• Benzemez insan dostlarıma/ Ağaçlar gölgesini esirgemez/ Güneş köpeğimden daha sadık/ Dizlerime sıçrar ellerimi ısıtır/ Karşılık beklemeden/ Hele kuşlar/ Avcılara bile kin beslemezler.”

    Oktay Rıfat'ın “Gün Sonu Konuşması” şiiri böyle biter. Mahsusmahal için aklımda harfler, kâğıda, dünyaya, insana her baktığımda, bu dizeler sözden önce halkalandı içimde. Kalbim, özgürlüğü elinden alınmış insanlara her gittiğinde bu dizeler benden önce vardı cezanın duvarlarına. Dokunan neydi bilmiyorum. Yaşama sevinci; doğanın insana bağışladığı büyük bilgi; insanın yarattığı incinme ve yalnızlığa, sevgisini yitirmeden yapılan sitem; bir iyilik duygusu; bize anlamanın ve sevmenin kapılarını aralayan olağanüstü alçakgönüllülük…

    Evet, insan dostlarımız ağaçlara, kuşlara, güneşe, yağmura, denize benzemiyor. Kendisi gibi düşünmeyene, kendisi gibi olmayana karşı akıl almaz bir önlem duygusuyla korkular geliştiriyor. Korku insanı masum bir yerde bırakmıyor. Eşiklerden başlayarak sokakları, öteki evleri, bütün bir kenti, giderek dünyayı bir yabancıya çeviriyor. Yabancı, içimizde mayalanan korkuyu, aldığı her solukla biraz daha kışkırtıyor! Yetmiyor, içimizden dışımıza doğru halka halka yayılan yalnızlığın zehirli duygusu, yarattığımız bu yabancıyı düşmana dönüştürüyor. Anlamanın ve sevmenin, dünyayı bir bağışa çeviren konakları geçilmiştir artık. Düşmanlığın nerelerden birikip geldiği çoktan unutulmuştur. Herkes yalnızca kendi haklılığına inanmaktadır. Ötekinin hikâyesi yoktur. Korunma güdüsü; hiçbir adalet duygusu, yaşama hakkı, varoluş saygısı tanımadan açık bir şiddete ve yok etmeye varmıştır: Bir parmak sallamadan, seste cisimleşen öfkeye; dayaktan öldürmeye, onlarca acıyla her şey cezaya dönmüştür “öteki”ler için. Korku, hem yedeklediği hem merkezine oturduğu çıkarla, bireysel ve toplumsal düzlemde örgütlenmiştir. Kendisini haklı kılacak kurallarını koymuş, yapılarını kurmuştur. İnsanın evine, bedenine kurulan hapishane yetmemiş, zamanı, doğayı, insanı suça ve cezaya çeviren kocaman yapılar kurulmuştur. Korku, çıkar ve güç, şiddetini yasalaştırmış, bir kamusal düzene dönmüştür. Terazinin dolu kefesi devlettir, boş kefesi ‘düzen dışı' dır. Düzen dışının mekânı mı? Mezarlık değilse hapishanedir elbette… boş kefeden fırlayan hayatın dışına düşecektir!..



