON" olayın tesiri altında ise RANDOMİZE GİRİLİP PAVYONLARDA KAYDA ALINMIŞ , SONRASINDA TERSTEN KAYDEDİLEREK KOLAJLANMIŞ , YETMEMİŞ DJ AKMAN TARAFINDAN REMİXLENİP CİLALANMIŞ PARÇALARDAN OLUŞAN BİR SETLİSTİN ORTAMI GEVRETTİĞİ RUSYA'DA VUKU BULAN BİR KINA GECESİNE DENK GELMİŞÇESİNE ŞAŞIRACAKSINIZ...

    roman için tanım :eğer bu 110 sayfalık incecik romanı bir İNCİR ÇEKİRDEĞİ olarak düşünecek olursak ,Steinbeck bu incir çekirdeğinin içine hayaller , umutlar , umutsuzluklar, toplumdan dışlanıp yalnız kalanlar, güçlünün hep haklı güçsüzünse sorgulanmaksızın haksız ilan edildiği durumları çok güzel bir şekilde zerk etmiş..daha dogrusu İNCİR ÇEKİRDEĞİNİ KARPUZLA DOLDURMUŞ..

    Kimdir yahu bu dj akman diyenler için not :

    https://www.youtube.com/watch?v=K9UeH3gKidQ

    ZEHİRLENENLER İÇİN NOT : yoğurdu bol yiyin!! =)