    ***

    Ölüm sonsuza düşer, tamam da (ölenin yaşayanlarda süren hatıralarını da öldürebilirseniz kuşkusuz), hapishanedeki insan hayatın dışına düşer mi? Kimi, hangi ağır sessizliğe, donmuş zamana, sevgisiz mekâna, hareketsiz gölgeye kapatırsanız kapatın, eğer dışarda bir gün yaşadıysa, verdiğiniz bütün cezayı ters yüz edecek dayanma gücünü, sonsuz bir zamanı da vermişsiniz demektir. Bu güç, bu sonsuzluk insanın hayal gücüdür. Hiçbir korkunun, cezanın, yoksulluğun önünü alamadığı, “terbiye” edemediği mucizesidir insanın. Ağacı kesmezseniz ya da güneşi karartmazsanız, gölgenin önünü nasıl alamazsanız, insanı yok etmeden, cezanızı bir karşı cezaya çevirecek hayal gücünü elinden alamazsınız. Siz, gücünüzün azdırmasıyla yüksek sesin bütün perdelerinden konuşun durun; duvarlarınız çiçek açacaktır; verdiğiniz korku gülünçleşecektir; caddeler salkım saçak yataklarda sürecektir; koğuşun ya da hücrenin tavanı günün her saati denizdir, parktır, bozkırdır, sıralı kirpiktir, dağ koyağıdır, kadın ağzıdır, anne sesidir, çocuk gözleridir, kavga meydanıdır. Unuttuğunuz ya da bilmek istemediğiniz iki şey var: İçerdeki insanın sizden ve dışardaki diğer insanlardan çok daha fazla dışarda olduğu; ikincisi ise özgürlüğün hayal gücü olduğu… hapishanenin kapısını kapatırken hayal gücünün kapılarını açtınız. Hiçbir zaman bilemeyeceğiniz bir başka şeyse, zamanı, içerdeki insanın dışarıdaki insandan çok daha iyi bileceğidir. Sizin, ancak ölümün eşiğinde bir hayıf duygusuyla hatırlayacağınız zaman, içeri koyduğunuz insan için saniye saniye gerçekliğe dönüşmüş, ayırdına varılmış, değeri dünya olan bir somutluk kazanmıştır. Çünkü onun için geçmesi de acıdır, geçmemesi de… zaman, mahpusun bedeninde ‘şimdi' olarak can bulan hayal ve hatıradır.



    ***

    Oktay Rıfat'ı bir daha analım: “Hep yaşadığımı hatırlatıyorum kendime/ Diyorum ki işin acele/ Bir gün ne el kalacak tutmak için/ Ne yürümek için bacak/ Ne bulutların seyri/ ne de bir hatıra dünyamızdan/ Çünkü hatıralar kuşlar gibi/ Dal ister konacak (...)”

    Hatıra iyidir elbet mahpus için. Onu yaşadığı dünyanın içinde tutar. Hayal çok daha iyidir. Onu geleceğin içinde tutar. Yalnız hatıralar mı? Hayaller de dal ister konacak. Yaşayan her şey gibi; kuşlar, ağaçlar, kediler, çiçekler, insanlar gibi, hayaller de kendisini hayatın içinde görmek ister, sınamak ister, çeşitlenmek ister, büyümek ister. Oysa beş duyu ile beslenmeyen hayal gücü yorgun düşecektir. Bir biçimde dile gelmeyen, hayat bulmayan hayal gücü, usul usul kabını yakmaya başlayacaktır. Cezanın çanları yeni çalmaya başlamıştır. Hapishane bütün kasvetiyle, sessiz sinsi, içerdeki adamın içine yürümektedir. Gardiyan şimdi gardiyan olmuştur; duvarlar gittikçe soğuk, yüksek ve uzaktır; gelenler dışardan yalnızca keder getirmektedir; ranza yavaş yavaş erimektedir; dünya ne hatıradır artık, ne hayal… insana verilebilecek en büyük ceza başlamıştır.

    Yazmak tam da buradan başlamıştır cezaevinde; şiir, resim, müzik, roman, el işleri, tiyatro, buradan… çünkü insan, hangi insansız cehennemle cezalı olursa olsun, soluk aldığı sürece var olmak için kendisini yıkıp yıkıp kuracaktır. Yaşama mucizesi dediğimiz şey, onun, çift ağızlı bıçak gibi iyiliğe de kötülüğe de işleyen bu yetisindedir.
  • Bir kişinin, sadece bir kişinin seni çok iyi anladığını ve karşılıksız, çıkarsız biçimde seni sevdiğini sandığın an hayatının en büyük hatasını yaptığın andır. Diğer insanlardan ne kadar da farksız olduğunu acımasızca sana gösterdiğinde, bir kez daha kusma isteği uyanır içinde ve bir kez daha insanlar denilen familyanın küçük küçük hayvancıklardan oluştuğunu hatırlarsın.

    Evet, yüceltip övülerek yere göğe sığdırılamayan "insan" diye bir şey yoktur yeryüzünde. İnsana atfedilen tüm iyi ve güzel özellikler, anlayamadığımız birileri tarafından kuyuya atılmıştır. Bir gün çıkıp geleceğini düşleyerek dönüşünü beklemekse toz pembe hayalden başka bir şey değildir. Kuyu, tahmin edilenden çok daha derindir.
  • (22 Mayıs - 21 Haziran)
    Bir İkizler Erkeği, ayaklarınızı yerden havalandırıp gökyüzünün bulutları arasında dolaştırabilir.

    Kendinizi, dünyayı ve her şeyi bir anda unutabilirsiniz. Fakat, bu anın ne kadar süreceğini ne siz bilebilirsiniz, ne de karşınızdaki İkizler Erkeği… Zaten size böyle bir güvence de vermiş değildir.

    Ayrıca da kendisinden herhangi bir söz almaya kalkışmayın. Alsanız bile bu sözün yerine getirileceğini fazla beklemeyin.

    Aslında İkizler Erkeği’nin sabah gittikten sonra akşam dönmesini bile beklemeyin. Ve dönüp geldiği zaman da nerelerde olduğunu sormayın. Tabii onu istiyorsanız… Onun geldiğini görünceye kadar sakın kendisini aramayın, gitmek istediği zaman da paltosunun eteklerine yapışmayın. Böylece onun aşkını kazanma şansınızı artırırsınız.

    Yoksa, hâlâ farkında değil misiniz?

    Aşık olduğunuz adam bir İkizler. Üstelik iki değil belki de üç hatta dört erkekle birliktesiniz. Ve bunlardan hangisine aşık olduğunuzu bilemiyorsanız, o zaman işiniz zor. Aslında hepsine birden aşık olmuş olabilirsiniz. İşte bu iyi bir durum. O zaman hepsini tek tek tanıyorsunuz, demektir. Zira İkizler Erkeği’nin içindeki diğer kişilerin hiçbiri diğerine en ufak benzerlik göstermez.

    Belki birinin diğerinden farklı olduğunu sezinlemiş olabilirsiniz. Ama kesinlikle bunu bilmeli ve birinin yaptığını diğerinden beklememelisiniz. Onun çift yapısı, birbirinden tamamıyla farklı iki kişilikten oluşur. Hatta kendisiyle ilişki kurduğunuz İkizler Erkeği, aslında üçüz veya dördüz de olabilir. Eğer öyleyse, kendisiyle yalnız olduğunuz zaman bile, size hatırı sayılır bir kalabalık eşlik edecek demektir.

    Tipik bir ikizler, insanlardan hoşlanır. Ne kadar çok olursa, o kadar mutlu olur. Tatlı konuşmayan bir İkizler tipi hemen hemen yok gibidir. Eşsiz bir zevki vardır, zekice esprilerle doludur ve komplimanları sıcak bir içtenlikle yüreğinize akar.

    Genellikle, kusursuz sosyal davranışların ustası olarak, bir partinin çeşitli eğlencelerle hareketlenmesini sağlar. Bol bol oradan oraya dolaşma fırsatını elde ederek, mümkün olan en çok sayıda her çeşit insanla tanışma olanağını bulmaya bayılır.

    Eğer onunla ilk kez, o büyüleyici çift kişiliğini oynadığı bir sosyal faaliyette tanıştınızsa, hiç şansınız yok demektir. Onun şimdiye kadar karşılaştığınız en heyecan verici, en zeki, en ilginç erkek olduğuna inanacaksınız. Bu gözleminizi hiç kimse tartışamaz. Kesinlikle öyledir. Heyecanlanmanıza ve etkilenmenize şaşmamak gerek. Ancak, onun isminizi değiştirmesine izin vermeden önce, kaprisleri rüzgar gibi değişen ve daha balayı bile bitmeden hayattaki amaçları tümüyle değişebilecek bir erkekle, ne olacağı belli olmayan bir geleceğe katlanabileceğinizden emin olmanız gerekir.

    Ziyaretinize gelirken size çiçekler, parfüm, bir plak veya bir iki kitap getirir. Kendi yazdığı bir kitabı da getirebilir. Siz onun neşeli davranışı karşısında mutluluktan güneş gibi ışıldar, parlak, zeki şakalarına kahkahalarla güler ve o canlı, nazik, ilgili çekiciliği altında mum gibi erirken saatlerin nasıl geçtiğini anlamazsınız. Dünyada başka hiç kimsenin yapamayacağı biçimde, yüzlerce değişik şekilde “seni seviyorum” diyebilir.

    Ertesi gün telefon ederek, hiçbir anlaşılır nedene dayanmadan randevunuzu iptal edebilir. Bu durumda aklınıza her türlü şey gelebilir. Sizi sevdiğini söylerken sadece şaka mı ediyordu? Başka birini mi görmeye gidecek? Başı dertte mi? Korkularınız doğru olabilir. Ama, yanlış da olabilir.

    Bir hafta sonra, alaycı imalarla dolu, sıkıntılı ve sinirli bir halde tekrar ortaya çıkar. Sabırsız, eleştirici ve huysuzdur. Ayakkabılarınızı, rujunuzu, edebi zevkinizi eleştirir ve birlikte olup olamayacağınız konusunda ciddi endişeleri vardır. Ya da suratsız, canı sıkkın, dalgın, mesafeli ve soğuktur. Niçin diye sormanın hiçbir yararı yoktur, nasıl olsa tatmin edici bir cevap alamazsınız.

    Bu tecrübeden dersinizi almadıysanız, birkaç günsonra sizi arayıp en şirin haliyle gezmeye götürecektir. Siz de onun bilgisi ve çeşitli ilgileriyle tamamen hipnotize olmuş bir halde sanat galerisini, tiyatroyu, müzeyi, ya da operayı gezerken her şeyi unutursunuz.

    O olağanüstü müşfik, geleceğiniz konusunda tatlı, renkli hayaller ve düşsel umutlarla dolu olacaktır. Sonra evlenme teklif eder. Birdenbire. Beklenmedik bir hızla. Birkaç gün önceki tüm fırtınaları, kaygılarınızı unutarak, fikrini değiştirmesine fırsat vermeden “evet” derseniz –işte olanlar oldu- hiçbir zaman çözemeyeceğiniz bir bilmeceyle nişanlandınız.

    Doğum haritasının geri kalan kısmı ne derse desin, İkizler Erkeğiniz doğduğu anda Güneş İkizler Burcu’ndaysa, (ki öyledir) bu adam yarın, bugün olduğu gibi olmayacak, dünden de hiçbir sürekli anı taşımayacaktır. Ne şekilde olursa olsun, değişecektir. Neyse ki bu değişiklikler her zaman iyiye doğru olabilir ve o sürekli daha yüksek bir hedefe doğru yönelebilir. Ama tersi de olabilir.

    Eğer kumar oynamaktan hoşlanıyorsanız, tam size göre biri demektir ve onunla kafaca ve ruhsal olarak güzel bir uyum sağlayabilir, birlikte ihtiyarlamayı başarabilirsiniz.

    Eğer, çok fazla yaklaşmazsanız, bir İkizler Erkeğini sevmek kolay ve eğlencelidir. Onun sadece kendisine ait olan ve başka hiçbir kimseyle, hatta sizinle bile asla paylaşmayacağı bir iç yapısı vardır. Davranışlarınızı serin ve hafif tutun. Çok ihtiraslı ya da dramatik davranmayın. Onu bıktırmayın. Ona her zaman heyecan verin. O zaman İkizler Erkeğiyle aranızdaki aşk çok özel olabilir. Onun değişkenliğine karşı çıkmayın. Siz de onunla birlikte değişin. Onun kadar hızlı hareket edin ve yaşamla ilgilenin. Aksi halde aşkınız, sıradan bir ilişki olmaktan öteye geçemez.

    O, her şeyin üstünde bir kafa arkadaşı aramaktadır. Kendi zeka düzeyinde, hatta zaman zaman daha üstün birini istemektedir; çünkü o bir egoist değildir. O gerçekçi ve her şeyini zeka yarışında kazanan biridir. Asla, kişiliksiz bir köleyle veya bir ahmakla evlenmek istemez. Bırakın kadınca görünüşünüzün yanısıra parlak zekanız da ortaya çıksın. Bu, bazı erkekleri korkutabilir, ama İkizleri korkutmaz. Aksine onu size doğru kuvvetle çekecek yegane şeydir.

    İkizler, şapkasını nereye asarsa orası evidir. Eski anılara, yerlere, insanlara ve şeylere derin ve sürekli bir bağlılık duymaz. Uzun bir yalnızlık döneminde de acı gözyaşları dökebilir, ama bu gözyaşları, geçmişe duyduğu büyük özlemden değil, kendi yalnızlığı için akar. O, topluluğu sever ve uzun süre yalnız kalmaktan nefret eder, hatta korkar. Eğer ona, her zaman yanında olacak, ama ona dayanmayacağı gibi onun da kendisine dayanmasını istemeyecek bir eş olacağınız mesajını iletirseniz, o zaman belki uzun süreli bir kontrat imzalamayı düşünebilir.

    Tabii bu arada şu sakıncaları aklınızdan çıkarmayın; birçok İkizler birden fazla kez evlenirler, ancak bu birden fazla evlenme, olgunluk çağını beklemeden, çok genç yaşta evlenirlerse olabilir.

    Her İkizler’in iki eşi yoktur. Ama, hemen hemen başka her şeyleri iki tane olur. İkiye katlamaktan hoşlanır.

    Mali konularda, ikilik gene ortaya çıkar. Bir Merküri erkeği önce son derece cömert, sonra da birdenbire cimri olabilir.

    Eğer onun ikiz davranışlarının ortalamasını alacak olursanız, cömertlik ağır basar. İkizler para veya bilgi biriktirmek hevesinde değillerdir. Her ikisini de emer, değerlendirir ve daha iyi bir şekilde geri verirler.

    O, hızlı çalışan, parlak zekâsının verimliliği sayesinde, yeni orijinal fikirler üretip bunları başkalarının hizmetine sunan bir iletişimcidir.-İKİZLER-
  • "Hayır demesini bilmeyen kişi güçsüz kişidir. Hayır demesini bilmeyen kişinin Evet'inin de anlamı yoktur."
  • Evet belki de haklısın, sıfır'ın gücü yoktur. Ama unutma ki, sıfır'ın kaybedecek bir şeyi de yoktur!


    Bob Marley
  • Evet evet, bundan eminim.. Bence kusursuz cinayet yoktur..
  • (22 Mayıs - 21 Haziran)
    Bir İkizler Erkeği, ayaklarınızı yerden havalandırıp gökyüzünün bulutları arasında dolaştırabilir.

    Kendinizi, dünyayı ve her şeyi bir anda unutabilirsiniz. Fakat, bu anın ne kadar süreceğini ne siz bilebilirsiniz, ne de karşınızdaki İkizler Erkeği… Zaten size böyle bir güvence de vermiş değildir.

    Ayrıca da kendisinden herhangi bir söz almaya kalkışmayın. Alsanız bile bu sözün yerine getirileceğini fazla beklemeyin.

    Aslında İkizler Erkeği’nin sabah gittikten sonra akşam dönmesini bile beklemeyin. Ve dönüp geldiği zaman da nerelerde olduğunu sormayın. Tabii onu istiyorsanız… Onun geldiğini görünceye kadar sakın kendisini aramayın, gitmek istediği zaman da paltosunun eteklerine yapışmayın. Böylece onun aşkını kazanma şansınızı artırırsınız.

    Yoksa, hâlâ farkında değil misiniz?

    Aşık olduğunuz adam bir İkizler. Üstelik iki değil belki de üç hatta dört erkekle birliktesiniz. Ve bunlardan hangisine aşık olduğunuzu bilemiyorsanız, o zaman işiniz zor. Aslında hepsine birden aşık olmuş olabilirsiniz. İşte bu iyi bir durum. O zaman hepsini tek tek tanıyorsunuz, demektir. Zira İkizler Erkeği’nin içindeki diğer kişilerin hiçbiri diğerine en ufak benzerlik göstermez.

    Belki birinin diğerinden farklı olduğunu sezinlemiş olabilirsiniz. Ama kesinlikle bunu bilmeli ve birinin yaptığını diğerinden beklememelisiniz. Onun çift yapısı, birbirinden tamamıyla farklı iki kişilikten oluşur. Hatta kendisiyle ilişki kurduğunuz İkizler Erkeği, aslında üçüz veya dördüz de olabilir. Eğer öyleyse, kendisiyle yalnız olduğunuz zaman bile, size hatırı sayılır bir kalabalık eşlik edecek demektir.

    Tipik bir ikizler, insanlardan hoşlanır. Ne kadar çok olursa, o kadar mutlu olur. Tatlı konuşmayan bir İkizler tipi hemen hemen yok gibidir. Eşsiz bir zevki vardır, zekice esprilerle doludur ve komplimanları sıcak bir içtenlikle yüreğinize akar.

    Genellikle, kusursuz sosyal davranışların ustası olarak, bir partinin çeşitli eğlencelerle hareketlenmesini sağlar. Bol bol oradan oraya dolaşma fırsatını elde ederek, mümkün olan en çok sayıda her çeşit insanla tanışma olanağını bulmaya bayılır.

    Eğer onunla ilk kez, o büyüleyici çift kişiliğini oynadığı bir sosyal faaliyette tanıştınızsa, hiç şansınız yok demektir. Onun şimdiye kadar karşılaştığınız en heyecan verici, en zeki, en ilginç erkek olduğuna inanacaksınız. Bu gözleminizi hiç kimse tartışamaz. Kesinlikle öyledir. Heyecanlanmanıza ve etkilenmenize şaşmamak gerek. Ancak, onun isminizi değiştirmesine izin vermeden önce, kaprisleri rüzgar gibi değişen ve daha balayı bile bitmeden hayattaki amaçları tümüyle değişebilecek bir erkekle, ne olacağı belli olmayan bir geleceğe katlanabileceğinizden emin olmanız gerekir.

    Ziyaretinize gelirken size çiçekler, parfüm, bir plak veya bir iki kitap getirir. Kendi yazdığı bir kitabı da getirebilir. Siz onun neşeli davranışı karşısında mutluluktan güneş gibi ışıldar, parlak, zeki şakalarına kahkahalarla güler ve o canlı, nazik, ilgili çekiciliği altında mum gibi erirken saatlerin nasıl geçtiğini anlamazsınız. Dünyada başka hiç kimsenin yapamayacağı biçimde, yüzlerce değişik şekilde “seni seviyorum” diyebilir.

    Ertesi gün telefon ederek, hiçbir anlaşılır nedene dayanmadan randevunuzu iptal edebilir. Bu durumda aklınıza her türlü şey gelebilir. Sizi sevdiğini söylerken sadece şaka mı ediyordu? Başka birini mi görmeye gidecek? Başı dertte mi? Korkularınız doğru olabilir. Ama, yanlış da olabilir.

    Bir hafta sonra, alaycı imalarla dolu, sıkıntılı ve sinirli bir halde tekrar ortaya çıkar. Sabırsız, eleştirici ve huysuzdur. Ayakkabılarınızı, rujunuzu, edebi zevkinizi eleştirir ve birlikte olup olamayacağınız konusunda ciddi endişeleri vardır. Ya da suratsız, canı sıkkın, dalgın, mesafeli ve soğuktur. Niçin diye sormanın hiçbir yararı yoktur, nasıl olsa tatmin edici bir cevap alamazsınız.

    Bu tecrübeden dersinizi almadıysanız, birkaç günsonra sizi arayıp en şirin haliyle gezmeye götürecektir. Siz de onun bilgisi ve çeşitli ilgileriyle tamamen hipnotize olmuş bir halde sanat galerisini, tiyatroyu, müzeyi, ya da operayı gezerken her şeyi unutursunuz.

    O olağanüstü müşfik, geleceğiniz konusunda tatlı, renkli hayaller ve düşsel umutlarla dolu olacaktır. Sonra evlenme teklif eder. Birdenbire. Beklenmedik bir hızla. Birkaç gün önceki tüm fırtınaları, kaygılarınızı unutarak, fikrini değiştirmesine fırsat vermeden “evet” derseniz –işte olanlar oldu- hiçbir zaman çözemeyeceğiniz bir bilmeceyle nişanlandınız.

    Doğum haritasının geri kalan kısmı ne derse desin, İkizler Erkeğiniz doğduğu anda Güneş İkizler Burcu’ndaysa, (ki öyledir) bu adam yarın, bugün olduğu gibi olmayacak, dünden de hiçbir sürekli anı taşımayacaktır. Ne şekilde olursa olsun, değişecektir. Neyse ki bu değişiklikler her zaman iyiye doğru olabilir ve o sürekli daha yüksek bir hedefe doğru yönelebilir. Ama tersi de olabilir.

    Eğer kumar oynamaktan hoşlanıyorsanız, tam size göre biri demektir ve onunla kafaca ve ruhsal olarak güzel bir uyum sağlayabilir, birlikte ihtiyarlamayı başarabilirsiniz.

    Eğer, çok fazla yaklaşmazsanız, bir İkizler Erkeğini sevmek kolay ve eğlencelidir. Onun sadece kendisine ait olan ve başka hiçbir kimseyle, hatta sizinle bile asla paylaşmayacağı bir iç yapısı vardır. Davranışlarınızı serin ve hafif tutun. Çok ihtiraslı ya da dramatik davranmayın. Onu bıktırmayın. Ona her zaman heyecan verin. O zaman İkizler Erkeğiyle aranızdaki aşk çok özel olabilir. Onun değişkenliğine karşı çıkmayın. Siz de onunla birlikte değişin. Onun kadar hızlı hareket edin ve yaşamla ilgilenin. Aksi halde aşkınız, sıradan bir ilişki olmaktan öteye geçemez.

    O, her şeyin üstünde bir kafa arkadaşı aramaktadır. Kendi zeka düzeyinde, hatta zaman zaman daha üstün birini istemektedir; çünkü o bir egoist değildir. O gerçekçi ve her şeyini zeka yarışında kazanan biridir. Asla, kişiliksiz bir köleyle veya bir ahmakla evlenmek istemez. Bırakın kadınca görünüşünüzün yanısıra parlak zekanız da ortaya çıksın. Bu, bazı erkekleri korkutabilir, ama İkizleri korkutmaz. Aksine onu size doğru kuvvetle çekecek yegane şeydir.

    İkizler, şapkasını nereye asarsa orası evidir. Eski anılara, yerlere, insanlara ve şeylere derin ve sürekli bir bağlılık duymaz. Uzun bir yalnızlık döneminde de acı gözyaşları dökebilir, ama bu gözyaşları, geçmişe duyduğu büyük özlemden değil, kendi yalnızlığı için akar. O, topluluğu sever ve uzun süre yalnız kalmaktan nefret eder, hatta korkar. Eğer ona, her zaman yanında olacak, ama ona dayanmayacağı gibi onun da kendisine dayanmasını istemeyecek bir eş olacağınız mesajını iletirseniz, o zaman belki uzun süreli bir kontrat imzalamayı düşünebilir.

    Tabii bu arada şu sakıncaları aklınızdan çıkarmayın; birçok İkizler birden fazla kez evlenirler, ancak bu birden fazla evlenme, olgunluk çağını beklemeden, çok genç yaşta evlenirlerse olabilir.

    Her İkizler’in iki eşi yoktur. Ama, hemen hemen başka her şeyleri iki tane olur. İkiye katlamaktan hoşlanır.

    Mali konularda, ikilik gene ortaya çıkar. Bir Merküri erkeği önce son derece cömert, sonra da birdenbire cimri olabilir.

    Eğer onun ikiz davranışlarının ortalamasını alacak olursanız, cömertlik ağır basar. İkizler para veya bilgi biriktirmek hevesinde değillerdir. Her ikisini de emer, değerlendirir ve daha iyi bir şekilde geri verirler.

    O, hızlı çalışan, parlak zekâsının verimliliği sayesinde, yeni orijinal fikirler üretip bunları başkalarının hizmetine sunan bir iletişimcidir.